Eklenme Tarihi : 05.01.2011
Okunma Sayısı : 4446
Yorum Sayısı : 49
Etiketler
Z.EFİLOĞLU
Z.EFİLOĞLU
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
15.08.2011 : Ramazan Efiloğlu vefat etti

15.08.2012 : Müşfik Kenter hayatını kaybetti

Avucumda Sakladım Gülüşlerini
Avucumda Sakladım Gülüşlerini
Hüzün yapıştı sensiz heceye

Çıkar mı kanatlarımdan aşk

Sonsuz geceye

Ya sür beni mısralarla can evimden

Ya da ağlatma gel ıstırabım diye

  

***

 

Iskalanmış bir ömür

Yokluğunda değen dudaklarıma

Her kanadığında

Ya sev beni seherler acıtırken teni

Ya teselli ver yüreğim vuslata yandığında

  

***

 

Avucumda sakladım gülüşlerini

Ismarlanmış bir hediye gibi

Yazılmış anlara

Ya vur beni silaha mevzilenmiş kurşunla

Ya özgür bırak hapsolduğum yarınlara

  

***

 

Fecrin beyazında arayış sürekli

Sür beni gözlerindeki sürmeye

Titresin mehtap

Ya kov beni yalnızlığımın evine

Ya bırakma böyle çaresiz ve harap

  

***

 

Zaman ile mekândan aşkın gözlerin

Ortak paydamız sevgi

Tomurcuk derdinde

Ya kat aklımı yüreğinin teline

Ya yok et beni akşamın son deminde

 

  

***

 

Mistik bir bilgelik fışkırır pınarımdan

Hikmeti tutarım alnımda

Işığa doğru

Ya bul beni yokluk tezahür etmeden

Ya da öldür yüzüm mağruba doğru

 


 

Seslendirme: Zekeriya EFİLOĞLU

11 Ekim 2010

Gaziantep
 
EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 28.03.2014 )
EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum


Sitemizin değerli yöneticilerinden Zekeriya Efiloğlu’nun hüzünle bezeli ”ya sev ya öldür “diye seslendiği buram buram hasret kokan şiiri ile bu hafta kritik köşemizden sizlere konuğuz. Evet, genel anlamda bakıldığında; aşkta beklediğini bulamamış, ancak ümidini de kesmemiş bir şairin mısralarla karşılıyoruz. Öyle ki aşk yaşamak, yaşamak ise aşkın ta kendisi olarak tabir edilmiştir şiirin içinde… Aşk ve yaşam bir bütün; birinden biri eksik olunca yaşamanın anlamı kalmıyor. Dilerseniz şiirin içinde mısra mısra hep beraber gezinelim. Kalem bizlere kabataslak resmini çizdiğimiz şiirle neler anlatmış…

“Avucumda sakladım gülüşlerimi

Hüzün yapıştı sensiz heceye

Çıkar mı kanatlarımdan aşk

Sonsuz geceye

Ya sür beni mısralarla can evimden

Ya da ağlatma gel ıstırabım diye


“Avucumda sakladım gülüşlerimi” derken şair güldüğü anların hayatta mutluyum diyebileceği anların azlığından yakınmaktadır. Bu anlar öyle azdır ki topu topu bir avuç içine sığacak kadardır.

Aşk öyle bir yangındır ki, can yâre ulaşmadıkça kor alev ateşlerdedir. Eğer ki çağırdığın yürek sesini duymuyorsa, sevdayı bir ipek mendile sarıp yâre sunmuyorsa, ağuyu badeye koyup içmekten farksızdır aşk. Sanırım varlığın çekim alanına giren en ulvi acı; maddeyi manaya veren en cömert sancı olmalıydı bu satırlarda anlatılan aşk… Öyle bir sancı ki, bu aşka kurban edilmemiş içinde yar adı geçmeyen her hece hüzne giryandır. Aşksız dile gelen her hece söylendiğine dair yeiste, kederdedir. Söyleyen ise kesin anlatmak istediğini anlatamamanın, aşkı dillendirememenin kelimelerine dökememenin üzüntüsündedir.


“Çıkar mı kanatlarımdan aşk”

Öncelikle kanat sözcüğünü irdeleyelim..kanat sözcüğü öyle çok kullanılır ki günlük yaşamda: “kanatlarım yok ki uçayım, ya da kolum kanadım kırık derken çaresizliği, kanatlarının altına almak derken himayeyi, kol kanat germek derken de koruma kollama sorumluluğunu üstlenme gibi anlamları dillendiririz...Kanatlarından aşk çıkması ise şairin sahip olmak istediği aşka dair tüm sorumluluğu yüklenmeye hazır olduğunun mısralara dökülüşüdür.Aşka taliptir ve o aşka dair tüm sorumluluğu yüklenecektir.Ancak çok fazla da bahtına çıkmasını dilediği aşkın gerçekleşeceğinden emin değildir.Hatta gerçekleşmeme ihtimali şairi ürkütmektedir.Bu ise şairin bahtı için sonsuz karanlık anlamı içermekte ve sonsuza kadar geceler kadar demli bir karanlığın ardında kalmakla sevgilinin yokluğu aynı anlamı taşımaktadır.

“Ya sür beni mısralarla can evimden

Ya da ağlatma gel ıstırabım diye”

Sevda keskin bir bıçak gibi saplanmıştır şairin gönlüne ve saplandığı yerden sürekli sızısı ile varlığını hissettirmektedir.Burada şair yürek sızısının sebebi olan aşka seslenmektedir; yazdığı her mısra can evinin sızılarını anlatmaktadır ve bu sızılar ölüm kadar acı vericidir..Bu nedenle can evinden sürülmek ölmekle eşleştirilmiştir.Bir bakıma “ya öldür ya güldür” mesajı taşımaktadır.aşk acısı ile ağlamaktan bu ıstırabı taşımaktan yorgundur şair..O gelse bir gelebilse gülecektir.


Iskalanmış bir ömür

Yokluğunda değen dudaklarıma

Her kanadığında

Ya sev beni seherler acıtırken teni

Ya teselli ver yüreğim vuslata yandığında


“Iskalanmış bir ömür / Yokluğunda değen dudaklarıma”
Hayatı ıskalamak yaşamadan geçen ömrü anlatmaz mı bizlere… On ikiden vurulmuş hayat cömert bir hayatın tanımı değil midir? Iskalamak ise yaşama dair mutluluğa dair anların herhangi bir güne not edilmediği, altına dip not düşülmediği, alelade geçen sevda sıcaklığından yoksun günlerdir. Yaşam için zaruri dediğimiz ihtiyaçlar görülmüş ama ruhen tatmine sevgiye aşka dair tüm ihtiyaçlar öksüz kalmıştır. Bu birazda hayat denilen rüzgârın önüne kapılıp sürüklenmekten farksız bir yaşamdır. Tutunacak daldan yoksun sadece adı yaşam olan içi boşaltılmış doluluktan nasibini almamış aşksız kurak bir hayattır


“Her kanadığında

Ya sev beni seherler acıtırken teni

Ya teselli ver yüreğim vuslata yandığında”

“Kanamak” aşkın oduna her zamankinden fazla yanı, hüzün denizinde filikasız yol almaktır.Aşık kalbinde ateş yanarken biraz serinletsin diye yaralarını açtığı seher yellerin bile alevlerini acısını çoğalan etkenlerden biridir.Seher yeli gibi tatlı ve yumuşak bir esinti bile, onun ızdırabını aşka dair yangınını arttırmaktadır.Onun bu acısı ancak sevmekle,sevilebilmekle geçecektir..Sevilecek yeri en yaralı yeri olan kalbidir.Şair kalpten sevilmeli ki, bu acı dinebilsin ya da vuslata dair bir müjde, bir haberle yarası teselli bulabilsin sızıları ise azalabilsin…

“Bir teselli ver bir teselli ver
Yarattığın mecnuna bir teselli ver
Sevenin halinden sevenler anlar

Gel gör şu halimi bir teselli ver
Aramızda başka biri var ise
Tertemiz aşkımı bana geri ver

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum
Ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum
Gülemem sevgilim ben sensiz ah ah ah
Yaşayamam yaşayamam

Bana ne gerek bana ne gerek
Senin aşkından başka bana ne gerek

Aşkın zehir olsa yine içerim
Yolun ecel olsa korkmam geçerim
Yeter ki sevdim de ben bu aşk ile
Dünyanın kahrına gülüp geçerim

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum
Ömür boyu bitmeyen derdimle yorulmuşum
Gülemem sevgilim ben sensiz ah ah ah
Yaşayamam yaşayamam”

Orhan babanın bir teselli ver derkenki sözleri söyleyen ya da dinleyende de aynı duygulara tercüman olmaz mı?


Avucumda sakladım gülüşlerini

Ismarlanmış bir hediye gibi

Yazılmış anlara

Ya vur beni silaha mevzilenmiş kurşunla

Ya özgür bırak hapsolduğum yarınlara


Daha önce şair kendine ait gülüşleri avucunda saklarken, bu kısımda sevilenin gülüşlerini avucunda toplamıştır topu topu bir avuç… Şair çok az bir sürede olsa sevilen ile gülebilmiştir, mutlu olmuştur ancak bu süreç öyle azdır ki..Yarin var olduğu onunla mutluluğu tattığı zaman ısmarlama bir hediye gibi çok kısa bir zamanda elinden tekrar alınmıştır.hayatta kendini yaşamış saydığı anlara denk gelen zaman öyle azdır ki; tadını, hazzını yakalamış ama bir daha onu, onunla yaşadığı güzellikleri görememiştir, yaşayamamıştır.…

Yazılmış anlara

Ya vur beni silaha mevzilenmiş kurşunla

Ya özgür bırak hapsolduğum yarınlara

Evet, şair yine aşkın ağırlığını taşımaktan yorgun, aşksız hayat külfet… Bu külfet çekilmiyor artık. Anlamını yitirmiş manasız bir yaşam; eğer ki aşksız yaşanacaksa sevgili elinden çıkacak kurşunla vurulmaya bile razı şairimiz.Vurmayacaksa, gelmeyecekse, sevmeyecekse; şair O’ndan artık kalbinden çıkmasını, düşlerine uğramamasını, hayallerini yalnız bırakmasını istiyor..Olması istenen bu hal yarasızlığa özlemdir, yar yoksa, aşk yoksa zaten yara da olmayacaktır..
Sevdaya dair hiçbir mananın içinde barınmadığı kalp böyle bir acının varlığından da bihaber olacaktır. Yarınlara yalnızlığı ile tanımadığı sızısı olmadan yürüyecektir. Aşksızlığın dayanılmaz hafifliği ile yarınlara savrulacaktır…

Aşk acısı ne derindir kimleri söyletmemiştir ki şair gibi..Bir ozanımızın dilinden yarasının halini ortaya koyuşunu da dilerseniz birlikte okuyalım…


Hasretlik ölümdür acısı derin
Göz göz oldu yaralarım nerdesin
Kaldı mı sinende bana bir yerin
Göz göz oldu yaralarım nerdesin

Süsenim sümbülüm reyhandı sesin
Kekliğim cerenim ceylandı sesin
Dermansız derdime dermandı sesin
Göz göz oldu yaralarım nerdesin

Döküldü yaprağım karda yağmurda
Beklerim çiçeğim açmaz baharda
Gönlum sende kaldı gözüm yollarda
Göz göz oldu yaralarım nerdesin

Kah zülfünün tellerinde yiterdim
Kah hüsnünün cemalinde biterdim
Allahım bu sevda bitmesin derdim
Göz göz oldu yaralarım nerdesin

Bülbül zar eylesin güller uyansın
Derdine Can Ozan yansında yansın
Ah zavallı kalbim nasıl dayansın
Göz göz oldu yaralarım nerdesin

………………………………………………………………………………………

“Fecrin beyazında arayış sürekli

Sür beni gözlerindeki sürmeye

Titresin mehtap

Ya kov beni yalnızlığımın evine

Ya bırakma böyle çaresiz ve harap”


Şair günün ağarıp tan yeri kızıllığını beyaz bir çehreye teslim ettiği vakitlerdeki gibi bir aydınlığı gönlüne dilemekte. Yarin gözlerine düşerse sürme niyetine, sevildiğini bilecek o hep arzuladığı mutluluğa erişecektir..En sevdiklerimiz gözbebeğimizdir.Göz en kıymetli organlardan en çok esirgenenlerden biridir.Sevgili gözüne sürme niyetine sürerse aşkı,şairde sevgilinin gözbebeği olabilecektir. Bu mutluluk yaşamak için tek ihtiyaç duyduğu sebeptir.
Sevgilinin gözleridir aşkı alevlendiren, ilk bakışla gözleri kamaşmış suya akseden mehtabın görüntüsü bu kamaşmayla beraber titremiştir.
Mecazi anlamda kullanılan bu tabirle şair; mehtabın bile bu aşkın ihtişamı ile şevke gelip kendi ışığının, bu ışık karşısında yetersizliğini hissederek titreyeceğini söylemektedir..

Yar ya gelecek ya da şairi yalnızlığı ile çaresizliği ile tükenmişliği ile şairi baş başa bırakacaktır.


Zaman ile mekândan aşkın gözlerin

Ortak paydamız sevgi

Tomurcuk derdinde

Ya kat aklımı yüreğinin teline

Ya yok et beni akşamın son deminde

Ortak payda sevgilinin sevgisini kazanmak aşk tomurcuğunun yürekte yeşermesini dilemek olmalıdır .Zaman aşkın zamanı, mekan gönül evidir..Aşk gözlerden dökülüp gönülde yeşerecek bir tohum olmalıdır Olmayacaksa şair mecnunluğa razıdır. Bu yokluk akıllara zarar bir yokluktur…Çünkü akıl yittiğinde, avareleştiğinde gönül, sevgiye dair bildiklerini de unutacaktır şair..Unutmak acıyı,çekilen aşk sızısına katlanmaktan daha kolay bir yoldur..Bu da olmayacaksa akşamın bittiği anda ölmektir dileği şairimizin

“Mistik bir bilgelik fışkırır pınarımdan

Hikmeti tutarım alnımda

Işığa doğru

Ya bul beni yokluk tezahür etmeden

Ya da öldür yüzüm mağruba doğru”


Önce mistik bilgelik olgusunun kaynağına beraberce bir göz atalım..

Hermes eski Mısır'ın büyük ermiş-filozofu bir kişidir ve Antik Mısır Uygarlığına damgasını vurmuş bir mürşit olarak bilinir. Mısır'da bulunan milattan önce üç bin yıllarına ait yazmalarda Hermes'in "Tanrılar Dönemi" denilen bir dönemde yaşadığı söylenmektedir. Bu da onun en eski öğreticilerden olduğunu göstermektedir. Ona Hermes adını Yunanlı yazarlar vermiştir. İskenderiyeli Clément ve Asklepios'un eserlerinde ondan Hermes Trimegistes diye söz edilir. Trimegistes, Üç kez bilge demektir.


Hermes Eski Yunanda tanrılaştırılmıştır. Latinler de ondan Merkür Trimegistes olarak söz etmişlerdir. Araplar, Herms-i Heramise diye ondan alıntılar yapmışlardır.


İslam dünyasında ise İdris diye bilinmektedir. Terzi mesleğinin kurucusu da sayılan bu bilge kişi Terzi Hermes diye de ün salmıştır. Zaten İdris sözcüğünün anlamı da terzi demektir. Yunus Emre bir şiirinde ondan "İdris nebi hülle biçer, gezer Allah deyu deyu" diye söz etmiştir.


Hermes'in Mısır dilindeki adı ise Thot 'tur. Thot'un terziliği, tasavvuf ve gnostik öğretilerde dış anlamıyla değil, daha çok iç anlamıyla benimsenmiştir; yani o insanlara "initiation" yoluyla hal elbisesi giydirmektedir.


Hermes sözcüğü Ermes, Hermis ve Heramis biçimlerinde de söylendiği gibi Anadolu Türkçesine de Ermiş olarak girmiş ve Tanrıya kavuşma halinin bir adı olarak benimsenmiştir. Böylece tasavvufun en temel kavramı ve amacı "ermiş" olmuştur.

İnsan ancak insani ruh eğitiminden sonradır ki evrenin görünmez kuvvetleriyle ilişkiye geçebilir ve gayb âleminden feyz alabilir. Bu yolla nefsine egemen olur ve ilahi özgürlüğe kavuşabilir ve ancak böyle bir kimsedir ki diğer insanları irşat edebilir.
Hermes'in öğrencilerine öğüdü şuydu:
"İlim kuvvetin, iman kılıcın, sukut da delinmez zırhın olsun. Hakikati herkesin anlayış derecesine göre açıkla. Ruh üstü örtülü bir nûrdur ki ancak Aşk ile ebedi olarak parlar; aşksız ise sönüp gider." İşte ermişlerin ermişi Hermes böylece öğretisini Aşk ile noktalamıştı.

İşte tam burada şair aşklar üstü aşka varlık içinde tamamen yok oluşa ölmeden ölmeye tüm nefsani arzularını yok ederek aşktan kurtuluşa taliptir. Bu halde olan Mecnun yanına gelen Leyla yı tanımamıştı .Çünkü aşk beşeriyetten çıkıp nuraniyete yol alacaktır..Ermişlikte sessizlik ve gözün dünyayı görmemesi aslolandır dünyaya ait tüm ses ve görüntülere karşı sağır ve kör olup hakka giden yolu gören gözlere sahip olunacaktır.

Şair işte bu aşamaya gelip yokluğa geçmeden sevgilinin gelmesini aksi halde dünyevi tüm zevklerden heveslerden elini eteğini çekeceğini söylemektedir. Sevgiliden istenen ya gelmesi ya da güneşin battığı yere(mağribe) dönükken yüzü şairi öldürmesi dileği ile şair satırlarına nokta koymuştur.çünkü yaşam aşksız sevgili olmadan hep karanlıktır..

Değerli yöneticimiz ve kalem dostumuz Zekeriya EFİLOĞLU’nun şiirine konuktuk bu hafta da. Haftaya yine bir arkadaşımızın şiirinde buluşmak dileği ile satırlarımı sonlandırırken Zekeriya beye bu güzel şiiri bizlerle paylaştığı için teşekkür ederim…Tüm kalem dostlarıma İzmir den kucak dolusu sevgiler saygılar HOŞ KALIN….

Perihan KILIÇ
Esmize
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Avucumda Sakladım Gülüşlerini başlıklı yazı Z.EFİLOĞLU tarafından 05.01.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı