Eklenme Tarihi : 11.02.2018
Okunma Sayısı : 137Yorum Sayısı : 4
Etiketler
Y. GÜLÜM
Y. GÜLÜM
tarafından eklendi
11.02.2018
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Gül Kokulu Yiğidim...


Damağımı kaldırıyorum usulca yoksa korkuyla mı demeliydim?

Öfkemi öğüttüm tüm gün ve tütün kokan adamlardan da uzak durdum ve gözleri kan çanağına dönmüş gölge benzeri ithamlardan.

Yağmur yağıyor sanırım yoksa beyaz mı havada dolanan zerreler ya ben neye benziyorum?

Şimdilerin dününü yaşıyorum. Dünün yorgunluğundayım hala ve yarındansa yarım düşlerimi bile öldürüyorum.

Kaygılarımdan arındım artık.

Buz tutan saçaklarında duyguların, sıtmaya tutulmuş iç sesimin titreyişinden nemalanıyorum.

Hangi aydayız ya da hangi mevsim?

Yağmur kesildi sanırım yoksa herkes bir anda mı yokluğa kavuştu hani ben de kavuşacaktım hiçliğe sonra da annem örtecekti üzerimi vs…

Devamı olmalıydı bu hikâyenin.

Bir de başı olmalıydı aslında. Başı olmazsa sonu gelir mi, diyenlerin yalancısıyım. Aslında yalan bile değilim. Ne olduğumdansa kim olduğumu sorgulayanlar vardı dün yanı başımda fısıldayan.

Sonra ne mi yaptım?

Tası tarağı topladım ve bastım istifayı. Neymiş efendim?

Büyük oynamalıymışım.

Kim dedi ki?

Ya da büyük olan tek güce şirk koşanların yanında mı saf tutmuştum?

Ne ala!

Ne gam, desem keşke.

Anamın tarhanasını özledim yine de Allah razı olsun mahrum kalmadık anne kokulu yemeklerden.

İlk önce komutanımızdan alırdık günün selamını lakin çalıştığım şirkette değil selam almak verdiğim selamın dahi cevabı olmazdı ve sorduğum soruların da.

Babam demişti bir zamanlar… hey gidi dev çınarım hey!

Zaten ne olduysa o gittikten sonra oldu.

Önce akraba tayfası dadandı baba evine sonra da koydular bizi sokağın ortasına.

Allah’tan anamın baba yadigârı o tek göz evi vardı da… gerçi ne evi, diyenler de oldu zamanında çevremizde lakin anam kim ne derse desin diretti de diretti ve satmadı babasının hatırasına sahip çıkıp da. Kim derdi ki; analı oğullu gidip de yuva bileceğiz o tek göz odayı.

Allah’ım sen beni affet!

Hâşâ, Rabbim: hakir görmek ne kelime yine de attan in eşeğe bin misali…

Affet Rabbim: sonuçta başımızı soktuk ya bir damın altında olmanın verdiği şükür ile sığındık dede yadigârına zaten anam da hep sığınmadı mı Allah’ına ve atalarına?

Nereden nereye?

Zan altında idim çalıştığım dönem ne de olsa patronun kızı az çelme takmamıştı bana ha…

Neymiş efendim! İş çıkışı bir yerlerde takılıp iki tek atacakmışız.

İyi de kız nişanlı ben ise tok gözlü, paranın helalini rahmet bilen bir garip…

İyi ki de çıktım o mendebur şirketten. Alsın başlarına çalsınlar dolar bazlı maaşlarını.

Elbet bulurum ekmek dedim… dedim de dört dönendim İstanbul’un göbeğinde asla rast gelmedim rızkıma.

Anam benim, garip anam hep dedi ama:

‘’Bırak görmezden gel etrafını ve sadece işine bak.’’

Olmadı be anam. Sen bilmezsin bunları hele ki içindeki safı bir kez ortaya çıkardılar mı…

Neymiş efendim? Gül suyu kokuyormuşum. Ne de alay ettiler hani arkamdan sonra da masama iki tane kurumuş gül bıraktılar.

Ey, güzel Allah’ım: ben Anadolu çocuğuyum. Anlamam öyle parfümden, losyondan.

Tıraşını ol ve kolonya sür yüzüne bir de pamuk anamın dolabından elime yüzüme sürdüğüm o mis gibi gül suyu hele ki bir de anam güllaç yapmışsa…

Yapmaz mı hele ki en son yaptığında demez mi?

‘’Oğul, al şu güllacın yarısını, götür iş arkadaşlarına. Afiyetle yerseniz, zihniniz açılır.’’

Nasıl kırarım o mübarek kadını?

Aldım götürdüm ama başımdan aşağı da kaynar sular döküldü.

Herkese servis yaptım sonra bir gittim ellerimi yıkamaya ki…

Anında yemişler anamın elinin nuruyla yaptığı güllacı hatta öylesine beğenmişler ki… demezler mi?

‘’Seyfi, bak yine isteriz.’’

Anam adına nasıl da mutlu oldum. Beğenmişler hem de dua etmişler garip anama.

Sonrası mı? Keşke o gün görmez olaydım da şahit olmasaydım bu vefasızlığa bu edepsizliğe.

Aslında anlamayacaktım da… ah, nereden sordum Fatma Kadına?

‘’Kolay gelsin, bacım.’’

‘’Deme öyle güzel kardeşim.’’

‘’Neden ki?’’

‘’Burada tuhaf karşılıyorlar sen sadece Fatma de.’’

‘’Nasıl istersen? Hayırdır, ellerin yapış yapış. Bir yardıma ihtiyacın varsa söyle. A, burası ne kokuyor böyle?’’

‘’Yok, beyim. Ben hallederim.’’

‘’Mis gibi kokuyor. Sanki…’’

‘’Yok, beyim. Bir şey koktuğu yok. Sana öyle gelmiştir.’’

‘’Yoksa, yoksa…’’

‘’Düşündüğün gibi değil, beyim.’’

‘’Ne yani, anamın tüm gece uğraştığı güllacı toptan çöpe mi atmışlar? Vay Allahsızlar.’’

‘’Yok, beyim. Arda kalanı döktüm ben.’’

‘’Hani herkes afiyetle yemişti.’’

‘’Yağmur mu yağıyor yoksa kar mı atıştırıyor?’’

‘’Mevsim kış beyim. Normaldir bu mevsimde.’’

***

‘’Yağmur mu yağıyor yoksa kar mı atıştırıyor?’’

‘’Söyleyin, yalvarırım söyleyin. Görmek istiyorum dışarısını ve yüzüme bakmak istiyorum. Hiç mi insafınız yok?’’

‘’Seni daha iyi gördüm bu gün evladım.’’

‘’Yapma doktor yapma. Düş mü gerçek mi anlamadım gitti. Yahu, çıkarın şu bandajları. Hem kaç gün oldu hala gidemedim arkadaşlarımın yanına. Binbaşı Bilal’ı görmem lazım. Raporumu sunmadım henüz ona. Sonra Asteğmen Rıfkı ve başçavuş Metin. Yalvarırım salın beni. Hatta şimdi ben açayım bandajları. Gideyim annemin yanına. Kadından helallik bile almadan çıktım yola. doktorr…’’

‘’Vakit erken aslanım. Hele bir iyi ol.’’

‘’Gülsuyu kokuyor burası. Anam mı geldi yoksa? Söyleyin ona daha erken gelmesin. Hele bir bitsin şu mücadelemiz. Hem tüm bölük nasıl da donanımlıyız. Donanımlıydık. Hala donanımlıyız değil mi? Ya diğer arkadaşlarım nerede? En son hatırladığım, ah neydi neydi?’’

‘’Böyle kendini harap etmene izin veremem oğlum. Az sabır. Bak daha ne kadar oldu sen buraya geleli?’’

‘’Ama benim yerim burası değil ki. Çok işim var doktor çok. Daha yapacak çok işim var. Önce bitecek bu savaş sonra da huzura ereceğiz milletçe. Yoksa erdik mi? Yoksa bitti mi her şey? Dışarıdaki sesler ne doktor?’’

‘’Arkadaşların geldi aslanım.’’

‘’Rıfkı mı yoksa albayım da mı geldi? Hemen üstümü başımı düzeltmeliyim. Neden izin vermiyorsunuz çıkıp gitmeme. Bakın hiçbir yerim acımıyor hatta o mayına bastığımda canım nasıl yanmıştı, onu bile unuttum demek ki iyiyim ben. Bak, doktor bacaklarım da iyileşmiş ki ne sızı ne ağrı. Arkadaşlarımı alsanıza içeri. Kim gelenler?’’

‘’Önceki iş yerinden. Hani sen istifanı verip askerliğini çabucak yapmak için yedek subaylığa başvurmuştun ya. Adı neydi o çalıştığın yerin?’’

‘’Deva Holding, doktor. Lakin onlar beni asla sevmezdi. Şimdi niye durduk yerde gelsinler ki yanıma?’’

‘’Onlar sana ve tüm arkadaşlarına öylesine minnettar ki. Siz olmasaydınız nice olurdu halimiz evladım?’’

‘’Biz görevimizi yaptık, yapacağız da. Asla görmek istemiyorum onları ya da…’’

‘’Nasıl istersen evladım.’’

‘’Yine alay edecekler benimle ne de olsa hala gülsuyu kokuyorum doktor. Hey, doktor nereye gittin? Demedin bir şey.’’

‘’Sen cennet kokuyorsun evlat, her biriniz cennet kokuyorsunuz.’’

‘’Doktor, beni böyle görmesinler. Hele bir tıraşımı olayım, botlarımı giyip ayağa kalkayım. E mi, doktor?’’

‘’Sen nasıl istersen yiğidim.’’

‘’Doktor, sahi, beni görmeye mi gelmişler?’’

‘’Sadece onlar değil ki. Hangimiz yeteriz hangimizin varlığı ve gücü yeter sizin hakkınızı ödemeye?’’

‘’Açın perdeyi ne olur. Biraz ışık girsin içeri biraz da ısınsım ayaklarım. Sahi ayaklarım neden buz kesmiş gibi? Az döksene elime yüzüme süreyim. Azıcık kolonya dök doktor. Ben diğer arkadaşlarımı görmek istiyorum. Canımı teslim ettiğim birliğimi, vatanımı bize teslim eden insanların adına yalvarıyorum sana doktor. Aslında dün gece…’’

‘’Dün gece ne oğul?’’

‘’Pencereye konan sakat serçe. Yoksa o da mı bir düştü? Düşümde çok şey gördüm doktor ve dün geceden beri de içim rahat. Uyumak istiyorum ve yine düşlerime girmesini arkadaşlarımın. Onları sadece düşlerimde göreceğimi de biliyorum artık. Bir düşten ibaret olsa keşke tüm yaşanan. Keşke bu kâbusu hiç görmeseydim.’’

‘’Düşünme bunları evlat ve hisset sana gönderilen duaları ve elbette devre arkadaşlarına, tüm askerimize. Seyfi, duyuyor musun beni? Seyfi, oğlum, uyuma. Kal bizimle. Kal Seyfii.’’

 

 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Gül Kokulu Yiğidim... başlıklı yazı Y. GÜLÜM tarafından 11.02.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Y. GÜLÜM sorumluluğundadır. Y. GÜLÜM hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.