Eklenme Tarihi : 06.01.2012
Okunma Sayısı : 3004
Yorum Sayısı : 15
Etiketler
FikretY.Çavdar
FikretY.Çavdar
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 07.01.2012 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Dost Bağı
Dost Bağı




DOST BAĞI

 

Dost bağına kolay kolay girilmez

Girmek için bir yolunu bul da gel

Her gelene hemen izin verilmez

İnsanlığın erdemini bil de gel

 

İyiliktir gönlümüzde duygumuz

Mert olana sınırsızdır saygımız

Dosttan yana asla olmaz kaygımız

Bu dersleri ezberine al da gel

 

Yaralamaz dostu bizim gülümüz

Kırılsa da yende kalır kolumuz

İyilikle doğruluktur yolumuz

Yüreğinden nefretini sil de gel

 

Kötülükten insanlara yol olmaz

İyi insan benliğine kul olmaz

İnsanları insan yapan mal olmaz

Ekmeğini isteyerek böl de gel

 

Kuralımız ayan beyan açıktır

İsteğimiz büyük değil küçüktür

Anlamayan ya kötü ya kaçıktır

Tek şartı var önce insan ol da gel

 

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 06.02.2012 )
ŞAİR’DEN:


Selamlar efendim.

Nedendir bilmem ama hecesiz-uyaksız şiir; bana hiç şiir gibi gelmiyor…
Şiir de şeklin çok özel zenginlik kattığı düşüncesinde olduğumdan bu tarzda yazmaya ağırlık verdim…"Ben Susamam Böyle Bilin" isimli yeni yayımlanan bir şiir kitabım var… Sosyal olaylar,aşk ve doğa konularında şiirler yazmayı seviyorum..Taşlama türüne de özel merakım vardır. Şiirlerimde dilin arı bir Türkçe olmasına kesinlikle dikkat ederim..

1958 yılında Akşehir'in Subatan Köyü'nde doğdum... İlkokulu köyümde, ortaokul ve liseyi Akşehir'de okudum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra serbest avukatlık mesleğini seçtim... Yedi yıl Eskişehir'de çalıştıktan sonra 1989 yılında Alanya'ya göç ettim… O tarihten beri mesleğimi burada sürdürmekteyim… Evli ve iki erkek çocuk babasıyım... Büyük oğlumun evlenmesi ile minik bir torunumuz oldu… Son dönemlerim İstanbul'da yaşamasına rağmen torunum ve işim arasında git-geller ile geçiyor…



TAHLİL:


KONU:


Bu haftaki kritiğimiz benim için çok hassas bir konu. Şiirin hem mana olarak içerdiklerine hem teknik güzelliğine değinmeden önce dostluk kavramı üzerinde yoğunlaşmak geçiyor içimden. Hepimizin özlemini çektiği, zaman zaman eksikliğini hissettiği bazen “iyi ki tanımışım” dediği sımsıkı sarıldığı, apar topar kapısını vurup biriktirdiklerini yüreğinden akıttığı dostları vardır hayatında… Hani sıradan bir tanıdık ya da aşina olduğu bir kuru kalabalığın ötesinde bağlandığı dostlukları…

İşte kritikten önce o özel insanlara değinmek istiyorum ben… Çünkü içinde bulunduğumuz yoğun acıları ya da sevinçleri renklendiren azaltan ya da çoğaltan dünyamızı şekillendiren hayatın içinden geçip giderken tek dayanağımız ve huzurumuz oluyor dostlarımız her an…Mutlu olmanın, önemli olduğumuzu hissetmenin ve hissettirmenin tek yolu susarak tek bir bakışla bile ruhların anlaşabildiği dostlarla var oluşumuz oluyor zaman zaman.Çünkü insan yüreğindeki sesleri ancak dost bir yürekte yankılandırarak hoş bir koroya dönüştürebiliyor.Olmazsa da olur dediğimiz insanlarla doluyken hayatımız en çok özlemini çektiğimiz isimler canlanıveriyor gözümüzün önüne… Selamlaştığımız, yanıtını merak etmediğimiz sorular sorup değer görmediğimiz ya da değer vermediğimiz insanların arasında bol baharatlı paylaşımları arıyoruz. Çayda şeker, yemekte tuz gibi içimizde bütünleşiyor hissettiklerimiz… Yaşama anlam katıyor onlar, hüzünler daha da güzel şekle bürünüyor söz gelimi… Bir gece vakti herkes uykudayken aniden çalan bir telefonla duygu sirkülasyonu yaşadınız mı hiç? Ya da hastalandığınızı duyan dostunuzun telaşlı adımlarla evinize geldiği oldu mu, sizi zorla duşa sürükleyip ateşinizi düşürdüğü zamanlar… Bir yığın sıkıntıyı sizin için göğüslenip sizin asla ve asla yalnız olmadığınızı size hatırlattılar mı? İşte o özel insanlardan bahsediyorum. İyi ki hayatımızdasınız diyorum… İyi ki ruhumuzu şu soğuk günlerde ısıtıp ışıtıyorsunuz… Epeydir kendimi dinlemiyordum bu konuda ama bu yazı vesilesiyle teşekkür etmeliyiz onlara yıllanmış anılarımızın tebessümüyle tam da bu yazının bu bölümünde minik virgül koyup hemen şimdi aramalıyız söz gelimi dostlarımızın kalbimizde yarattığı kadife yumuşaklığı bir kere daha görmelerini arzulayarak…

Bu duygularla yazıma devam ederken aklıma Türk edebiyatında mektuplarını imrenerek okuduğum iki güzel isim geliyor. Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziya’ya Mektuplar isimli kitabıyla da bilinen bu dostluk örneğini sizinle paylamak istiyorum.

“Bu iki dostun tanışması, Galatasaray Lisesi yıllarına rastlar. Ziya Osman lise birinci sınıfı geçememiş ve yeniden sınıf tekrarı yapmak durumunda kalmıştır. O yıl Galatasaray Lisesi birinci sınıfına kaydolan Cahit Sıtkı ile aynı sınıfa düşmüş ve bu durum onların tanışmasına vesile olmuştur. İlk yıl sadece ileride başlayacak olan dostluğun tohumları atılmıştır. İkinci yılda yeşerecek olan dostluğun nasıl başladığını Ziya Osman şöyle anlatır: Lise 2’ye geçtiğimizde yeni sınıfımızda herkes kendine yer beğenir; çalışkanlar önleri, daha az çalışkanlar daha gerileri seçerken Cahit’le ben, birbirimizi çekmiş gibi, bir sırada buluverdik kendimizi. Ama artık ben yatılı olduğum için iş sırayla, sınıfla kalmıyor; yemekhane, yatakhane, tam manasıyla okul arkadaşlığı başlıyor, günler ve gecelerimiz bir arada geçiyordu. O iple çekilen hafta başlarını sanki aynı ipin ucundan tutmuş, beraber çekiyor, cumartesi günleri tatlılı öğle yemeğinden sonra yeni elbiselerimizi giyinmek üzere önce yatakhaneye, sonra tıraş olmuş, şıklaşmış, bütün haftanın ders sıkıntılarını, okul içinde giydiğimiz eski elbiselerimizi dolabımıza tıkıvermekle unutmuş, hafiflemiş, uçarcasına mesut, Beyoğlu Caddesi’ne çıkıyor; bir buçuk günlük hürriyetimize kavuşuyorduk.

Ziya Osman ve Cahit Sıtkı’nın dostlukları öylesine içtendir ki içimizde yaşattığımız dostluklara en güzel örnekte diyebilirim. Bir mektubunda vefakâr dostuna şöyle seslenir Tarancı:

“Ziyacığım,
İstanbul’dayken içime sıkıntı bastığı zaman sana koşardım; çünkü sen, benim için yalnız vefakâr ve hâlden anlar bir dost değil, aynı zamanda açık havayı, güneşi, baharı, iyiliği de temsil eden, nasıl olup da insan kalıbına girdiğine daima hayret ettiğim bir meleksin.”

Herkesin dostluk anlayışı çeşitli şekil ve niteliklerdedir. Ancak şu bir gerçek ki yeni dostlar edinmek için yapılan girişimler bazen çeşitli hayal kırıklıklarını da beraberinde getiriyor. Zaman zaman bu kırıklar insani duygularımızı körelterek güven duygularımızı yok ediyor. Günümüzde insanlar dertlerini paylaşacak, konuşacak dostlar bulamayınca ya depresyona giriyor ya da televizyona çıkıp patolojik şekilde çok özel hallerini bile anlatabiliyorlar. Bu durum dostsuz kalmanın trajedisidir. Bu kadar önem atfettiğimiz dostluk, çağımızda niçin her geçen gün aşınıyor diye sormak geliyor içimden ancak konunun bu boyutuna değinmekte istemiyorum. Çünkü dostluk ve dost edinme prensipleri kişiden kişiye farklılık oluşturuyor.

Aristoteles ve Ciçero, erdemli insanların dostluğuna öncelik tanırken, ikisi de bu tür kusursuz ve gerçek dostluğa ilişkin çok daha geniş bir kavrayışa sahip söz gelimi. Aristoteles kusursuz dostluğu, iyi ve sırf onlar adına dostlarının iyiliğini isteyen insanların dostluğu olarak tanımlıyor. Ciçero ise gerçek dostluk üzerine, erdemli insanlar arasında her konuda tam bir duygu birliği, diye yazmıştı. Oysa Montaigne’in iki ruhun birbirine karışması ya da iki iradenin kaynaşması olarak tanımladığı yüksek dostluk, bu önceki kavramların önüne geçmektedir. Dostlarımız ve dostluklarımızın ışığında karanlıklarımızı güneş gibi aydınlatalım diyor ve şiirimizin kritiğine geçiyorum…



İÇERİK:

Şair şiiri şiirinde dostluğun önemini ve dost olmak için gerekli etik, duygusal ve ahlaki yaklaşımları, bu çerçevede kişinin yaşam düsturunu ve edindiği dürüstlük ilkesini şekil ve uyak unsurlarını da dikkate alarak hece vezni kuralları doğrultusunda şiirsel bir dil kullanarak ifade etmiştir.



// Dost bağına kolay kolay girilmez
Girmek için bir yolunu bul da gel
Her gelene hemen izin verilmez
İnsanlığın erdemini bil de gel //



Dostluk çatıdan düşer gibi yüreğimize inen bir duygu değildir. Belli bir zaman, yaşanmışlık ve fedakârlığın sonrasında karşılıklı güven alışverişi çerçevesinde yüreğimize sevgiyi, erdemi, güveni yerleştirmekle ilgilidir. Şair bu dörtlüğünde kendi hayatının içerisinde yer alan ismini belirtmediği bir kişiye seslenerek dostluk için gerekli manevi duyguları kaleminden dökülen bu dizelerle ifşa etmektedir. Erdem sözlükte “ Ahlakın övdüğü alçakgönüllülük, doğruluk ve fazilet gibi niteliklerin genel adı ve insanın ruhi olgunluğu” olarak tanımlanır. Erdem kavramı birçok ilişkilerde karşımıza çıkar ama bu kavramın dost edinmek için ilk sırada olması kavramın insanlığın üzerinde bıraktığı değeri ve önemi daha da arttırır. Çünkü ancak kendini yenileyen, güvenilir olan, tevazu ve hoşgörü sahibi olarak uzun vadeli bir yaşanmışlık söz konusu olur bu da dostluğu beraberinde getirir.



// İyiliktir gönlümüzde duygumuz
Mert olana sınırsızdır saygımız
Dosttan yana asla olmaz kaygımız
Bu dersleri ezberine al da gel //



İnsanın duygularını iyilikle rafine etmesi, dürüstlükle olgunlaşması dostluk için gereklidir. Şair bu kıtasında bunların önemini vurgularken ancak iyi insanların dost olabileceğini, kötü karakterli insanların menfaat işbirliği yapabileceklerini çıkarabiliriz. Balzac “İyi dostluklar hesapsız kurulur.” der. Çıkarın esas alındığı, sevginin erdemin bir edebiyat malzemesi, iletişimde makyaj malzemesi olduğu durumlarda dostluklar için uygun zemin oluşmaz. Dostluklar maskeli balolarda kurulamaz. İçtenlik ve güven dostluğun temel taşlarındandır. Ve bu yapı taşları oldukça dostluk adına herhangi bir kaygı ve çatışmalara şair hayatında yer vermediğini eğer benle dost olacak isen böyle bir yaşam şeklin ve düsturun olmalı diyerek kıtasını sonlandırmıştır.



// Yaralamaz dostu bizim gülümüz
Kırılsa da yende kalır kolumuz
İyilikle doğruluktur yolumuz
Yüreğinden nefretini sil de gel //


Gerçek dostlar birbirlerinin kusurlarını örter ve görmediğimiz hatalarımızı bize bildirirler. Ve dostlarımızın bu yaklaşımına asla kırılmayız çünkü biliriz ki kıskançlık ve art niyetten uzak ve iyi niyetin yürekte taşıdığı duygularla yaklaşır bizlere dostlarımız. Freedrich Nietzche “Güller, laleler, bütün çiçekler solar, çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne kırılır” der. Şair bu kıtada dostlar arasında hiçbir zaman kırgınlığa, dargınlığa yer olmayacağını her zaman yaşanılan çatışmalarda bile iyi niyetin galip geleceğini belirtmektedir.

“Kırılsa da yende kalır kolumuz”

Dizesiyle zaman zaman oluşan kırgınlıkların ya da yapılan küçük tartışmaların hiçbir şekilde koca bir dostluğu bozmasına izin vermeyecek bir yapıda olduğunu ve hiçbir zaman bu duygunun aksi bir yönde olmayacağını belirterek seslendiği kişiye önyargıdan, taşıdığı olumsuz duygulardan arınmasını ya da böyle duygulara meyil vermemesini ifade etmektedir.


// Kötülükten insanlara yol olmaz
İyi insan benliğine kul olmaz
İnsanları insan yapan mal olmaz
Ekmeğini isteyerek böl de gel //



Şair bu kıtada kapitalist anlayışın yaşam tarzı olmasına değinmektedir. Çünkü bu durumun her geçen gün artmasıyla dostluklar da gerilemektedir. Kapitalist anlayış kişiyi bencil ve çıkarcı yapar. Bu, dostluğun doğasına aykırıdır. Kapitalizm, insanı duygusal boyutlarından koparıp üretmek için tüketen, tüketmek için üreten mekanik bir varlığa dönüştürür. “Tüket ve at” şeklindeki hayat tarzı, dostluğun kalıcı ve vefa dolu yapısıyla örtüşmez. Çıkar duygusuyla kısa süreli paylaşımlar mümkün olabilir. Geçici hazlar veren ilişkiler dostluk değildir. Anlık, mevsimlik dostluklar olmaz. Şair seslendiği kişiye tüm bu özelliklerden arınmasını ve bir kuru ekmeği bile paylaşarak hayat denilen zorlu ama vazgeçilmez zaman dilimini dostlarına fedakâr yaklaşarak değerlendirmesini söylemektedir.




// Kuralımız ayan beyan açıktır
İsteğimiz büyük değil küçüktür
Anlamayan ya kötü ya kaçıktır
Tek şartı var önce insan ol da gel //



Şair bu dörtlüğüne kadar olan bölümlerde aslında insan olmanın diğer canlılardan farklı olmasının insana katması gerektiği bir takım yukarıda bahsettiğim özellikleri sıralamıştır. Aslında bunu yaparken edindiği dostluların zeminlerinin ne şekilde oluştuğunu ifade ederken bu kuralların insanlığın en önemli ilkeleri olduğunu belirterek bu duyguları taşımayan kişilerin asla insan olamayacaklarını vurgulamış, seslendiği kişiye gel çağrısında bulunarak aslında o kişinin şairin hayatında bir başlangıç oluşturabileceği bir dostluğa adım atacağının işaretlerini de sezebiliriz… Dostluk için gereken ilkelerin çok zor olmadığını ifade etmesi aslında senden sadece bana güven vermeni istiyorum der gibi seslendiği kişiye bir iç döküm olarak da değerlendirmemiz mümkündür… Şairimizin bu güzel şiiri vasıtasıyla dostluğa, dostlarımıza değinme fırsatı buldum. Daha da çok şey söylenebilir dostluklar için ancak biliyorum ki hepimizin bildiği ve arzuladığı dostluk bahçesini sizlere resmetmiş olacağım. Bu noktada güzel bir dünya için dostlukları ebediyete kadar yaşamayı ve yaşatmayı diliyor, dostlarınızın bol gönlünüzün huzurla dolmasını temenni ediyorum.



DİL VE ŞEKİL:


Dil: Şair yalın bir konuşma Türkçesine yer vermiştir. Türkçeyi kurallarına uygun olarak kullanmış olup dil sapmalarına yer vermemiştir.

Ayrıca muhatapla konuşma ve sorgulama üslûbunu tercih etmiştir. Bu bağlamda şiirde kim olduğu bilinmeyen her okuyanın kendi hayatından birilerini düşünebileceği belgisiz bir şahsa sesleniş söz konusudur. Şiiri okuyan şairin seslendiği kişiyi çok kolay kendi hayatından birilerini mısralara yerleştirebilirler.




NAZIM ŞEKLİ VE AHENK

Şiir dörtlük halinde yazılmış olmakla birlikte toplam beş kıtadan oluşmaktadır. Şair şiirini ahenkli kılabilmek için redif ve kafiyelere başvurmuştur.

Kafiye düzeni birinci kıtada a.b.a.b, ikinci kıtada c.c.c.b üçüncü kıtada d.d.d.b dördüncü kıtada e.e.e.b ve son olarak beşinciı kıtada ise beşinci kıtada f.f.f.b şeklinde olmaktadır.

a/ girilmez
b/ bul da gel
a/ verilmez
b/ bil de gel

-ilmez: redif, -r: yarım kafiye. ( -il: edilgenlik eki, mez: olumsuzluk eki)
da gel: redif -l: yarım kafiye.



c/ duygumuz
c/ saygımız
c/ kaygımız
b/ al da gel

-gımız: redif (-gı: fiilden isim yapan ek, -mız: 1.çoğul kişi iyelik eki)
-y: yarım k.


d/ gülümüz
d/ kolumuz
d/ yolumuz
b/ sil de gel

-ümüz: redif ( 1.ÇK iyelik eki)
-L: yarım k.


e/ yol olmaz
e/ kul olmaz
e/ mal olmaz
b/ böl de gel

olmaz: redif
-L: yarım k.


f/ açıktır
f/ küçüktür
f/ kaçıktır
b/ ol da gel

-tır: redif ( ek fiil eki)
-k: yarım k.



Ayaklardaki ana kafiyeler bil- al- sil- böl- ol- kelimeleridir ve kendi aralarında yarım kafiyedir. Şiir duraklı bir şiir olmakla birlikte 4+4+3: 11’li hece vezniyle yazılmıştır. Tüm şairlere şiirce bir hafta diliyorum… Hepinize saygılar sunuyor sizi Can Dündar’ın şu güzel cümleleriyle baş başa bırakıyorum…


“Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli âlem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegâne şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…”






// Sevgi Özlem ÖZCÜ //
“gizli özNe “



Bu Kritikten Sonra;

Ülkü Ahıska ----------------Ölümsüz Aşklar
Hayrettin Yazıcı------------Daha Ölüler Ölmeden Şiirleri // Sevgi Özlem Özcü // “ gizLi özNe “ tarafından yapılacaktır...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Dost Bağı başlıklı yazı FikretY.Çavdar tarafından 06.01.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat