Tekerrür Eden Tarih 30. Bölüm--son--
Tekerrür Eden Tarih 30. Bölüm--son--
TEKERRÜR EDEN TARİH 30. BÖLÜM--SON--

Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? Bazı kesimlerce Osmanlı padişahlarının hepsine ağza alınmayacak küfürler edilir de Sultan Mehmet Reşat'a küfredene hiç rastlamazsınız.

Gerçekten ilginçtir. Abdülmecit, çok fazla eşi ve çocuğu olduğu için, Abdülaziz meşrutiyet karşıtı olduğu için, II. Abdülhamit müstebit olduğu gerekçesiyle, Mehmet Vahdettin '' Vatan haini '' diye küfür yağmuruna tutulurken Mehmet Reşat'a edilen tek küfür yoktur. Ve yine ilginçtir ki ona küfür eden olmadığı gibi lehine bir şeyler söyleyen, yazan da yoktur. Neden? 

Evet neden? Oysa Osmanlı Devleti Trablusgarp Savaşına V.Mehmet Reşat döneminde girmiş, bu savaşın sonunda Afrika kıtasındaki son toprağını kaybettiği gibi Ege Adalarını kaybetmiştir.  Balkan Savaşlarına onun zamanında girmiş Edirne, Kırklaereli Tekirdağ illerimiz dışındaki tüm Balkan topraklarını kaybetmiştir.  I. Dünya Savaşına onun zamanında girmiş ve o ölene kadar yani  3 Temmuz 1918 Tarihine kadar Çanakkale ve Kut'ül Amara dışında tek zafer kazanamamıştır Osmanlı Devleti. Devlet her cephede ağır bozgunlara uğramıştır ama hiç kimse Sultan V. Mehmet'i suçlamamış, ona tek satır küfür etmemiş, aynı şekilde kazanılan iki zafer için de ''Aferin Padişahım !'' Dememiştir. Neden?

Bunun sebebi gayet açıktır aslında.Çünkü Sultan V. Mehmet Reşat Osmanlı tahtında oturan kudretli bir padişah değil, Dolmabahçe Sarayında hayat süren bir hayaletten öteye bir varlık sergileyememiştir hiç bir zaman.

Onu Trablusgarp Savaşında, Balkan Savaşlarında görmemiştik değil mi? Peki daha sonra gördük mü?  Ya da şimdi yazacaklarımda görebilecek miyiz? Bakalım o halde...

1914 Yılına geldiğimizde artık bir Dünya Savaşı kaçınılmaz hale gelmişti.Hatta biz henüz girmemiş olsak da başlamıştı. İşte bu ortam içinde 2 Ağustos 1914 de Osmanlı Devleti, Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması yaptı. Peki bu gizli ittifak antlaşmasından padişah Mehmet Reşat'ın haberi oldu mu? Ne yazık ki ruhu bile duymadı. Antlaşma Osmanlı Devleti Sadrazamı Said Halim Paşa ile Almanya’nın İstanbul Sefiri Wangenheim arasında imzalanmıştı. Hiç kimse padişahın düşüncelerini almak zahmetine katlanmamıştı.

4 Ağustos 1914 de Cezayir’in Philippeville ve Bone limanlarını bombardıman eden Alman Savaş gemileri Goben ve Breslav, 5 Ağustost'a İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden kaçıp Çanakkale Boğazı önlerine geldiğinde yine hiç kimse Sultan Reşat'a '' Padişahım ! Bu gemileri ne yapalım?'' Diye sormadan her iki gemiyi de 8.000.000 Mark karşılığında satın aldıklarını, adlarının da Yavuz ve Midilli olduğunu duyurmuşlardı İngiltere, Fransa ve Rusya'ya.

Goben ve Breslav, Yavuz ve Midilli olarak Türk donanmasına katılırken,bu donanmanın komutanı olan Alman Amirali Souchon, Türk donanmalarının başına getirilirken de hiç kimse padişahın fikrini almadı.

Souchon'un ısrarla '' Rusları etkisiz hale getirmek için onları Karadeniz limanlarında hapsetmeliyiz. İzin verin en azından Karadeniz'de tatbikat bahanesiyle şunların gözünü korkutayım'' Tekliflerine önce '' Olmaz, Rusya bunu savaş sebebi olarak kabul eder'' Diye cevap verilmişti ama  Almanların Marne Savaşında İngiliz ve Fransızlara yenilmesi, Alman komutan Liman won Sanders'in Enver Paşa'ya '' E artık siz de kıpırdayın'' mealindeki notayı vermesi üzerine Enver ve Cemal Paşalar yine padişahın fikrini almadan, sormadan '' Tamam '' Demişlerdi. Hatta Cemal Paşa yine padişahı sallamadan tüm donanma kuvvetlerimize '' Amiral Sochon ne emir verirse mutlaka uygulayın.'' Diye emir göndermişti. 

Amiral Souchon zannedildiği gibi sadece Goben ve Breslav gemileri ( Yavuz ve Midilli) ile değil, ve yine zannedildiği gibi Türk kıyafeti giymiş Alman askerleriyle değil, doğrudan doğruya Türk askerleriyle ve Yavuz ve Midilli'ye ilaveten Hamidiye,  Berk-i Satvet, Peyk-i Şevket, Gayret-i Vataniye,Muavenet-i Milliye adlı Türk gemileriyle Rusların Odessa ve Sivastopol limanlarını 27-29 Ekim tarihlerinde topa tuttuğunda Padişah Mehmet Reşat ibadet ve taatla mı meşgüldü yoksa mışıl mışıl uyumakta mıydı Allah bilir. Zavallının yine hiç bir şeyden haberi yoktu. ( Görüldüğü gibi Osmanlı Donanması öyle Haliç'te çürümeye bırakılmamış ve yine görüldüğü gibi bizim Yavuz ve Midili'den başka gemilerimiz de vardı. ) 

Bu öylesine bir olaydı ki Osmanlı Hükumetinin dahi haberi yoktu Osmanlı gemilerinin Rus limanlarını bombaladığından. Hükumet ancak Rusya, Osmanlı Devletine sert bir nota çektiğinde anladı ve '' Yok yahu, savaş filan değil, bizim gemiler tatbikat yaparken yanlışlıkla bir iki bomba düşmüştür. Özür dileriz'' Dediyse de Rusları da, İngiltere ve Fransa'yı da ikna edemedi.

Sonra malum. I. Dünya Savaşı...

Eğer '' Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık '' palavrasına inanıyorsanız  aynen öyle oldu(!) Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık(!) Mesela Kafkas Cephesinde Rusların anasını ağlatmıştık(!) Değil doksan bin, dokuz askerimizn bile burnu kanamamıştı(!) Ama Almanlar yenildiği için biz de Kafkas Cephesinde yenik sayıldık(!) Yerseniz böyle maalesef resmi tarihin anlattıkları...

Her neyse, bu fasla fazla girmeyeceğim. Gördüğünüz gibi Sultan Mehmet Reşat hiç bir yerde yok. Adı-sanı geçmiyor.  

Yok yok yanlış oldu. 

Artık I. Dünya Savaşına girmiştik ya. Padişah, Osmanlı Devleti topraklarında ya da bu toprakların dışında yaşayan tüm Müslümanları kutsal bir cihada davet etmeliydi.

Zavallım bir fetva filan hazırlamadı aslında. Zaten onun işi de değildi aslında fetva hazırlamak. Ama şöyle halkın huzuruna çıkıp '' Ey Ümmet-i Muhammed ! Cihad ilan eyledim. Bilesiniz'' Dahi demedi, diyemedi.

Fetvayı şehülislam Ürgüplü Hayri Efendi ve on bir kişilik bir ulema grubu hazırladı. Bu fetvanın halka duyurusu ise fetva emini Ali Haydar Efendi tarafından İstanbul-Fatih Camiinde yapıldı.

Fetvanın altında bile padişahın imzası yoktu. Ali Haydar Efendi kısaca '' Padişahımız efendimiz Cihad-ı Ekber ilan etmiştir'' Dedi fetvayı okurken. Ama olayın adı ''Padişah kutsal cihad ilan etti.'' Oldu.

Cihad fetvası ardarda beş ayrı fetvadan meydana geliyordu . İlk fetvada İslam padişahının cihad ilan ettiği, bütün Müslümanlar'ın ‘‘mallarıyla ve bedenleriyle’’ bu cihada katılmalarının farz olduğu söyleniyordu. İkinci fetva İngiltere, Fransa, ve Rusya'daki Müslümanlar'ı bu üç devlete karşı birleşmeye çağırıyordu. Üçüncü fetvada, cihad emrine uymayanların Allah'ın gazabına ve musibete uğrayacakları hatırlatılıyordu. Dördüncü fetva İngiliz, Fransız ve Rus ordusunda bulunan Müslüman askerlerin İslam ordusuna yani Osmanlı askerlerine karşı zorlansalar bile savaşmalarının ve bir başka Müslüman'ı öldürmelerinin haram olduğunu anlatıyordu. Son fetvada ise İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan ve Karadağ Müslümanları'nın İslam Hükumeti'ne yardım eden Almanya ve Avusturya'ya karşı savaşmalarının Hilafet'in aleyhine olacağı söyleniyor, bu işe kalkışan bir Müslüman'ın büyük günah işlemiş sayılacağı, her türlü fenalığa müstahak olacağı ihtar ediliyordu.

Henüz hayatta olan eski padişah ''Eyvah ! Birader sen ne yaptın?'' Demişti ama iş işten geçmişti. Elimizdeki en önemli silahı adeta kuş avlamak için kullanmıştık.

Cihadı Osmanlı padişahı İlan etmişti(!) ama  Almanya'da bastırılan kartpostallarda II. Wilhelm'in resminin altında yer alıyordu Mehmet Reşat'ın resmi. Yani sanki cihadı ilan eden II. Wilhelm'di.

Padişah V. Mehmet Reşat adıyla ama onun içeriğinden bile habersiz olup sonradan gazetelerden öğrendiği cihat fetvası ile bir Hillalli Seferi mi, yaksa bir Haçlı Seferi mi  ya da Hilal-Haç karışımı bir sefer mi tertip edilmişti hiç belli değildi. Çünkü Cihad kartpostallarında Alman İmparatoru II. Wilhelm, Avusturya Kralı Franz Joseph, Bulgar Kralı I. Ferdinand'ın Resimleri de yer aldığı gibi bizim Sultan'ın resmi aşağıda, Alman ve Avusturya Kralının resmi yukarıda yer alıyordu. Sanki cihadı onlar ilan etmiş gibi. Sanki onlar asıl oyuncu, Sultan Mehmet Reşat masaya ilişmiş bir yancı gibiydi. 

Ama yine de uzuuun bir aradan sonra ilk kez padişahın adı bir yerde geçiyordu. 

Daha sonra padişahın adı bir kez de Çanakkale'de kazanılan zafer dolayısıyla geçti. Çanakkale gazileri için yazdığı bir gazel pek çok edebiyat dergilerinde yayınlandı hatta marş yapıldı.

Gazel-i Hümâyun veya Manzume-i Garra-ı Hümayûn denen bu gazelin sözleri şöyleydi.

Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden

Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden

Asker evlâdlarımın pişgeh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

Kadr u haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr
Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken

Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ
Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men

Günümüz Türkçesiyle:

“Müslümanların güçlü iki düşmanı birleşerek denizden ve karadan Çanakkale’ye saldırmıştı. 

Fakat Allah’ın yardımı ordumuza yetişti ve askerlerimiz çelik bedenli birer kale oldu. 

En sonunda, asker evlatlarımın azmi karşısında düşman acizliğini anladı. (Düşman askeri) İslam’ın kalbini (İstanbul’u) ele geçirmeye gelmişken şerefini ayaklar altına alarak kaçtı. 

Reşad! Şükür secdesine kapan ve Allah’ın İslam ülkelerini daima güvenli kılması için dua et.”

Sonra ?

Sonra bir kez daha 15 Ekim 1917 de Sultan Reşat'ın adı gündeme geldi. 

Bu tarihte Alman İmparatoru II. Wilhelm, üçüncü kez gelmişti Türkiye'ye.( Daha öncekiler II. Abdülhamit döneminde olmuştu.) 

Sultan Reşat, ağabeyi Abdülhamit gibi onu sarayında karşılamak istedi. Hatta '' Ne yani şimdi biz bu herifin ayağına mı gideceğiz? Olmaz öyle şey.'' Dese de Sirkeci garına kadar gitti ve konuğu II. Wilhelm'i burada karşıladı. Oysa ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.

Daha  sonra?

Daha sonrası yok. 3 Temmuz 1918 de yaşlı bedeni daha fazla dayanamadı. Zaten tahta geçtiğinde 65, bir kalp krizi sonucu vefat ettiğinde 74 yaşındaydı. 

İstanbul- Eyüp'te toprağa verildi.

Sonra?

Sonra kardeşi Mehmet Vahdettin tahta geçti. 

Sonra?

Sonrasını ne sen sor ne ben yazayım. 

BİTTİ.
**************************************************

RESİMLER

1- 2 Ağustos 1914 de Seferberlik ilanı ve ''Asker olanlar Savaşa'' Afişleri.
2- Padişah V. Mehmet Reşat'ın, Kaiser II. Wilhelm'i karşılayışı
3- Padişah V. Mehmet Reşat, Kaiser Wilhem ve tercümanlıklarını yapan Enver Paşa bir merasimde.
4- Fetva Emini Ali Haydar Efendi 14 Ekim 1914 de İstanbul Fatih Camiinde Cihad Fetvasını okurken
5- Cihad ilanı üzerine gönüllü olarak savaşa gitmek için müracaat yapan vatandaşlarımız.
6- Cihad ilanı üzerine bastırılan bir kartpostal. 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Tekerrür Eden Tarih 30. Bölüm--son-- başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 05.09.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Bibero sorumluluğundadır. Sami Bibero hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.