Eklenme Tarihi : 28.08.2021
Okunma Sayısı : 553
Yorum Sayısı : 10
Etiketler
Yazı Müziği
redfer
redfer
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 29.08.2021 tarihinde
GÜNÜN SERBEST YAZISI
olarak seçilmiştir.
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 29.08.2021 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Radyo Benim
Site İstatistikleri

Ve Sonra Yitip Gitsin Sandıklarımız

Ve Sonra Yitip Gitsin Sandıklarımız


ismi bile unutulmuşken
yokluğun tanımsız  ayazı duvarlara sinmişken
teli koparılmış sazların sessiz nağmelerini çalalım
sonra  sabaha varmadan infaz yemiş zamanı
ıslık yapıp düşürelim dudaklarımızın arasına

sonra sokakları ve şehirleri
sonra yokuşları  sonra inişleri
papatya beyazı kırlardan geçelim
karanlıkta yağan göktaşlarına dokunalım
ve sonra içimize 

ve sonra bir sandalla yol alıp, 
volta atalım küreksiz ve dümensiz 
bilmediğimiz denizlerde
kaldırımlara yaprağını düşüren akasya ağacı olalım
sonra şubat soğuğunda üşürken
ıslak rüzgar üfleyelim soluklar dolusu gökyüzüne

ve sonra yitip gitsin sandıklarımız 
yok saydığımız, unuttuklarımız 
bütün her şeyden  azade sessiz, gürültüsüz 
hiç değişmesin mevsimlerde gecelerin ıssızlığı 
sonra bir nöbet saatinde 
donan sesler sevdamızın  sancısı olsun
iki damla yaş zemine düşmeden
çığ olup çığlığa dönüşmeden

ve sonra içimizdeki bütün gürültüleri sustursun gece 
gökkubbeyi seyrederken 
karanlığın  derin boşluğunu düşelim
ve sonra sessizce taşıyalım arzularımızı  
kalbimizin ücra beldelerine 
kırk sene evvelinden 

saat yirmi üçü yedi geçe 
beyazlara dönüşsün
önemli sırlarla biçimlenmiş siyahlarımız
ve sonra sallanan iskemle 
üşüşen camdaki perde
gıcırdayan ağaç dalları
tuzu kuru bir sürü sebep
ruhumuzla baş başa 
kendi gerçeklerimize dönelim

yanık sevda türküleri çalınsın kulağımıza uzaklardan 
bütün renkler griye çalarken 
güneşsiz sabahlara yeni pusular kuralım
ve sonra menziller boyu içimizin sahrasında savaşalım 
münbit taptaze bir hayattan
kutlu bir milat başlatalım 
yeniden

redfer
EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 29.08.2021 )
Bir Şiir “Ve Sonra Yitip Gitsin Sandıklarımız” Gülümsememle Tahlil ve Analiz.

Bugün sitemizin değerli yazarlarından, Şair kardeşim “Redfer” mahlaslı kardeşimin şiirine az gülümsememle tahlil ve analiz için klavyenin başına geçtim. Kardeşim serbest şiir yazma alanında, bir numara beğenerek okuyorum eserlerini. Şair yazarken içinde hissettiklerini duygu ve hislere katarak edebiyattan aldığı pay ile bir şeyleri ekleyerek, gülümseyerek, okuma zevkini de duygu ve hisleriyle katınca okunası tadına doyum olmaz eserleri meydana getiriyor ve yazıyor, emekle, çabayla… Hayatın inişli çıkışlı yolunda yürürken, bu yollara ait gerekenleri şiirleriyle betimleyerek duygusunu katarak yazmasından dolayı tebrikler ederim. Ben okumayı severim, bu şiir olur öykü olur deneme yazıları olur, okurken şairin yazarın duyguları mısralarında zaten kendini belli ediyor ve okumanın zevk ile duyguların sahilinde hafif esen esintisiyle hoşluk içinde gezdirtiyor.

GİRİŞ

İsmi bile unutulmuşken
Yokluğun tanımsız ayazı duvarlara sinmişken
Teli koparılmış sazların sessiz nağmelerini çalalım
Sonra sabaha varmadan infaz yemiş zamanı
Islık yapıp düşürelim dudaklarımızın arasına

Kardeşimiz, ismi unutulmuşken tanımsız, neden var olduğu ve neden yanımızda gezdirdiğimiz tanımsız” yokluğu, hasreti, ayrılığı”, soğuk ayaz gibi, duygu ve hislerin çarpıklığına işaret ederek, duvarlara sinmişken, odamızı bizi üşütürken, neden sarılmalarla karşılıklı anlayışla beraber değiliz diyerek sitem ediyor, haklıda. Teli koparılmış saz çalmadığı halde haydi gel çaçalım sessiz nağmeleri çaçalım ,bize ses olsun derken ironik bir dil ile bunu ifade ederken, sonra sabaha varmadan karanlıklar içinde kalalım bu ayrılıkların anlaşılmaz senfonisi ile ,infaz yemiş asılmaya mahkum edilmiş zamanı yok edercesine, ıslık yapalım düşürelim dudaklarımızın arasına, yani bunu dillendirelim bu yokluğa ayrılıklara son vererek, zamanı gülümsemelerle dolduralım, kardeşim yerden göğe kadar haklı.

Sonra sokakları ve şehirleri
Sonra yokuşları sonra inişleri
Papatya beyazı kırlardan geçelim
Karanlıkta yağan göktaşlarına dokunalım
Ve sonra içimize

Sonrasında sokakları ve şehirleri sonrasında yokuşları ve inişleri gülümsemelerle dolduralım, papatya beyazına bürünmüş ya da büründürdüğümüz kırlardan geçelim, çiçeksiz sahaları vahaları kır çiçekleri ekelim dercesine, karanlıkta yağan göktaşlarına derken, gönlümüz taş kayaya dönmüş az bakalım içine dokunalım aşk sevgi dolu sözlerle yumuşatalım ve sonra içimize derken, içimiz duygu ve hislerle şenlensin hoş olsun dercesine kardeşim sesleniyor.

GELİŞME
Ve sonra bir sandalla yol alıp,
Volta atalım küreksiz ve dümensiz
Bilmediğimiz denizlerde
Kaldırımlara yaprağını düşüren akasya ağacı olalım
Sonra şubat soğuğunda üşürken
Islak rüzgâr üfleyelim soluklar dolusu gökyüzüne

Sonra açılalım gönül denizinde sandalla gönüllere yol almak için yol alalım gidelim. Volta atalım vardığımız limanlarda adalarda küreksiz ve dümensiz yani yanaşmaya çalışalım hoş bir sözle bakışla anlayışla, yüzelim bilemediğimiz denizlere batmayız bu duygularla. Kaldırımlara yaprağı düşen akasya ağacı olalım, beyaz beyaz hoş kokusuyla renk katalım sokaklara. Sonra şubat soğuğunda üşürken, içimizde aşkla sevgi ile içimizi ısıtan o aşkla,buğulu ıslak ısıtan haliyle üfleyelim soluklar dolusu gökyüzüne her yer ısınsın. Muhteşem duygu ve hisler bunlar ben hayran kaldım.

Ve sonra yitip gitsin sandıklarımız
Yok saydığımız, unuttuklarımız
Bütün her şeyden azade sessiz, gürültüsüz
Hiç değişmesin mevsimlerde gecelerin ıssızlığı
Sonra bir nöbet saatinde
Donan sesler sevdamızın sancısı olsun
Iki damla yaş zemine düşmeden
Çığ olup çığlığa dönüşmeden

Sonrasında yitip gittiğini sandığımız yok saydıklarımız unuttuklarımız bizsiz yalnızlığın dehşetine kapılarak bizden uzaklaşsın artık, hatırlayalım güzellikleri varalım yanlarına. Bütün her şeyden azade (bağımsız) sessiz gürültüsüz, hiç değişmeyen mevsimlerde gecelerin ıssızlığı birlikteliğimizle neşemizle son bulsun. Sonra bu nöbet saatinde nöbette iken, sevdamızın sessizliği ki donmuş sestir ki bu bizim sancımız olsun bu yalnızlığımız terk etmelerimiz, iki damla yaş olarak yaş zemine düşerek zeminle birlikte bizi yakmadan, çığ gibi arka arkaya ağlamalarla büyümeden altında kalmadan, kadir kıymet değer bilelim diyor kardeşim, katılıyorum.

ANA BABA KONUSU
Ve sonra içimizdeki bütün gürültüleri sustursun gece
Gök kubbeyi seyrederken
Karanlığın derin boşluğunu düşelim
Ve sonra sessizce taşıyalım arzularımızı
Kalbimizin ücra beldelerine
Kırk sene evvelinden

Ana konusu hasretin bizde bıraktığı derin izlerin akıcı yalın bir dile anlatılması. Zaten Baba konusuna şimdiye kadar değinen olmadı, bende değinmeyeyim. Azalan sevgi ve muhabbetin çıkmazında kalan bizlerin hali ortada. İnsanı sevmeye ağırlık vermesi gereken insanın, maddi birikime kazanca yönelmesiyle yaşadığı ıstırapta gözler önünde. Devam edelim. İçimizdeki bütün gürültüleri bir karanlık yolları gülümsemelerle aydınlık ettikten sonra, bütün gürültüleri, ayrılık, benlik, Senlik, naz, baz , kaz falan filanın sesini kestirsin sustursun, muhteşem! Böyle gök kubbeyi hoşluk içinde seyrederken içine düşelim lakin bizlerin elliyle açtığı derin boşluklara değil, hoşluklara düşelim. Ve sonrasında sessizce taşıyalım arzularımızı kalbimizin en ücra köşelerine bir daha yolunu bularak gelmesin, hasret ayrılıklar. Gömelim kalbimizin ücra köşelerine ta o çıktığı aklımıza sokulan dayatılan kırk sene evvelinden…


SONA DOĞRU BİRKAÇ ADIM

Saat yirmi üçü yedi geçe
Beyazlara dönüşsün
Önemli sırlarla biçimlenmiş siyahlarımız
Ve sonra sallanan iskemle
Üşüşen camdaki perde
Gıcırdayan ağaç dalları
Tuzu kuru bir sürü sebep
Ruhumuzla baş başa
Kendi gerçeklerimize dönelim

Yani o külkedisi masalında ki gibi, saat gecenin on ikisini beklemeye ne gerek var. Gülümseyelim gülümsetelim sevelim, saat gece yirmi üçü yedi geçe yani saatin ne önemi var ki dercesine. Siyah duygu hisler beyaza dönsün her yer gelinliğini giymiş haliyle bize emanet iken emanete sahip çıkalım. Önemli sırlarla biçimlenmişlikten ziyade bozulmuş ilk önceliğimiz dediğimiz lakin yanıldığımız siyahlarımız, beyazla aşkla sevgi ile ve sonra sallanan iskemlenin kırılmış ayaklarını onaralım düşmek üzereyiz üstünde, üşüşen camdaki perde (muhteşem bir betimleme yorumsuz) gıcırdayan ağaç dalları bizden bir adım atmamızın sancısıyla gıcırdanırken, sebepsiz tuzu kuru bir sürü sebepsiz gereksiz düşünce ve yaşantımızla ruhumuzla baş başa kendi gerçeklerimize dönelim, nedir bu gerçek insanı sevmek değer vermek tahammül göstermek…

VE SON

Kardeşim yine kelimeleri mısra mısra döktürmüş. Yanık sevda türküleri çalınsın kulağımıza uzaklardan bütün renkler griye çalarken, yani bizdeki çarpık yaşantıyı duygu ve hisleri söyleyen aşığın sözleri bize bunları anlatırken dinleyelim. Bizler sadece güneş üzerimize sadece bize doğsun diye yaşarken çoğu zaman yaşayanlar çoktur ve biliriz buna atıfta bulunarak kardeşim enfes gönül güzelliği içinde, güneşsiz sabahlara yeni pusular kuralım, burada pusu güneşin üzerimize doğmasını istemeyenlerin zulmedenlere karşı pusu kuralım bu yaptıkları hayata etki etmesin, bu bizim asil ilk öncelik görevimizdir. Ve sonra menziller boyu içimizin sahrasında savaşalım münbit (BEREKETLİ) taptaze bir hayattan kutlu bir milat başlatalım yeniden, neden olmasın ki, hep insanı sevmekle onun derdine merhem olmak için ecdat dört kıtayı gönülleri kazanmadı mı? Kazandı, öyle ise yolumuz zorlu bir yoldur Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
redfer

ÖLÇÜ VEZİN

Serbest Epik bir şiirdir
Epik Şiirin Özellikleri
Kahramanlık, savaş ve yiğitlik gibi konulardan oluşmaktadır. Epik şiirde amaç okuyucuda coşku uyandırabilmektir. Olağanüstü özellikleri vardır. Konusunu tarihten ya da yaşanmış büyük bir savaş, göç ve doğal afet gibi olaylardan almaktadır. Bu fazlasıyla mevcut. Kahramanlık, savaş ve yiğitlik gibi konulardan oluşmaktadır.
Epik şiirde amaç okuyucuda coşku uyandırabilmektir.
Olağanüstü özellikleri vardır.
Konusunu tarihten ya da yaşanmış büyük bir savaş, göç ve doğal afet gibi olaylardan almaktadır.
Destanlar da epik şiir türlerindendir.
Uzun bir şekilde yazılırlar.
Önyükleyici anlatım tarzında oluşturulurlar.
Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.

ÖRNEK:

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
Anmasınlar adını candan anan dudaklar
Annen bile okşasa benim bağrım taş olur
Her ne kadar hece olarak yazılmışsa da Üstat Abdurahim Karakoçun şiiri ile örneklemek istiyorum duygu his bağlamında.

MİHRİBAN
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Yâr deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbada titreyen alev üşüyor
Aşk, kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
Sevilen, seveni düşürür dile
Seneler, asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban.

Tabiplerde ilâç yoktur yarama
Aşk deyince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban.

Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne...
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.


ABDURRAHİM KARAKOÇ


Zafer Türküsü- Faruk Nafiz Çamlıbel

Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağına kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da koşana gider.

ŞİİRDE RİTİM

Gönüldeki insanı sevme aşkıdır, hasreti ortadan kaldırma çabası ve uğraşıdır.
Kardeşime huzurlarınızda teşekkürler ediyorum bizi duygu ve hislerin sahilinde hoşlukla olmamız gerektiğini hatırlattığı için, selamlarımla.

Mehmet Aluç
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ve Sonra Yitip Gitsin Sandıklarımız başlıklı yazı redfer tarafından 28.08.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )