Nilgün Marmaraya Mektuplar -2-




‘’Biz niye kendi zamanlarımızı yaşamıyoruz, niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz?’’ (Nilgün Marmara)

 

Bir g/örüntüden çıkıp da yola varmayı erteleyen mücbir sebepler.

 

Doğasında katıksız yalnızlığın o aymaz tanısı ve tınısı.                  

 

Göğün marmelada benzeyen iç kıyımında rü

 

Kendini arayan her mahlukat aslında hiçliğin asasına dayalı vücudu ile karamel tadında bir sevdaya banıp da iksirli varlığını.

 

Şiirlerin bel kemiğinde hep mi hüzün ve katıksız ön görüler ve de asla değişmeyen ön yargılar silsilesi.

 

Kıvamını tutturamadığım duyguların günlük muhasebesi ve şahit olduğum ne ise tadamadığım bir iç dökümünde aslında kendimi şerh düştüğüm her beynamaz satır.

 

Aşkın inkılabı ve de insanın doğası yine ölümle örtüşen yüzünde özlemin, ben olma ritmine karşı gelen üçüncü şahsılar.

 

Mavi bir alfabe ve eksilen harfler.

 

Maviyle tanışıklığım ise çok yeni, demenin meali eğer ki diğer renklere hakaretse affola ve dumura uğrayan gök kuşağında asılı kaldığım sadece mavi’nin hoş görüsü, sevgili Nilgün Marmara.

 

Dün sana yazdığım mektubun üzerinden henüz saatler geçti ama bir gün içerisinde ruhum bir asır yaşlandı.

 

Açıklaması olmayan bir şeyler var bazı insanların doğasında ve temel bir ön yargı ya da kendini üstün gören canlı varlıklar adı insan olsa da insanlığımı sunup canımın yanmasına vesile olanlar…

 

Öfkeli bile değilim hatta bu gün-henüz-ağlamadım tabii ki bir varsayım benimki ne de olsa tek suretten ibaretim.

 

Yankısı olmayan nidalar saklı boşlukta sadece Tanrının duyduğu.

 

Bir de yüreğin resmi kayıtlı evrende yine sadece O’nun hissettiği belki de hissetmenin yoğunluğu ve yorgunluğudur beni bu denli yoran ve bezdiren yine de geceye devrildi mi gün ben sadece yazmaya duruyorum dualarımdan hem önce hem de sonra belki de Allah katında anlaşılıyor olmanın verdiği huzurla yazıyorum ola ki bir yüreğe denk düşerim yeniden ve yeniden gülümsenin tadına nail olurum diye.

 

Tembihliyim dünden ve de annemden yine de ruhumun çırpınışlarına dindirmek adına tepki vermemeyi görev edinmişim üstelik çocukluğumdan beri: ya kırarsam, ya yanlış anlaşılırsam, demenin meali olsa olsa tüm sükûnum ya da Allah katında biliniyor olması içimdeki iyi niyetin beni koruyor gürültü ve kavgadan bu anlamda sessizliğimle yaşayıp zarar vermemek adına niyaz ediyorum.

 

Nereye gittiğim…

 

Anlamını bulup bulamayacağım…

 

Aslında her gidişin bir de dönüşü varken ve de anlamın anlamsızlığını rüştünü ispatlamış olması…

 

‘’Anlamak nasıl bir şeydir, bu dokusundan bal rengi bir acı sızdıran yerküredeki kusurlu var oluşumuzu…’’(Nilgün Marmara)

 

Anlamak adına kayıt açtığım binlerce gün yaşadığım ve bir bu kadar yaşayıp da hala anlayacak olabilmenin varlığına inanamadığım üstüne üstük anlaşılmak kaygısını da ekledik mi buna…

 

Anlam bulmaktansa anlam olmaya çabalıyorum artık ve bu yüzden yazıyorum ben, sevgili Nilgün aslında içimdeki emir erini hizaya getirmek ve içimdeki düzensizliği disipline etmek adına gel gör ki evren disipline olma yetisinden uzak sadece birbirine zulmetmeyi marifet sanırken…

 

Yazarken kalemi ile tanıştığım sayısız yazar oldu ve kimine sayısız mektup yazdım üstelik onlar bihaber iken cevapları da onlar yerine yine kendim verdim ta ki senle tanışana kadar ve ben yazdığım anda sana malum olduğuna inanıyor ve gönül gözümle ruhuna eşlik ediyorum, sevgili Nilgün.

 

İbaresi sakın yanlış anlaşılmasın ne de olsa seni kendime çok yakın görüyorum. Aynı yollarda yürümüş olmamız ve aynı okulda geçen senelerimiz gerçi sen benden evvel okumuş ve doğmuş olsan da ben yaş denen mefhuma inanmıyorum ve seni bir gönüldeş olarak görüyorum ve samimiyetimi yanlış anlamayacağına inanıyorum.

 

Hayatın ve ölümün kesin çizgilerle ayrılmasının mümkün olmadığı lakin kimi zaman yaşayan insanların da gerçek bir ölüden farklı olmadığı sakın yaşayan biri bunu hakaret olarak almasın ya da sen bunu asılsız bir sunum olarak tanımlama ne de olsa günün birinde herkes bir araya gelecek ve döngü bir şekilde tekrarlayacak.

 

Acıların sonsuzluğuna vakıfım ve belli bir zamandan sonra daha da derin tezahür ediyor çoğu duygu hele ki varlık örselenmiş ve uzak kılınmışken.

 

Hayatın hitabı açık uçlu bir soru ve mutlak bir cevabı da yok sadece acıyan yerini göstermeyeceksin insanlara ya da tamamen uzak duracaksın daha da ilginç olanı içinden taşan sevgiyi kimi armağan edeceksin? Sanırım adına uzaktan sevmek diyorlar. Hayır, hayır, bunu asla platonik bir aşk gibi algılayıp kimse de dar kalıplara sokmasın hani sadece sevgini teşhir ettin mi insanın canı daha çok yanıyor.

 

Tıpkı senin şu cümlen gibi:

 

‘’Anımsamadığım tüm sözcükler anımsayabildiğim tek bir sözcüktü: Yara!’’ (Nilgün Marmara)

 

Bak, kesişti yolumuz bir kez daha.

 

Yara.

 

Aslında ara vermemiz gereken ne de olsa yara, yara üstünde daha yoğun bir acıya sebebiyet veriyor.

 

Açık ara farkla izahı da yok hani sadece insan ve duyguları illa ki inceldiği yerden kopuyor ve yeniden inceliyorsun sonra da tamamen yok oluyorsun.

 

İçten içe çürüyen ve kanayan bir yara ve de muadili…

 

Gücümüz nereye kadar?

 

Aslında insan günbegün güçlenebilmekte de. Kendimiz olduğumuz sürece ve de inanarak varlığımıza bir şeyleri aşmak bir şekilde olası gerçi çok zor ama imkânsız da değil hani.

 

Tükenen bir şeyler var iken ve de tükenen bizler… Yine de tüketme eğilimine yenik düşmemek adına vereceğimiz mücadele ile bir şeyleri bir şekilde aşıyoruz belki de son bir gayret ama illa ki…

 

Dinen rüzgâr.

 

Soluklanan insan.

 

Ve geride kalan o kahkaha derken bir diğerinin sürdürdüğü ve umudu da elden bırakmadan yoksa karanlığa ve boşluğa teslim olmak kaçınılmaz bir de geride kalan acı anılar eğer ki mücadeleyi elden bırakırsak…

 

‘’…Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi! Yiten bu işte!...’’ (Nilgün Marmara)

 

Belki de seninle sürtüşme ihtimalinin olduğu bir cümle bir varsayım gerçi kendimi ne denli akışa bıraktığım tartışılır ama en azından hala saf addedildiğimi yüzüme söylemekten kaçınmayan bir sürü insan var.

 

Yeniden görüşeceğiz, sevgili Nilgün.

 

Rahat uyu.

 

Dualarım seninle.

 

 


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Nilgün Marmaraya Mektuplar -2- başlıklı yazı Y. GÜLÜM tarafından 13.04.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Y. GÜLÜM sorumluluğundadır. Y. GÜLÜM hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.