Tekerrür Eden Tarih--28. Bölüm--gaflet,dalalet, Hatta Hıyanet...
Tekerrür Eden Tarih--28. Bölüm--gaflet,dalalet, Hatta Hıyanet...
TEKERRÜR EDEN TARİH--28. BÖLÜM--GAFLET,DALALET, HATTA HIYANET...

Evet, Balkan Savaşlarına kadar gelmiştik.

Peki neydi Balkan Savaşlarının sebepleri?

Balkan Savaşlarının en önemli sebebi Türklerin Avrupa'dan, daha sonra da Balkanlardan atılmak istenmesiydi. Daha önceki bölümde de yazdığım gibi bu Şark Meselesi dediğimiz meselanin ikinci ayağıydı. II. Viyana bozgunundan sonra büyük ölçüde Avrupa'dan atılmış Olan Türkler şimdi Balkanlardan da atılmalı, Osmanlı Hakimiyetinde yaşayan zavallı(!) Hrıstiyan milletler artık bu esartetten(!) kurtarılmalıydı.

Büyük devletler Yani İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu özellikle Berlin Antlaşması ile bunu büyük ölçüde gerçekleştirmişlerdi lakin Berlin Antlaşmasından sonra ortaya çıkan tablo karmakarışıktı. Çünkü bir taraftan yeni devletler ortaya çıkarmıştı bu anlaşma, diğer taraftan da bu yeni devletler topraklarını genişletmek istiyorlardı ama Balkanlara sıkıştıklarından ya birbirleri aleyhine toprak genişletecek ya da Osmanlı Devletinden toprak talep edeceklerdi. Öte taraftan büyük devletlerin her birisinin gerek Balkan toprakları, gerekse Osmanlı Devletinin diğer toprakları ile ilgili birbirleriyle çatışan emelleri vardı.

Aslında Balkan Savaşlarının sebebini Ayastefanos Antlaşması'na kadar götürmek mümkündür. Bu antlaşmayla Bulgaristan'ın sınırları içine Makedonya'nın da katılması ve Sırbistan'ın bağımsızlığını alması, bağımsız Sırbistan'ın ilk günden itibaren topraklarını devamlı genişletmeye çalışması, Berlin Antlaşması'nın Bulgaristan'da yarattığı hayal kırıklığı ve nihayet Yunanistan'ın Osmanlı Devleti aleyhine toprak kazanmak gayesi bu savaşların sebepleri olarak görülebilir. Ayrıca bunlara Rusya'nın Balkan Slavları üzerindeki kışkırtmalarını da eklemek mümkündür. Bütün bu hadiselerde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Balkanlar'da genişleme faaliyetleri ve bu faaliyetlerin önemli safhasını teşkil eden Bosna-Hersek'in ilhakı bir dönüm noktası olmuştur. Bu durum Rusya'yı Balkan Slavlarını birleştirmek suretiyle Avusturya'nın yayılmacı politikasına karşı koymaya sevk ettiği kadar, Balkanlar'ın Slav devletlerini de aralarındaki anlaşmazlıkları gidererek, birleşmeye ve Balkanlar'da geri kalan Osmanlı topraklarını paylaşmaya götürmüştür

Balkanlarda cadı kazanı kaynadığı dönemlerde Osmanlı Devleti iki konuda tam bir gaflet içindeydi: 1- Balkanlardaki minik milletlerin, aralarındaki anlaşmazlıkları bir tarafa atıp birleşebileceklerine asla ihtimal vermiyordu. 2- Balkan milletlerinden sadece Bulgaristan'ın bir saldırıyı göze alabileceğini düşünüyor ama Bulgaristan'ı asla kaale almıyordu. Yani küçük görüyordu. '' Nasılsa birkaşık suda boğarız'' Diye düşünüyordu..

1909 Yılında II. Abdülhamit, henüz tahttan indirilmeden önce Bulgarlardan gelecek en küçük bir saldırı olduğu takdirde hemen savaşmayı, böylece diğer Balkan milletleri ile Bulgaristan arasında bir ittifakın kurulmasını da önlemeye çalışıyordu. Hatta tam bu sırada Yunanistan '' Bize bir kaç yerde konsolosluk kurma izni verirseniz Bulgarlara karşı yapacağınız bir savaşta sizin yanınızda yer alırız'' Demişler ve taahhüt de etmişlerdi ama II. Abdülhamit tahttan indirildi, İttihat ve Terakki bu teklifi kaale almadı.

Sonra?

Sonra bakın İttihat ve Terakki ne yaptı?

Efendim, Balkan milletleri dediğimiz ve ileride Osmanlı Devleti ile balkan Savaşlarını yapacak olan milletlerin bir türlü birleşememelerinin en önemli sebeplerinden biri de Balkan topraklarındaki kilise ve mektepler sorunuydu. Her millet, bu coğarafyadaki pek çok kilise ve mektep için '' Benim'' Diyor, bu sebeple de aralarındaki husumet asla sona ermiyordu. II. Abdülhamit ise el altından bu husumetin devamı için kiliseler ve mektepler konusundaki bu kavgaları kışkırtarak birlik ve beraberlik sağlamalarını önlemeye çalışıyordu. İttihat ve Terakki Yönetimi işte bu meseleyi çözdü. Nasıl mı anlatayım kısaca.

Balkanlardaki Osmanlı karşıtı ittifakın oluşmasının en önemli sebebi Kiliseler Kanunu’dur. Bu kanun Bulgar Kilisesi’nin Rum Ortodoks Kilisesi’nden ayrılması sebebiyle Bulgarlar ve Rumlar arasında başlayan ve zamanla müzminleşen ihtilafı ortadan kaldırdı. Bu ihtilaf, Fener Rum Patrikliği’nin Bulgar kilisesini aforoz etmesine kadar gitmişti. Böylesine büyük anlaşmazlık bile, Kiliseler Kanunu’yla ortadan kalktı. Kiliseler Kanunu’yla, ihtilaflı kilise ve mekteplerin durumu, nüfus oranlarına göre tayin edilerek, Yunan, Sırp ve Bulgarlar arasında anlaşmazlıklar ortadan kaldırılmış oldu. Ülke yönetmekten bihaber olan İttihat ve Terakki’nin 3 Temmuz 1910’da çıkardığı Kiliseler Kanunu, ecdat yadigarı toprakların elimizden çıkmasını kolaylaştırdı.

Yani daha açık söyleyecek olursak İttihat ve Terakki yönetimi bir yerde Balkan milletlerine '' Ne diye birbirinizi yiyorsunuz? İhtilaflı kilise ve mekteplerin olduğu yerlerde en fazla nüfus hangi millete aitse kilise ve mektepler de onlara aittir. Sizbu meseleye kafa yorup birbirinizle uğraşacağınıza birleşin de bize saldırın.'' Demiş oldu. Ama  biraz sonra okuyacağınız gibi gaflet, dalalet ve hatta hıyanet bu kadarla sınırlı değildi.

Kiliseler kanunu ile Balkan milletleri / ya da devletleri arasındaki ihtilaflar sona erince ne oldu peki?

Rusya bu fırsatı anında değerlendirdi. 13 Mart 1912'de Bulgaristan ile Sırbistan arasında bir "Dostluk ve İttifak Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşmayla, Bulgaristan ve Sırbistan, birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıyarak, Osmanlı Devleti'ne karşı birleşmişlerdi. İki devlet amaç olarak her şeyden önce Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki topraklarını ele geçirmeyi ve aralarında paylaşmayı esas alıyordu. Antlaşmanın yürütülmesi için ise Rusya'ya yetkiler vermekteydi.

Bu ittifakın imzalanmasından yaklaşık iki ay sonra, 29 Mayıs 1912'de Sofya'da Bulgaristan ile Yunanistan arasında bir "İttifak Antlaşması" imzalandı. bu gizli andlaşma da doğrudan Osmanlı Devleti'ne karşı yönelik bir ittifaktı. Ancak Bulgar-Sırp antlaşmasında olduğu gibi savaştan sonra kazanılacak toprakların nasıl bölüşüleceğine dair bir hüküm yoktu.

Teşkil edilen bu Balkan ittifaklar zincirinin son halkasını Karadağ'ın ittifaka katılması oluşturmuş ve Ağustos 1912'de Karadağ, Bulgaristan ile sözlü bir ittifak yapmıştır. 6 Ekim 1912'de ise Karadağ-Sırbistan ittifak anlaşması imzalanmıştır.

Balkan devletleri, aralarında bu anlaşmaları yaparken, Balkanlar da günden güne karışmakta idi. Sırp-Bulgar ittifakının imzasından sonra Bulgaristan'da Osmanlı Devleti aleyhine gösteriler başladı. Bulgaristan ve Sırbistan'ın kışkırtmaları ile Makedonya'da komitacılık faaliyetleri birdenbire arttı ve anarşi hortladı. Bulgaristan, Makedonya'daki karışıklıkları bastıramadığı için Osmanlı Devleti'nden şikâyet ediyor, Bulgar kamuoyu savaş istiyordu. Makedonya'daki Yunan tedhişçileri de kışkırtmalarına hız verdiler. 1912 Ağustosundan itibaren Yunanistan Osmanlı sınırına asker yığmaya, Karadağ ise Bulgaristan'la anlaşır anlaşmaz Osmanlı sınırında hâdiseler çıkarmaya başladı. Bu sebepten Eylül 1912'de Osmanlı-Karadağ münasebetleri iyice gerginleşti.

Bütün bu hâdiseler devam ederken, İtalyanlar Trablusgarb'daki mukavemetten kurtulmak için, 1912 Mayısı'nda Arnavutluk'ta bir ayaklanma çıkardılar. O bölgedeki nüfuzunu kaybetmemek için Avusturya'nın da desteklediği bu isyan, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki nüfuzunu iyice sarstı. Bu arada ordudaki kaynaşmadan dolayı ortaya çıkan "Halaskar Zabitân Grubu"nun arka çıkmasıyla Arnavutluk isyanı daha da alevlendi.[*] İttihat ve Terakkî'nin kötü yönetimine karşı yapıldığı söylenen bu ayaklanma, bu grubun İstanbul'daki mensuplarının baskıları sonunda Said Paşa kabinesi istifa etmek zorunda bırakılmasıyla sonuçlandırıldı.Böylece İttihat ve Terakki yönetimi sona erdi fakat 22 Temmuz 1912'de Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın kurduğu "Büyük Kabine" veya "baba-oğul kabinesi" adı verilen yeni hükûmet de Balkan milletlerinin Osmanlı Devleti aleyhine birleştiklerini fark etmedi.

İttihat ve Terakki Dönemi'nde yapılan hatalar, İttihat ve Terakkî'nin iktidardan düşmesinden sonra Ahmed Muhtar Paşa kabinesi döneminde de devam etmiş, Balkan ittifakını el altından hazırlayan Rusya'nın, Osmanlı Hâriciye Nazırı Noradungiyan Efendi'ye, Balkanlar'da savaş olmayacağı konusunda verdiği sahte teminâta dayanılarak, Rumeli'deki yüz yirmi tabur talimli asker terhis edilmiştir. 

Ermeni Naradungiyan Efendi'nin Hariciye Vekili yani dışışleri bakanı olması gafletin bir tarafıdır ama ondan da büyük gaflet Rusya'nın verdiği teminata kanarak askerin terhis edilmesidir. Böyle bir gaflete de kim nasıl yorumlarsa yorumlasın ihanet denir. 

Daha Arnavutluk isyânları yatışmadığı ve Osmanlı Devleti'nin 75 bin talimli askerinin ordudan terhis edildiği sıralarda (30 Eylül 1912) Balkan Devletleri seferberlik ilân ettiler. 

3 Ekim 1912'de de Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ hükûmetleri Bâb-ı Âli'ye ortak bir nota vererek Türk hükumetinden üç gün içinde eski Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk ve Girit'e muhtariyet( Özerklik ) verilmesini istediler.

Sürenin bitiminde isteklerini tekrarlayarak yeniden üç günlük süre tanıyan Balkan devletleri, Batılı devletlere de ortak nota vererek istekleri kabul edilmediği takdirde silahla kabul ettireceklerini bildirdiler.( Tabii ki batlı devletlerden '' Yapmayın, çok ayıp olur.'' Diyen çıkmadı. ) 

Bunun ardından 13 Ekim 1912'de Rumeli'de yapılacak olan ıslahatın, büyük devletlerle birlikte kendi kontrolleri altında yapılmasını Osmanlı Devleti'nden ağır bir nota ile istediler. Osmanlı Devleti, bu notayı Balkan devletleri ile olan münâsebetini kesmekle cevaplandırdı.


Sonra ne mi oldu?

Osmanlı Devleti ile resmen alay ettiler.

8 Ekim 1912'de bu devletlerin en küçüğü, Osmanlı Devletinin bir kasabası kadar ancak olanı Karadağ, Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etti.

Fare, aslana resmen '' Sıkıysa çık meydana da kozumuzu paylaşalım'' Diyordu. Aslında aslanın gölgesi bile fareyi tir tir titretmeliydi ama ne yazık ki  çok yorgun, bitkin, ihanete uğramış ve hepsinden önemlisi yalnızdı. Farenin arkasında ise sansarlardan akbabalara pek çok yırtıcı yer almaktaydı...

Devam edecek. 
**********************
HÂLÂSKÂR ZÂBİTÂN GRUBU: 1912 seçimi sonucunda(Bu seçim tarihe sopalı seçim olarak geçmiştir zira İttihat ve Terakki baskı ve şiddete baş vurarak meclis çoğunluğunu ele geçirmiştir.) İttihat ve Terakki dikensiz bir gül bahçesi şeklinde muhalefetsiz bir meclise kavuştu. Fakat meclisten kovulan muhalefet bu kez ordu içerisinden çıktı. Muhalefetin sindirilmesi, ülkenin geleceği ile ilgili kararların cemiyette alınması, orduda yalnızca İttihatçı subayların önemli görevlere getirilmesi ve ayrıcalıklı konuma yükselmesi ordunun geri kalan kısmında büyük bir rahatsızlığa sebep olmuştu. Bu rahatsızlık 1912 yılının mayıs- haziran aylarında Halâskâr Zabitan ( Kurtarıcı Subaylar )  adında Ordu içerisinde bir gizli örgütün kurulmasını beraberinde getirdi. Meclis dışından ve ordu içerisinden gelen muhalefet dalgasına,Balkanlarda yaşanan siyasi çalkantılar da eklenince Mahmut Şevket Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kalmış ardından kurulan Said Halim Paşa hükümeti de 15 temmuzda güvenoyu almasına karşın bir gün sonra istifa etmişti.

18 Temmuz günü "Halaskaran-ı Zabitan" grubu şu içerikte bir bildiriyi yayınlayarak siyasete müdahil oldu: "Ordu siyasetin dışında kalmalı, Meşrutiyet yalnız sözle değil, samimi şekilde korunmalı, hükümet iktisadi kalkınmaya önem vermelidir. Fakat bunun için namuslu ve tarafsız kişilerden oluşacak yeni bir kabine kurulmalıdır. Ayrıca siyasi partilerde, mülki memuriyetlerde görev alan bütün subaylar orduya dönmeli ve yalnız askerlik mesleğini yapmalıdır."

Halaskaran Grubunun bu bildirisi bütün memlekette geniş yankı uyandırdı ve bizzat Sultan Reşad  cevap vermek zorunda kaldı. Sultan Reşad 19 Temmuz günü orduya hitaben bir beyanname yayınlayarak  "..istifa eden kabinenin yerine tecrübeli, tarafsız kişilerden oluşacak bir kabine kurdurmak istediği halde, bazı subayların asıl vazifelerini unutarak telkin ve tekliflerde, hattâ tehditlerde bulunmak gibi ağır suç işledikleri’ni bildirdi.

Ordu içerisinden gelen muhalefetin gücünün ne olduğunu kestiremeyen İttihat ve Terakki Cemiyeti ise mecliste çoğunlukta bulunmasına rağmen siyaseten ağır bir darbe almıştı. Nihayetinde muhalefetin de desteğini alabilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa Sadarete getirildi. Ayrıca Halaskaran Zabitan grubunun Harbiye Nazırı olarak görmek istediği Nazım Paşa da Nezarete atandı.  

Bu gelişmelerin sonucunda İttihat ve Terakki Cemiyetinin nüfuzu önemli ölçüde kırılmış oldu. Halaskaran Zabitan grubu İttihat ve Teraki’nin hükümetten çekilmesi noktasında başarılı oldu. Ancak grubun en önemli şikayetlerinden biri olan askerin siyasetle uğraşmaması talebini bizzat kendileri de çiğnemişlerdi.

RESİMLER:

İlk iki karikatür Balkan Savaşları başladığında Osmanlı Devletinin durmunu tasvir ediyor. Fotoğrafta ise Balkan Savaşları sırasında Bulgarlara esir düşen bir Türk köylüsü, idam edilmeden önce abdest alıyor. 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Tekerrür Eden Tarih--28. Bölüm--gaflet,dalalet, Hatta Hıyanet... başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 21.08.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.