Eklenme Tarihi : 12.09.2018
Okunma Sayısı : 405Yorum Sayısı : 8
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
12.09.2018
Günün Yazısı

Bu Yazı 13.09.2018 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Bir Fatma Çetin Kabadayı Hikayesi Daha: Sek Sek Sekerek Mahmure
Bir  Fatma  Çetin  Kabadayı Hikayesi  Daha: Sek  Sek  Sekerek  Mahmure
BİR  FATMA  ÇETİN  KABADAYI HİKAYESİ  DAHA: SEK  SEK  SEKEREK  MAHMURE


Beyefendi  her  zaman  olduğu gibi  mutfaktaki  mutad  işlerinden olan bulaşık  yıkamakla meşguldü.  Evlerine  onca  para  girmesine  rağmen  eşi  Fatma'ya  bir  türlü  bulaşık  makinesi  aldırtamamıştı. Neymiş  efendim,  bulaşık  makinesinin  yaptığı  yıkamaya  güvenemiyormuş.

O  can  sıkıntısı  ile  bir  şarkı  söyleyerek  efkarını  dağıtmak  istedi  ama  aklına  bir  tane  bile  gelmiyordu.

Ünlü  Yazar  Fatma  Çetin  Kabadayı  Remington  marka daktilosunun  başında,  kalın  gözlüklerini  düzelttikten  sonra  mutfağa  doğru  seslendi:

-Tavukları  ne  yaptın?  Kesip  pişirdin  mi?

İşte  o  anda  beyefendinin  aklına  söyleyeceği  türkü geldi. 

-Ahşama  gelecağııımmm,  akşama  gelecağııımmmm
Haci  babay  evde  müüüüü.

Fatma  Çetin  Kabadayı  kocasının  türkülerine  gıcık olmakla  beraber  bu  türkü  bambaşkaydı.  Beyefedi  ile  nişanlı  iken  garibim,  Fatmaların  evinin  balkonu  altında  bu türkü  ile  serenat  yapardı.  Ne  bilsin başına  gelecekleri...

İki  damla  göz  yaşı  Fatma'nın  yanaklarından  süzülürken  cevap  verdi:

-Tavukları  pişirmişem,  hacıyı  da  kahveye göndermişem.

Beyefendinin  de  gözlerinden  iki  damla yaş süzüldü.  İçinden  ''  Tavukları  pişirmişmiş.  Ulan  hayatında  bir  kez  olsun  mutfağa  girdin  mi  ki  tavukları  pişiresin?'' Dedi.

Evet,  türkü  güzeldi.  Hele de  Kahtalı  Mıçı  ve Dilber  Ay  karşılıklı  söylediğinde  daha  güzeldi  lakin  ne  beyefendi  Kahtalı  Mıçı  idi  ne  de  Fatma,  Dilber  Ay...Hem  Fatma'ın  çok  çok  önemli  bir  sorunu  vardı: Açmayı düşündüğü  ana  okulunda  minicik  bebelerin  oynaması  için  eski  oyunlardan  birini  hazırlamak  istiyor  ama  oyun  bir  türlü  aklına gelmiyordu.  Tekrar  kocasına seslendi.

-Ya  belki  sen  hatırlarsın.  Eski  bir  çocuk  oyunu vardı.  Hani  yere  kareler  çizip  içinde  zıplıyorsun  ya...

Beyefendi  anında  hatırladı (!) 

-Uzun  eşşek.

Fatma  köpürdü

-  Ne  uzunu,  ne  eşşeği?  Yahu  yassı  düz  bir  taş  ile  oynanıyordu.

Beyefendi  bu  sefer  buldu(!) 

-Yağ  satarım,  bal  satarım. Ustam  rahmet-i  rahmana  irtihal  eyledi  ben  satarım.

Fatma  daha  da  kızdı.

-Saçmalama. Hem  minicik çocuklar nasıl  desin  o  ''  rahmet-i  rahmana irtihal  etmeyi.'' Başka  bir  şeydi  ama  senin  hatırlamanı  beklemek  hacıyatmazın  deliksiz  uyku  uyumasını  beklemek  gibi  bir  şey  olur. 

Fatma  kara  kara  o  oyunu  düşünürken  beyefendi   durulama  faslında  yeni  bir  şarkıya  geçmişti:

Elinde cımbızı aynası cumbada oturur Mahmure. 
Çıktımı akşam ayazı cumbada yatar Mahmure. 
Rastık çekerek Mahmure, yastık dikerek Mahmure. 
Yaşar yuvada kuş gibi, sek sek sekerek Mahmure. 

Şıkır şıkır şıkır da, tıkır tıkır tıkır da, fıkır fıkır fıkır da Mahmure 


Fatma daktilodan  kafasını  kaldırıp  hiddet  ve  merakla  sordu:

-Mahmure  kim?

Beyefendi  az  kalsın  '' Senden  önceki  sevgilim''  diyerek  derisini  kendi  elleriyle  yüzdürecekti.  Son  anda  toparladı:

- Lisede  bir  Mahmure  Hanım  vardı.  İngilizce  hocamız...  O. 

Fatma'ya  böyle  söyledi  ama  içinden  dedikleri  çok  farklıydı  ve  aynen şöyle  diyordu:  ''  Aaaahhh  aahhh.  Bugün  çektiklerim  hep  o  Mahmure'nin  ahı  yüzünden. Yok  efendim  gözlerine  rastık çekiyormuş,  yok  efendim  cumbada  oturup  yastık  dikiyormuş,  yok  efendim  kuşlar gibi yuvasından  dışarı  çıkmıyor  ama  içeride  sek  sek  sekiyormuş  diye  gül  gibi  kızı  terk  edersen  Allah da  böyle  cezanı  verir  işte.''

Normal  şartlarda  Fatma  İngilizce  Hocası  filan  dinlemez  oyardı  beyefendiyi  ama  o  şarkıda  bir  şey  vardı.  

-  Bir  daha okusana  şunu  bakıyım.

Beyefendi  başladı:

Olurken her şey tarihin tenceresinde aşure, 
Kahve de içer keyifle penceresinde Mahmure. 
Rastık çekerek Mahmure, yastık dikerek Mahmure. 
Yaşar yuvada kuş gibi, sek sek sekerek Mahmure. 

Şıkır şıkır şıkır da, tıkır tıkır tıkır da, fıkır fıkır fıkır da Mahmure


''Bulduuum ''  diye  ayağa  fırladı  Fatma.  Evet  hatırlayamadığı  o  çocuk  oyununun  adı  ''sek sek ''  idi.  Şarkıda  geçen  ''Sek  sek  sekerek ''  sözü  hatırlatmıştı  ona  oyunu.  Mutfağa  doğru koşmaya  başladı.  

Beyefendi  '' Aha  da  ayvayı  yedik.  hay  dilim  kopsaydı  da  şu  şarkıyı  söylemeseydim''  diye  korkudan tir  tir  titrerken  Fatma  onun  boynuna  sarılıp  yanağına  koskocaman  bir  ''  Şlaappp''  kondurdu. Adamcağız  daha  ''  Nooluyor  yahu? ''  diyemeden ''  Evet,  sek sek ''  dedi  ve  evden fırladığı  gibi İlçe  Milli  Eğitim  Müdürlüğüne  doğru koşmaya  başladı.

Anaokulu  için  her şey  hazırdı.  İş  sadece  açılış izni  almaya  kalmıştı.  O  da  kolaydı(!)Siz  ilçe  Milli  Eğitim  Müdürlüğüne,  İlçe  Milli  Eğitim  Müdürlüğü Kaymakamlığa,  kaymakamlık İl  Milli  Eğitim  Müdürlüğüne,  İl  Milli  Eğitim  Müdürlüğü  Valiliğe,Valilik Milli  Eğitim  Bakanlığı  Özel  Okullar  Dairesine,  Özel  Okullar  Dairesi,  Talim  Terbiye  Kuruluna  dilekçenizi  gönderiyor (  Yanlış  hatırlamıyorsam  tam  olarak  böyle  bir  şeydi  prosedür.)  sonra  bir  iki  müfettiş  geliyor, inceliyor  ve  ''  Eğitim  Öğretime  Uygundur ''  Raporu  verirse  açabiliyordunuz  okulunuzu. Okuldaki  sınıf  kapısının ( Dikkat  edin  sınıfın  değil  sınıf  kapısının )  genişliği  80  santim  ise  o  sınıfa  20  öğrenciden  fazla  alamıyor,  81  santim ve üstü ise  25  öğrenci  doldurabiliyordunuz. (  Bu  prosedür  halen  devam  ediyor  mu  bilmiyorum.  Bizim  zamanımızda  öyleydi. ) 

Fatma  heyecanla  İlçe  Milli  Eğitim  Müdürünün  huzuruna çıktı. (  Tabii  ki  o  huzura  çıkmak  için  de  kapıcıdan  özel  kaleme,  özel  kalemden  şube  müdürlerine  kadar  herkese  derdinin  ne  olduğu hakkında  izahat  verdi.  Bu  işler  maalesef  böyle  yürüyordu.  Öyle  pat  diye  Milli  Eğitim  Müdürünün  huzuruna  çıkmak  da  ne  demekti? )

Milli  Eğtim  Müdürü  Fatma'yı  gördüğü  anda  yüzünü  buruşturdu.

-Hoca  Hanım!  Size  kaç  defa  söyledim.  Tüm  evraklarınız  tamam  ama  adreste  sorun  var.  Anaokulunu  kuracağınız  yerin cadde  adı  yok  evrakta.

Fatma  üzgün  bir  vaziyette  başını  salladı.

-Efendim  ben  ne  yapabilirim  ki?  Caddenin  ne  girişinde  ne  çıkışında  bir  sokak levhası  yok.

Milli  Eğitim  Müdürü ''  O  zaman  Belediyeye  müracaat  edin,  o  caddeye  bir  isim  versinler ''  dedi.

Fatma  çaresiz  Belediyenin  yolunu  tuttu.  Tam  Fen  İşleri  Müdürlüğüne  girmişti  ki  baktı  kocası  da  orada.  Kocasını  orada  görünce  hayretle  sordu.

-Senin  ne  işin  var  burada?

Beyefendi  sevinçle  cevap  verdi.

-Sana  bir  yardımım  olsun diye  cadde ismi  konusunu  halletmeye  geldim  ve  sonunda  hallettim.

Fatma  onca  milletin içinde  bir  kez  daha  şlaplattı  kocasının  her  iki  yanağını.

-Sana  kedi  diyen  o  Sami'nin gözleri  kör  olsun.  Aslansın  sen  aslannnn. 

Oysa  zavallı  Sami,  Beyefendinin  fotoğrafını  hele  de  belindeki  tabancayı  gördükten  sonra  tamamen  suskunluğa  bürünmüştü  ve  o  da  beyefendinin  bir  aslan  olduğunu  düşünüyordu artık. 

Fatma  caddenin adını  merak  etmişti.  heyecanla  sordu.

-Caddenin  adı  ne  oldu?

Beyefendi  muzip  muzip  sırıttı.

KOCA  ÖLDÜREN  CADDESİ (  Resimlerin  üstteki  soldan  üçüncüsü ) 

Beyefendi  normalde  dokuz  kusurlu hareketin hepsini  birden  aynı  anda  işlemişti  dolayısıyla  da  katli  vacipti  ama  öte  taraftan  artık  okul  açılabilecekti.  Cadde  ismi  sorunu  çözülmüştü.  O bakımdan aff-ı  şahaneye  mazhar  oldu. 

Uzatmayalım  efendim sonunda  Ana  Okulunun  açılma  izni  alındı.  Fatma  o  sevinçle  hemen  okula  koştu  ve  kapı  girişinin  hemen  önüne  yere  siyah  boya  ile  kareler  çizmeye  başladı.  Seksek  parkurunu  tamamlayınca  da  başladı  seksek  oynamaya. 

İşte  tam  o  anda  Bakanlık  Müfettişleri  yanlarında  her  ne  hikmetse  yine  Beyefendi  olmak  üzere  kapıda  belirdiler.

Müfettişlerden  biri  ötekinin  kulağına  eğildi:

-Anaokulu  öğrencisi  olmak  için  biraz  yaşlı  değil  mi?

Öteki  Müfettiş:

-Evet  değerli  arkadaşım.  Bunlar katakulli  yapıyorlar.  ''Ana  Okulu''  diye  anneler  için  rehabilitasyon  merkezi  açmışlar  sanırım.

Beyefendi  hemen  devreye  girdi.

-Yok  yahu.  O  gördüğünüz  benim  eşimdir  ve  bu  ana okulunun  müdürüdür.

Birinci müfettiş  hayretle  sordu:

-Çocukları  okula  tıkıp  kendisi  mi  sek  sek  oynar  hep?

Beyefendi  cevapladı:

-Yok  öyle  değil.  İçindeki  çocuk  ona  bunları yaptırıyormuş.

İkinci Müfettiş  esefle  başını  salladı.

-Hımmmm  anladım.  Demek  hamile.  İyi  ama  böyle  sek  sek  sıçrayıp  durursa  o  çocuk  düşer. 

Seksek  oynamaya  fena  halde  dalmış  olan  Fatma  nihayet  gördü  müfettişleri  ve  hoşgeldin,  beş  gittin  faslından  sonra Vilayetler Hizmet Birliği  Şehit  Gediz  Çivi  Anaokulu  2018-2019  Eğitim  Öğretim  Yılına    başladı. 

Bu  vesile  ile  yeni  eğitim  öğretim  yılının  her  kademedeki  tüm  öğretmen ve  öğrencilerimiz  ile  okullarda  görevli  diğer  personele  hayırlı  uğurlu  olmasını dilerim.  

Not:  

1-Bu  arada  kimsenin  hakkını  yememek  adına  bir  hususu  açıklamalıyım:  Fatma  Hanım  bahsi  geçen  anaokulunun  müdürüdür. Okulun  2018-2019  Öğretim  yılına  hazırlanmasında  emeği  oldukça  fazla  olmakla  birlikte  diğer  öğretmen,  personel  ve  velilerin  de  oldukça  büyük  emekleri  vardır  resimlerde  görüldüğü  gibi...

2-  Ben  üstteki resimlerden soldan  dördüncüsünde  okla  işaretli  o  aslanı  hikayelerimde  hep  kılıbık  olarak  yazdım  ya,  Allah  benim  cezamı  mutlaka  verecek...

3- Bahsi  geçen  okulun  bulunduğu  caddenin  ''Koca  Öldüren Caddesi''yle  bir  alakası  yoktur.  O  cadde nerede  bilmiyorum.  Okulun  tam  adresi  şöyledir : Kurtuluş Mah. Mezarlık Sokak No36 İvrindi/BALIKESİR. ( Gerçi  ha  Mezarlık Caddesi,  ha    Koca  Öldüren  Sokak pek  de  farketmiyor  ama  olsun.  Doğrusu bu. ) 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bir Fatma Çetin Kabadayı Hikayesi Daha: Sek Sek Sekerek Mahmure başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 12.09.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.