Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Elli İkinci Bölüm)
Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Elli İkinci Bölüm)


Beni taşıdıkları yeni odada en büyük korkum bu pislik içindeki yerde fareler olmasıydı.
Eğer öyle bir şey olursa bu halimle onlarla nasıl baş ederdim. Korku içinde sağa sola
bakınırken, düşüncelerimde de geçmişime hatta çocukluğuma dönmüştüm.

 "İlk okul ikinci sınıftaydım, İskenderun'da yaşıyorduk. Üst katında ev sahibinin oturduğu 
iki katlı evin iki odalı alt katında oturuyorduk. Babamın ve annemin bütün uğraşlarına 
rağmen evimizin içinde fareler cirit atıyordu. Ben dedem ve iki ablamla birlikte aynı odada 
yatıyordum. Geceleri yatağımda korku içinde odanın içinde dolaşan fareleri izlerdim.

Bir gün babam farelerin odunlukta yuva yaptıkları düşüncesi ile annemi de yanına alarak 
odunluğa girdi. Amacı odunları teker teker çekerek fareleri çıkartmaktı. O arada nasıl
olduysa oldu biraz sonra annemin çığlığını duyduk. Dedem hemen yanlarına gitti ama babam 
dışarıya çıkmasını söylemiş. O arama sırasında bir fare yerinden çıkarak anneme doğru gelmiş 
ve geniş paçalı pijamasından lastik yerine kadar tırmanmış, kadıncağız korku içinde bağırırken 
babam fareyi orada yakalayarak öldürmüş."

Olayı hatırlayınca hem annemin o günkü haline acı bir tebessümle güldüm, hem de farelerle ilgi 
korkum iyice arttı. Sonra yine o evi düşündüm "Ramazan ayları geldi aklıma henüz o yaşlarda
oruç tutmaya başlamıştım. İftar saatine yakın ki halime bütün ev halkı gülmekten ölürdü. İftar
topunun patladığını duymak aşağıya bizimkilere haber vermek için,  merdivenin başına ta ev
sahibinin kapısı önüne kadar çıkar, gündüzden aldığım çikolata, fındık fıstık ve o yöreye özel
bici bici denilen yumuşak bir şekerlemeyi yanıma alırdım. Top patlayınca bir taraftan atıştırır
bir taraftan da ağzım dolu dolu patladı diye bağırırdım."

Allah'dan kapatıldığım odada bir kaç böcekten başka bir şey yoktu. Ancak oda leş gibi
kokuyordu. Kim bilir belki de ben kendi kokumu duyuyordum. Kaç gündür boya, kan, kir her şey 
bir birine karışmıştı."

Yeni bir cesaretle odaya yemek getiren adama sordum. 

-Çok kötü kokuyorum değil mi?
-Evet, teke gibi
-Peki bizim burada hiç yıkanma şansımız yok mu?
-Çok yaran var senin yıkamazlar
-Bir şey olmaz iyi gelir belki yaralara da
-Cumartesi banyo gününüz ben bir söyleyeyim
-Banyo gününüz derken...
-Seni özel banyoda yıkayacak değiller her halde, hepinizi birlikte yıkarlar
-İnşallah, Cumartesi ne zaman?
-Bugün Perşembe işte, hesapla
-Seni dinlerler mi?
-Söyleyeceğim dedim, fazla soru soruyorsun

Bu korku dolu anlarda artık iyice kendimden geçmiştim. Bir iki gündür adamlarda yanıma gelmez
olmuştu. Belkide yaralarımın biraz iyileşmesini  bekliyorlardı. İkinci gün gecesi artık yarı
baygın haldeydim. Birisinin beni kolumdan sürüklemesi ile biraz kendime geldim. Zor yürüdüğüm
için adam beni kah sürüklüyor, kah ite kalka götürüyordu. Her halde bugün Cumartesi banyoya
götürüyordur diye düşündüm. Gerçekten de öyleydi, ama banyoda yaşayacaklarım beklediğimden 
de kötüydü.

Gözlerimi biraz araladığımda iki kişinin zor sığacağı bir banyoda yüzleri gözleri tanınmayacak
halde yedi sekiz tane çırılçıplak adam olduğunu gördüm, ama hepsi neredeyse bir köşeye yığılmıştı.
Adam kolumdan hızla çekerek beni de soyup onların yanına itti. Ancak ben sabun falan beklerken
Karşımızdaki bir diğer adam hepimizin üzerine birden tazyikli bir su sıkmaya başladı, birbirimize
o kadar yakındık ki arada bir üst üste yığılıyor sonra adamlarında yardımıyla ayağa kalkıyorduk
neredeyse üzerilerimiz de ki pislikler bir birine karışıyordu. Her şeye rağmen suyla buluşmak
vücudumu biraz rahatlatmıştı.

Tekrar odaya götürüldüğümde kısa sürede kendimden geçtim. Adamın elime bıraktığı eski 
elbiselerimi yeniden giydim. Battaniyenin üzerine öylece kıvrıldım.

Ondan sonraki anları hayal meyal hatırlıyorum kaç gün geçti bilmiyorum arada sanırım sabahları 
odaya birileri giriyor yiyecek içecek bir şeyler getiriyorlardı. Getirilenleri yeyip yemediğimi de hatırlamıyorum. 

Yalnız bir ara bir adamın ağzıma su damlattığını hatırlıyorum, sanırım bir pamukla sıkıyordu. 
O su damlacıkları beni biraz kendime getirmişti. Zorda olsa adama sordum. Doktor, doktor yok mu? 
Aldığım cevap "Ne doktoru, doktoru ne yapacaksın. Kimse doktor falan getirmez buraya artık 
bundan sonra seni ancak imam görür" oldu. Ardından "bundan sonra tuvalete de götürülmek yok" dedi.

-Peki ne yapacağım
-Bilmem artık, istersen hiç bir şey yeyip içme.
-Çare değil ki bu
-O zaman altına yapacaksın

Ne yazık ki öylede oldu. Artık iyice insanlıktan çıkmıştım. Sonra ne oldu neler oldu, kaç gün o 
vaziyette yattım. Beni tekrar dövdüler mi, kaç kere altıma yaptım. Hiç bir şeyi bilmiyorum. Sadece 
arada bir ateşler içinde bağırdığımı ve yandaki hücrelerden gelen çığlıkları hatırlıyorum. Ama emin 
olun onların bile hayal mi, gerçek mi olduğundan emin değilim.

Elli ikinci bölümün sonu
Mehmet Fikret ÜNALAN

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Elli İkinci Bölüm) başlıklı yazı M.F. ÜNALAN tarafından 12.01.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler M.F. ÜNALAN sorumluluğundadır. M.F. ÜNALAN hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.