Eklenme Tarihi : 21.12.2011
Okunma Sayısı : 2876
Yorum Sayısı : 16
Etiketler
Hüseyin Durmuş
Hüseyin Durmuş
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Cilveli Kader
Cilveli Kader
Oyun imiş meğer dünya hayatı,
Eğlencesi güzel, acısı keder.
Her gönül eğlenir saklar niyeti,
Bütün bir ömürü öylece biter.

 
İyiler kötüler saf saf ayrılır,
Nefsi bedenlerden insaf sıyrılır.
Adalet şaşınca zulüm kayrılır,
İnsanın kıymeti kaç para eder?

 
Merhamet yücedir ilahi duygu,
Minik tebessümle kaybolur kaygı.
Büyüyen sevgiyle, çağlayan saygı,
Sarar yaşamları cilveli kader.

 
Bu alem içinde garip bir kuluz,
Bir kök'e tutunan apayrı dalız.
Doğumdan ölüme tek yönlü yoluz,
Aykırı gitmeler ne kadar gider?
 

İnsanlık akletse sonsuz da olur,
Hakikate varan sonsuzu bulur.
Durmuşoğlu an'lar orada kalır,
Marifet bulunca dava mı güder?


 
Hüseyin Durmuş
 
EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 06.04.2012 )
TAHLİL:

Eskilerin deyimi ile öğrenmek için üç tane yol olduğuna inandım. Birinci yol çok gezmekten, ikinci yol çok okumaktan üçüncü yol çok araştırmaktan geçiyor. Hayatımın son on yılında yaşamın sunağında ilerlerken yanıma aldığım rehber ve gideceğim yollar bu üç başlığın içindeydi. Şiirlerin derinliklerinde ilerlediğimiz bu sayfada yine aynı ilkeyle sizlerle birlikte yola çıktık.

Epey bir süredir tahlillerle en iyiyi ve doğru olanını bulmak adına yaptığım araştırmalarla fark ettim ki her kritikle bambaşka şeyler öğrenmişim… Ve öğreniyorum…

Bu farkındalık hissi ile dolup taşınca insan, sizlere daha nasıl faydalı olurum çabasına dönüşüyor araştırmalar.

Ve Konfüçyüs’ün o güzel sözünü anımsıyorum bu noktada:

“Öğrenmek ve sonra bunu başkalarına öğretmek zevk verici bir şey değil midir?”
Bu haklı ve konumuzla ciddi alakası olduğunu düşündüğüm güzel sorunun bendeki cevabıyla şunu söyleyebilirim ki iç dünyamızda filizlenen hevesler öğrenmek için gerekli tek malzeme. Sonrasında çabalamak ve araştırma yapmak bizi körükleyen içimizdeki o hevesle son derece muazzam bir şekilde gerçekleşiyor.

Nitekim hiçte bizi pişman etmeyen güzelliklere ulaşıyoruz. Bu nedenle kelimelerle uğraşan insanların yapmaları gerekli tek olgulardan biri kendilerini yeniliğe açık bir pozisyona dönüştürmeleridir. Geçenlerde bir sohbet esnasında yakın bir dostumun vasıtasıyla tanıştığım değerli bir şairden kendi şiirlerinden bir tanesini okumasını istedim. Kendisi bir parça mahcup bir edayla şiirlerinden tek kelime bile hafızasında olmadığını belirtti. Nedenini merak edip sorduğumda Özellikle kendi şiirlerimi ezberlemekten kaçınıyorum, eskiye takılırsam yeni kelimeleri hafızamın otağına kabul edemem şeklinde konuştu. Bir şairin hem araştıran yönü hem eski ile yeni ayrımının bilincinde olması hem de özgünlüğü yakalama çabaları beni çok etkiledi. Hepimizin özgünlüğü yakalamak adına yeni buluşlar üretmeleri Türkiye’nin edebiyat adına diğer Avrupa ülkelerinden daha ileri seviyelere ulaşacağı fikrindeyim.

Bu düşüncelerle bu haftaki krtik randevumuza sitemizin değerli şairi Hüseyin Durmuş’un Cilveli Kader şiiriyle devam ediyoruz. Her hafta olduğu gibi bu kritik aşamasında da sizlerle birlikte öğrenmek ve gelişmek adına birlikte ilerleyeceğiz.

Yaşam; doğumdan ölüme kadar süren beşeri bir yansımadır. Ahret aynasından bize yansıyan bu hayatı en iyi şekilde sürdürüp sonun başlangıcına ulaşmak için bir hayat boyu mücadele ederiz. Bu süreçte birçok kavramla karşılaşır, birçok bizi etkileyen olaylar zincirinin halkası oluruz. Kötülük kavramı bize iyiliği, çirkinlik kavramı güzelliği, yalan ise dürüstlüğü tanıtır.

Hayatın içinde karşılaştığımız, bizi olumsuz etkileyen her olayda, olayın ana fikri belleğimizde bizlere birer tecrübe olarak geri döner.
Barrie’nin de söylediği gibi “Hayat uzun bir insanlık dersidir” almasını bilene… Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür; Ona iyiliği kötülüğü katan bizler içine sürüklediğimiz her türlü anlamla yaşamın rengini fikirlerimize göre belirleriz.

Şairimiz bu şiirinde toplumsal olarak hayat yolunda ilerlerken aslolan olgulara değinerek bizi hayatta mutlu ve huzurlu kılan gerçeklerden bahsetmiş, yaşamda karşılaşılan her türlü olayın başlangıcını meydana getiren duygular zincirini şiirsel bir dille ifade etmiştir.


İÇERİK:

//Oyun imiş meğer dünya hayatı,
Eğlencesi güzel, acısı keder.
Her gönül eğlenir saklar niyeti,
Bütün bir ömürü öylece biter.//


Tasavvuf düşüncesinde dünya kavramı, insan bilincinin farklı seviyelerine göre farklı şekillerde anlaşılmıştır. Dünya kelimesinin hangi kökten türediğine dair iki farklı görüş bulunmaktadır. Bir görüşe göre dünya kavramı yakın olmak anlamına gelir. Kur’an’da [Bakara 2/86, 212; Âl-i İmrân 3/185; En’âm 6/32; Ahkaf 46/20; Hadîd 57/20] kendisinin ardından gelecek olan ahiret ve ahiret hayatının karşılığı olmak üzere çok defa, “yakın hayat” anlamındaki el-hayâtü’d-dünyâ tamlamasında hayat kelimesinin sıfatı olarak kullanılmıştır. İkinci görüşe göre de dünya kavramı “alçaklık, kötülük” manasındaki denaet kökünden türemiştir. Tasavvufta dünyanın daha çok bu anlam içerisinde ele alındığı kabul edilmektedir.

Şairimiz şiirin bu ilk kıtasında bize tasavvuftan izler sunarak dünya hayatının bir oyundan ibaret olduğunu belirtmiş olmakla dünya kavramının ikinci görüşü benimseyenlerle aynı çizgide yer almaktadır. Dünya ahlaki bir terim olarak yer alarak hafife alınarak kozmik varlığı değil ahiret kaygısını geri plana iten yaşam anlayışı kastedilmiştir.


//İyiler kötüler saf saf ayrılır,
Nefsi bedenlerden insaf sıyrılır.
Adalet şaşınca zulüm kayrılır,
İnsanın kıymeti kaç para eder?//


Yunan-Pers savaşları sonunda esir edilen Pers (İran) askerlerinin Atina meydanında satılığa çıkarılması üzerine esirlerin üzerindeki göz kamaştırıcı elbiselerin bir çırpıda satılmasına karşılık esirlere alıcı çıkmaması üzerine orada bulunan Diyojen 'in düşünceli düşünceli : "İnsan ne garip mahluk! Arızi meziyetler üzerinden sökülüp atılınca kendisi on para etmiyor" demiştir.
İnsanın kıymetinin parayla ölçüşemediğini bize çok güzel ifade eden bu olay aslında şairimizin bu bölümünde geçen “ İnsanın kıymeti kaç para eder “ dizesindeki soruya güzel bir cevap niteliği taşımaktadır.

Şairin bu kıtası aslında insana ve hayata dair ciddi tespitlerin yer aldığı derin bir sohbet konusudur. Yaşamın adaletsizliği, iyi ve kötünün dünyadaki yeri, insan denilen beşeri varlığın salt duygularının ve içindeki bitmek tükenmek bilmeyen maddeye duyduğu açlığı şairimiz şiirsel bir dille ifade etmiştir. “Adalet şaşınca zulüm kayrılır”

Bir ülkeyi topla tüfekle yıkamıyorsanız veya ele geçiremiyorsanız, içeriden hamle yapıp adalet mekanizmasına darbe vurmanız ve o ülkede adaleti yok etmeniz kafidir. Hazreti Muhammed (sav) adaletli ve ahlaklı bir yaşamı insanlığa miras bırakmak için bütün ömrü boyunca mücadele etmiştir. Mübarek yaşamı boyunca bu konuda pek çok söz sarf etmiş ve bunlar da hadis-i şerif olarak bütün Müslümanlarca sorgulanmadan kabullenilmiştir. Örneğin : “Adaletli sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesi ve mızrağıdır ” diyerek bizleri yönetenlere çok önemli mesajlar vermiştir.

Adalet ve zulüm birbirlerini sevmeyen birbirlerinin yokluğunu canla başla arzulayan iki kavramdır. Biri olmadığı vakit diğeri oluşur.

Ünlü Fransız deneme yazarı Montaigne : “Adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez” derken, bir Latin atasözü de: “Adalet erdemlerin kraliçesidir” şeklinde adaletin ne kadar önemli bir kavram olduğunu ifade etmektedir.

Aynı şekilde yine, Hz. Ömer “Adalet mülkün temelidir ” şeklinde, Konfiçyus ise “Devletin hazinesi adalettir” diyerek adaletin önemine benzer bir vurgu yapmaktadır. Maurice Dueverger’de “ Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar ” diyerek adalet ve önemi hakkında bizi derin düşüncelere sevk etmişlerdir.

Aristoteles’de bu konuyla ilgili pek çok söz sarf etmiş. Bunlardan biri : “Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.” diğeri : “Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, hâlbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.” demişlerdir.


//Merhamet yücedir ilahi duygu,
Minik tebessümle kaybolur kaygı.
Büyüyen sevgiyle, çağlayan saygı,
Sarar yaşamları cilveli kader.//


Şairimiz bu bölümde insanda olması gereken kişilik yapısına ve duygulara yer vermiştir.
Merhametin insana etkileri, sevginin olmazsa olmazlığı, saygının toplumda yaşayan insanlarda bir bütünün en önemli parçasını oluşturduğunu, yaşamda refaha ulaşabilmenin gülümsemeden geçtiğini belirtmiştir.

Bir medeniyeti yaşanabilir hale getirmenin ana unsurlarından biri merhamettir. Ancak toplumun huzurlu bir hayat sürdürebilmesinin tek yolu, Kuran'da tarif edilen gerçek merhamet anlayışının o toplumun fertleri tarafından şuurlu bir şekilde yaşanmasıyla mümkündür.

Merhamet kavramı bütün yönleriyle benimsenip yaşanmadığı sürece insanlar hangi yolu denerlerse denesinler kargaşadan, huzursuzluktan ve adaletsizlikten kesinlikle kurtulamazlar. Çünkü merhametin olmadığı yerde zulüm vardır. Zulmün hüküm sürdüğü toplumlarda neşe ve mutluluğun yerini kan ve gözyaşı alır. İnsan içinde merhamet duygusunu taşıdıkça insana vereceği değer, sevgi ve tebessüm çoğalır. Dolayısıyla saygılı yaşamın kalitesi ve düzeyi ortaya çıkar.

İskender Pala Merhamet üzerine yazdığı bir yazısında “Merhamet, koyu renkler ve karmaşık desenlerin ötesinde görülen yalın bir kent kurmaktır... Surları özveriden örülen bir kent. Kötülük üşümeye mahkum olur merhametle yanarken damarda kan; ve merhametsiz insanları lanetle anar zaman. “ şeklinde merhametin ve merhametsiz insanın dünyadaki yerine değinmiştir.
Yine Mehmet Akif Ersoy:

“Müminlere imdada yetiş merhametinle
Mülhidlere lakin daha çok merhamet eyle “
M.Akif

Dizeleriyle merhametin gerekliliğine ve önemine yukarıdaki dizelerinde vurgulamıştır.


//Bu alem içinde garip bir kuluz,
Bir kök'e tutunan apayrı dalız.
Doğumdan ölüme tek yönlü yoluz,
Aykırı gitmeler ne kadar gider?//


Şiirin bu bölümünde diğer bölümlerin sonucu niteliğinde bir çözüm söz konusudur. İnsana has iyi ve kötü davranışlar bir bir ortaya döküldükten sonra yaşamın kısalığında bizleri en iyi şekilde mutlu ve huzurlu kılan duygulara sımsıkı sarılıp hayatımızı belirli neşe ve huzur veren kavramların ışığı altında geçirmemiz gerektiğini vurgulamaktadır.

“Bir kök’e tutunan apayrı dalız” dizesi şiirin genel hatlarında da bizi etkisi altına alan tasavvufun izlerini ortaya çıkarmaktadır. İnsan olarak farklılık gösteren yaşamın sonunda bütün farklı hayatlar ve kişilikler aynı kapıdan geçerek aynı ahir hayata kavuşacaklardır. Kökümüz yani çekirdekten filizlenip yetişme aşamasında karşılaşılan ve yaşamın belli başlı alanlarında yaptığımız farklı davranışlar sonrasında hissedeceğimiz ve yaşayacağımız ortam aynı olacaktır.

İş böyleyken, yani her yapılan davranışın karşılığında bir diyeti ödenecekken şair son dizesinde insanlıkla konuşur; doğumdan ölüme aynı yolda ilerliyoruz, hatalarla dolu bir yaşam kurup bu yaşamında bir sonunun olacağını bilmemek ne kadar acı diyerek eski bir toprak kitabesinde geçen “ Öyle bir hayat yaşa ki yaptıkların sonsuzlukta yankılandığında bir kez daha yaşadıklarının tadını çıkar.” cümlelerine atıfta bulunmaktadır.


//İnsanlık akletse sonsuz da olur,
Hakikate varan sonsuzu bulur.
Durmuşoğlu an'lar orada kalır,
Marifet bulunca dava mı güder?//


Bir üst kıtanın devamı niteliğindedir bu kıta. Yaşam sorgulanmış, iyilik ve kötülük ayırt edilmiştir. Aslolan genel fikir genel ahlak kurallarını doğrulayıcı nitelikte bir yaşamın varlığıdır.

İnsanlığın düşüncesiz davranışlarıyla körelen medeniyetlerin içinde ortaya çıkan vahşet, savaş ve helak olmaya mahkûm kavimlerin içinde filizlenen hatta çoğunluğun arasına dağılmış bir avuç iyilikle güzel olana ulaşma çabaları hakikate yani son din ve son kitapta yer alan bozulmamış fikirlere ulaşarak son’a varırken sonsuza kavuşmayı Ahret de güzel bir yaşam kurmayı hedeflemiştir.

Şairimizi böylesi çok yönlü anlamları bir arada barındıran şiirinden dolayı kutluyor, herkese merhametin içinde bolca yer aldığı sevgi, saygı ve ahlaklı bir yaşam geçirmelerini diliyorum.



DİL VE NAZIM ŞEKLİ:

Koşma tarzı yazılmış bir hece çalışması. Halk arasında âşık sözcüğüyle anılan ozanların oluşturduğu dindışı edebiyattır. Âşıklar, saz eşliğinde koşma, semai, varsağı, destan gibi nazım biçimleri düzer ve söylerler. Halkı hem eğlendirir, hem de yerine göre hikmetli, öğütlü şiirleriyle eğitirler. Başka ozanların şiirlerini (usta malı şiirleri) söyledikleri de olur. Genellikle dindışı konuları işlerler. Aşk, özlem, ölüm, gurbet gibi temalar ön plandadır. Doğa ile ilgili temalar araç olarak kullanılır. Ancak âşıkların doğaya bakışları daha gerçekçi, canlı ve somuttur. Okuma ve yazma bilen, şehirlerde yetişip tahsil görmüş olanlar arasında aruz vezniyle Divan Edebiyatı tarzında şiirler söyleyenler de görülmekle birlikte hece ölçüsünü, dörtlük birimini, koşma, semai, varsağı, destan nazım biçimlerini kullanırlar. Âşık Tarzının Önemli Sanatçıları:

Köroğlu (16.yüzyıl) , Karacaoğlan (17.yüzyıl), Kayıkçı Kul Mustafa ( 17.yüzyıl), Âşık Ömer ( 17. yüzyıl), Gevherî ( 17. yüzyıl ), Ercişli Emrah

(17. yüzyıl), Erzurumlu Emrah ( 19. yüzyıl), Dertli ( 1772 – 1845 ), Dadaloğlu ( 1785 – 1868 ), Bayburtlu Zihni ( 19. yüzyıl ),Seyranî ( 1807-1866 ),Âşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)

Halk edebiyatında en çok kullanılan biçimdir. Genellikle hece ölçüsünün on birli (6+5 ya da 4+4+3) kalıbıyla yazılır. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Şair koşmanın son dörtlüğünde adını ya da mahlasını söyler. Uyak düzeni genellikle şöyle olur: baba–ccca–ddda... Bu şiirde bu şekildedir ve 6+5:11’li hece ölçüsüyle kaleme alınmıştır. “Bütün bir ömürü öylece biter.” mısrasında hece tamamlamak için ömrü sözcüğü ömürü olarak yazılmıştır. Yine şiirde 3 kere bir sözcüğünün bir kıata 2 kere olmak üzere hece tamamlamak için kullanılmış olması da eleştirilebilir. “Biz bu âlem içre garip bir kuluz,” mısrasında şahıs eki kullanıldıktan sonra biz sözcüğünün kullanılması ise ayrıca bir tartışma konusudur.

Oyun imiş meğer dünya hayatı,-------------a
Eğlencesi güzel, acısı keder. ------------------b
Her gönül eğlenir saklar niyeti, ---------------a
Bütün bir ömürü öylece biter. ---------------b

Hayat-niyet- sözcüklerinde zengin kafiye; keder-biter-eder-kader-gider-güder sözcüklerinde der(ter) hecesi tunç ayak olarak kullanılmıştır. t ve d harflerinin kullanımı edebiyatımızda ''kafiye göz için mi kulak için mi tartışması'' "abes-muktebes" kelimeleri yüzünden çıkan tartışmaya benzemektedir. Recaizade Mahmut Ekrem'le (ZEMZEME), Muallim Naci (DEMDEME), tartışmanın taraflarıdır. Demdeme ve Zemzeme adlı eserlerde cereyan etmiştir. Eski-yeni edebiyat tartışması da denir. Zemzeme sözlük anlamı: Şırıltı; mecazî anlamda ise nağmeli ve uyumlu söz anlamına gelmektedir. Demdeme sözlük anlamı: Hoşa gitmeyen sözler; hiddetli gürültülü ses.

Zemzeme, Recaizade Mahmut Ekrem tarafından yazılmış 3 ciltlik şiir serisidir. Recaizade Mahmut Ekrem, Zemzeme eserini yazdıktan sonra eski-yeni çatışmasında yenilikçi tarafı seçmiştir. Zemzeme kitabının önsözü Servet-i Fünun akımının öncüsü olarak da görülür. Eski şiir anlayışının (Divan şiiri) takipçisi olarak bilinen Muallim Naci, Zemzeme'ye karşılık olarak Demdeme adlı eserini yazar. Zemzeme-Demdeme çatışması ve etrafında gelişenler edebiyat çevrelerini uzun süre meşgul etmiştir. Ses ve yazım yönünden hangi sözcüklerin uyaklı sayılacağı konusunda Türk yazarları arasında çıkan ve yeni bir şiir beğenisinin yerleşmesine temel oluşturan tartışma (1895).

Divan ve tanzimat şairleri sözcüklerin uyaklı sayılabilmesi için arap abecesine göre yazımlarındaki benzerliği (son harf ve harekelerin aynı olmasını) zorunlu sayıyorlardı. Malumat dergisinde Hasan Asaf adlı gencin Burhan-ı kudret adlı şiiri yayımlanırken derginin yazarlarından Mehmet Tahir'in eklediği eleştirel not, uyakla ilgili geleneksel görüşü değiştirecek bir tartışmayı başlattı. M.Tahir sözkonusu şiirde;

"Zerre-i nurundan iken muktebes (bir yerden alınmış)
Mihr ü mehe etmek işaret abes (saçma)"


Dizelerinin, son sözcükleri arap abecesine göre iki ayrı harfle (se ve sinle) yazıldığı için, uyaklı sayılamayacağını ileri sürdü. Yanıt veren H. Asaf kendisini savunurken Recaizade Ekrem'in "Kafiye sem (kulak içindir, basar (göz) için değildir" sözünü anarak onu tanık gösterdi. Tartışmaya R.Ekrem de katıldı; uyakta yazılış biçiminin değil ses değerinin gözetilmesi gerektiğini belirtti; Arap şiiri kurallarına göre yapılan uyakların artık bırakılması düşüncesini savundu. R.Ekrem'in görüşleri doğrultusunda ürün veren Edebiyat-ı Cedide şairleri "kulak için uyak" uygulamasını sürdürdüler. Türk abecesinin benimsenmesinden sonra "göz için uyak-kulak için uyak" ayrımı geçerliliğini bütünüyle yitirdi. Abes-muktebes tartışmasının, uyak konusu dışında Türk edebiyatına eleştiri türünün gelişmesi bakımından da katkısı oldu. Karşıtları, tartışma boyunca, kişilikleri konu edinir, yersiz sataşmalara başvururken R. Ekrem soğukkanlı, nesnel, bilimsel tutumuyla dikkati çekti.

Tanzimat'tan beri edebiyatta büyük bir değişim yaşanıyordu. Tanzimat öncesinde, İslâmiyet’in etkisinde gelişen "Divan edebiyatı" egemendi. Tanzimat'tan sonra edebiyat yön değiştirmiş ve Batının etkisine girmeye başlamıştı. Bu büyük yön değişimi, sanatçılar arasında tartışmalara yol açmıştı. Divan edebiyatına "eski", Batı tarzındaki edebiyata "yeni" deniyordu. Bu iki edebiyat taraftarları arasında

Eski>>> kafiye göz için: Muallim Naci
Yeni>>> kafiye kulak için: Recaizade Mahmut Ekrem

İyiler kötüler saf saf ayrılır, ------------------c
Nefsi bedenlerden insaf sıyrılır. --------------c
Adalet şaşınca zulüm kayrılır, ----------------c
İnsanın kıymeti kaç para eder? -------------b

Ayrılır-sıyrılır-kayrılır; ayır, sıyır, kayır, -ılır harfleri rediftir, -r harfi yarım kafiyedir.


Merhamet yücedir ilahi duygu, --------------d
Minik tebessümle kaybolur kaygı. -----------d
Büyüyen sevgiyle, çağlayan saygı, ---------d
Sarar yaşamları cilveli kader. -----------------b

Duygu-kaygı-saygı sözcüklerinde gı(u) harfleri redif, -y harfi yarım kafiyedir. Her ne kadar duygu sözcüğünün aslı eski Türkçede daygı olarak bilinse de biz burada tam kafiye olarak değil yarım kafiye olarak değerlendirdik.

Biz bu âlem içre garip bir kuluz, ---------------e
Bir kök'e tutunan apayrı dalız. ----------------e
Doğumdan ölüme tek yönlü yoluz-----------e
Aykırı gitmeler ne kadar gider? ---------------b

Kuluz-dalız-yoluz sözcüklerinde uz(ız) harfleri redif, -l harfi yarım kafiyedir.

İnsanlık akletse sonsuz da olur, --------------f
Hakikate varan sonsuzu bulur. ---------------f
Durmuşoğlu anlar orada kalır, ----------------f
Marifet bulunca dava mı güder? --------------b

Olur-bulur-kalır sözcüklerinde -l harfi yarım kafiye, ır(ur) harfleri rediftir..



Nice güzel şiirlere imza atmanız dileğimle…
Nice güzel paylaşımlara…




KAYNAK:

1)Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
2)Şamil İslam Ansiklopedisi, Md. Adalet
3)Yazıcı, Muhammed; “Dünyâ-Âhiret Kavramlarının Analizi”, Bir
4)Kelâm Problemi Olarak Din-Dünyâ İlişkisi İlahiyat Fakülteleri Kelâm Ana Bilim Dalı VII. Eğitim-Öğretim Meseleleri Koordinasyonu Toplantısı ve Sempozyumu 06-08 Eylül 2002,
5)Yılmaz, Ömer; “Tasavvuf Kültüründe İnsan-Dünya İlişkisi”,
Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl 8 2007
6)Haber İzmir; " Adalet ve Ahlak "
7)Şamil İslam. Ansiklopedisi merhamet mad.
8) Ersoy, Mehmet Akif, Safahat, İnkılap Kitapevi, 1999
9) John Blackham Harold, Altı Varoluşçu Düşünür,Dost Kitapevi, 2012
10)Montaigne- Denemeler
11)Aslan, Ensar- Türk Halk Edebiyatı – Maya Akademi Yayın Dağıtımı- 2012







// Sevgi Özlem ÖZCÜ //
“ gizLi özNe “




Bu kritikten sonra;
Himmet Aygüt, Kardelen, Safiye Samyeli, Yağmur ŞİMŞEK, Şükran Aydoğan, Huma (Sevda Gasimova) üyelerimizin bir şiiri değerli editörümüz //Sevgi Özlem ÖZCÜ // " gizLi özNe " tarafından kritik yapılacaktır.
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Cilveli Kader başlıklı yazı Hüseyin Durmuş tarafından 21.12.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat