Eklenme Tarihi : 19.12.2011
Okunma Sayısı : 11892Yorum Sayısı : 70
Etiketler
AdemEFİLOĞLU
AdemEFİLOĞLU
tarafından eklendi
19.12.2011
Günün Yazısı

Bu Yazı 20.12.2011 tarihinde
GÜNÜN HECE YAZISI
olarak seçilmiştir.
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 20.12.2011 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Şiir İsterim
Şiir İsterim
Şairin   tahtıdır   söz  ile   hüner
Bentleri  kuracak   şiir    isterim
İçinde  öfkesi   şiirle       diner
Söz  ile   vuracak   şiir   isterim
 

Kılıçtan keskince  bilenen  kalem
Erisin   hecenin  rüknünde  elem
Mısralar   aktıkça  okusun  âlem
Dertleri   serecek   şiir  isterim
 

Doğruyu sözüne sermaye  yapan
Yönünden şaşmayıp Allah’a tapan
İçinde saklanan  manayı   kapan
Sırrına  erecek  şiir     isterim
 

Vatanım dedikçe şahlanan  mısra
İster Bağdat olsun isterse Basra
Her şiir  asılmaz  saraya  kasra
Yanlışı    soracak   şiir   isterim
 

Derim  ki  dostlarım  şiirin  hası
Kulakta  bırakmaz  kir  ile  pası
Puslu  akşamlarda   akşamsefası
Ruhumu  saracak  şiir    isterim

 

Zerrece gurura  tamah  etmeyen
Şeytanla el ele semah   etmeyen
Yanlış yola sapıp ah,vah etmeyen
Vefayı   sürecek   şiir    isterim
 

Gönül  telimize   dokuyup   sözü
Yazdığına   yansır   şairin   özü
Kem söz bir şairin bağrının közü
Harfleri  yoracak   şiir  isterim
 

Halkımın  çağlayan   sesi  olmalı
Akılda    fikirde    izi   kalmalı
Bir  hecesi  bile  bağrı  delmeli
Duyguyu   derecek şiir  isterim
 

Okudukça  şiir   sarmalı    beni
Diyardan   diyara  sürmeli beni
Sevinçle   hüzünle  karmalı beni
Visali    görecek  şiir    isterim
        

Âdem der ki kimler gelip geçtiler
Neleri  ektiyse  gidip    biçtiler
Ayrı âlemlere   ayrı     göçtüler
Mevla’ya   varacak  şiir  isterim

 

 

adem efiloğlu

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 05.03.2012 )
Şair hayata ritim katan bir eklemdir. Çünkü şairin hayat verdiği ve hayata aktardığı şiirler bu ritim sayesinde birçok yaşamsal duyumuza hareket kazandırır. İnsanın manevi âlemine merkezi bir müdahale ile düşünce ve duygulara hitap ederek bambaşka âlemler var eder ve insan o âlemlerde neyi görmek neyi duymak neyi yaşamak istiyorsa onu yaşar. Bu açıdan bakıldığında şiirler dünyevi bir cennet görünümündedir. Şair bu çalışmasında işte tam da o merkeze işaret etmektedir. Yani şiirin ruhuna…

Kendini şair olarak tanıyan her insan bir duyguyu bir düşünceyi ifade edebilme eğiliminde olur. Kimi korkuyu yazar, kimi sevgiyi, kimi acıyı yazar, kimi mutluluğu… İşte bu şiiriyle şair; bütün bu duyguların, bütün bu düşüncelerin temelinde yatan şiir gerçeğinin nelere vesile bir ışık olduğuna dair anlatımlarda bulunmaktadır. Şiir gerçekliğinin özünde parlayarak yeryüzüne dağılan ve iki âlemi de içine alarak ışın görünümünde insanın ruhuna düşen yaşam ve ölüm ve sonrası üçgeninde şiir; ölümsüzlüğü resmeden yazınsal bir tablodur. Bu sözlerle hem şairin hem şiirin hem de konunun temelinde ayakta dimdik duran temanın sırrına --şair kadar olmasa da-- vakıf olmak için, şiiri baştan sona inceleyelim.


I
“Şairin tahtıdır söz ile hüner
Bentleri kuracak şiir isterim
İçinde öfkesi şiirle diner
Söz ile vuracak şiir isterim”

Şiirde en önemli unsurlar birçoklarına göre şiire nasıl başlanıldığı ve şiirin nasıl bitirildiğidir. Evet, şiir bir kabiliyet işidir, çoğu insan bir duyguyu ruhunda çok sık barındırırken onu kelimelerle ifade etmekte zorlanır ve kalbine düşen sözleri asla ifade edemez. İşte burada şair kelimelerle duyguyu yansıtabilme olgusunun birleşimini bir taht gibi kabul ederek, şairin bir krallığı varsa bu ancak söz konusu iki söylemin birleşiminden meydana gelir diyor ve bir şairi şair yapan özün kendimizi ifade edebilme eğilimi ve kelimelerin tılsımından geldiğini aktarıyor.
İnsan paylaşmak zorundadır. Sıkıntısını, mutluluğunu bir başka insana aktarma güdüsüyle donatılmıştır. Şair için ise bu ihtiyacı karşılayabilme güdüsü ancak şiir ile mümkündür, denilmektedir. Diğer bir husus ise şairin silahının şiir olduğu, bu gücü iyi kullandığı takdirde en keskin kılıçtan en güçlü yok etme aracından dahi daha kıvamlı olacağı aktarılarak şiirin gücüne dikkat çekilmektedir. Şiire bu şekilde başlanılması, şairin şiirdeki konumu ve şiirin sahip olduğu gücün tanımlanması oldukça etkili bir giriş seçimidir.



II

“Kılıçtan keskince bilenen kalem
Erisin hecenin rüknünde elem
Mısralar aktıkça seyretsin âlem
Dertleri serecek şiir isterim”

Yazma eğiliminin kuvvetine dair söylemler ve bir hecenin dahi nasıl bir hissiyat oluşturacağına dair anlatımlar mevcut. Bu kıtada genel hatlarıyla şiirin sıkıntı gideren, bir sıkıntı bir sorun varsa dahi bunun paylaşılmasını sağlayan bir güç olduğu vurgulanmaktadır. Bir şiir yazılacaksa eğer bu perspektifte ilerleyen bir tınısı olmalıdır. Şiiri istemek olgusunun altında saklı duran ve anlaşılması gereken husus; şiirin ruh toparlayan ve kalbi konuşturan bir alem görünümünde oluşudur. Aslında seyreden alem; bizim bildiğimiz, yaşadığımız, gördüğümüz alemin dışında, şiirin kendisine oluşturduğu koruyucu dairenin gözlerinin belirginleşmesidir.

III

“Doğruyu sözüne sermaye yapan
Yönünden şaşmayıp Allah’a tapan
İçinde saklanan manayı kapan
Sırrına erecek şiir isterim”


Şiirin Allah’ı anlatması düşüncesi ve bu yönde beliren düşünceler yumağı şairin aklında yer edinmiş ve kalbine yansımıştır. Ki giriş mısrasında “doğruluk” ölçüsüne değinmekle insan ruhunun her zaman iyiye yönelik bir daire çizmesi gerektiği tasvir edilmiştir. Şair içinse bu şiir demektir. Yani şiir aslında şairin ruhudur. Bu ruh Allah’ı anlatabilmeli, doğru olabilmeli ve kalbimizin gözlerine yansıyan alemin manasını toplayabilmelidir. Şiir aklın ulaşabildiğinin sırrına vakıf olabilmeli ve gaybı bilemeyecek olsa dahi onun anahtarlarını elinde tutabilmelidir.
Şairin her sözü “bir”i temsil etmelidir. Her sözünde dinleyen için bir ışık olmalı ve bu ışıktan yansıyabilmeli saf yaratılmışlığın parıltısı… Deniliyor ki şair’in durumu ince bir çizgi ile ayrılan iman ve küfür nehri gibidir. Şair o kadar dikkatli ve özverili olmalıdır ki doğrudan şaşmamalı ve hep temiz bir yolda etrafını aydınlatmalıdır. Bu yönüyle bu kıtanın okuyucularca iyi analiz edilmesi ve bu kıtadan ders alınması gerekmektedir.

IV


“Vatanım dedikçe şahlanan mısra
Destanî olup da yazılan asra
Ucunda eriyip baş eğen kösre
Yanlışı soracak şiir isterim”


Doğru ve yanlışlar içinde bir o yana bir bu yana savrulup duran insanlar, toplumlar, devletler… Her kesim farklı bir hal içerisinde renk alıp durur maviden, sarıdan, kahverengiden, beyazdan ve karadan, işte bu nokta nazarıyla yanlışı soran bir şiir ihtiyacı doğar şair adına… Sırf o yanlışı sorgulamak, onu çözmek, çözemezse dahi göndermeler yaparak doğru olanı belki doğrudan belki dolaylı yoldan anlatmak gerçeği hasıl olur şairin ruhunda…
Bir şiir insan demelidir. Bir şiir aile demelidir. Bir şiir doğa demelidir. Bir şiir hayat demelidir. Bir şiir ölüm demelidir. Bir şiir çok şey demelidir insanlık adına ama en önemlisi bir toplumu ayakta tutan olgu açısından bakıldığında bir önceki kıtaya da gönderme yaparak Allah’a tapma eğiliminde bir şiir aynı zamanda “Vatan” demelidir. Doğrudan yansıyan bir ışık gibi o kalpteki aynadan, dökülmeli mısralar elbette vatan diye… Tarihin dokusundan fışkıran her düşle her yaşanmışlıkla bir şiir istemeli elbette hayattan, o duyguyu anlatan ve idrak eden….

V

“Derim ki dostlarım şiirin hası
Kulakta eylemez kir ile pası
Puslu akşamlarda akşamsefası
Ruhumu saracak şiir isterim”

Şiir eğer gerçekten özüyle, sözüyle, ruhuyla bir şiir ise tertemiz bir bebek gibidir sevilesi, okşanası saçları… Dinleyen için kalbin derinliklerinde dolaşan gülümser bir yüzdür.. Hani yakarsa ruhu bir gece… Hani parçalarsa düşleri bir kabus araya girip de, o an parıldayan bir ay halesidir gözbebekte… Ruhu öyle bir nefes alım haline getirir ki verilen nefes umuda dağılır. Bu kıta ile aslında öyle bir şiir olmalı ki; ruha kıvılcımlar vererek en karanlık anı bir mutluluk sayfası haline getirmeli ve kutlu yüzler sofrasında sesleri demlemeli….

VI

“Zerrece gurura tamah etmeyen
Şeytan bulvarında semah etmeyen
Şaşılan yolları Kemah etmeyen
Vefayı sürecek şiir isterim”

Şiirin gururu yoktur. Dirençli yüreklerde beliren ve yükselen onuru vardır. Asla kötülüğe meyletmez mısralarını… Her zaman iyi yol üzere nefes alan yükselimdir göklere… İnsanın hayat sürecinde neşrolan her iyi duygunun beşiğinde sallanan bir yeni doğumdur şiir… Asla rotasını bozmadan ilerler. Mısra mısra yürüdükçe okuyucularını da kollarına takarak bir tebessüm deryasında yüzüverir.
“Şiir vefalıdır. Arkada bırakmaz kendisinden ümit arzulayanları, Kendisinden karanlık ve umutsuz gecelerine ışık arayan nefesleri soluksuz bırakmaz. Öyle bir şiir ki onu okuyan ağlamaz. Ağlasa dahi bu bir kazanımdır kendi yüreğini boşaltma adına, Şiir vefalıdır kendisine selam vereni asla unutmaz” düşüncesi duygusu vurgulanmıştır son mısrada geniş manası ile…


VII

“Gönül telimize dokuyup sözü
Anlamın içinde gösterip özü
Şairler şairin bağrının közü
Harfleri yoracak şiir isterim”

Şiir ki gönül derleyicidir. Sözler ki ruhu temsil eder. Ruhlar ki tende renk olur. Bir şair düşünün ki yüzünde haşrolur bütün kutsal beklentiler… “Kalpten kalbe yol vardır” ifadesi en çok şairde hayat bulur. Ki bütün dünyevi gerçekliklere ve öte alem olgusuna dair anlamlar şiirin fısıltılarında kulaklara dem olur. Şiir gönül derleyici bir anlam manifestosunda şairden şaire geçen bir kalp bütünleşmesi olur.
Şiir, kendi bünyesinde her zerreye temas eden bir zafer doğurucudur. Çiçekli yollardan gitmeyecektir elbette, içinde her kutsal duruşu barındıran bir şiir; hür bırakmak için sevi mertebelerini, kalplerin kafesine… Bu sebeple şiir öyle bir donanıma sahip olmalıdır ki hayatın merkezine seyahat edip, o noktadaki yaşam ışığını bularak insanın ömrüne ömür katabilmelidir.


VIII
“Halkımın çağlayan sesi olacak
Akılda fikirde izi kalacak
Bir hecesi bile bağrı delecek
Duyguyu derecek şiir isterim”

Bu kıtada ise şair, şiirin halkın sesi olması gerektiğini vurgulamaktadır. Şiirin; hayatın her noktasında, insanın yaşam sürecinde ona bir yardımcı gibi sırt dayayacak ve bir bireyi, aileyi, toplumu kucaklayacak bir gücü olmalıdır. Aynı zamanda insanın akıl dünyasına bir çivi çakabilecek güçte olmalıdır, denilmektedir. Bununla da yetinmeyerek duygulara hitap etmeli ve “her nefesin kendine ait bir yaşam felsefesi vardır” diyerek; şiirin bir hecesinde dahi olsa, her ruha ayrı ayrı ihtiyacı olanı vermesi gerekmektedir, denilmektedir.



IX
Okudukça şiir sarmalı beni
Diyardan diyara sürmeli beni
Sevinçle hüzünle karmalı beni
Visali görecek şiir isterim


Bu bölümde ise;
Şiirin; şairin bütün bir varlığını sarması gerektiği, onu yüceltmesi ve kutsaması gerektiği ifade edilmekle beraber, aynı zamanda şairi bütün bir alemin her noktasına ulaşabilecek bir güce ulaştırması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu gücü şaire sağladıktan sonra bütün kalbi duyguların kuşağına sararak şairi kapsamalı ve onu bütün duygulara hakim bir güç haline getirmesi gerektiği işaret edilmektedir.
Şiir öyle bir yaşamsal ihtiyaçtır ki şair için, bütün ruhsal uzuvlarıyla kelimelerin arasında gezinir ve bu gezinti şairi bir adım dahi atmadan yeryüzünün bütün zerrelerine hükümdar kılar. Bu bölümde işaret edilen husus budur.

X

Âdem der ki kimler gelip geçtiler
Ayrı âlemlere ayrı göçtüler
Neleri ektiyse gidip biçtiler
Mevla’ya varacak şiir isterim


Şair bulunduğu tahttan alemi seyretmektedir. Gördüğü bütün manzaralardan kutlu bir anlam çıkararak, asıl gerçeğin ölümün ardında gizli olduğunu anlarmaktadır. Her nefesin bir gün son bulduğunu ve bu son buluşun yeni bir başlangıçla yeniden renk edileceğini betimlemektedir. Her ruhun bu alemde yaptıkları ile öte alemde karşılacağını ve bunun sonucunda iyi ya da kötü yeni bir hayata başlayacağını aktarmaktadır. Şair için ise Mevla’ya varış kapısı şiirin ucundadır. O’nu anlatmakla geçen bir ömür, ancak O’na kavuşmakla hasretini söndürür. Şair içinse bu nazar şiirin kalbinde gömülüdür. Yazılacaksa bir şiir, sahibine yazılır. O’na ulaşmak adınadır.


Sonuç olarak;

Genel anlamıyla bu çalışma rüya içinde bir rüya gibi düşünülebilir. Şiiri isterken bunu bir şiirle ifade etmek… Oldukça felsefik bir duruşu bulunmaktadır şiirin… Bir düşünceyi, bir duyguyu şiirle ifade etmek apayrı, şiirin varlığının düşünsel ve duyusal yanlarını aktarabilmek apayrı bir olgudur. Şiir bütün yönleriyle hayatın ve ölümün ve sonrasının varlığına yönelik açıklamalarla beraber bunun yanında iyilik ve doğruluk ölçütlerinin gereksinimlerine de işaret etmektedir. Bununla beraber; bir şairde olması gereken hissiyatın, saf hissiyata dayalı bir duruşu yansıtabilme özelliğidir. Yalnızca ilgili duygulara düşüncelere haiz bir şiir istenmiyor bunun dışında bu kıvamı yansıtabilecek özellikte bir şair de isteniyor. Bu yönüyle bakarsak; şiirin öğretici yanının da yüksek ölçülerde okuyucuya yansıtıldığı görüşündeyim.
Şimdiye kadar yazılmış bütün şiirler; dönüp de bu şiire bir bakmalıdırlar… Acaba hangi noktada bir anlatımsal eksik barındırıyorum diye….

Alkışlıyorum,

Kutluyorum,

Saygımla…

Maviyle…



Mehmet Nusret POYRAZ




Bu kritikten sonra;,
Müjgan Akyüz - “Ölüm İstanbul Olsa”
Mustafa Sade - “Gelmedin” isimli şiirlere // Sevgi Özlem ÖZCÜ // " gizLi özNe " tarafından kritik yapılacaktır.
Sebahat Kara- Senin İçin
Hüseyin Durmuş- Sonun Değil mi?
Himmet Aygüt- Sonbaharda Ellerim...
Ahmet İdrisoğlu-Gün Sabah Olsun şiirleri Zekeriya EFİLOĞLU tarafından kritik yapılacaktır...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Şiir İsterim başlıklı yazı AdemEFİLOĞLU tarafından 19.12.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler AdemEFİLOĞLU sorumluluğundadır. AdemEFİLOĞLU hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.