Eklenme Tarihi : 10.01.2019
Okunma Sayısı : 401Yorum Sayısı : 1
Etiketler
Y. GÜLÜM
Y. GÜLÜM
tarafından eklendi
10.01.2019
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Aşk Dediğin...
Aşk Dediğin...



Gecikmeli bir aşk randevusu benimki bilfiil içimi ihbar ettiğim bir de göğün laneti üstüme yağarken…

 

Aşkın nedamet iksirini az evvel içtim ve geçtim kendimden.

 

Şehri istila eden yarasalar demek ki; gece artık aralıksız nöbette bir de isyankâr deyişler teyakkuza geçen ve ılıman iklim yerini ayaza bırakırken…

 

Hoş sohbet bir manzara aklımın kıyama durduğu o rahle bir de boykot ettiğim iç sesin iz düşümü.

 

Makberlik benim acılarım.

 

Yeknesak tüm tutarsızlığım ve pişkin edalarla içimi talan ettiğim.

 

Göklerin hükümranı; aşkın payidar kılındığı o müfreze ve şahit tuttuğum kelaynak kuşları az sonra yağacak karın da habercisi.

 

Bir ümit düşüyor yakamdan bir de şehrin diğer yakasına yolcu ettiklerim.

 

İçime ektiklerim boy veriyor. Tırpanla talan ettiğim öykümde mucizevi bir tını yine şehrin hâkimi başı boş köpekler.

 

Lal satırlarda dumura uğruyor sessizlik ve o aşüfte külyutmaz söylemler tüm mertliğini takınıp hizaya geliyorlar.

 

Reşit bir coğrafya iklimin seğirdiği.

 

Ömrün gel-git akımlarına riayet eden ölü gömücü makber âşıkları.

 

Ölümün sitayişi ve çürüğe çıkan organlar yine şehrin belası o sis tabakasında gömüp de dirilttiğime tanığım adeta içimin hezeyanlarını.

 

Bir tutam düş tutuyor yakamdan ve sürüklüyor içindeki dehlize. Ben teyakkuzdaki bir kolluk kuvveti gibi canhıraş siperdeyim.

 

Merhametin doruklarında Yaratan ve surelerde doluyorum sonra da boşalıp çil yavrusu gibi dağılıyor içimin yetim çocukları.

 

Ne ara sevdim?

 

Ne ara mağlup geldim?

 

Ne ara gördüm de görmezden geldim?

 

Şimdi kuş tutsam ağzımla demezler mi ki; bırak kafesinde kalsın garip oysaki garibin garibi şahsıma dönük yüzünde karanlığın ben şahadet şerbeti içmenin özlemi ile bağrımı açıp cebelleşiyorum düşmanla.

 

Bir rehavet ki sormayın gitsin.

 

Öyle bir esaret ki göğün tembel bulutlarına çemkiriyor iblis ve şehla düşlerime düşüyor yolun, sevgili.

 

Aşkın hümayunu o titrek sesinde elemin bir de maviye çalan gözlerinde yetim mevsimin oysaki insanı ölümden bile caydıran bir soğuk tutuklu tenimde ve aşkı ihbar eden satırları acele ile karalayıp üstüne de bir bardak su içiyorum.

 

Devasa bir büyüteç içimin amblemi ve Hakkın yolunda aralıksız koşuyorum.

 

Sevgiyi Mehter Marşı ile karşılıyorum ve asla da uğurlamak istemiyorum.

 

İçimdeki cereyana kapılan nöbetçi baykuşlar pas geçiyor beni; ben ki; en derbeder varlığın en debdebeli hüznü payidar kılan yoldaşlığında aşkın nameler aşırıyorum şiirlerden.

 

Zamanın tabusu yok artık ve tebaası da yok zira çoğunluk azınlığa yenik düşmüş ve sevgisizlikten pul pul dökülüyor ölü derisi aşkın.

 

Aşkın sıfatı da yok.

 

Ben sıfatsızım oysaki eşrafın diline düşmüşüm.

 

İçimde acıyan bir coğrafya kanıyor da kanıyor. Süt kokan bebeler var elemin ellerinde ve onları terk eden sözüm ona anneleri var artık kadere biat kedere inat süt liman süt dolu göğüsleri.

 

Aşkına nazire eden dertli şair.

 

Yüreğini ihbar eden komşu terzi.

 

Sevdayı lal bilen satırlar.

 

Hangi ara sevdim ki?

 

Zamanın meftun telaşlarında yarım yamalak seyrediyorum varlığın temaşasını.

 

Tutuklu imgelerle yaptığım tangoya aldırmıyor ebabil kuşları.

 

Bir kuş sütü eksik acıdan müteşekkil soframda başmisafir yine sevgi düşesi satırlar.

 

Muhiti yolculuğumun aslında ayakları olmayan bir köprü ve acıların seyrüseferinde ben denizin soğuk sularında yüzme öğretiyorum acılarıma ve bilinmezliğin küpeştesinde seyrediyorum cihanı.

 

Yazmaya henüz başlamadığımın romanın son sözü bile hazır iken biliyorum ki ben hayata hep sondan başlayıp başa yürüdüm son izlekte mağdur bir kuş iken giriş cümlesine ancak erdim yarım asra yaklaşık ömrümde baştabip atadım içimdeki kekeme çocuğu sırf yorgun yüreğim ıslah olsun diye görmez numarası yaptı şiirlerimdeki başsavcı.

 

Hep edilgenim.

 

Hep etmen olmayı dilediğim bir dilemma.

 

Başların ayak olduğu belki ayakların baş olduğu tabirine düşüp de yolum gözlerimi alamıyorum aşktan oysaki aşkın vebaliyim ve aşkın esiri aslında aşka dönük yüzünde yorgun şehrin ben bir posta güverciniyim içimdeki şehla düşlere yaz, emri veren sonra da sayfa sayfa yaydığım o veryansın hani olur da zevkten değil kederimden ölürüm diye.

 

Suretlerin yanılgıya dönüştüğü ve şehrin değil de sakinlerinin esaretine kapılmış o iki yakası bir araya gelmeyen düşlerim.

 

Temkinliyim artık severken lakin bu, beni sevmekten alıkoymuyor.

 

Aşka dirayetsizliğim belki de makul olmayan bir sevda pasajı içimdeki dirliğe tahammülüm yok iken ezkaza gülümsesem sonramı da yok saysam şehrin tebaasına dönük yüzünde yalnızlığımın beyan etsem delirdiğimi ve deli gibi sevdiğimi.

 

Sessizim lakin sadece O’nun bildiği bir aşk masalı içimdeki dirayetsiz iklimlerin seyirci olduğu ve o yobaz seyirci güruhu sadece alaşağı ediyor mabedimi.

 

Aşkın körebe oynadığı bir de yoldan çıkmışlığı şehir sakinlerinin ve diretiyorum aklım başımdan gitmişçesine ve çapaklarında yalnızlığın biliyorum ki; iki kişilik bu yalnızlığı asla kimse bilmeyecek.

 

Basireti bağlanmış mutluluğun en yakın takipçisiyim ben ki mavi düşlerin bazen siyaha çaldığı bu kadraja girmeyen düşlerin, ela bir sancıyım sus pus mevsimde satılmışlığın muhasebesini yaparken münafık bedenler.

 

Ruhumla sevdiğim kadar ruhumla yarıştığım.

 

Aşkın kıyametinde özlemden esefle söz etmeyi de kendime yasakladığım.

 

Aşk dediğin imkânsız olacak ki acısını doya doya yaşayayım ve debdebeli olmalı ki hüznüm bağlaçlar çemkirmesin içimdeki tutuklu yüreğe.

 

Beynamaz düşlerden alamazken başını kimisi ben bağlama çalan bir dervişin en sadık müridiyim ve sağdıcı iken aşkın ve hüznün körüklenen hangi minvalimse süt dişlerine talibim içimdeki yorgun ve mutsuz çocuğun belki de devasa bir yenilmişlik duygusu yine yazmama vesile bu aşkın büyüsünde benlik bir gamla damsız bir aşka yürek koyan.

 

 


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Aşk Dediğin... başlıklı yazı Y. GÜLÜM tarafından 10.01.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Y. GÜLÜM sorumluluğundadır. Y. GÜLÜM hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.