Eklenme Tarihi : 07.12.2017
Okunma Sayısı : 249Yorum Sayısı : 18
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
07.12.2017
Günün Yazısı

Bu Yazı 08.12.2017 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Tinercilerin Sezai Abisi
Tinercilerin  Sezai  Abisi


LÜTFEN '' ÇOK  UZUNMUŞ ''  DEMEYİN  VE  OKUYUN
************************************************
Uzun ve acı bir hikayedir bu…Neresinden başlayacağımı bilemiyorum.

Üvey annem telefon ederek babamın özel bir hastanede anjiyo olacağını bildirince şaşırmıştım. Anjiyonun kalple ilgili bir sorun olduğunu biliyordum da nasıl bir sorun ondan haberim yoktu. Ben ‘’Kalp krizi geçirdi herhalde. Belki de son günlerini yaşıyor..Bu son günlerinde bari onu yalnız bırakmayalım’’ düşüncesiyle ağabeyimi ve diğer kardeşlerimi arayarak babamın durumunu bildirdim ve oldukça uzun yıllardan sonra bütün çocukları , babamın hasta yatağında bir araya geldik. Pardon ikisi hariç…

Recai askerdi o günlerde… Yasemin ise bütün ömrü boyunca babamla bir kez olsun kucaklaşamadı maalesef. ( Bu  da  ayrı  ve  acı  bir başka  hikayedir. ) 

Yani Fatma’dan olma Kani, Sami, Raci ve Naci ile Vildan’dan olma Zekai ve Sezai babalarının başındaydı ama Vildan’dan olma Recai ile Şükrandan olma Yasemin yoktu Kamil Biberoğulları’nın başında.  

İşte o gün babalarının başında toplanmış olan bu altı evladın her birisinin oldukça acı , çilelerle dolu bir hayatı vardı ama hiç birisi ailenin en küçüğü Ömer Sezai’nin yaşadıklarını yaşamamıştı. Herkes kendi çilesinin acısını ya da onca çileden sonra yaşamaya başlayabildikleri nispeten güzel hayatı yaşadığından hiç kimse Ömer Sezai’yi görmemişti. Zaten baba bir-anne ayrı kardeşler o kadar birbirlerinden kopuk yaşıyorlardı ki görmeleri de mümkün değildi. 

Babamın rahatsızlığı biz kardeşleri tekrar birbirimize yaklaştırmıştı. En azından ben sık sık kardeşlerimin yaşadığı Göztepe’deki eve gider olmuştum. Ama o evde garip bir durumla karşılaştım. Aslan gibi bir delikanlı olan en küçük kardeşim çalışmıyordu. Oysa onun Ümraniye’de bulunan Netaş firmasında oldukça iyi bir işe girdiğini duymuştum. Evin tüm yükü benim gibi ayağı sakat olan ağabeyisi Zekai’nin omuzlarına binmiş görünüyordu. Sezai’ye niçin çalışmadığını sorduğumda estek-köstek cevaplar verdi bana…Güya daha iyi bir iş yakalamış, o işe çağıracaklarmış yakında falan filan…Yemedim tabii ki…

Burnuma kötü kokular geliyordu. Çünkü Sezai tüm gününü evde geçiriyor, çoğunlukla uyuyor, uyanık olduğunda da o zamanlar atari oyunları denen oyunlar oynuyordu televizyona bağlayarak. ( daha çok at yarışı ve futbol ) Ama garip olan bu değildi. Sezai boş bir çuvaldan farksızdı. Bir canlıydı evet ama sanki bütün ruhu bedeninden ayrılmış gibiydi…Evet hareket ediyordu. Bir şey sorduğunda evet ya da hayırlı cevaplar veriyordu ama sanki bu dünyada değil gibiydi.

Üvey annemde de bir tuhaflık vardı. Mutfaktan hiç çıkmıyordu neredeyse. Mutfakta hiç bir işi olmasa bile hep orada oturuyordu. Evde ses olmasın diye ayaklarının ucuna basarak yürüyordu adeta. Sanki bir şeylerden korkuyor, ya da bir şeyleri saklamaya çalışıyor gibiydi. 

Ömer Sezai, hasta olan babamın yanına da gitmiyordu. Bir kez bizimle gelmişti hepsi o…Ondan sonra hiç gelmedi. Oysa babamın en sevgili oğlu oydu. 

Bir gün yine babamı ziyaret ettim . Daha sonra da kardeşlerimin evine gittim. Çok sıcak bir hava vardı. Eve gelir gelmez hemen soyundum ve banyoya girip duşakabinin kapısını açmamla birlikte içeride bir ceset gördüm…Yok yok bildiğimiz ceset değil…Bir insan ama cesetten farksız…On sekiz yaşlarında bir delikanlı banyo yapıyordu. Sezai’nin bir arkadaşıymış. Çocuk banyodan çıktıktan sonra baktım gözlerinin altı mosmor…Tam bir uyuşturucu müptelası tipi yani…İçime ilk kurt o zaman düştü.

Sezai’ye bu çocuğun uyuşturucu müptelası olabileceğini, bu gibi tiplerden uzak durmasını söylediysem de Sezai o çocuğun iyi bir aile çocuğu olduğunu o gibi işlerle ilgisinin olmadığını filan söyledi doğal olarak. Ama ben Sezai için de %50 oranında teşhisimi koymuştum: Sezai de uyuşturucu madde kullanıyordu. En azından hapçı ya da esrarkeşti Çünkü kollarında bir iz görmemiştim. 

Ancak…Bu durumu, yani şüphelerimi üvey anneme hiç bir zaman açmadım. Çünkü bana göre üvey anneme en sevgili oğlu hakkında böyle bir şüphem olduğunu söylemek aslan kafesine girip ‘’ beni ye ‘’ diye o aslanı tahrik etmekten farksızdı. Ayrıca Sezai her halde canına susamamıştı. Çünkü Kamil Biberoğulları ( Yani babam ) böyle bir şeyi duyacak olsa hiç gözünün yaşına bakmaz o en sevdiği evladını gözlerini kırpmadan öldürürdü bana göre. Yok yok olamazdı. Bizim sülaleden bir esrarkeş çıkamazdı. Belki arkadaşları içinde olabilirdi öyle tipler ama Ömer Sezai asla bir uyuşturucu madde müptelası olamazdı. 

Sustum…Bu konuyla ilgili hiç kimseyle tek bir kelime konuşmadım. 

Çok kısa süre sonra babam by-pas ameliyatı oldu ve sonrasında turp gibi ayağa kalktı…Sonraki yıllarda yine başladı kopukluklar. Aradan o kadar uzun zaman geçti ki ben Yıllar önce Ömer Seza ile ilgili kuşkularımı tamamen unuttum. Hatta Ömer Sezai’yi, Zekai’yi, Recai’yi bile unuttum adeta…Ne yerler, ne içerler, iyiler mi, kötüler mi, ne yaparlar filan hiç mi hiç bilmiyorum. Çünkü kendi dertlerim var…Bir evladım özürlü doğmuş onun sıkıntısı var..Mide kanamalarım var ; sonrasında ise çatır çatır çatırdayan bir evliliğim var. 

Öyle bir aile çatırdaması ki 2002 yılından itibaren artık eşim ve çocuklarım Fethiye’de ben ise Sandıklı’da yaşıyorum…Evli bir insan olduğum halde tam iki sene Sandıklı’da bekar hayatı yaşadım…Neyse..O tamamen ayrı bir konu. Ama işte bu konular kardeşlerimle ile aramızdaki -zaten var olan - kopukluğu daha da arttırdı. 

Sezai’yi tekrar hatırlamam ise çok ilginç bir şekilde oldu. 23 Mart 2004 tarihinde Sandıklı’dan Fethiye’ye doğru yola çıktım. Ben otobüse bindiğim zaman orada inen bir yolcu gazetesini oturduğu koltuğa bırakarak inmişti…Oturduğum yerde beleş bir gazete bulunca başladım göz gezdirmeye…Hülya Avşar’ın bir resmi vardı gazetede..O resimde Hülya Avşar bir grup insanla sohbet etmekteydi…Bir başka habere geçerken şimşek hızıyla bir isim dikkatimi çekti: Sezai Biberoğulları… ‘’Aaaa bizim Sezai’nin adını ve soyadını taşıyan başka biri de varmış..Dur bakayım kimmiş?’’ diye ismin yanındaki yazıları okumaya başladım…Allah Allah olamazzz…Yazıyı bitirdikten sonra korka korka resme baktım…Evet Hülya Avşar’ın karşısındakilerden birisi kardeşim Ömer Sezai idi ve Ömer Sezai Biberoğulları, Hülya Avşar’a şunları anlatıyordu:

23 Mart 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi. 

Sezai Biberoğulları: ''Çarkıfelek’te, Show TV’de program yardımcısıydım. Oysa bu çocuk, akşamları karton peşinde koşturuyordu. Hava soğuk, otele gidecek para biriktirmişsin ama akşama kadar eroine vermek zorunda kalmışsın. Sonra bir de idrarını yapmak için elinde pet şişeyle, kartonla apartman boşluğuna giriyorsun. Kapıyı açık bulman yetiyor. Mumu yakıyordum, hemen onun ateşinde eroini kaynatıp yapıyordum. Farelerle birlikteydim. Ölmek istemedim değil ama eve gittiğimde annem ve ağabeyimin bana bakarak eriyişini gördüm. Hayatta 24 saat beni düşünüyorlardı. Artık bunu görüyordum. Bundan sonra dönmek zorundaydım. Şunları da yaşadım. Jilet çalıp, Kadıköy’de satıp hemen eroin alıyordum, cami tuvaletinde eroin kullanabiliyordum. Şu anda annem de, ağabeylerim de mutluluktan uçuyorlar. Tedavi olduğum hastanedeyse bana güvendiler ve beni tinerci sokak çocuklarına örnek olmam, ağabeylik yapmam için işe aldılar. ''

Demek ki benim esrarkeşliği bile yakıştıramadığım kardeşim bir eroinmanmış ha? Ve ben bir eğitimci olarak kardeşim için hiç bir şey yapamamışım…Ne yapmış ise yine o kendisi yapmış.Kendisini, yine kendisi kurtarmış…

Bu haberi babam zinhar duymamalı. Gazeteyi paramparça ettim. Sanki Türkiye’deki tek Hürriyet gazetesi yani o haberi veren gazete benim elimdekiymiş gibi…Nereden bilebilirdim ki Sezai bu röportajın çok daha genişini bir sene önce bir başka gazeteye vermiş. 

5 Aralık 2003 tarihli Sabah Gazetesi.

TİNERCİLERİN SEZAİ ABİSİ 

SEZAİ Biberoğulları, 17’sinde uyuşturucu batağına saplandı. İşinden ve ailesinden oldu. 10 yıl kullandığı uyuşturucudan, ailesinin desteğiyle uzun bir tedavi sonucu kurtuldu. Şimdi, UMATEM’de çalışıyor, her dakikasını madde bağımlısı çocuklara ayırıyor. 

***

Kendini kurtardı sıra sokak çocuklarında 


10 yılını uyuşturucu batağında geçiren Sezai Biberoğulları, tedaviyle kurtuldu. Şimdi Madde Bağımlılığı Merkezi’nde çocuklara umut oldu. 


On yedisinde uyuşturucu batağına düştü; işinden, arkadaşlarından, ailesinden, hatta hayatından bile vazgeçti. Tam 10 yıl kanına sızan zehirin esiri oldu. Esrar, hap, eroin, hepsini kullandı. Uyuşturucu bulmak için işinden oldu, hırsızlık yaptı, inşaatlarda yaşadı. Sonunda ailesinin de desteğiyle tedavi olmaya karar verdi ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesindeki Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi’ne (AMATEM) yattı. Yaklaşık 1,5 yıl tedavi gördü, hayata yeniden başladı. Şimdi Uçucu Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi’nde (UMATEM), ’tinerci çocukların’ umudu oldu. Sezai Biberoğulları (30), UMATEM’de tedavi gören çoğu sokaktan, yüzlerce çocuğa adadı kendini. Valiliğin de yardımıyla 6 ay önce yeni işine başlayan Sezai, "Bir çocuğu bile tinerden vazgeçirsem kârdır" diyor ve ekliyor: "Uyuşturucuyu alt ettim, işim var, para kazanıyor ve aileme destek oluyorum, en önemlisi de bu çocukların duygularını çok iyi anlıyorum." 


BARLARA TAKILARAK BAŞLADI 


Sezai, her şeyin, Taksim’deki rock barlara takılırken başladığını söylüyor. Önce alkol, derken daha fazla ’uçma’ isteği ve ardından esrar geliyor. Gerisini şöyle anlatıyor Sezai Biberoğulları: "Bir süre sonra belli bir arkadaş grubu edindim. Bu barlarda eğlenmek için maddi durumunun çok iyi olması da gerekmiyor. İçki çok ucuz. Heavy metal ve hard rock müzikler eşliğinde alkol alıp kendimizden geçiyorduk. Bir süre sonra alkol yetmemeye başladı. O parçaları dinlerken ’uçmak’ istiyorsun, vücudunun uyuşması gerekiyormuş hissine saplanıp kalıyorsun çünkü… Ardından esrar geldi. Yaklaşık üç yıl esrar kullandım." 

Emekli bir baba ve ev hanımı bir annenin en küçük oğlu olan Sezai, liseyi bitirdikten sonra çeşitli işlerde çalıştı. Malzeme operatörlüğü, bilgisayar konusunda teknik elemanlık ve elektrik tamirciliği yaptı. Ama uyuşturucu yüzünden hangi işe girdiyse tutunamadı. Artık dibe doğru gitmeye başlayan Sezai, bir süre sonra esrarın da ’kesmediğini’ anlatıyor: "Belki kurtulurum diye 1996’da askere gittim. Fakat askerliği de İstanbul’da yapınca artık çarşı izninde bile sürekli esrar kullanmaya başladım.


YAŞAYAN BİR ÖLÜ OLMUŞTU 

Bir süre sonra olay anlaşıldı ve askerden kaçtım. Didim’de yakalandım. Askeri hapishanede yattım... Döndüğümde eroine başlamıştım. Başlarda burundan alıyordum. İşe de girmiştim ama artık hiçbir şey gözümde yoktu. Eroinin dozunu artırmıştım, damardan alıyordum. O süreçte onlarca kez iş değiştirdim. Her yeni işe başlarken, ’Bu kez bırakıyorum, yeni bir iş, yeni bir hayat’ diyordum ama 15’inci gününde avans alıp eroine yatırıyordum." Artık ’yaşayan bir ölü’ haline gelen Sezai, ailesinin durumu fark ettiğini ama çaresiz kaldığını söylüyor. "Tedavi olmaya yanaşmıyordum. Zaten iyice dibe vurmadan tedavi olmayı aklından geçirmiyorsun o süreçte" diyor. Eroin alabilmek için evdeki CD’lerini satan, hırsızlık yapıp hapse giren Sezai, "Hayatın anlamı sadece eroindi. Taksim’de takıldığım o arkadaş grubu ailem, arkadaşım, her şeyim olmuştu. Abimin cebinden para çalıyor, annemin parasını zorla alıyor, hemen eroine yatırıyordum. Bir süre sonra eve bile gitmemeye başladım. İnşaatlarda yatıp kalkıyordum. İki haftada bir eve uğruyordum. Bir gün eroin yüzünden kalbim durdu, hastaneye kaldırdılar. Abim, tedavi olmayı kabul etmezsem eve almayacağını söyledi. Eroinden uzak kalmak için ecstasy ve uyku ilaçları aldım ama olmadı" diye konuşuyor. 


SONUNDA BEN KAZANDIM 


10 yıl boyunca hayatla ölüm arasındaki çizgide yürüyen Sezai, başlarda bir faydası olmayacak diye tedaviye yanaşmamış. "Anladım ki o insanları sen buluyorsun. Kesin kararımı verip 2001’in Kasım ayında AMATEM’e yattım. İlk olarak cep telefonumu iptal ettim. Çünkü beni bulabilirlerdi. Kurtulmak için o çevreyle bağlarımı koparmalıydım. AMATEM’i askeri kamp gibi bir ortam sanıyordum. Ama gördüm ki buradaki doktorlar, hemşireler, herkes arkadaş gibi davranıyor. Bu beni çok etkilemişti. Yatarak tedavi süreci 3 ay sonra bitti ve biraz daha kalmak istedim. Rehabilitasyonum ise 15 ay sürdü. Ailem de Kadıköy’den Bakırköy’e taşındı. Her sabah 08.30’da AMATEM’e geliyor, işe gider gibi akşama kadar burada vakit geçiriyordum. Spor faaliyetleri, seminerler, bilardo, burada vakit geçirecek her imkan var. Sonunda uyuşturucuyu yendim! AMATEM’e çok şey borçluyum" diyor. 

Ve bilmediğim bir şey daha varmış meğer.

2006 Yılıydı…Babam da  Fethiye’de yaşıyordu…Bir gün bize gelerek ‘’ Sami oğlum sen buralarda bulursun..Şöyle güzel bir adak kurbanı al, kestir ve fakir fukaraya dağıt..Bir adağım vardı’’ deyip bana para verince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Babam ve adak kurbanı kestirmek? Tamam zaman zaman Kurban Bayramlarında kestiğini görmüştüm ama hayatımda ilk kez babamın adak kurbanı kestirmek istediğini görüyordum. Sordum sebebini. ‘’ Bu neyin adağı ?’’ dedim ve babam anlattı.

‘’Biliyor musun Sami, Kardeşin Sezai bir uyuşturucu müptelası idi. Bilirsin ben öyle Allah’a çok dua eden biri değilimdir ama kardeşin için çok dua ettim. Allah’ım onu kurtarsın bu illetten diye çok el açtım Allah’a ve eğer oğlum bu illetten kurtulursa Allah rızası için bir kurban kestireceğimi  adadım. Kardeşin kurtuldu çok şükür..Kaç senedir bir daha yanına bile yanaştırmadı o illeti. Artık ben de tamamen inandım ki kardeşin iyileşti..O yüzden adağımı yerine getiriyorum:’’

Meğer babam da biliyormuş…Hatta herkes biliyormuş ama herkes üç maymunu oynamış ben gibi…Ve ben bir şey daha gördüm ve yaşadım o olayda…Eğer ben zamanında uyarabilseymişim babamı, hiç de öldürmeyecekmiş kardeşimi…

Öğretmenlik hayatımdaki en büyük başarısızlıklarımdan birisidir Ömer Sezai…Çok şükür ki benim bu başarısızlığıma karşılık bir başka öğretmen olan Kardeşim Recai başarılı olabilmiş. Çünkü Ömer Sezai’nin Amatem’e gitmesinde ve tedavi olmasında onun payı oldukça fazla…

Şimdi mi?

Ömer Sezai gibi bir kardeşim olduğu için gurur duyuyorum.



NOT:Resimde ayaktakilerden soldan beşinci kişi O dur. Diğerleri ise hayatını adadığı madde bağımlısı gençler...

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Tinercilerin Sezai Abisi başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 07.12.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.