Eklenme Tarihi : 05.05.2010
Okunma Sayısı : 1836
Yorum Sayısı : 24
Etiketler
buglem-sozer
buglem-sozer
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Aşkın Düştüğü Yerde








yemin dudaklarımda
rehin günlerim olacak sessiz geçen
eşkiya tarihler bin duayla akacak
sustuğum birkaç çığlığa
seni sıkıştıracağım her boşluğuma
ah...



ve
düşümde günahsız çocukluğum nefes alacak
aşkın düştüğü yerde öldürmeyeceğim sabahla maviyi
sakın vurma beni denizlerine gece
sakın törpüleme kalbimi sızım
gitmeyeceğim kıvrım kıvrım
dalgalarına



kendimi sözlerinde dinliyorum
bağışlıyorum uzun karanlığa suçumu
ne olur öldürme ayazında ezber ettiğin beni
güneşimde lal yüreğin
ah...



bak
bulut sesli zamanın siyah dilinde yağmurum
akıyorum buğulu camlarından
ve ıssız gölgelerde her iklim
köklerinle demleniyorum
içim sırlı bekleyiş
içim vaktini beyaza bekleyen
otogar yalnızlığı
gurbetine bulanıyorum
kaçıncı kaçışlarına dokunuyorum
gel...



bir ikindi aynasında yüzüme gülümse




aşkın düştüğü yerde
damarlarına taze duygular iliştirip
ruhunun duvarına asılacağım







EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 29.05.2010 )
aşkın düştüğü yerde


yemin dudaklarımda
rehin günlerim olacak sessiz geçen
eşkiya tarihler bin duayla akacak
sustuğum birkaç çığlığa
seni sıkıştıracağım her boşluğuma
ah...

ve
düşümde günahsız çocukluğum nefes alacak
aşkın düştüğü yerde öldürmeyeceğim sabahla maviyi
sakın vurma beni denizlerine gece
sakın törpüleme kalbimi sızım
gitmeyeceğim kıvrım kıvrım
dalgalarına

kendimi sözlerinde dinliyorum
bağışlıyorum uzun karanlığa suçumu
ne olur öldürme ayazında ezber ettiğin beni
güneşimde lal yüreğin
ah...

bak
bulut sesli zamanın siyah dilinde yağmurum
akıyorum buğulu camlarından
ve ıssız gölgelerde her iklim
köklerinle demleniyorum
içim sırlı bekleyiş
içim vaktini beyaza bekleyen
otogar yalnızlığı
gurbetine bulanıyorum
kaçıncı kaçışlarına dokunuyorum
gel...

bir ikindi aynasında yüzüme gülümse

aşkın düştüğü yerde
damarlarına taze duygular iliştirip
ruhunun duvarına asılacağım


Şiir kavramı ve şiire dair tartışmalar sanırım hiç bitmeyecektir. Mana, biçim ve vezin noktasında, her şair kendine göre bir fikir beyan etse de, şiirin estetik bir yapıya dayanan biçim ve ses güzelliği olduğu inkâr edilmez bir vakıadır. Kanaatimce devrimizin şekil(form) açısından zevki “Serbest ” şiirden yanadır; yalnız, serbest tarzın şairlerimiz tarafından yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. İlk önce şunun bilinmesi lazım: Serbest şiir, vezinler içinde en zor olanıdır ve bu tarzı bir “başıboşluk” olarak algılayanlarla, “serbest” kelimesini kendine göre yorumlayanlar yanlış yoldadırlar. Şiirin ciddiyetine varmazsak, yazdıklarımız bizler için bir hatıra olmaktan öteye geçemez. Amacımız, gerçekten şiir yazmaksa, okumak, araştırmak, daha önceden yazılmış şiirleri incelemek ve şairlerin “büyük” şiire ne kadar zor ulaştığını anlamak hatta tecrübe etmek lazımdır. Tabi, bunları söylerken, şairlik için olmazsa olmaz olanın, en başta, istidat olduğunu belirtmeliyim. Mehmet Turan Yarar, bu konuda şöyle söylüyor: “ Ruhumuzda şairlikten eser yoksa biçim ne yapsın? ” İlk önce şuna karar vermeliyiz: Şiiri, bütün güzellikleri içinde toplayan bir vadi olarak düşünelim. Biz, bu vadiyi uzaktan seyretmekle mi yetineceğiz? Yoksa bu vadinin içine girip, o güzelim çiçekleri yakından görüp, o temiz havayı teneffüs mü etmek istiyoruz? Sanırım, herkes ikincisini tercih edecektir. İşte o zaman, bilgi olmadan, teknik olmadan sadece gönlümüzden gelen sesle güzel şiir yazabileceğimizi zannetmek biraz safdillilik olur. İşi tesadüflere bırakmaktansa, yeteneği olanların bunları öğrenerek ve kendilerini geliştirerek şiire devam etmelerinin daha iyi olacağını düşünüyorum. Yoksa yetenek zamanla körelebilir ve istidadımızı bilgiyle beslemezsek tekrara düşebiliriz. Bu hem şiire zaman ayıranlar, hem de Türk şiiri için bir kayıptır. Lafı fazla uzatmadan bu söylediklerim tespit ve tekliflerimin serbest şiir için değişmez doğrular olduğunu söylenemez. Şairlerimizin değişik örneklerden hareketle, kendilerine göre bir tarz geliştirebileceklerini düşünüyorum. Her zaman söylediğimiz gibi, şairler, şiirdeki teknik ve estetik yapıyı bildikten sonra, tercih ve kabullerinde serbesttir. Dedikten sonra başlayalım şiirimizi incelemeye:

aşkın düştüğü yerde


yemin dudaklarımda
rehin günlerim olacak sessiz geçen
eşkiya tarihler bin duayla akacak
sustuğum birkaç çığlığa
seni sıkıştıracağım her boşluğuma
ah...

Bu şiirde bir şey çok dikkatimi çekti. İster her bölümü ayrı ayrı okuyun isterse şiiri bir bütün olarak inceleyin şiir tersten okunsa bile gayet anlamlı bir bütün olarak ortada duruyor ve hiç sırıtmıyor. Şiirin ana kurgusu aşk üzerine olunca eğer aşka dair kısa bir araştırma yaparsanız onlarca belki de yüzlerce tanımının olduğunu göreceksiniz. Yani herkes kendi aşkı için bir tanım geliştirmiştir de diyebiliriz. Ya hayali ya da ayakları yere sağlam basan tanımlar bunlar. Aşkın olmadığı zamanlar elbette ki rehin günler ile tabir edilecek. Yalnız buradaki rehin ve yemin kavramları birlikte değerlendirildiğinde ve şiirin geneli gözden geçirildiğinde bir ayrılık olayı görebilmek mümkün. Amma sanal amma gerçek. “Eşkıya tarihler, çalınan zaman aralıkları” ve “rehin günler” yokluk gemine asılmış sahipsiz zamanları çağrıştırıyor. Sahipsiz zamanlar ise yalnızlık ikliminde alınan her nefesin bir açıklaması. Ama şairin “her boşluğa sıkıştıracağım” hatırlatması muazzam bir tamamlama olmuş açıkçası. Aslında olmayan boşluklara bile sıkıştırmak aşkın büyüklüğü konusunda bize ipucu veriyor. Olmayan diyorum çünkü o kadar doldurmuş ki yüreği aşkla boşluğa yer yok…

ve
düşümde günahsız çocukluğum nefes alacak
aşkın düştüğü yerde öldürmeyeceğim sabahla maviyi
sakın vurma beni denizlerine gece
sakın törpüleme kalbimi sızım
gitmeyeceğim kıvrım kıvrım
dalgalarına…

“Aşkın düştüğü yerde öldürmemek” olsa olsa ayrılık imgesinin tezahür ettiği anın aslında bir kopuşa neden olmadığının fotoğrafı olur sanırım. Ya da şairimiz yaşanacak o anın fotoğrafını bize gösteriyor. Ben böyle bir aşk yaşasam ve ayrılsam da ile biten… Sık sık hem kendine hem de çığlık çığlığa söylenilen feryatlar açıkça belgeliyor bunu. Sabahla, mavi- denizle, gece anlatımı yaşanmışlık kokan ifadeleri çağrıştırsa da yürek sızısının dayanılmaz acısına doğru yönelmeye çalışan duyguları hem engellemeye çalışıp hem de tam zıttı olarak dalgalar halinde aşka doğru bir akışı sembolize etmektedir. Ben seversem akıp giderim de demektir kısacası… Düşümde günahsız çocukluğum nefes alacak mısrası olsa olsa süsü olur bu bölümün.

kendimi sözlerinde dinliyorum
bağışlıyorum uzun karanlığa suçumu
ne olur öldürme ayazında ezber ettiğin beni
güneşimde lal yüreğin
ah...

Aşka olan itaatin ya da yokluğunda hatırlanılan mazinin sanki bu gün gibi belleklerde yaşanıyor olması ve bu ayrılığa neden olanın biraz da kendisi olması nedeniyle aşka seslenişle zirveye çıkan bu bölümde “ayazında ezber ettiğin beni öldürme” diye feryat eden ve yokluğunda tabiri caizse güneşi kaybolan ve doğmayacak olan bir geceye müptela bir ruh halinden bahsedilmektedir.

bak
bulut sesli zamanın siyah dilinde yağmurum
akıyorum buğulu camlarından
ve ıssız gölgelerde her iklim
köklerinle demleniyorum
içim sırlı bekleyiş
içim vaktini beyaza bekleyen
otogar yalnızlığı
gurbetine bulanıyorum
kaçıncı kaçışlarına dokunuyorum
gel...

Sanki suçunu hafifletmek isteyen ruh haline bürünmüş bir yürekle çırpınmaya devam eden şairimizin hali sırlı bir bekleyişte yalnızlığı yudum yudum içerken buğulu camlardan akıp giden bir iç çekişle karşımıza çıkıyor aniden. Öyle bir çıkış ki daha önceki bölümlerde de güneşi kaybetmekle eşdeğer tutulan bir siyahlıkla. Elveda demiş midir veya gitme diye ağlamış mıdır veya hayalinde nasıl canlandırmıştır bilmiyorum ama zaman zaman otogarlara usul usul yanaşan otobüslerin açılan kapılarını gözlediğini tahmin edebiliyorum. Gelmesi beklenilen beyaz atlı prens sanki az sonra oracıkta belirecekmiş gibi… “Gurbetine bulanmak” hayatın her anında gurbeti yaşama duygusudur ki engel olunamaz bir aşkın yürek yakan kaçışlarıdır kirlenmiş tüm zaman aralıklarında. “Köklerinde demlenen” bir çınar misali her geçen gün biraz daha boy veren ve acının büyüttüğü kocaman bir sevgi vardır artık avuçlarında. O avuçlar ki her duaya kalktığında binlerce kez dilemektedir aşkı…

bir ikindi aynasında yüzüme gülümse

aşkın düştüğü yerde
damarlarına taze duygular iliştirip
ruhunun duvarına asılacağım…

İkindi miydi akşam mıydı bilinmez. Ancak gittiğin gibi gel diye terennüm edilen bir türküyü hatırlatırcasına “gel” seslenişi sadece takvim yapraklarında kaybolan hatıraların, artık iyiden iyiye unutulmaya başlanan ve her hatırlandığında bir başka şekle bürünen hayallerin hatırına gülümsemeliydi aynalar. Tıpkı o gidişle yıkılan hayallerin bir tohum misali adeta aşkın düştüğü yerden yeniden fışkırması için edilen derin bir dua ve kendine verilen bir sözdü belki de... Ruhunun duvarın asılacak ve bir daha oradan gitmesine izin verecek bütün kem duyguları kesip atacaktı sonsuza kadar. Aşkın düştüğü yerde hala buğulu gözlerle bekleyen nadide bir çiçek gibi hazırdır tohum yeniden yeşermeye. Yoksa bu kadar ıslanan hayaller, kaç mevsim daha yüzü aynada görülmeden sabahın kör ışıltısına kadar yetecek bir nedameti içinde taşır…

Ne bileyim işte artık orasını da ayazda ezber edilen sözcükler söylesin. “Takvimlerden haberin var mı geçiyor yıllar.”

Güzel bir serbest şiirdi… Tebrik ediyorum…



Zekeriya EFİLOĞLU






Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Aşkın Düştüğü Yerde başlıklı yazı buglem-sozer tarafından 05.05.2010 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )