Topyekun Harp- Tekalif-i Milliye Emirleri Ve Rusya'nın Kurtuluş Savaşımız
Topyekun  Harp- Tekalif-i  Milliye  Emirleri  Ve  Rusya'nın  Kurtuluş  Savaşımız
TOPYEKUN  HARP- TEKALİF-İ  MİLLİYE  EMİRLERİ  VE  RUSYA'NIN  KURTULUŞ  SAVAŞIMIZI  KAZANMAMIZDAKİ  ROLÜ.


''Sitede  siyasi  yazı  yazılmaz.'' Kuralı  mucibince   yukarıdaki  tweetin  kime  ait  olduğunu yayınlamayacağım. Bir  siyasi  partinin  başında  olan  bir  kişiye  ait  olduğunu  bilin  yeter. 

Bu  kişi  '' Neden  uçak  alıyorsun,  neden füze  alıyorsun,  neden  milletin parasını  çarçur  ediyorsun. Sen  kimden  izin  aldın?''  Diye  sormuş.  

O  zaman  biraz  Tarih Dersinin  zamanı  geldi  sanırım. 

Gerçi  vereceğimiz  Tarih  Dersi  orta  okul  sıralarında  üzerinde  ısrarla  durarak  anlattığımız ve  beyinlere  yerleştirmeye  çalıştığımız  bir  konudur  ama  bizim  millet  özellikle  okul  çağlarında  öğrendiklerini  daha  sonra  çabuk unutur.  O  halde  hatırlatalım.

Önce topyekun  harpten  bahsedelim.

Biliyor  musunuz,  dünya savaş  literatürüne  bu  ifadeyi ilk  sokan  Mustafa  Kemal  Atatürk'tür.   Dünyada  ilk  kez  o  ''Topyekun  Savaş''  Diye  bir  kavramdan  bahsetmiştir.

Peki  ne  zaman  bahsetmiştir  topyekun  savaştan?    Hemen  Sakarya  Savaşı öncesinde  bahsetmiştir. 

Nedir  Topyekun  Savaş?

Atatürk,  bunu  da  şu  şekilde  ifade  ediyor:

''Millet  fertleri  yalnız  düşman  karşısında  bulunanlar  değil,  köyde,  evinde,  tarlasında  bulunan  herkes, silahla  vuruşan  savaşçı  gibi  kendini vazifeli  sayarak  bütün  varlığını  yalnız  mücadeleye  verecektir.Bütün  maddi  ve  manevi  varlığını  yalnız  vatan  savunmasına  vermekte ağır  davranan  ve müsamaha  gösteren milletler  savaş  ve  çarpışmayı  gerçekten  göze  almış  ve  başarabileceklerine  inanmış  sayılmazlar.''

Evet,  gayet  açık  değil  mi?  Bugün  bir  savaşın  içindeyiz. Bu  savaşta  - Mustafa  Kemal'in  işeret  ettiği  gibi-  maddi  ve  manevi  tüm  varlığımızı  vatan  savunmasına  vermezsek,  her  bir  fert  olarak   silahla  vuruşan/  vuruşacak  olan  savaşçılar  olmazsak  yani  topyekun  bir  harbe  hazır  olmazsak  içinde  bulunduğumuz  savaştan  galip  olarak  çıkmamız  mümkün  değildir.

Günümüzde  savaşlar  kılıçla mızrakla  kazanılmıyor.  Füze  lazım,  uçak  lazım,  daha  doğrusu  her  ne  lazımsa  ve  kimden  bulabiliyorsak  almamız  lazım.  Bu  konuda  ağır  davranırsak,  müsamaha  gösterirsek  bayram  şekerini  işte  o  zaman gösterir  elin  gavuru.

Sakarya  Savaşı  demiştik  devam  edelim  oradan.  

I.  ve  II.  İnönü  Savaşları  her  ne  kadar  başarı  ile  sonuçlansa  da  daha  sonra  toparlanan  Yunanlılar  ileri  harekata  geçerler.  Eskişehir-  Kütahya  Savaşları  dediğimiz  bu  savaşlarda  hiç  kıvırtmaya  gerek  yok,  Türk  ordusu  yenilir  ve  Atatürk'ün  emriyle  Sakarya  nehrinin  doğusuna  çekilir. 

Yunan  toplarının  sesi  Polatlı  ilçesinden  duyulmaktadır.  TBMM  nin  Kayseri'ye  taşınması  söz  konusudur.  Yani  gerek  millette,  gerekse  orduda  neredeyse  bir  panik  havası  vardır.  Mustafa  Kemal  ve  bir  avuç  inançlı  insan  dışında  bu  beladan  kurtulabilineceğine  inanan  neredeyse  yoktur.  Millet  ''  Madem  ki  bu  noktaya  geldik,  vurşarak  ölürüz.  Ne  yapalım?  Yapacak  başka  bir  şey  kalmadı''  Diye  düşünmektedir  ki  bu  bile  aslında  Türk  Milletinin  o  eşsiz  karakterini  göstermesi  açısından  çok  önemlidir.  Hiç  kimse  mülteci  olarak  bir  başka  ülkeye  sığınmayı  düşünmez.  ''  Vuruşarak  ölürüz ''  derler.

Evet,  vatan  için  ölmek  güzel  bir  duygu  ama  Mustafa Kemal  bu  yola  çıkarken  ''  Ya  İstiklal,  ya  ölüm''  demiştir.  Yani  ölüm  dışında  bir  ihtimal  daha  vardır:  İstiklal.

Bundan  sonrasında  Mustafa  Kemal'in  Başkomutan  tayin  edilmesi  ve  Mecliste  toplanan  tüm  yetkilerin  ona  verildiğini  biliyoruz.

İşte  bu  yetkileri  alan  Mustafa  Kemal  ne  yapmıştır  peki?

Mustafa  Kemal  Meclisin  tüm  yetkilerini  üzerine  aldıktan  sonra  7-8  Ağustos  1921  de  Tekalif-i  Milliye  Emirleri  denen  bir  dizi  kanun  çıkartmıştır.

Evet,  askeri  yiyecek  bulamadığı  için  çarıklarının  ipini  ağzına  alıp  çiğneyen,  bir  tas  şekersiz  üzüm  hoşafıyla aylarca  karın  doyurmaya  çalışan  bir  milletten  aşağıda yazacağım  şeyleri  istemiştir ve  bu  millet  bunca  yokluğun içinde  zafer  için  onun  istediklerini  harfiyen  yerine  getirmiştir.

Peki  Mustafa  Kemal  bu   fakir  milletten  neler  istemişti?

TEKALİF-İ MİLLİYE  EMİRLERİ

1 - Her kazada birer “Tekâlif-i MilliyeKomisyonu” kuruldu. Bu komisyonların çalışmaları sonunda topladıkları malzemenin ordunun çeşitli kısımlarına dağıtım şekli düzenlendi.

2 - Ülkede her aile birer kat çamaşır,birer çift çorap ve çarık hazırlayıp “Tekâlif-i Milliye Komisyonu”na teslim edecekti.

3 - Tüccarın ve halkın elinde bulunan çamaşırlık bez, Amerikan patiska, pamuk, yıkanmış ve yıkanmamış yün ve tiftik, erkek elbisesi dikmeye yarayan her cins kışlık ve yazlık kumaş, kalın bez, kösele, vaketa (ince meşin), taban astarlığı, sarı ve siyah meşin, sahtiyen, dikilmiş ve dikilmemiş çarık, potin, demir kundura çivisi, tek çivi, kundura ve saraç ipliği, nallık demir ve yapılmış nal.mıh, yem torbası, yular, belleme, kolon, kaşağı, gebre, semer ve urgan stoklarından yüzde kırkına, parası sonradan ödenmek üzere el konuldu.

4 - Eldeki buğday, saman, un, arpa, fasulye, bulgur, nohut, mercimek, kasaplık hayvan, şeker, gaz, pirinç, sabun, yağ, tuz, zeytinyağı, çay, mum, stoklarından yüzde kırkına parası sonradan ödenmek üzere el konuldu.

5- Ordu ihtiyacı için alınan taşıt araçları dışında, halkın elinde kalan taşıt araçlarıyla, yüz kilometrelik bir uzaklığa kadar, ayda bir defa olmak üzere, parasız askerî nakliyat yapılması emredildi.

6 - Ordunun giyimine ve beslenmesine yarayan bütün sahipsiz mallara el konuldu.

7 - Halkın elinde bulunan savaşta lüzumlu bütün silâh ve cephanenin üç gün içinde teslim edilmesi emredildi.

8- Benzin, vakum, gres, makina, don, saatçi ve taban yağları, vazelin, otomobil, kamyon lastiği, solüsyon, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinesi, kablo, pil, çıplak tel, yalıtkan maddeler ve bunlar cinsinden malzeme, asit sülfirik stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konuldu. Alınanların bedeli daha sonra ödenecekti.

9 - Demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeci, saraç, arabacı esnafları ve imalâthaneleriyle, bu esnaf ve imalâthanelerin iş çıkarabilme güçleri ve kasatura, kılıç, mızrak ve eyer yapabilecek ustaların adlarıyla beraber sayıları ve durumları saptandı.

10- Halkın elinde bulunan dört tekerlekli yaylı araba, dört tekerlekli at ve öküz arabalarıyla, kağnı arabalarının, bütün takım ve hayvanlarıyla beraber ve binek ve top çeker hayvanları, katır ve yük hayvanları, deve ve eşek sayısının yüzde yirmisi ordu adına alındı.Bütün bu alınanlar için sahiplerine belge verildi ve devlet borçlandı.

7-8  Temmuz  1921  den Sakarya  Savaşının  başladığı  23  Ağustos  1921  Tarihine  kadar,  yani  yaklaşık  bir ay  içinde  ne  kadar  ne  toplandı  ordu  için?  

Onu  da  yazayım: ( Küsuratları  hesaba  katmadan  yazıyorum ) 

1890  Ton  Un
16703  Ton  Buğday
14074  Ton  Arpa
224 Ton  Şeker
260 Ton  Gazyağı
591  Ton  Patates
3905 Ton  Kasaplık Hayvan
426609  Adet  Don
452672  Adet  Gömlek
60607  Adet  Mintan
334934  Adet  Çarık
363285  Adet  Çorap

Listede  daha  pek  çok  şey  var  ama  sanırım  bu  kadarı  bile  bu  milletin  fedakarlığını,  ''Söz  konusu  vatan  ise  gerisi teferruattır.''  Anlayışını  ortaya  koyması  bakımından  yeterlidir. 

Bu  millet  -  içlerinden  bazı  çatlak  sesler  çıksa  da -  söz  konusu  vatan  olduğunda  Kurtuluş  Savaşı  yıllarındaki  fedakarlığının  aynısını  göstermekten  kaçınmayacaktır  yine.  Bu  böylece  biline.  

Görüldüğü  gibi  millet  en  aç  olduğu  zamanda  bile - ortada bir  savaş  varsa - ondan  izin  alınmaz. Atatürk  de  öyle  yapmıştır.  Milletten  izin  almamıştır  Tekalif-i  Milliye  Emirlerini  çıkartırken... Vatan  söz  konusuysa  millet  zaten  hazırdır  o  fedakarlıklara.

''Eee?  Rus  yardımı  ne  oldu?''  Diye soruyorsunuz  değil  mi?

Hemen  onu  da  izah  edeyim.

Efendim,  bazı  kafalara  göre  Çanakkale  Savaşlarında  Alman  topları  olmasaymış  biz  o  zaferi  naaahhh  kazanırmışız.  

Bu  iddiaya  cevap  vermeyeceğim.  Çünkü  iddia  sahibi  aynı  zamanda  ''Atatürk  olmasaydı  Çanakkale  Savaşını  naaahhh  kazanırdık''  da  diyor.  Yani  zaferi  Alman  topları  mı  kazandırdı  yoksa  Mustafa Kemal  mi  henüz  o  konuda  kafası  karışık.  Ama  bir  başka  iddia  çok  daha  fazla  dillendirilir  bizim  ülkemizde  ve  ne yazık  ki  bu  iddiayı  ortaya  atanlar da  Atatürkçüler(!) dir.

''Rusların (  Tabii  ki  özellikle  Hazreti  Lenin'in )  Yardımları  olmasaydı  biz  Kurtuluş  Savaşını  naahhh  kazanırdık.''

O  zaman  gelin  Kurtuluş  Savaşımızın  kazanılmasında  Rusya'nın  ne  kadar  payı  var  bir  bakalım:

Millî Mücadele’nin harcamaları  yaklaşık  olarak  147 Milyon liradır.Bu finansmanın % 63,9’u bütçe gelirlerinden, % 6,8’i bütçe dışı kaynaklardan % 15,7’si el koymalardan % 4,8’i bağışlardan, % 8,8’i Sovyetler Birliği’nin yardımlarından sağlanmıştır. 

Evet,  Rusya'nın Kurtuluş  Savaşımızın  kazanılmasında  elbette  ki  payı  var  ama  bu  pay  sadece  %8,8... ''O  %8.8  lik  pay  olmasaydı  biz  bu  savaşı  naahh  kazanırdık''  Demek  ne  kadar  gerçekleri  yansıtır  onu  da  okuyucunun  takdirine  bırakıyorum.

Yukarıdaki tweeti  okuduğum  anda aklıma  gelen  bir  fıkra  ile  noktalayayım:

İLKOKULU DIŞARIDAN BİTİRMEK İÇİN SINAVLARA GİREN BİR KADINA FEN BİLGİSİ SORUSU OLARAK ŞUNU SORAR ÖĞRETMEN:

- BEYİNİN GÖREVİ NEDİR?

KADIN GAYET SAF BİR ŞEKİLDE CEVAP VERİR:

-ÖZEL BİR ŞİRKETTE TEMİZLİK İŞÇİDİR

Muhterem  siyasi  liderimiz  ! 
Beyin  diyoruz  efendim,  beyin...Sizin  kafatasınız  içinde  var  mı  bilemem  ama  normal  insanların  kafatası içinde  olan  ve  düşünmemizi  sağlayan organdan  bahsediyoruz...
.........................................................................................
Tweet  dışındaki  diğer  resimleri  izaha  sanırım  gerek  yok.  

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Topyekun Harp- Tekalif-i Milliye Emirleri Ve Rusya'nın Kurtuluş Savaşımız başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 19.01.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.