Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Yüz Otuzuncu Bölüm)
Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Yüz Otuzuncu Bölüm)



Herkes yönetici olamaz, yöneticilik çok farklı bir olaydır. Ülkemizde yönetici olmak genelde üst 
kademede boşalan yöneticilik kadrosuna alt kadrodan terfi şeklinde olmaktadır. Bu şekilde terfi 
ettirilen yeni yöneticinin yönetim yetenekleri genelde kısıtlıdır. iş yaptırmaktan çok iş yapmayı 
bildiği için bir çok işi kendisi yapar veya yapan kişilerin işlerine karışır.

Vedat bey çok iyi bir yöneticiydi. Ancak İzmir'de ki görevime başladıktan bir süre sonra Müdür
Rıza beyin bir yöneticide olması gereken vasıfları taşımadığını gördüm. Yani Rıza bey zor bir
yöneticiydi ve onunla çalışmak hiç kolay olmayacaktı.

Şimdi size bir örnek olay anlatacağım :"Büyük Amerikan imalat fabrikalarından birinin yönetim 
kurulu üyeleri kâr ve zarar hesaplarını incelerken, fabrika müdürünün aylığına takılmışlar ve bu 
ücretin yüksek olduğunu düşünmüşler. İçlerinden iki kişi seçerek fabrika müdürü denen bu 
adamın neler yaptığını bir görmelerini ve ondan sonra bu konuda karar verilmesini kabul etmişler.

İki kişilik heyet bir sabah sessizce fabrikaya gitmiş ve fabrika müdürünün odasına girmişler. 
Gördükleri manzara şu olmuş: Fabrika müdürü elinde kahve fincanı ile kahve içmekle meşgul. 
Masanın üstünde ne bir dosya, ne bir kağıt, hiç bir şey yok. Bir müddet kendisi ile oradan buradan 
konuşan heyet üyeleri, bu müddet zarfında müdürün hiç bir işle meşgul olmadığını ve yalnız birkaç 
basit telefon konuşması yaptığını görmüşler.

Heyet aldığı intibadan memnun, idare meclisine “fabrika müdürü denilen zatın yanında bulundukları 
üç saat zarfında hemen hemen hiçbir şeyle meşgul olmadığını ve bu bakımdan böyle basit bir iş için 
verilen yıllık 100.000 dolardan en aşağı üçte iki nispetinde bir tasarruf sağlanabileceğini” söylemiş. 
Tabi ki fabrika müdürü bu indirmeye razı olmamış, işten ayrılmış.

Yeni maaşla çalışmayı kabul eden birçok istekli arasında bir zat yeni fabrika müdürü tayin edilmiş. 
Üç aydan sonra idare meclisine gelen imalat istatistiklerinde az, fakat dikkati çekecek kadar bir düşme başlamış. “Fabrika müdürü yenidir, tabii bu kadar acemilik olur” demişler. Altıncı ayın sonunda üretim 
ve kâr istatistik eğrisi bir hayli düşmüş. Hatalı üretim miktarı ise artmış.

Eski heyet azaları, yeni fabrika müdürünü odasında ziyaret etmişler. Adamcağız kan-ter içinde bir 
elinde telefon, öteki eli evrak imzalamakla meşgul, başıyla gelenlere oturmalarını işaret etmiş. 
Gelen giden o kadar çok ki, adamla doğru dürüst konuşmaya bile imkân olmamış. Fakat heyetin 
kanaati şu olmuş: “Böyle canla başla çalışan bir adam başta olduğu müddetçe işlerin düzelmemesi için 
hiçbir sebep yoktur, biraz daha bekleyelim.”

Sene sonu gelmiş, her zaman kâr eden fabrikanın bilânçosu zararla kapanınca idare meclisi azaları 
birbirine girmişler ve işi yeniden incelemeğe başka bir heyeti memur etmişler. Yeni heyet müdürün 
odasına değil fabrikaya gitmiş ve iş başında bekleyen insanlar görmüş, sebebini sormuş. Aldıkları 
cevap şu: “Hususi bir döküme başlayacağız. Fabrika müdürü ben gelmeden başlamayın dedi, biz de 
bekliyoruz. Her halde elektrik atölyesinden bir türlü ayrılmaya vakti olmadı.”

O sırada gözleri, yaşlı bir ustabaşına ilişmiş. Adamı şöyle bir kenara çekmişler ve fabrikanın 
eskiye nazaran daha fena çalışmasının sebeplerini sormuşlar. Yaşlı ustabaşı içini boşaltmak ihtiyacını 
uzun zamandır hissetmiş olacak ki, “Baylar” demiş:

“Eski müdürümüz teferruatla uğraşmaz, ileriye ait planlar yapar, işi bize bırakır, biz de normal 
zamanlarda onu rahat bırakırdık. İçinden çıkamayacağımız olağanüstü bir problemle karşılaştığımız 
zaman ancak ona başvururduk ve o zaman da bilirdik ki o bizim bu sorunumuzu çözecek. O hakiki 
fabrika müdürü idi. Güler yüzlü idi. Kahvesini içer, bizimle şakalaşır, fakat hepimiz için düşünürdü. 

Şimdiki müdür de çok dürüst, iyi niyet sahibi, hatta çok daha çalışkan bir adam. Fakat o hiçbirimize 
inanmıyor, her işin kendisi tarafından görülmesini istiyor. Yani o bizim yerimize ustabaşılık yapıyor. 
Tabii biz de amele çavuşu mertebesine düşüyoruz. Haydi neyse buna da aldırmayalım ama fabrika 
müdürlüğü boş kalıyor.  Elinde kahvesi ileriyi görmeye çalışan, tedbir alan, düşünen adamın yerinde 
kimse yok.”

Eski fabrika müdürünü tekrar oraya getirmek isteyen idare meclisi, bir senelik acı tecrübesinden 
sonra 100.000 yerine 150.000 dolarla onu ancak gelmeye razı etmiş."

İşte bizim Vedat bey tam olarak birinci tip Müdür gibi olmasada ona yakın bir yöneticiydi. Her 
şeyden önce personeline güvenir. Asıl işi onların yaptığını bilirdi. İzmir' de ki Müdür Rıza bey ise
iyi niyetli olmayı bir tarafa bırakırsak tam olarak ikinci tipteki Müdürün bir örneğiydi.

Yüz otuzuncu bölümün sonu
Mehmet Fikret ÜNALAN
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru (Yüz Otuzuncu Bölüm) başlıklı yazı M.Fikret tarafından 20.04.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler M.Fikret sorumluluğundadır. M.Fikret hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.