Eklenme Tarihi : 07.12.2011
Okunma Sayısı : 3694
Yorum Sayısı : 21
Etiketler
Güler Öz
Güler Öz
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 08.12.2011 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
15.08.2011 : Ramazan Efiloğlu vefat etti

15.08.2012 : Müşfik Kenter hayatını kaybetti

Unutma
özlemler saklıyor deli yüreğim
bir bilsen seni nasıl özledim
suya hasret çöl gibi
kuruyan toprak gibi
kahretsin



güneşte yanan kum tanesiyim şimdi
çatlamış yürek sancılarımda bir ağıt yaktım
ağladım



uzayıp giden tünellerdeki yalnızlığım
sana tutsak hayallerim
sormadım neredesin diye
sadece şarkılarda seni yaşadım
ağladım



yoksun
kim bilir hangi kuytuda gizleniyorsun
vefayı bal gibi de biliyorsun
sensizliğin karanlık çıkmazları
kahrolsun
yoksun



çıkagelsen aniden
şimşekler çaksa gökyüzünde
karışsa yağmurlara gözyaşlarım
damla damla vursa gözlerime hayalin
baksam kana kana gözlerine
yaksan yine eskisi gibi aşkınla
döne döne ateşe hasret pervaneler gibi
varlığın ateş olsa köz olsa
küllerinde savrulsam
avuçlarımda sakladığım
sıcaklığınla avunsam



özledim biliyorsun
hadi çık gel dolunayda
yıldızlar saklanmışken aydınlığında
yak gitsin yakamozları denizin kucağında
maviler kızıla dönsün aşkın ilahi huzurunda




"seni seviyorum" unutma







g.öz))





EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 09.01.2012 )




TAHLİL



Konu ve Düşünce:

Sevgiliden ayrılmanın acısı yürekte kor gibi yanar… Herkes yaşamıştır bu yangını… Ayrılığın yüreği yakan alevi ilk insandan bu yana hepimizi etkisi altına almıştır. En iyi şekilde biten aşklar bile can yakmıştır ve yakacaktır. Şair şiirinde sevilenin hüznünü ve kederini dökmüştür mısra mısra kelimelerine… Bu keder hepimizin tanıdığı üzere sevgiliden ayrılmanın muştusudur. Şiirde seven sevdiğinin gidişinin acısıyla yaşadığı kederi ve beklentilerini bir bir sıralamış ve sevgilinin dönüşünü arzulayarak şiir sonlanmıştır.


Her hafta sizlerle bir şiir kritiğiyle buluşmak bana iyi geliyor. Bütün hafta bir şiirin dizelerinde kaybolup şiirin ve şairin kederine şahit oluyorum. Sanırım bu biraz da benim kişiliğimle alakalı hani şiir aşkı da denilebilir. Kritiği yapmadan önce şiiri iç dünyamda yaşıyorum.Bu şiirde de öyle oldu bütün bir hafta özlemek nedir diye sordum kendime…Sevgiliye özlem, sevgilinin yokluğunda çekilen kahır ve olmayışın ardından sevgiliyle bütünleşmenin yolları bir bir gözümde canlandı.Ve dilime bir şiir takıldı bilenler bilir:


"Özlemekten yorulmuşum kapında durdur beni
Ucu sana dek ulaşan bin zincire vur beni
Beni çöllerden sorma ki sonra mecnun yerinir
Aşksızlıktan taş kesilmiş şehirlere sor beni"

(M.İslamoğlu)


Kritik yapacağım şiiri düşünmeye devam ediyorum sonra ve büyüsüne kapılıp, farklı âlemlere cevelan ederken,"özlem"i tanımlamaya çalışıyorum kendimce: Geçmişte yaşanılan ve iz bırakan duygulara karşı bir hasretlik duygusu mu yoksa hayal edilen ve sahip olmak istenilenlere karşı kavuşabilme duygusu mu? Hangisine özlem demeliyiz acaba diye düşünüyorum… Gerçi ne önemi var diyeceksiniz biliyorum. Fakat çok farklı iki durumu da "özlem"le tanımlıyoruz nedense. Özlem; bazen közlenmiş duygularımızı alevleyecek bir ateş oluveriyor, bazen de küllenmiş hatıraların üzerine birkaç damla su.


Bir daha dönmeyecek olanı özlemek başka hiç bir özleme benzemez, her özlem içinde minicik de olsa bir umut saklarken, özlemin böylesi içine bir damla ışık sızmayan karanlık bir oda gibi oluyor. Karanlıktan başka hiç bir şey olmuyor. Sadece karanlık…

Şair şiirinde “çıksan ve gelsen” diyor sevgiliye bu çağrıya cevap alabildi mi yada sevgili beklentisinin yönünde adım atabildi mi bilmiyoruz ancak bildiğimiz bir gerçek var ki özlemlerin en koyusu ve acıtanı beklentilerimize cevap alamadıklarımız oluyor… Bu sevgili ya da bir başka nesneye, kişiye duyulan özlem olsa da fark etmiyor. Tek mesele cevap alıp alamadığımız…


Bizi geleceğe taşıyacak, gelecek denen belirsizliğe güvenle uzanmamızı sağlayacak olan kristal aydınlık ümitlerimizden oluşur. Kristal aydınlığı yıkmak, gelecekle bağlarımızı koparmak bugünün ağırlığı altında hapis kalmaktır.
Hayat yelkenlerini şişirmiş büyük bir gemi gibi bizi o umutlarla dolu kıyılara götürmek için limanda hazır beklerken, bugüne dek rastlamadığımız büyük bir mutluluğa doğru yola çıkmaya hazırlanırken tam da bu son anda uğradığımız hayal kırıklıklarıyla yüzleşmek sanırım insan ruhunun karşılaşabileceği ölüm acısından sonraki en yüksek dozu olan acı oluyor…Bir boşluğa doğru seyir tutturup hani olmasını istediğin hayallerine kristalden bir kuş gönderip o kuşu mutlulukla seyredeceğin günleri bekliyorsun… Elbette o günler gelecek ancak zaman öyle bir kavram ki bazen sabretmekte bir noktada kısır kalabiliyor…



İÇERİK:


//özlemler saklıyor deli yüreğim
bir bilsen seni nasıl özledim
suya hasret çöl gibi
kuruyan toprak gibi
kahretsin //



Özlem, hayatımızda önem verdiğimiz maddi ya da manevi kavramların, isteyerek veya istem dışı, kısa ya da uzun zaman aralıklar içinde uzaklaşarak yüreğimizde oluşturduğu boşluktur. Biz özlemeyi, ancak görmeye alıştığımız şeylerin yokluğunda anlıyoruz. Öyle ki, zaman uzadıkça özlem artıyor. Bazen, uzun zaman aralıkları alışkanlık yapar ve özlem kavramı, yerini unutmaya bırakır. Ancak bunun gerçekleşmesi için birçok etkenin şartlarının olgunlaşması ve kişinin yaşadığı bir takım olayları atlatması gereklidir.Şairimiz bu bentte çeşitli teşbihlerle örülü mısralarıyla sevgiliye olan özlemini ve içinde biriktirdiği yoğun duyguları, sevgiliye dair hasretini ifade ediyor.
Son mısrada ki “ kahretsin “ dizesini okuduğumuzda hissettiği duyguların artık onu çok rahatsız ettiğini ve bu ağır yükü kaldıramayacak hale geldiğini anlıyoruz.


//güneşte yanan kum tanesiyim şimdi
çatlamış yürek sancılarımda bir ağıt yaktım
ağladım//


Şiirde tutkuyla sevgiliye bağlı kalan bir aşık söz konusu olduğunu yukarıda belirtmiştim.
Aşık, yoğun duygular beslediği kişi yaşamından uzaklaşıp gittiğinde, hissettiği duyguların acıya dönüşmesiyle ciddi bir yas dönemine girer…
Bu bentten çok şey anlayabiliriz ve anlamlandırabiliriz aslında… Giden sevgili, aşığı bir kemirgen gibi yavaş yavaş yer durur. Uyku tutmaz geceleri, açlık hissetmez midesi, asılır gülen yüzler, kokusu bile burnunda tüter. Derin bir özlemle gözyaşlarına bürünür ve sevgiliye dair olumsuz bir atmosfer yaratır aşık. Şair ağıt yaktım demekle bu atmosferi betimlemek istemiştir.


//uzayıp giden tünellerdeki yalnızlığım
sana tutsak hayallerim
sormadım neredesin diye
sadece şarkılarda seni yaşadım
ağladım//


Kronik bir hastalık gibidir. Öyle ki sürekli hissedersin, ama bazen sancısı öyle bir vurur ki; kıvranırsın. Hiçbir şey yapmak istemezsin. Önünde bekleyen tüm işler gözünde büyür. Gözlerin ağırlaşır, ruhun daralır, sadece sevgiliyi ve sevgiliye dair hayalleri usunda bir bir canlandırırsın…Şair bu bentte yaşadığı bu ayrılık sürecini bastırabilmek için sevgilinin yokluğunda yarattığı hayalle yalnızlığını betimlemektedir.Ancak aşığın sevgiliyi arayıp sormayışında net olarak umutsuzluğa bürünen kasvetli bir hava hakimdir…Suskun bir döneme girip kendi iç dünyasında kopan fırtınalara eşlik eden bir aşk söz konusu…Öyle ki hüzünlü şarkılarla ve gözyaşlarıyla içinde bulunduğu kasvetli dönemi suskun bir şekilde ama iç dünyasında kopan fırtınalarla yaşıyor aşık…


//yoksun
kim bilir hangi kuytuda gizleniyorsun
vefayı bal gibi de biliyorsun
sensizliğin karanlık çıkmazları
kahrolsun
yoksun//


Bu bölümde sevgilinin aşığın hayatında olmadığını anlıyoruz… Kesin bir gidiş var ortada… Yoksun dizesi aslında yürekten kopup gelen bir haykırış bir kabullenme bir gerçekle artık yüz yüze gelme ve o gerçeği hazmetme aşamasını da beraberinde getiriyor. Çünkü şair artık kendi iç dünyasında yaşadığı fırtınalarla suskunluğunu bozma aşamasına gelmiş. Aşığı merak etme ve onun hissettiği duyguları öğrenmek isteme arzusuna dönüşmüş…“kim bilir hangi kuytuda gizleniyorsun” dizesiyle giden sevgilinin nerde, kiminle, ne yaptığını irdeleyip sevgiliyi merak ettiğini görebiliyoruz.“vefayı bal gibi de biliyorsun” Bu dizede aşık giden sevgiliyi sorgulamaktadır. Sen böyle biri değilsin, sen sevgiye değer veren, vefakâr ve temiz duygularımı anlayabilecek bir yapıdasın diyor. Şairin bu yaklaşımı aslında şiirde bambaşka perdeler aralamış. Akılda çeşitli sorular ortaya çıkmasına sebep olan bu dizeyi irdelediğimizde âşık ile giden sevgilinin ilişkilerinin bu noktaya gelmesini sağlayan sebebi kendi içlerinde değil çeşitli çevresel sebeplere bağlamak mümkün. Çünkü seven sevdiğine sen böyle değildin diye sorabiliyorsa ortada çeşitli sebeplerin olduğu açık ve nettir. Ayrıca bu bentte sevgilinin yokluğu sevende ciddi bir isyan ve sitem yaratmıştır. Artık dayanılamaz hale gelmiş ve bundan ötürü hırçınlaşan duygular ortaya çıkmıştır.


//çıkagelsen aniden
şimşekler çaksa gökyüzünde
karışsa yağmurlara gözyaşlarım
damla damla vursa gözlerime hayalin
baksam kana kana gözlerine
yaksan yine eskisi gibi aşkınla
döne döne ateşe hasret pervaneler gibi
varlığın ateş olsa köz olsa
küllerinde savrulsam
avuçlarımda sakladığım
sıcaklığınla avunsam//


Aristo: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur" Diyor…

Sevgiyi paylaşırken yaşamak bir elmanın yarısı gibi olmaktır ya da etle tırnak gibi olmaktır. Eğer yaşanılan sevgi tek başına yaşanılıyorsa o sevgi yarım ve eksik olmaya mahkûmdur. Eksik yaşanılan her şey insanda tatmin olması güç boşluklara sebep olur. Bu boşluklar insan ruhunda ister istemez çeşitli hasarlara yol açar. Şair bu bentte apaçık bir çağrı sergilemektedir. Giden sevgilinin dönüşüne dair olan bu çağrı şairin beklentileriyle bir bir sıralanmaktadır. Hayal ile gerçek, rüya ile düş karışımı bilinçaltına yerleşmiş çeşitli beklentiler aslında sevgilinin dönüşü ile acı çektiren tarafından sıyrılıp saf bir mutluluğa dönüşecektir… Giden sevgiliye duyulan özlem bu dizelerde daha şiddetli bir şekilde kendini göstermiştir. Özlemin ilacı kavuşmaktır. Kimi zaman kavuşmak için beklenir, kimi zaman çaba gösterilir. Kavuşma olmadan, özlem zararlı bir olguya dönüşür. Kavuşma gerçekleşmeyecekse, artık özlemenin güzelliği kalmamıştır. Şairin bu bentteki tüm dizeleri aslında içinde büyüttüğü duyguların tesiriyle ortaya çıkmış beklentileridir.


//özledim biliyorsun
hadi çık gel dolunayda
yıldızlar saklanmışken aydınlığında
yak gitsin yakamozları denizin kucağında
maviler kızıla dönsün aşkın ilahi huzurunda


"seni seviyorum" unutma//


Ve son bent…
Özlemek güzel bir duygudur yeter ki kıvamında olsun… Eğer ki kıvamı taşarsa bu duygu belki birçok işkenceden daha da fena bir şekilde insan ruhunu ve duygularını yaralar… Şairin çağrıları, beklentileri bu son bentte artık kesin bir şekilde sonuçlanmış ve davete dönüşmüştür. Şair aşığın çektiği acıları önce betimlemiş sonrasında bu acıları dayanılmaz hale getirip giden sevgiliye bir davet göndermiştir… Bu davete sevgili ne kadar cevap vermiştir ya da bu yakıcı aşkın sonu mutluluğa açılan bir kapıdan geçmiş midir bilemiyoruz bu kısım şairde saklı bir gizemdir. Ama şu bir gerçek ki şiirin finalinin en güzel şekilde bittiği her okuyanca anlaşılır netliktedir. Seni seviyorum demenin güzelliği ve bu iki cümlenin yürekte yaşattığı temiz duygularla şiirimizin içeriğini sonlandırıyorum…


ŞEKİL DİL VE ÜSLUP


Nazım Şekli:


Şiir, mısra kümelenişi bakımından karmaşık bir düzende. Şair kafasına göre bentler oluşturmuş ve belli bir düzeni takip etmemiştir… Bentlerin mısra sayıları değişiktir. Bu bakımdan nazmın sabit şekillerinden birine bağlı değildir. Şair, mısra kümelenişini ve bent sistemini tamamen muhtevaya bağlı kalarak kurgulamıştır.

Altı bölümden oluşan şiirin ilk bendi beş mısradan oluşmaktadır. İkinci bent üç mısradan üçüncü bent beş mısradan, dördüncü bent altı mısradan, beşinci bent on bir mısradan ve son bent altı mısradan oluşmaktadır. Dizelerin baş harfleri küçük yazılmıştır.Bu yönüyle yeni dönem edebiyat anlayışından etkilenme söz konusudur.
Şiir serbest vezinle yazılmıştır.


Dil ve Üslup:


Şiirde kullanılan dil Türkçedir. Kelimeler günlük konuşma dilimizde yer alan kelimelerdir ve sade bir dille yazılmıştır. Her dönem okunabilir ve anlaşılabilir bir yapısı vardır.

Şiirde şairin üslubu okuyucu tarafından net ve kolay anlaşılır şekildedir ve sevilene sesleniş söz konusudur.Baştanbaşa kendisiyle konuşur gibi sevilen kişiyle konuşulan bir üslup hâkimdir.

Duygusal yönü ağır lirik bir tarz söz konusudur.


Şiir müzikal değeri yüksek bir metindir. Şair, eserini ahenkli kılabilmek için bazı yollara başvurmuştur. Bunlar:

1. Ses ve Mısra Tekrarları: Şiirde bilinçli olarak tercih edilmiş ünlü ve ünsüz tekrarına dayalı bir ahenk yok. Ancak düzensiz bir kafiye uygulaması görüyoruz. Bu da ahengin doğmasında etkili oluyor. Şair, ahengi en çok da rediflerle sağlıyor. Bir de “Kahretsin, ağladım, yoksun ” gibi mısraların tekrarıyla ortaya çıkan bir ahenk söz konusudur…

2. Vezin: Şiir, vezin bakımından da serbest. Dolayısıyla şeklî anlamda vezne dayalı bir ahenk yok, ancak şiirin bütününe yayılan serbest vezin içinde hissedilen derunî ahenkten bahsedebiliriz.



İnsan hayatında ayrılık, hasret ve bu kavramların yaşattığı kederler elbette olacak temennimiz bu acıların insan ruhunda yer olan sevgiyi asla ve asla törpülememesi…

Sevgi her daim var olsun ve yüreklerde tertemiz duygulara ayrıca en önemlisi şairlerin dizelerine konuk olsun…

Tüm şairlere sevgiler…





// Sevgi Özlem Özcü //
“ gizLi özNe “






Aslı ------------------------Küçüdüm
Mehmet Nusret Poyraz---Daha Mavi
Turan Gündüz ------------Geçerlenme Arzusu
Fikret Y. Çavdar --------- DOST BAĞI
Ülkü Ahıska --------------Ölümsüz Aşklar

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Unutma başlıklı yazı Güler Öz tarafından 07.12.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı