Eklenme Tarihi : 31.12.2015
Okunma Sayısı : 1543
Yorum Sayısı : 9
Etiketler
Şair Mikdat
Şair Mikdat
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 01.01.2016 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Şeytan İnsan İlişkisi

Şeytan insan ilişkisi

 

 

Beyhude gezenin peşinde iblis

Hep dolaşıp durur, kandırmak için

Onunla bir olur, isyankâr nefis

Kaydırıp ateşte yandırmak için

 

İnsan ok misali fırlarsa yaydan

Hudutları aşar onundur meydan

Dünyayı bir cennet gösterir şeytan

İnsanı nefsine yendirmek için

 

Zaten adam olmaz aylak borular

Öylesine birdir yaşlar kurular

Kalbe sokar iblis sapık sorular

İnandıktan sonra döndürmek için

 

Kul yoldan kayarsa bu kendi suçu

Şeytanın elinde ipinin ucu

Sevdirir makamı sevdirir gücü

Gönülde ki aşkı söndürmek için

 

Cehenneme yakın, cennete uzak

Allah unutulur tapılır buzak

Böyle kurar şeytan insana tuzak

Onu cehenneme kondurmak için

 

Mikdadî eğridir iblisin yolu

Temenni, kibirdir, hep tuzak dolu

En güzel biçimde halk olan kulu

En alçak çukura indirmek için

 

Mikdadî

 

 

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 06.01.2016 )
DİL VE ŞEKİL:

Dil: Şair yalın bir konuşma Türkçesine yer vermiştir. Türkçe’yi kurallarına uygun olarak kullanmış olup dil sapmalarına yer vermemiştir. Şiir didaktik şiir örneğine güzel bir örnek olup belli bir düşünceyi aşılamak veya belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlak dersi çıkarmak amacıyla yazılmıştır...


NAZIM ŞEKLİ VE KAFİYE ÖRGÜSÜ:

Koşma tarzı kafiye şeması kullanılmıştır. Koşma tarzı şiirlerde şair genelde son kıtada ismini kullanır…


1.kıta:abab
2.kıta:cccb
3.kıta:çççb
4.kıta:dddb
5.kıta:eeeb
6.kıta: fffb


Hece Vezni: 11’li hece vezni ile yazılmıştır…


TAHLİL:


Merhaba şiir dostları..Bu hafta Değerli kalem dostu Mikdat Bal şairimizin Şeytan insan ilişkisi adlı şiirini sizlere dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım...


Öncelikle şunu söylemeliyim. Şiirin konusu çok güzel ve bir o kadar da bizden bir konu.
Şiir kritiğine başlamadan önce sizlere bir kaç ayetimizle Şeytan ve Şeytanın vesveselerinden bahsetmek istiyorum...Ve Şeytanın insan hayatında yer aldığı rollerden...


7/12.-18. ayetler: ‘Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?’ dedi. ‘Beni ateşten, onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm’ cevabını verdi.
Buyurdu ‘Öyleyse in oradan, orada kibirlenmek senin haddin değildir. Hemen çık git çünkü sen alçaklardansın.’

İblis, ‘İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele!’ dedi. Allah; ‘Sen erteye bırakılanlardansın.’ dedi. ‘Beni azdırdığın için, ant olsun ki, senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu sana şükreder bulamayacaksın.’ dedi.

Allah, ‘Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; ant olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, onları ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracağım.’ dedi.”


- Görüldüğü üzere Şeytanın vazifesi Yaradılanların aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve inananları Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymaktır...


-İnsan, zaafları olan bir varlıktır. Kur’an, şu ayetiyle bu gerçeği bildirir: “İnsan zayıf yaratıldı” (Nisa Sûresi, 28.) Bu zayıflık, daha dünyaya gelir gelmez kendini göstermeye başlar. Diğer canlıların yavruları kısa zamanda hayata uyum sağlayıp, kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek seviyeye ulaşırlar. İnsan yavrusu ise, bir-iki yılda ancak ayağa kalkar. 15-20 yılda ancak bir kısım fayda ve zararları öğrenir. Ömrü boyunca da, hayat kanunlarını öğrenmeye muhtaçtır.


Ayrıca, insan çok hassas bir canlıdır. Ne fazla sıcağa gelebilir, ne fazla soğuğa... Ne açlığa dayanabilir, ne susuzluğa... Bir mikrop onu yere serer. Bir kuyruklu yıldız onu ürkütür. Geçmişi düşünür, üzülür. Geleceği düşünür, endişe eder. Emelleri ebede uzanır.
Bir de,” beşeri zaaflarımız” vardır. Bu zaaflar, birtakım huy ve karakterlerimizdir. Bunlardan bir kısmını şu şekilde ele alabiliriz:


1. Nisyan (Unutkanlık)

İnsan, nisyana müpteladır. Her insanın hayatında pek çok nisyan örnekleri vardır. İlk insan Hz. Adem de aynı nisyanı yaşamıştır. Ayet bunu şöyle anlatır: “Doğrusu daha önce Adem’den ahid almıştık da, unuttu...” (Taha Sûresi, 115.)
Hz. Adem’e, yasak ağaca yaklaşmaması emredilmiştir. **Şeytanın vesvesesiyle yaklaşır ve o ağaçtan yer. Bunun sonucunda dünyaya gönderilir. (Bakara Sûresi, 35-37.)
Hz. Adem’in tabiatı aynen Ademoğullarında da vardır. Nisyanın en kötüsü, insanın kendini unutması, ne için yaratıldığını aklına getirmemesidir. Buna, gaflet denir. Cenab-ı Hak, bazı musibetlerle insanı gaflet uykusundan uyandırır. Onu, yaratılış gayesine yöneltir. Fakat pek çok insan yine unutur. Kur’an, bu hali şöyle bildirir:
“İnsana zarar dokunduğunda gerek yatarken, gerek otururken, gerek ayakta iken bize dua eder durur. Fakat ondan zararı giderdiğimizde, daha önce o zarar için bize dua etmemiş gibi, geçer gider...”
(Yunus Sûresi, 12.)


2- Harislik ve cimrilik

Beşeri zaaflarımızdan biri de, mala düşkünlüktür. Kur’an, bu hususu şöyle haber verir:
“İnsan helu’ (haris ve cimri) yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir hayır dokundu mu ( yoksullara) yardım etmez (sıkı sıkı tutar)...”
(Mearic Sûresi, 19-21)
“Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altını ister...” (Müslim, Zekat, 117.) hadisi, bu beşeri zaafımıza dikkat çeker. Bebeklerde bile aynı tabiatı görmek mümkündür. Onun elindekini almak çok zordur, ama sizin verdiğinizi hemen alır.


3- Acelecilik


İnsan, aceleci bir varlıktır. Bir anda neticeye ulaşmak ister. Ahiret saadetini dünyada tatmaya çalışır. “Ya Rabbena! Bize dünyada ver’ der. Bu kimsenin ahirette bir nasibi yoktur.” (Bakara Sûresi, 200.)
Halbuki, bu dünya sabrı ve sebatı gerektirir. Asıl olan dünya mutluluğu değil, ahiret saadetidir. Ahiretin elmaslarını, bu dünyanın cam parçalarıyla değiştirmenin bir anlamı yoktur. Sonsuz hayata nispetle bu kısa hayat, bir an gibidir. Fakat insan, ahireti bilmediğinden bütün himmetini dünyaya sarf eder. “Hayat ancak bu hayattır” deyip, onun lezzetlerini elde etmeye çalışır. Kur’anın bildirdiği gibi, “İnsan çok acelecidir.” (İsra Sûresi, 11.)


4- Övülmek


Hemen her insan övülmeyi sever. Yaptığını sever, beğenir. Halbuki, övündüğü şeylerde kendisinin hissesi pek azdır. Mesela, sesinin güzelliğiyle iftihar eder. Halbuki, Allah ona böyle bir ses vermeseydi, elinden hiçbir şey gelmezdi.
Kur’an-ı Kerim, bu meselede şu hatırlatmayı yapar:
“Yaptıklarıyla gururlanan ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunduklarını zannetme!”
(Al-i İmran Sûresi, 188. )
Ayette reddedilen iki durum vardır:
1. Yaptığıyla gururlanmak.
2. Yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanmak.
Halbuki insan, kendini methetmek için değil, Allah’a hamd etmek için yaratılmıştır.


5- Hizmette ihmal


İnsanın tabiatında hizmetten kaçmak, ücrete koşmak vardır. Bir iş yapılacağı zaman kimse ortalıkta görülmek istemez. Fakat ücret ve mükafat zamanında, herkes talip olur. Kur’anda zikredilen şu olay, buna güzel bir örnektir. Şöyle ki:
Peygamberimiz, 1400 sahabeyle umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkar. O zaman Mekke henüz müşriklerin idaresindedir. Bir savaş çıkabileceği endişesiyle, bir kısım bedevi insanlar sefere katılmazlar. Sudan bahanelerle geri kalırlar. Fakat aynı insanlar, Hayber ganimetleri için yola çıkıldığında orduya katılmak isterler. Cenab-ı Hak, onların bu sefere katılmalarını men eder. (Fetih Sûresi, 11-15 )


6- Bahanecilik


Müsbet alanlarda bir varlık gösteremeyenler, birtakım bahanelerle kendilerini avuturlar. Nedense kendi kusurlarını görmek istemezler. Mesela, Hudeybiye Seferine katılmayan bir kısım bedevilerin bahanelerine bakalım: “Mallarımız, ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için mağfiret dile’ diyecekler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar...” (Fetih Sûresi, 11)
“Suçun sahibi olmaz” derler. Halbuki, “Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur” (Nursi, Lem’alar, 84.) Kusurunu gören o kusurdan kurtulmaya çalışır.
İşte, insanın mahiyetinde böyle nice zaaflar vardır. Bu zaaflar, aslında insanın manevi terakkisinde mühim birer esastırlar. Meleklerde böyle zaaflar olmadığından, onlarda mücadele de yoktur. Mücadele olmayınca, terakki de söz konusu değildir.
İnsanın meleklere üstünlüğünün mühim bir sırrı, bu zaaflarında gizlidir. Fıtraten cimri bir insanın, nefsini aşarak cömertlikte bulunması, elbette kolay bir şey değildir. Nefsini medhe meyilli bir kişinin, “Bütün medih ve muhabbet Allah’adır. Bütün iyilikler, güzellikler O’ndandır” diyebilmesi şüphesiz az bir hüner değildir.
Bu zaaflar aşılmayacak zaaflar değildir. Zira “Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez” (Bakara Sûresi, 286)



ŞİİRİN DİLİNDEN :


1. DÖRTLÜK


Beyhude gezenin peşinde iblis
Hep dolaşıp durur, kandırmak için
Onunla bir olur, isyankâr nefis
Kaydırıp ateşte yandırmak için


Yukarıda da bahsettiğim gibi şeytanın vazifesi insanları yürüdükleri doğru yoldan saptırmak ve imandan alıkoymaktır...Allahü teâlâ insanda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefs dimağımızda, kalb, yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir, yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Peygamberler ve veliler hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir.


İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir. Kötü arkadaş ve şeytan da nefse tesir ederek insana zarar vermeye çalışırlar. Onun için nefsin, emmarelikten temizlenmesi gerekir. Çünkü nefs, kâfirdir, daima Allahü teâlâya isyan etmek ister.
Şeytan, verdiği vesveseye insanın uymadığını görünce, bundan vazgeçer, başka bir vesvese verir. Âlimler, şeytanı köpeğe benzetmiştir. Köpek kovalanınca kaçar ise de, başka taraftan yine gelir. Nefs-i emmare ise kaplan gibidir, saldırması ancak öldürmekle biter. Nefsimiz de ölünceye kadar yakamızı bırakmaz. Bunun için nefsi tanımak ve zararlarından korunmak gerekir.


2. DÖRTLÜK


İnsan ok misali fırlarsa yaydan
Hudutları aşar onundur meydan
Dünyayı bir cennet gösterir şeytan
İnsanı nefsine yendirmek için


Allahü teâlâ, kâfir nefsi yarattığı gibi, aklı da yarattı. Akıl, doğruyu yanlıştan, hakkı bâtıldan ayıran bir kuvvettir. Kalb, akla uyup, nefs terbiye edilirse, zararı önlenmiş olur. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefsimizle cihad-ı ekber olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefsimiz, insanların cihad sevabına kavuşmalarına, meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır. Görüldüğü gibi nefsimiz, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Günah da işleyebilir, cihad da edebilir.
Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifade edilmesini emretmektedir. Terbiye edilerek kullanılırsa, bu olumsuzluklar yok edilebilir.Aksi halde şeytanın ağlarına yakalanmışız demektir...


3. DÖRTLÜK


Zaten adam olmaz aylak borular
Öylesine birdir yaşlar kurular
Kalbe sokar iblis sapık sorular
İnandıktan sonra döndürmek için



Şeytanın en büyük icraatı, günahları insanlara güzel ve cazip bir şey olarak sunmasıdır. Mesela, iki kişi tartıştıklarında işi kavgaya kadar götürebilirler, hatta bu küçük tartışma cinayetle bile sonuçlanabilir. Zira öfkede akıl yoktur. Öfke hâkim olduğunda, insan sağlıklı düşünemez. Sonuç olarak, taraflardan biri mezara, diğeri de hapse gider.Şeytan imanı zayıf insanlara sürekli vesvese verir.


Vesvese hakkında Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerindeki açıklamalar, mealen: -“Muhakkak ki onun (şeytanın) iman eden ve Rablerine güvenen kimseler üzerinde hakimiyeti yoktur. Muhakkak ki onun hakimiyeti onu dost edinen ve onu (Allah’a) eş koşanların üzerinedir.” (Nahl: 99-100) buyurulmuştur...


4. DÖRTLÜK


Kul yoldan kayarsa bu kendi suçu
Şeytanın elinde ipinin ucu
Sevdirir makamı sevdirir gücü
Gönülde ki aşkı söndürmek için


Allah Kuran'da, "Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar)" (Nas Suresi, 4-5) ayetiyle şeytanın kalplere gizlice vesvese verdiğinden söz etmektedir. Bu, şeytanın en sinsi yöntemidir. Çoğu insan zihnindeki düşüncelerin şeytandan olduğunu anlayamaz. Bunların hepsini kendi düşünceleri zanneder.


Bununla birlikte şeytan insanlara korku, endişe, gerilim, huzursuzluk gibi olumsuz hisler verir, onların gücünü azaltmayı hedefler. İyilik ve hayır yapmalarını, sağlıklı düşünmelerini engellemeye çalışır. Tüm bunların şeytandan olduğunu bilerek, Allah'a sığınmak ve şeytanın telkinlerine hiçbir zaman kulak vermemek gerekir.


Bu arada unutmamalıdır ki, dünyadaki tüm kötülüklerin, savaşların, katliamların, ahlaksızlıkların kökeninde şeytanın insanlar üzerindeki etkisi vardır.

Şeytan insanları kötülüğe çağırırken, dostu ve yardımcısı olduğunu söyler. Ona çeşitli vaatlerde bulunur. Ahirette ise kendisinin yalnızca çağrıda bulunduğunu ve asıl sorumluluğun insanda olduğunu söyleyerek onu yüzüstü bırakacaktır. Bu gerçek Kuran’da şu şekilde bildirilmiştir:


İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır." (İbrahim Suresi, 22)


5. DÖRTLÜK


Cehenneme yakın, cennete uzak
Allah unutulur tapılır buzak
Böyle kurar şeytan insana tuzak
Onu cehenneme kondurmak için


Rahmanın ve şeytanın değer ölçüleri birbirine zıttır. Bundan dolayı şeytan değer ölçülerini alt üst etmek ister, harama helal, helale haram hükmü verir.

Mesela, Hak dine inanmak ve ona göre yaşamak insanın tabiatında vardır. Ama şeytan ve yandaşlarına göre “Din bir afyondur, insanları uyuşturur, miskinleştirir.”


İlahi bir hüküm olarak içki “Şeytanın amelinden bir pisliktir.” Ama şeytana göre içki hayatın bir parçasıdır. Hatta şeytana köle olanlar nezdinde içki “Medeniyetin bir lazımıdır. İçki içmeyen biri çağdaş olamaz.”

İlahi bir hüküm olarak rüşvet almak yasaktır, günahtır. Ama şeytana göre rüşvet almamak bir enayiliktir.

İnsan, çıkarına düşkün bir mahiyette yaratılmıştır. Bunun sonucu olarak, insanlar kendi aralarında “çıkar çatışması” yaşarlar.

Din, insandaki bu çıkarına düşkünlüğü terbiye ederek, onları birbirleri için fedakârlık yapan kimseler haline getirmeyi hedefler. Yüce Allah şöyle der:
“Mümin kullarıma söyle, en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.” (İsra Suresi, 53)


Nesep yönünden aslında bütün insanlar birbirinin kardeşidir. Çünkü hepsi Hz. Âdem’in torunlarıdırlar. Ama şeytan bu akrabalığı unutturur, onları birbiriyle boğuşturur.
Mesela, ırkçılığı kötüler, bazılarına, “En üstün ırk sizsiniz, siz asil bir milletsiniz. Diğer milletler size hizmet etmeli” der, onları istilacı yapar.


Din, inananları kardeş olarak ilan etmesine rağmen, onlar arasında bölücü fikirler yayar, mümini mümine düşman yapar. Öyle ki, bu düşmanlık zaman zaman savaşa kadar uzanabilir. Veya aralarında meydana gelen küçük meseleleri öyle büyütür ki tarafların birbirlerine sevgi ve hürmetleri kalmaz.
Hatta aynı anne-babadan olan nesebi kardeşleri bile, mesela küçük bir miras meselesinde birbirlerine düşman hale getirebilir.


6.DÖRTLÜK :


Mikdadî eğridir iblisin yolu
Temenni, kibirdir, hep tuzak dolu
En güzel biçimde halk olan kulu
En alçak çukura indirmek için


Şairimiz son dörtlüğünün mısralarında bize olduğu kadar kendine de tenkitte bulunup, şeytan ve onun vesveselerinden uzak durulması gerektiğini anlatıyor.

İblis İman edenleri birbirine düşürmekte ustadır.

Az bir ilmi insana çok gösterir ve o zavallı insan o azıcık ilmiyle Alimlerin yoluna diken dökmeye başlar. O zavallı İnsan’ın ilmi kendisine kibir kapılarını açar. Kendini en sağlam Müslüman sanır, ama Ebu Cehil’in yaptığını yapmaktadır farkında değildir. Azıcık ilmi o zavallıya, iblis tarafından dağlar gibi gösterilmiştir.


Gerçek manada Alim ise kendi ilmini İnsanların ilmiyle değil Allahu Tealanın ilmiyle kıyaslar ve bakar ki İnsanın ilmi Allahu tealanın ilminin yanında bir toz zerresi bile değildir. Bu sebeple Alimler tevazu ehli olurlar. Cahiller ise şüpheci olurlar. Zira iblis o cahile her şeyden şüphelenmeyi telkin eder. Ve çoğunlukla başarılı olur.

Şimdi sizlere şiirin ışığında şeytandan ve onun vesveselerinden korunma yönteminden bahsedeceğim...


Şüphesiz ki; Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.


Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.


Gerek dünya gerekse ahiret ile ilgili olsun, hayırlı ve meşru her işe Allah-u Teâlâ'nın adını anarak "Besmele" ile başlamak, her müslümanın üzerinde titizlikle durması gereken görevlerdendir. Bir müslüman herhangi bir işe "Besmele" ile başlamakla "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile, O'nun izni ve emri ile, O'nunla yapıyorum; her türlü yardım, kuvvet ve kudret O'ndandır, O yardım etmezse, bu kuvvet ve kudreti vermezse hiçbir şey yapamam, hiçbir işte başarılı olamam." diyerek acziyetini ortaya koymakta ve her işini Yaratıcı'ya havale etmektedir. Her okunacak ve yapılacak mühim bir şeye teberrüken bununla başlanılması bir muvaffakiyet vesilesidir.



Şiir kritiğime burada son verirken Değerli kalem dostumuz Mikdat Bal' a yazdığı bu şiirden ötürü teşekkür ediyorum...


Şiirle kalmanız dileğiyle,

Selam ve saygılar...


Site Yönetimi
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Şeytan İnsan İlişkisi başlıklı yazı Şair Mikdat tarafından 31.12.2015 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat