Eklenme Tarihi : 1.09.2021
Okunma Sayısı : 443Yorum Sayısı : 10
Etiketler
Sami Biber
Sami  Biber
tarafından eklendi
1.09.2021
Son Yazıları
Paylaş
SİTE BÖLÜMLERİ
Ahiretlikler Arası Telefon Muhabbeti
Ahiretlikler  Arası  Telefon  Muhabbeti

AHİRETLİKLER  ARASI  TELEFON  MUHABBETİ

Sabahat  Karagöz her  gün  olduğu  gibi sabahleyin  erkenden  kalkmıştı. Elini  yüzünü  yıkayıp mutfağa geçti  ve  kendisine  bir çay  koydu.

Çay  iyice  demlendikten  sonra  evinin  balkonuna  çıkıp  azgın Karadeniz’in  dalgalarını  seyrederken  bir  taraftan da  dün  yapmış  olduğu bir  kalıp üzümlü  keki ve  yedi  poğaçayı mideye  indirip  üzerine  beş  dilim reçelli  ekmek  yedikten  sonra biraz canına  can   damarlarına  kan  gelmişti.

Bir  tencere  zeytinyağlı  yaprak sarmayı da kemal-i  iştihayla  mideye  indirdikten  sonra artık  gözleri  iyice  açılmış  olduğundan akıllı  telefonunu  açıp  dün  yazdığı  yazıya  kimlerin  yorum  yaptığına  bakabilirdi  artık.

Akıllı  telefonunu  açmasıyla  gözleri  yuvalarından  fırladı. Kırk  yaşlarında  bir  herif  ona  ‘’ Teyze  nasılsın?’’ Diye  yazmıştı.

Öfkeden  küplere  binecekti  ama  etrafta  küp  yoktu.  O  sinirle  küp yerine  su  damacanasına  bindi.  Bir  taraftan da  hüngür  hüngür  hüngür  hüngürdüyordu.

Bu  çok  büyük  ve  acı  bir dertti.  Derdini  Ummana  döküp  asumana  inleyerek  biraz  rahatlaması gerekiyordu.

İlk  etapta genç arkadaşı  Sami  Biberoğulları’nı  aramayı  düşündü ama ‘’Bu saatte  onun  poposunda  pireler  pin pon  oynuyordur.’’ Diye  düşünerek  bu  fikrinden  vazgeçti. En  doğrusu ahiretliği  Mücella  Pakdemir’i  aramaktı. Nitekim  öyle  yaptı.

- Aloooooo. Böööööö.  Hüngür  hüngürr.
-Kız  Sabahat  sen  misin?  Ne  oldu sabah  sabah?  Niçin  hüngürdüyorsun?
-Ah  sorma  ahretliğim.  Kırk  yaşında  bir  herif  bana  teyze dedi.
-Aaaaaa.  Bek  sen  hele  edepsize. Eee  sen  n’aaptın?
-Hemen  engelledim.
-Aferin sana.  Böylelerini  çengellemek  lazım zaten.  Hadsiz  terbiyesiz.  İnsan ninesi  yaşındaki  kadına teyze der  mi  hiç?  Yok  ahretliğim  yok.  Nerede  o  eski zarafet  nerede  o  eski  terbiye.. Bak  terbiye  dedim  de...  Ben sana  terbiyeli  işkembe  çorbası  nasıl  yapılır  anlatmış  mıydım?
-Ya  ahiretliğim  terbiyeli  işkembenin  sırası  mı  şimdi?  Adam  bana  Teyze  dedi  diyorum. Hem  onu çengellemedim. Engelledim.
-Aaaah  ahhh.  Bizim  zamanımızda böyle hadsizleri  çengellerlerdi?
-Yaa  evet. Çok  iyi  hatırlıyorum. Cennetmekan  Sultan  Mecit Han zamanına  kadar  hep çengellerlerdi.  Sonra Tanzimat-ı Hayriye  dediler  kaldırdılar  güzelim adetlerimizi.
-Tanzimat  dedin de  Tazminat Davası  açsaydın  keşke.
-Amaaan  kim  uğraşacak  ahiretliğim? Benim  güzelliğimi  ve  gençliğimi  farkedememiş  olmak ona  en büyük  ceza  değil  mi?
-Ay  haklısın  valla  kız.  Güzellik  dedin de.  Ben  gençken  çok  güzeldim  biliyor  musun?  Özellikle  de  Hamid  bayılırdı  bana.
-Hangi  Hamid?  Abdülhak  Hamid  mi?
-O  da  bayılırdı  ama  benim  dediğim  Hamid  bildiğimiz  Sultan  Hamid-i  Sânî ( II. Abdülhamit )
-Ha  haa  haaaaa.  O da  bir şey  mi ahiretliğim?  Rus  Çarı  Petro  niçin  delirdi?
-Deme  kız?  Sen  mi yoksa?
-Ne  sandın.  Adam  bana  olan  aşkından  delirdi  gitti de  adı  tarihte  Deli Petro  olarak  kaldı. Müslüman  olsaydı  fena  adam değildi  aslında  ama ‘’ İmana  gel  ya  kafir!’’ Dedim kabul  etmedi. Sonra  gitti  o  fingirdek  Katerina  ile  evlendi 
- Kız  bize  Müslüman  aşık  oldu  da  ne  oldu? Mesela  Sultan  Hamid... Üstelik  de  bayağı  romantik  adamdı. Hatta  bir gün  hiç  unutmam bana  şu  şiiri  okudu: 

Fâriğ olmam eylesen yüzbin cefâ sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe  nûh-felek

Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Günümüz  Türkçesiyle...

Yüz bin cefâ etsen vazgeçmem, sevdim seni.

Kaza ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; sevdim seni.

Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmem:

Sevdim seni; yer, gök, aşkıma şâhit olsun.

-Hadi  ya...  Şeyh  Galip’in  bu  şiirini  Bidar  Sultan’a  okuduğuna  gözlerimle  ve  kulaklarımla  şahit  oldum  ‘’ Payitaht  Abdülhamid ‘’ Dizisinde.
-Evettt.  Sonra  baktım  hangi kadını  tavlamak  istese  bu  şiiri  okuyormuş.  O  yüzden   izdivaç  teklifini  reddettim. Aaaaahhh  ahhh.  Erkek  milleti değil  mi?  Sultan  bile  olsalar  hep  aynılar.
-Haklısın ahiretliğim. Bu  Abdülhamid  cennetmekanın  amcası  da  böyleydi.
-Sultan  Abdülaziz’i mi  diyorsun?
-Evet  o.  O  da  bana  izdivaç  teklif  etti.
-Eeee?
-Ben de  kabul  ettim.
-Kız  çatlatma  adamı da  çabucak  anlat.  Sonra  ne  oldu?  Sultan  Abdülaziz’in  zevceleri  arasında  Sabahat  diye  bir  isim  olmadığına  göre  evlenmediniz  mi?
-Evlenmedim tabii  ki.  Çünkü  aldattı  beni.
-Nasıl  aldattı?
-O  Fransız  İmparatoru III. Napolyon  var  ya.  İşte  onun  karısı  Öjeni  ile  aldattı  beni.  Hem de bana  izdivaç  teklif  ettiği  Beylerbeyi  Sarayında. Yani  hani  adam  gibi  aldatsa  gam yemeyeceğim  de  kadına  bir  de  sarayın  hamamında kese  atmış.
-Off  yaaa  içim  acıdı. Çok  fena  boynuzlamış..
-Ya  sorma...  Oysa  benim  için  bak  ne  anlamlı  bir  dörtlük  yazmıştı:

Bî huzurum nâle-i mürg-i dil-i divaneden

Fark olunmaz cism-i bî mârım bozulmuş lâneden

Bunca derd u mihnete katlandığım ya neden

Terk-i can etsem de kurtulsam şu mihnethaneden

[NOT:  Bu dörtlük  gerçekten de  Sultan  Abdülaziz’e  aittir.]

-Neyse  ahiretliğim.  Geçti  gitti  o günler.  Şu  anda  ne  yapıyorsun? Hüngürdemen  kesildiğine  göre  iyisin sanırım
-İyiyim  iyiyim. Kek  bitti.  Poğaçalarla  yaprak  sarma da  bitti.  Bir  konserve  açıyordum. Bilirsin  ben  Vatan  Konserveden  başka  konserve  yemem.
-Bak  vatan  dedin de  aklıma  geldi.  İhtilal  günü  baktım  vatan  elden  gidiyor.  Hemen  kaptım  bayrağı  çıktım  vatan  caddesine.
-15  Temmuz’dan  bahsediyorsun  değil  mi?
-15  Temmuzda da  çıktım  ama 15  Temmuz’dan  bahsetmiyorum.
-Allah  Allah  başka  hangi  ihtilalden  bahsediyorsun  ki?
-Ayol  hangi  ihtilal  olacak.  31  Mart  Ayaklanmasından  bahsediyorum.  Hakikaten  sen  31  Mart  ihtilalinde  neredeydin?
-Ben  Paris’te Pastör  Enstitüsünde  kuduz  hastalığı  aşısı  üzerine  Pastör’den  eczacılık  dersleri  alıyordum.
-Sen  93  harbine  katılmış mıydın  peki?
-Hem  evet  hem  hayır.
-Nasıl  hem  evet  hem  hayır?
-Ben  93  harbinde Iğdır Cephesinde ordumuza  kağnılarla  mermi  taşıyordum.  İşte  o  anda  benim  kağnının  tekerleği  fırlamasın mı.  Başladım  o  tekeri yerine  takacak  bir  Usta  aramaya.  Usta  ararken  Usta  ararken  baktım  savaş  bitmiş.
-Evet.  Sen  usta  ararken  ben   Nene  Hatunla  çıktım  Aziziye  Tabyalarına.  Nene  Hatun dediğin  o  zaman daha  on  altı  on  yedi  yaşlarında  bir  taze  gelin.
- Ne  diyorsun  seeennn.???
-Valla  benim  bir  şey dediğim yok.  Sami  Hoca  denen  deli  geçti  yine  bilgisayar  başına  aklına  ne  geliyorsa  yazıyor.  Durdurabilene  aşkolsun.  Oysa  ben  şurada  oturmuş  hanım  hanımcık patlıcanları  dilim  dilim kesip  üzerine tereyağı- kekik-  zencefil- karanfil- davul  tozu-  minare  gölgesi  bir  de neydii.  Hah  havlican..
-Ayol  sen  patlıcan  yemeği  yapıcaksın  diye  ben  neden  havlıycam?
-Haa  ha  haaaa.  Havliycan  değil  ahiretliğim  havlican.  Bir  çeşit baharat yani.  Onları  koyuyorsun. Sonra üzerine  domates  dilimliyorsun.  Az  bir  şey  tuz-  biraz kaşar  rendeleyip  sürüyorsun  fırına. Offf  lezzet  patlaması vallahi.  Yeme de yanında  yat.
-  Kız  dur  ben de  sana  Karadeniz usulü  kuymak  nasıl  yapılır  onu anlatayım.

Onlar  böyle  iki  ahiretlik  tatlı  tatlı  sohbet  ederken  nihayet  Sami  Hoca da  uyandı.

-Kulaklarım  çınlıyor.  Hayırdır inşallah.  Birileri beni  mi  andı  ne?  Ah ulan  ah.  Gözün  kör  olsun  dünya.  Şimdi  sabah  kahvaltısında  şöyle  bol  tereyağlı  ve  peynirli  bir  kuymak  öğlene  de  fırında  kaşarlı  patlıcan  olsaydı  ne  güzel  olurdu. Yok  anasını  satayım.  İki  tane  poğaça  bile  yok.  Şimdi  otur  bu  kafayla  gencecik  bir  tazeye  teyze demenin  ne  kadar  ayıp olduğu  üzerine  makale  yaz.  Olacak  iş  mi  kardeşim?
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ahiretlikler Arası Telefon Muhabbeti başlıklı yazı Sami Biber tarafından 1.09.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2021 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.