Eklenme Tarihi : 08.04.2009
Okunma Sayısı : 2474
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
nazlı can
nazlı  can
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Ruhumun Dalları Sensizliğe İsyanda
Ruhum dallarında yedi veren acılarla
Günlerimi eskitiyor 
Dünlerime tuz basıyorum
Yanına yarınları hapsederek…

Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta
Ne kendimi
İçimde kopan kıyametler,
Ve 
Kırılmamak için can çekişen kalemimle
Kızıldan siyaha dönen bir günde 
Sana şiirler kuruyorum yine.

Hüzünbaz bir gönülde 
Bir sonbahar vakti,
Eski kitaplar arasında biriktirdiğim
Yalnızlığımla sarıyorum seni

Sonra içimin çöl ateşinden 
Sesleniyorum sana;
Dinle
Bana susacak kadar ben
Konuşacak kadar bir sen lazımsın 
Diyorum…


Mutluluğa kurulabilecek 
Ütopyalar için ruhumda biriktirdiğim tebessümler 
Ölüm tehlikesi olan tellerde
Asılı kaldı…

Son viyadükte kaybettik 
Birbirimizi
Sen gitmeliydin 
Bense
Gitme 
Demekten öteye gidemedim.


Kullanılmış tüm gülücüklerini 
Bana bağışlıyor şimdi dünya
Sen;
Ömründeki tüm gitmeler için
Elvedalar 
Topluyorsun azığına
Gitme diyenleri duymamak için 
Çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına

Ürpertir bu coğrafya ,
Bu serüven ikimizi bir anda
Yüreğimdeki senler 
Birer birer düşerken gözkapaklarıma 
İntiharına ramak kalmış cümleler
Yakıyor

Geceye savrulan küfürlerse 
Sensizliğe isyanda…

Kuşların gitme diyen nidası kulaklarımda

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 21.06.2009 )
Ruhum dallarında yedi veren acılarla
Günlerimi eskitiyor
Dünlerime tuz basıyorum
Yanına yarınları hapsederek… Arzu Akman şiirlerinin genelinde bulduğumuz tarzı bu şiirde daha belirgin olarak görmekteyiz. Diğer birçok şiir yazan arkadaşta gördüğüm eksikliği burada görmemek açıkçası beni çok mutlu etti. O da; şiirin başı ile sonu arsındaki uyum… Şiir adıyla, anlatımıyla, imgesiyle, konu bütünlüğüyle, finaliyle aynı amaca odaklanmış ve o şekilde bitmiştir. Her ne kadar şiirde bir adanmışlık söz konusu bile olsa o sadece bir ithaftır ve tek taraflıdır. Buna şiirin sonunda değineceğim. Bu bölümde yediveren ve günlerin eskimesi hafta kavramına çok güzel bir gönderme ile başlamış. “Dünlere tuz basmak” özlemin şiddetini anlatırken aslında yeniden bir kavuşmanın da olabilme ihtimalinin düşüklüğünden bahsediyor şair…

Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta
Ne kendimi
İçimde kopan kıyametler
Ve
Kırılmamak için can çekişen kalemimle
Kızıldan siyaha dönen bir günde
Sana şiirler kuruyorum yine. Şairin gel git yaşadığını ifade ettiği bu bölümde neden kavuşmanın olamayacağının da ipuçlarını görebilmekteyiz. İçeride yaşanan kıyametler ve yoklukta karşılaşılan sıkıntılar, sadece şiirlerde bir nefes aldırabiliyor şaire. Ki bu daha önce de yapılmış ve paylaşılmış bir durum. “Kırılmamak için can çekişen kalem” imgesine ben belki şairin bile düşünmediği bir anlam yüklemek istiyorum. Biliyorsunuz kalem kırmak idam hükmünü onaylamaktır. Şairin kalemi kıramaması ise sevdiğiyle veya gitme dediği yârine aslında yaptıklarının tabiri caizse idamı bile gerektirmesine rağmen kıyamaması olarak algılıyorum.

Hüzünbaz bir gönülde
Bir sonbahar vakti,
Eski kitaplar arasında biriktirdiğim
Yalnızlığımla sarıyorum seni… Şair hüzne müptela olmasını sadece yârin gidişine bağlamıyor aslında, kendisiyle ilgili bize bilgiler de veriyor. Yalnızlığı da seven bir ruh portresi hüzün dalgasıyla daha da karamsar bir hale dönüşüyor. İşte bu şairin kendisidir.

Sonra içimin çöl ateşinden
Sesleniyorum sana;
Dinle
Bana susacak kadar ben
Konuşacak kadar bir sen lazımsın
Diyorum… “Çöl ateşiyle seslenmek” sevgiliye karşı duyulan özlemin şiddetini anlatması açısından çok çarpıcı bir anlatım bence. Yine kendisiyle ilgili bilgiler verirken dinlemeyi hatta sevgiliyi dinlemeyi ve on da dinlenmeyi ne kadar çok sevdiğini ifade ediyor ancak bu içine düştüğü yalnızlık ve suskunluk ikliminden kurtulması için de sevgiliyi ne kadar çok aradığını anlatıyor.


Mutluluğa kurulabilecek
Ütopyalar için ruhumda biriktirdiğim tebessümler
Ölüm tehlikesi olan tellerde
Asılı kaldı… Sevgiliyle kurulan hayallerin gerçekleşmemesi nedeniyle ve şimdi onların bir ütopya olması arzu edilmeyen duyguların kenarından alıyor şairi. “Ölüm ve asılı kalmak” arasındaki ilişkiye bir kez daha bakmanızı öneriyorum. Ki bu şiirde bu anlatım fevkaladeliğinden çok var.

Son viyadükte kaybettik
Birbirimizi
Sen gitmeliydin
Bense
Gitme
Demekten öteye gidemedim… Son viyadük aslında bir çok engelin aşıldığını gösterse de ayrılığın engellenmediğini anlatıyor. Gitme zorunluluğu olan yârin ardından gitme bile diyemeyen ve orada donakalan bir yürekten bahsediyor şair...


Kullanılmış tüm gülücüklerini
Bana bağışlıyor şimdi dünya
Sen;
Ömründeki tüm gitmeler için
Elvedalar
Topluyorsun azığına
Gitme diyenleri duymamak için
Çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına… Burada aslında sevgilin daha önceden gitmeyi kafasına koyduğunu veya gitmek zorunda olduğunu öğreniyoruz. Ancak anlatım zenginliği açısından “Elvedaları azığa toplamak; Gitme diyenleri duymamak için; Çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına…” süper bir anlatım zenginliği… Ömürdeki tüm gitmeler sevgiliyle ilgili bize bazı ipuçları verse de çok içine girmek istemiyor ve bu bölümü es geçiyorum.

Ürpertir bu coğrafya ,
Bu serüven ikimizi bir anda
Yüreğimdeki senler
Birer birer düşerken gözkapaklarıma
İntiharına ramak kalmış cümleler
Yakıyor… İki bölüm önce aslında işlenmiş bir konu da olsa intihara meyyal duygular burada bir kez daha dillendirilmiş. Bu da şairin bu işi ne kadar ciddi olarak düşündüğünü tarif ediyor bize. Şiir tekniği açısından gereksiz tekrar olarak görülse de anlatımı kuvvetlendirmek için yapılmış bir kurgu olarak kabul ediyorum ben. Hele hele “Yüreğimdeki senler; Birer birer düşerken gözkapaklarıma ..” mısraları fevkalade bir şiir harikası.


Geceye savrulan küfürlerse
Sensizliğe isyanda…

Kuşların gitme diyen nidası kulaklarımda… Kuşların gitme diyen nidaları her ne kadar kulaklarda kalsa bile gitmek zorunda kalan veya olan veya gitmeyi kafasına koyan bir sevgilinin ve hatta ayrılığa kendisini alıştıran birisinin ardında kalanı çok fazla düşündüğü kanaatinde değilim. Bu tek taraflı bir sevginin yüreklerde büyüttüğü bir ayrılık şiiri gibi geldi bana. Karşılık bulmayan mutluluk ütopyaları, gitmeye ayarlanmış bir zaman diliminde elbette cevap bulamayacaktı. Öyle de oldu. Geceye savrulan küfürler, intiharın kıyısında gezen yürekler, sessizliğe ve sensizliğe itilen bir bedenin varlığı ve karşılıksız ve koşulsuz seven bir aşığın duyguları bile buna engel olmadı…

Baştan sona kusursuz olarak işlenen nefis imgelerin, harika tasvirlerin ve derin anlamların yüklendiği bir şiirdi okuduğumuz. Kelime hazinesi, anlamı zenginleştiren vurgular ve şiirsel söyleyiş çok yerindeydi. Hele anlam bütünlüğünün kaybolmadan sonuna kadar işlenmesine bayıldım. İmge kullanacağım diye şiirin anlamsızlaştıramaması ise başlı başına bir yetenekti bence…

Şaire ve şiire saygı lütfen…


Yüreğinize nice şiirlerin yağması dileklerimle…



Zekeriya EFİLOĞLU(EDİTÖR)



Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ruhumun Dalları Sensizliğe İsyanda başlıklı yazı nazlı can tarafından 08.04.2009 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )