Bir Ezan Vakti...
Bir Ezan Vakti...




Sarı lahzanın yanık sesinde, içli bir öykünün meali iken meali yorgun şiirlerden yüreğime sinen o telaşlı sesinde aykırı bir üzünçle saf tuttuğum yorgunluğun da maruzatı imgelerin tehdit ettiği satırlar…

 

Palas pandıras aşka hücum etti nüfuslu cümleler ve en yüksek rakımda saf tuttu martılar.

 

Elem’in koyunda.

 

Aşkın koynunda.

 

Kazı-kazan sevinçlerin şüheda yürekleri kafa tuttu iblise.

 

Zincirlerinden boşandı Tanrı ve melekler bir de iklimler serzenişte bulundu gökyüzünde dolanan kanatlarına leke konduramadığı kelebeğin son saatinde evrene sürüldüğü günün de bir lanet olduğuna biat o savsaklanmış yeminle.

 

Kilit altında şiirler.

 

Pervazında ölümlü imgeler ve tuş oldu evren.

 

Müebbet yiyen gecelerin efkârına yenik düştüm.

 

Soluma yaslandım ve solumda nifak soktu her sağdıcı günün bir sol anahtarıymışçasına içimin kilidine nem uğrayıp da yaşlarımla ıslattığım yerin göğün Tanrıçası kayıp ruhumda bir mersiye niteliğinde ayyuka çıkan hasretin bam teline basan bir şahika edasıyla köhne bulutların uğuruna yenik düştüğüm ve şans martavalı ile büyücü imleri sonsuzluğa uğurladığım.

 

Kehanetin her bir cümlesinde boy verdi zılgıt.

 

Yemediğim ne hakaretti ne de uğramadığım bir ihanet mi kalmıştı da saflığımla saf tuttum her mevsim başı, döşünde yangının ben bir bulutun peşine takılmıştım gizlice.

 

Mermer lahit.

 

Efsunlu sevdam.

 

Aşka beddua eden sürrealist bir tahakküm sanrıların kabul gördüğü ve yaftalan düşlerimle mekik dokudum aşka itiraz ettiğim aşkı idam ettiğim yüreği de külçe bildiğim bir lenduha nezdinde sır yüklü aynanın içinde kaybolmuşluğum düşmüşken dillere.

 

Soytarı sitemler.

 

Efkârın da arka yüzü.

 

Göğe kanat takan pervane ve içimde dönenen semazen imgeler bir şehri bir de şiiri aşk bildiğim.

 

Göğün bir terennüm babında sunumu ve közün sıcağında eriyen bir buz kitlesi aslında içimdeki sarkıt bir izdiham yaratıp da sakil ruhumun öfkesine yüz süren sefil yüreğimle göreceli bir ihaneti tasavvur ederken bir mersiye niteliğinde kâbusların yeltendiği hayallerin de kundaklandığı o atla coğrafya.

 

Perhize girdiğimde aşkın cennetine ırak bir cehennemde ben yalıtılmışlığın esrarı ile sobelendiğim bir izlek daha hâsıl olurken, kerevite çıkan bir aşkın mizacı ile yeltendiğim bir macera her baş koyduğumda bu yola, her başım düştüğünde yana.

 

Şimdim epridi madem.

 

Matem de zamanın ferini söndürdü ezkaza.

 

Hoyrat bir gündü içimde şakıyan; aşkın neferi hangi yürekse kâbusların da geçit vermediği.

 

Beylik bir hüzün baş verip de.

 

Öykündüğüm mevsim ihanet edip de içimdeki öksüze.

 

Zanlara muteber etmeyen Tanrıyı ihbar etti şeytan ve aç yüzlü imgelerin boyunduruğunda sustu kötülük ve tüm zulüm devrini sonlandırdı ansızın.

 

Huda’nın çağrısını duyup da gelen masum hayaller.

 

Aşkın coşkusuna vakıf maşuk.

 

Şimdisini unutan günü dün bellediğim ve elemin her zerresine yüz sürdüm ansızın.

 

Taziyelerimi sunduğum meltem ve yaşama coşkum.

 

Şanımla yaşadığım ömrü sonlandırıp O’na kavuşmaksa meram.

 

İşte yetim bir bültende duydum adımı içtiğim andımı.

 

Göğün katlarına kat çıktı aşk meclisi ve hümayunu yüreğin bir seferde tüketti içindeki nefesi.

 

Sununun hacminde bir bir yeltendiğim mutluluk ve sonlanmasını niyaz ettiğim acılar.

 

Şadırvan kayboldu.

 

Gök ikiye yarıldı.

 

Ayrık otları cürümüne sövdü.

 

Muteber bir yanılgıyı yok sayıp da yeniden doğdu gün ve hüzün.

 

Mutlak ve muteber öğretilere gebe evrenle süt liman yüreğin de tentesine konan kukumav kuşları…

 

Gayya kuyusuna atılası her övünç ve üzünç.

 

Yusuf’u andığım her öğün içtiğim şerbetin tadına aşina bir kuru lahzada büyüyen umudun da çatallı sesi.

 

Muhalif Tanrıdan alıp da hırsını kötülük.

 

Uykuları bölünen sübyan düşler ve masum sevdalar.

 

Dokunulmazlığın titrinde İlahi Aşkın boyutsuzluğuna serildiğim bir ezan vakti yeniden doğmanın da mizanseni iken içine serildiğim mezar ve kabir azabına denk düştüğüm her uyku vakti ısrarla çaldığım mutsuz şarkılar bir dokunulmazlığın lav etti üzüncün bir de körebe oynadı melekler.

 

Nöbete durduğum her şafak vakti boyun eğdim madem kadere ve döküldü yüreğimdeki kırıntılar bir bir vesile iken hayaller durağında dökümlü eteklerinde şiirin ben imgeleri sağalttığım ve acımla yerle yeksan olan benliğin hedefi tutturduğu her rengi de azat ettim batağında gök kuşağın istifledim tüm renkleri, pervasız bir mavinin hakkını da teslim edip isyan bayraklarımı açtığım kuşun kanatlarında solan güne de taziyeler sunan fırtınanın azabında yenik bir fani olmanın verdiği hüzünle kıvrıldım rahmine evrenin doğumumu müjdeleyecek bir beyit ısmarlayıp da şiir içmeyi şiar edindiğim her öğün üstelik atlas yüreğinde göğün, şakıyan bir sevinçle adımı çağıran meleklerin diline pelesenk olan hayallerimle seyrüseferinde iken ömrün son demlerinin…

 

 

 


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bir Ezan Vakti... başlıklı yazı Y. GÜLÜM tarafından 13.05.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Y. GÜLÜM sorumluluğundadır. Y. GÜLÜM hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.