Eklenme Tarihi : 27.02.2009
Okunma Sayısı : 8309
Yorum Sayısı : 81
Etiketler
Ali ÖZKANLI
Ali  ÖZKANLI
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Yüreğime Kor Düştü
Yüreğime Kor Düştü
Cananımdan ayrı düştüm ağlarım
Erciyes’ten yüreğime kar düştü
Şu bahtıma karaları bağlarım
Erciyes’ten yüreğime kor düştü

Bahçemizde donuk güller aklaştı
Papatyalar sümbüllerle koklaştı
Sarmaşıklar sevenine yaklaştı
Erciyes’ten yüreğime zor düştü

Zambakların zerafeti, arlığı
Leylakların hissedilir varlığı
Acı verir gönüllerin darlığı
Erciyes’ten yüreğime mor düştü

Gönülleri sevda yüklü olanlar
Yürekleri muhabbetle dolanlar
Erken yaşta yâri için solanlar
Erciyes’ten yüreğime nâr düştü

Bir çift sözle mutluluğa ereriz
Aşk bağına göz kırpmadan gireriz
Biz sevdik mi ölümüne severiz
Erciyes’ten yüreğime yâr düştü.

16.05.2004
EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 07.12.2013 )
1- DİL: Şairin genel olarak tüm şiirlerinde kullandığı dil duru Türkçedir. Anlaşılır bir dil kullanmıştır. Şairin, şiirde oluşturduğu dilin kulağa hoş gelen musiki havasında bir seslenişi vardır. Şairin tüm şiirlerinde aynı dil yapısını görmek mümkündür. Şiir dilini oluşmasında yalın ifadeler kullanmayı tercih eden şair, kelime arayışına girmeden anlatmak istediği duygu ve düşünceyi en yalın şekliyle sunmuştur. Şiirdeki dil, Halk Âşıklarının dili ile aynı paraleldedir.

2- ZAMAN: Şair, belli bir dönemi anlatmaktadır. Bu, yâr olarak tasvir ettiği memleketinden ayrıldığı bir dönemdir. “Cananımdan ayrı düştüm ağlarım.” dizesinde sevgiliden ayrılmış olan bir insanın seslenişi görülmektedir. Şair, ayrılık acısı çekmektedir. “Şu bahtıma karaları bağlarım/Erken yaşta yâri için solanlar.” dizelerinde ayrılık acısı öne çıkmıştır. Ancak şiirdeki ayrılık, sevgili olarak tasvir edilen kadın değil, şairin yaşadığı çevreden uzaklaşmasıdır. Zaman, şairin yaşadığı çevreden ayrılmasıyla başlayan ve devam edegelen yaşamını kapsamaktadır. Şiirde insan, zaman ve mekân arasında güzel bir bağ kurulmuştur.

3- MEKÂN: Şiirdeki mekân, şairin ruh haletini anlatan içinde bulunduğu psikolojik durumudur. “Bahçemizde donuk güller aklaştı.” dizesinden şairin içinde bulunduğu ruh haleti anlaşılmaktadır. “Bahçemizde” kelimesinden şairin kalbinin anlatıldığı görülüyor. “Aklaşma” kelimesinden beyazlaşma anlaşılmalıdır. Anlatımdaki beyazlaşma kış mevsimini, dolayısıyla kar’ı aklımıza getirmekle birlikte, asıl anlatılan canlanmadır.

4- İNSAN: Şiirde öne çıkan insan şairin kendisidir. Cananımdan ayrı düştüm ağlarım / Erciyes’ten yüreğime kar düştü / Şu bahtıma karaları bağlarım / Erciyes’ten yüreğime kor düştü / Bahçemizde donuk güller aklaştı, dizelerinden şiirdeki insanın şairin kendisi olduğu anlaşılmaktadır.

5- DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel fikir, yaşadığı çevreye karşı büyük bir sevgi besleyen şairin o çevreden ayrılmasının üzüntüsünün anlatılmasıdır.

Kayseri ilimizde yer alan Erciyes Dağı yaz kış karla kaplı olur ve insanı donduran ayazı hiç eksik olmaz. Erciyes Dağının esintisi çevre illerden bile hissedilir.

Erciyes’in ayazı kimi sevdalıların yanan yüreğini soğutur. Oraya düşen kar, aşk ateşiyle yanan, kavrulan âşıkların yüreğine düşer, soğutur! Aşk ateşiyle yanan kalpler başka türlü iflâh olmaz çünkü. Cananımdan ayrı düştüm ağlarım / Erciyes’ten yüreğime kar düştü, dizelerinde bu duygu anlatılmaktadır. Bir insanın başına gelebilecek olaylar kaderin kötülüğüne bağlanır. Bahtıma küstüm, bahtıma karaları bağlarım, kötü bahtım şeklinde kaderin kötü yazıldığını anlatan ifadelere Türk Edebiyatında sıkça rastlarız. Bu anlatım bir anlamda kadere küskünlüğün ifadesidir. Şu bahtıma karaları bağlarım, dizesinde bu anlatıma rastlıyoruz. Aşkın ateşiyle için için yanan şairin tüm vücudu artık bir ateş parçasına dönmüştür. Kayserili olan şairin, Kayseri’ye olan sevgisi Erciyes Dağı tasvir edilerek ifade edilmiştir. Bu büyük sevgi, “Erciyes’ten yüreğime kor düştü.” dizesinde anlatılmıştır.

İlkbaharın gelmesiyle birlikte güller, sümbüller, papatyalar açar. İlkbaharın neşesi ve sevinci dolar insanın içine. Bahçelerde, dağlarda yetişen gül, papatya, sümbül gibi her türlü çiçek kokuları birbirine karışır. Bu güzellikler, yârinden ayrılması nedeniyle kalbinde hüzün meydana gelen şairin bu hüznünü aniden dağıtır. Kalbinde bir canlanma meydana gelir. Çiçeklerin açmasıyla gelen canlanma belki şaire yârini hatırlatır: Onun güzelliğini, kokusunu… Çiçeklerin açması, kokularının birbirine karışması şairin iç âlemine neşe ve sevinç verirken, yüreğinde bir kıpırdanmaya neden olur. Bu güzellikler, sevgili olarak tasvir ettiği ve çok sevdiği o yeri hatırlatarak içini sızlatır. Ve belki o yâre kavuşmak hayli zordur. Sümbüllerin, Papatyaların birbirine karışan kokuları şaire kadar ulaşır. O koku, onun sevgili ile kucaklaşmasıdır. Ancak bu kucaklaşma manevidir. Yâri ile buluşması, kucaklaşması zor olacaktır. Nitekim bir mevsim sonra gelen bu canlanma, Bahçemizde donuk güller aklaştı/Papatyalar sümbüllerle koklaştı / Sarmaşıklar sevenine yaklaştı / Erciyes’ten yüreğime zor düştü, mısralarının yer aldığı ikinci kıta da anlatılmaktadır.

Bazen sevgilinin duruşu, inceliği, güzelliği ve zarafeti çiçeklerde kendini bulur. Bu güzellik, zarafet, bazen bir Zambakta, bazen bir Leylakta, bazen bir Sümbül’de kendini bulur. Bazen güneş gibi açar sevgili, ay gibi parlar. Güneşin parlaklığı onların dalına, yapraklarına vurur. Nasıl ki sevgili göz alır, yürek yakar… Çiçeklerde sevgiliyi hatırlatır ve öyle yakar. Sevgi ile yanan yüreği güneş gibi aydınlatır. Kimi zaman bu duygu çok sevilen bir mekân için hissedilir. Bu güzelliklerden ayrı kalmak, onlara dokunamamak şairin yüreğini sıkar. Çiçeklerin özünde kendini bulan şair, onları koklayamadığı için acı çeker. Ayrı kaldığı güzel memleketinin ki, bu bir yâr olarak tasvir edilmiştir, Zambakları, Leylakları v.b. güzellikteki çiçekleri yüreğini yakar. Onları koklayabilse, sevgiliye kavuşmuş gibi olacaktır. Birbirinden güzel canlı renklerin karışarak şairin yüreğinde açması onu neşelendirirken, aynı zamanda kendi memleketine has bu güzelliklerden ayrı kalması gönlüne darlık vermekte ve üzüntüye neden olmaktadır. Bu duygu ve düşünceler, üçüncü kıta da yer alan Zambakların zarafeti, arlığı / Leylakların hissedilir varlığı / Acı verir gönüllerin darlığı / Erciyes’ten yüreğime mor düştü, dizelerinde ifade edilmektedir. Bu kıta da büyük bir hasretin acısı gözlenmektedir.

Her gönülde farklı bir sevda yer alır. Her sevdanın duyumsanışı farklıdır. Kimi güzele sevdalanır, kimi çirkine. Kimi bir dağa, kimi bir kuşa, kimi bir çiçeğe sevdalanır. Ama sevdanın kalpteki kıpırtısı aynıdır. Bu duygunun hissedildiği varlığın bir önemi yoktur bu nedenle. Önemli olan sevmek değil midir? Seven kalp, herşeyi, herkesi ayrı sever. Hissedilen aşk öyle yücelir ki dağlar, taşlar, ağaçlar sevgilinin suretine bürünür ve kimi zaman o varlıklar dile gelir! Çünkü o yanan yüreği anlayacak tek şey yine o kalpte yer edinen güzelliktir. Bunun canlı ya da cansız varlık olmasının bir önemi yoktur. Kimi zaman o varlık ile dertleşilir, muhabbet edilir. Bu, aşkın göstergesidir. Yâri anmanın değişik şekillerinden biridir. İllâ anılması gerekir çünkü yârin. Karşısında ister canlı, ister cansız varlık olsun bunun önemi hiç yoktur. Bu, sevgiliye duyulan bir muhabbettir. Sevmeyen insanın yüreğinde muhabbet olmaz. Sevmek için yaşın bir öneminin olmadığı gibi, hangi yaşta olursa olsun sevgiliye kavuşamayan kalp muhakkak ki acı çeker. Bu acı onda bir takım çöküntü ve depresyona da neden olabilir. Ferhat’a dağları deldiren aşk acısı değil midir? O öyle bir aşktır ki Erciyes’in tepesinde lav olur, yürekte alev gibi yanmaya başlar. Dördüncü kıta da yer alan Gönülleri sevda yüklü olanlar / Yürekleri muhabbetle dolanlar / Erken yaşta yâri için solanlar / Erciyes’ten yüreğime nar düştü, dizelerinden bu duygu ve düşünceler anlaşılmalıdır.

Sevgilinin dudaklarından dökülecek bir çift söz mutlu etmeye yeter âşığı. Belki dünyada hiçbir şey onu bu kadar mutlu edemez, sevindiremez. Sevgilinin adının geçtiği sohbetler zevk verir âşığa. Onun adının geçtiği sohbetler, âşığın kendinden geçmesine kâfi gelir. Bu hâl, âşığın sorgusuz sualsiz sevgiliye koşmasına, onda kendini bulmasına neden olur. Aşkın sarhoşluk veren o bahçesine tam bir teslimiyet içinde girer. “Göz kırpmak” deyimi de bu düşünceye uygun düşmektedir. Bir çift sözle mutluluğa ereriz / Aşk bağına göz kırpmadan gireriz, dizelerinde bu duygu ve düşünceler anlatılmaktadır. Sevmek güzeldir, kutsaldır. Ondan daha güzel bir duygu yoktur. Hesapsız, tertemiz duygularla, tam bir teslimiyetle sevmek insan olmanın da bir özelliğidir. Halk arasındaki ifadesiyle “adam gibi” sevmektir. Şair bu duygularla Erciyes’in varlığında memleketine olan sevgisini dile getirmekte ve “yüreğime yâr düştü” söz grubuyla bunu ifade etmektedir. Bu duygu ve düşünceler, beşinci kıta da yer alan, Biz sevdik mi ölümüne severiz / Erciyes’ten yüreğime yâr düştü, dizelerinde anlatılmaktadır.

6- KENDİNİ AŞMA: Yüreğime Kor Düştü şiirinde Erciyes Dağının varlığı ile şairin memleketine olan büyük sevgisini, memleketine karşı duyduğu özlemi çiçeklerin varlığı ile ifade edişini görüyoruz. Güçlü bir tasvirle karşı karşıyayız. Şiirde duygusal derinlik hâkimdir. Yâr olarak tasvir ettiği memleketinden ayrılık duygusu kimi zaman üzüntüye ve kötü kaderin yazgısı şeklinde tasavvur etmiş ve şiire güçlü bir yapı kazandırmıştır.

7- ANLATIŞ TARZI: Yukarıda da belirttiğimiz gibi şiirde, memleketten ayrı kalmanın üzüntüsü vardır. Kayserili olan şair, memleketini Erciyes Dağı ile özdeşleştirmiş ve onu bir yâr gibi tasvir etmiştir.

Türk Edebiyatında sevgili çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Kaşı, gözü, endamı, saçı, kokusu, gerdanı v.b. özellikleriyle, kimi zamanda sevgili olarak canan, yâr kelimeleri kullanılmıştır. Kimi zamanda gurbete gitmek zorunda kalan ozanlar, memleket sevgisini sevgiliye benzeterek mecazi anlamıyla ifade etmişlerdir. Yüreğime Kor Düştü şiirinde de böyle bir anlatım söz konusudur.

Yüreğime Kor Düştü şiiri 11’li hece ölçüsüyle, birinci kıta a – b – a – b şeklinde sarma kafiye, diğer kıtalar a – a – a – b, a – a – a – b, a – a – a – b, a – a – a – b şeklinde düz kafiye örgüsüyle yazılmıştır.

1- Şiirde kafiye çeşitlerini ve redif’i inceleyelim:

a- Birinci kıta;

Cananımdan ayrı düştüm ağlarım
Erciyes’ten yüreğime kar düştü
Şu bahtıma karaları bağlarım
Erciyes’ten yüreğime kor düştü

Birinci Kıtanın birinci mısra sonunda yer alan ağlarım ve üçüncü mısranın sonunda yer alan bağlarım kelimelerinde ım eki redif, ağlar ve bağlar kelimelerinde ım ekinden önce gelen lar eki zengin kafiyedir.

b- İkinci kıta;

Bahçemizde donuk güller aklaştı
Papatyalar sümbüllerle koklaştı
Sarmaşıklar sevenine yaklaştı
Erciyes’ten yüreğime zor düştü

İkinci Kıtanın birinci sonunda yer alan aklaştı ve üçüncü mısra sonunda yer alan yaklaştı kelimelerinde tı sesi redif, aklaştı kelimesi zengin ya da bazı edebiyatçıların ifade ettiği gibi Tunç kafiyedir.

c- Üçüncü kıta;

Zambakların zarafeti, arlığı
Leylakların hissedilir varlığı
Acı verir gönüllerin darlığı
Erciyes’ten yüreğime mor düştü

Üçüncü Kıtanın birinci mısra sonunda arlığı, ikinci mısra sonunda varlığı ve üçüncü mısra sonunda darlığı kelimelerinde ğı eki redif, birinci mısra sonundaki arlığı kelimesinde arlı eki zengin kafiye, ikinci mısra sonunda varlığı ve üçüncü mısra sonunda darlığı kelimelerinde arlı eki zengin ya da başka bir ifadeyle tunç kafiyedir.

d- Dördüncü kıta;

Gönülleri sevda yüklü olanlar
Yürekleri muhabbetle dolanlar
Erken yaşta yâri için solanlar
Erciyes’ten yüreğime nar düştü

Dördüncü kıtanın birinci mısra sonunda olanlar, ikinci mısra sonunda dolanlar ve üçüncü mısra sonunda solanlar kelimelerinde lar eki redif, birinci mısra sonunda olanlar kelimesinde olan zengin kafiye, ikinci mısra sonunda dolanlar kelimesinde olan ve üçüncü mısra sonunda solanlar kelimesinde olan zengin ya da diğer ifadeyle tunç kafiyedir.

e- Beşinci kıta;

Bir çift sözle mutluluğa ereriz
Aşk bağına göz kırpmadan gireriz
Biz sevdik mi ölümüne severiz
Erciyes’ten yüreğime yâr düştü.

Beşinci Kıtanın birinci mısra sonunda ereriz, ikinci mısra sonunda gireriz ve üçüncü mısra sonunda severiz kelimelerinde iz eki redif, iz’den önce gelen er sesleri tam kafiyedir.

2- Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim:

Birinci kıtanın birinci mısrasında n – m – d – r ünsüz sesleri, a – ı – ü ünlü sesleri kullanılmış, iç ses olarak a sesi şiire ahenk katmıştır. İkinci mısrada r – y – t ünsüz sesleri, e –i – ü ünlü sesleri kullanılmıştır. Üçüncü mısrada b – m – r ünsüz sesleri, a – ı ünlü sesleri kullanılırken, iç ses a sesinden oluşturulmuştur. Dördüncü mısrada r – y – t ünsüz sesleri, e – ü – i ünlü sesleri kullanılmıştır.

İkinci kıtanın birinci mısrasında d – k – l ünsüz sesleri, a – e ünlü sesleri, ikinci mısrasında p – l – n – k – t ünsüz sesleri, a – ü – e ünlü sesleri kullanılmış, iç ses a sesinden oluşturulmuştur. Üçüncü mısrada s – l – n – r ünsüz sesleri, a – e – ı ünlü sesleri kullanılırken, iç ses a ve e seslerinden oluşmuştur. Dördüncü mısra r - t – y ünsüz seslerinden, e – i – ü ünlü sesleri kullanılarak şiirde güzel bir uyum sağlanmıştır.

Üçüncü kıtanın birinci mısrasında z – r – l ünsüz sesleri, a – ı – e ünlü sesleri kullanılmış, iç ses a ve ı sesinden oluşmuştur. İkinci mısrada l – r – s ünsüz sesleri, a – e – ı – i ünlü seslerinden oluşurken, iç ses i ve ı sesinden meydana gelmiştir. Üçüncü mısra r – l – n ünsüz sesleri, a – i – ı ünlü seslerinden oluşurken, iç ses i ve ı sesiyle yapılandırılmıştır. Dördüncü mısra r – y – m ünsüz sesleri, a – i – ı ünlü seslerinden oluşurken, iç ses ü sesinden meydana gelmiştir.

Dördüncü kıtanın birinci mısrasında l – r ünsüz sesleri, ü – a ünlü sesleri kullanılmış, ikinci mısrada r – l – b ünsüz sesleri, e – a ünlü sesleri kullanılmış, üçüncü mısrada r – n – y ünsüz sesleri, e – a – i ünlü sesleri kullanılmış, iç ses a sesinden oluşmuştur. Dördüncü mısra r – y – t ünsüz seslerinden, e – a – i ünlü seslerinden oluşurken, iç a sesinden meydana gelmiştir.

Beşinci kıtanın birinci mısrasında l – r ünsüz sesleri, i – e – u ünlü sesleri kullanılmış, iç ses u sesinden oluşmuştur. İkinci mısra k – n – z – g ünsüz seslerinden, a – ı ünlü seslerinden oluşmuştur. Üçüncü mısra z – s – m – v ünsüz seslerinden, i – e – ü ünlü seslerinden oluşurken, iç ses e – i seslerinden meydana gelmiştir. Dördüncü mısra r – y – t ünsüz seslerinden, e – ü – i ünlü seslerinden oluşurken, iç ses a sesinden meydana gelmiştir.

Beş kıtadan oluşan şiirde en çok kullanılan ünlü sesler a – e - ı – i - ü sesleridir. İç ses ise a ve ı seslerinden oluşmuştur. Mısraların kendi içinde birbirine yakın seslerin kullanılması ses uyumunu artırırken, bu yapı şiirde uyumun daha kuvvetli oluşmasını sağlamıştır. Şiirin ses bakımından uyumu zenginlik sağlarken, şiirin bütününde bu seslerin bir ahenk içinde kullanılması şiire musiki havası vermiştir.

Genel olarak seslerin yapılandırılmasını incelediğimiz zaman şiirdeki ritmi güçlendiren, ahengi güzelleştiren, şiir dilini zenginleştiren, musiki sezgisini kuvvetlendiren bir yapılandırma ile karşı karşıya kalıyoruz.

Düştüm ağlarım, Erciyes’ten yüreğime kar düştü, bağlarım, Erciyes’ten yüreğime kor düştü, güller aklaştı, Papatyalar Sümbüllerle koklaştı, Sarmaşıklar sevenine yaklaştı, Erciyes’ten yüreğime zor düştü, arlığı, varlığı, darlığı, Erciyes’ten yüreğime mor düştü, olanlar, dolanlar, solanlar, Erciyes’ten yüreğime nar düştü, ereriz, gireriz, severiz, Erciyes’ten yüreğime zor düştü kelime ve söz grupları ile hem dize içinde, hem çapraz olarak ve kıtaların son mısralarında oluşturulan aliterasyon ve asonans şiir dilini kendine özgü bir ifadeye kavuşturmuş, dili daha canlı ve tesirli bir hale getirerek farklı bir anlam kazandırmış, anlatılmak istenen duygu ve düşünceye derinlik kazandırmıştır.

Şiirde oluşturulan ses, ölçü, anlatım güzel bir ahenk meydana getirmiştir. Her mısra sonunda yinelenen aliterasyon ve asonanstan oluşan vurgu şiirde ahengi oluşturan diğer unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirdeki bu yapı musiki havasını güçlendiren diğer bir özelliktir.

Şiirde edebi sanatların kullanılması bir bütünlük sağlanmış, şiire derinlik kazandırmış ve anlamı kuvvetlendirmiştir. Şiire derinlik kazandıran başka bir unsur, dilin, gündelik konuşma dilinden farklı olmasıdır. Netice itibariyle okunabilecek bir ürün ortaya çıkmıştır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK (Şair - Yazar)
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Yüreğime Kor Düştü başlıklı yazı Ali ÖZKANLI tarafından 27.02.2009 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı