Eklenme Tarihi : 14.02.2012
Okunma Sayısı : 4330
Yorum Sayısı : 37
Etiketler
Sebahat
Sebahat
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 15.02.2012 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Senin İçin
Senin İçin

Ben yandım

Sayfa, sayfa

Ayet, ayet

En güzel yerinde bir yangının

Ayaza kesen dudaklarım çöl

Dokunsan darağacı

Dokunmasan ecel

En uzun nirvanalarda

Bir çocuk bile öldürebilirken beni

Yaşanmamış bir aşk seç benim için

 

Ben yandım

Tam da Kolik ağlamalarda

Zirvesinde kızıl uçurumların

Bir aşkı zerk ederek kanıma

Üşümek sesinde

Kaç kez uyanmak titreyerek

Hastalanmak ömrün yarısında

Ve gömerek bir düşe hasreti

Mağripten kalk maşrığa gel benim için

 

Ben yandım

Ay dinlenirken gamzelerinde

Aynadaki yüzün

Buğulu cama yazılan isim

Biliyorsun

Hep kutsal kalacak bu mevsim

Diyorum ki… Tek sana kaçağım

Girerken açık bir kapıdan içeri

Gökyüzünde bir yeryüzü kur benim için

 

 

Ben yandım

Islak zeminde yalınayak

Ruhumu yollara düşüren aşk

Ört üzerini masalların

Çocukluğun dibine düşerek

Yüzünü avuçlarıma bırak

Gözyaşıma anlam katan

Kaldır ellerini semaya

Bozulmaz bir yemin et benim için

 

Dağ rüzgârım

Ilık nefes

Devşir beni yeniden

Topla kendini avuçlarıma

İç elimden ay ışığı

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 14.03.2012 )
Üstadın Çile kitabına nazire yaparcasına şiir yazma işine “çile” işidir desek hata etmiş olmayız zannımca. Çağımızın yaşayan önemli şairlerinden Sezai Karakoç “Şair, kafasına üşüşen kelimeleri çarmıha gere gere ve kendisi de o kelimelerle birlikte çarmıha gerile gerile, doğum sancıları içinde kıvrana kıvrana, şiirini biçimlendirir.” demiştir. Şiirin biçimlenmesi bir halden bir hale geçmesi için üzerinde nasıl titiz bir işçiliğin yapılması gerektiğini anlatan önemli bir sözdür bu. Zaman zaman yazdıkları alt alta sözcüklerin ve cümlelerin şiir olduğunu söyleyenlerin öncelikle bu alanın kurallarını bilmeleri ondan sonra yazdıklarını kıyaslamaları daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum. Çile çekmeden emek vermeden, çağımız ve bizden öncekilerin neler dediklerine bakmadan “Ben de oldum.” veya ben de yazdımla bu alanda yer alma çabası hiçbir zahmet etmeden oldum çabasıdır ki bu tehlikeli ve yaralayıcıdır. Aç tavuğun kendini buğday ambarında görmesine benzer. Burada eleştiri bu kadar öğrenme imkânı varken öğrenmek için çaba ve gayret göstermeyenler içindir. Yoksa insanlar emek verirse çile çekerse çok rahat bu işin üstesinden de gelebilirler.

“Şiir, duygu tarafı ağır basan, günlük dildeki anlamlarından farklı manalara bürünen kelimelerle ve âdeta canla mayalanarak hazırlanmış büyüleyici, sarhoş edici tarifi imkânsız bir iksirdir. Bünyesinde güzelliğin sarsılmaz dengesini barındıran tılsımlı bir terkiptir.” der Turan KARATAŞ. Hayatın içinden olanların daha başka anlamlara bürünerek izah edilmesi bir ahenk içinde harmanlanması gerekmektedir. Yoksa yukarıda da söyledim ağzımızdan çıkan her sözün bir şekilde serpiştirilip sıralanmasına biz şiir demiyoruz, kendimiz de dememeliyiz.

Şiir büyülü söz ise ki öyledir ve şair de büyülü söz söyleyen dahi ise şiir üzerine konuşulabilmek için geniş bir kültür birikimine ve alt yapıya ihtiyaç vardır. Bu altyapı ve birikim sadece ilham denilen duygu ile izah edilecek bir kavram değildir. İlham elbette çok önemlidir ancak sadece ilham, demir konulmadan yapılan binalara benzer ki yıkılması an meselesidir. Bir de üslup çok önemlidir. Yazdıklarımızı anlaşılabilir ve okunabilir kılmanın yolu üsluptan geçmektedir. Özgün olmayan farkındalık yaratmayan farklı ve yeni bir şeyler söylemeyen şiirler okunmayacağı gibi suya yazılan yazılar kadar geçici olurlar. Oysa şiir asra şahit olan öğeleri barındırır içinde, barındırmalıdır da. Yoksa en basit anlatımıyla “seni seviyorum” sözünün farklı bir pencereden yakalanmamış anlatımı olsa olsa kötü bir taklit ve tekrardan başka bir şey değildir.

Türk Edebiyatı Dergisi’nin 399. sayısında da yayımlanan yazıda günümüz şiiriyle ilgili önemli tespitleri şu şekilde sırlanmıştır…
“1-Akışkanlığın/akıcılığın, coşkunluğun kaybolduğu,
2-Duygunun yeter derecede hissedilmediği,
3-Bütünlüğün ya da “iç nizamın bozulduğu; birçok örnekte hiç görülmediği,
4-Sesin, ses değerinin azaldığı(ritimsizlik/âhenksizlik)
5-Sentetik katkının rahatsız edici boyuta ulaştığı yani “yapma” bir şiirin revaçta olduğu,
6-“Vehbîliğin yok sayılıp salt “kesbî”liğin önemsendiği/yeter görüldüğü,
7-İmgeye tutulan şairin başka tutunacak dala ihtiyaç duymadığı,
8-Çok yazmanın, her ay her yerde görünmenin moda olduğu,
9-Söylenenden (şiirden) çok söyleyenin öne çıktığı yani şiir yerine şairin görünür kılındığı,
10-Gelenekli şiir bilgisinden dolayısıyla klâsik şiirden nasipsizliğin arttığı,
11-Temel şiir bilgisinden (terminolojiden) habersiz olunduğu,
12-Ustalara fazlaca rağbet edilmediği,
13-Usta-çırak yetiştiriciliğinin unutulduğu,
14-Şairin kendine olan itimadı yüzünden cahil kaldığı,
15-Poetik eleştirinin ciddiye alınmadığı,
16-Şairiyetin tartışılmasından şa(y)irin son derece rahatsız olduğu”3 Kitapta yer alan diğer yazılar da aslında bu madde başlıklarının farklı boyutlarda açılımıdır.


Bu kadar teorik bilgiden sonra gelelim şiirimize;
Şiirin bentlerinin sonunda kullanılan mısralardaki
“Yaşanmamış bir aşk seç benim için
Mağripten kalk maşrığa gel benim için
Gökyüzünde bir yeryüzü kur benim için
Bozulmaz bir yemin et benim için”
ve şiirin bent başlarındaki “ben yandım” mısralarının serbest şiirin bel kemiği olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bölümler şiirde mısraları toparlayan, anlamda kopukluk olmasının önüne geçen ve sözcükleri başıboş bırakmayan bir maya görevi de görmektedir. Bence serbest şiirlerde çok önemlidir.

“Ben yandım
Sayfa, sayfa
Ayet, ayet
En güzel yerinde bir yangının
Ayaza kesen dudaklarım çöl
Dokunsan darağacı
Dokunmasan ecel
En uzun nirvanalarda
Bir çocuk bile öldürebilirken beni
Yaşanmamış bir aşk seç benim için”


Şiirin özünü oluşturan benim için anlamının değer olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Öyle bir değerdir ki “benim için” derken aslında “sen öylesin” demek istemiştir şair tıpkı şiirin isminden anlaşılacağı üzere… Ben “yandım” derken “yaktın” demek istemiştir. Hem de ne yakış; nasıl ki mistik duygular yüreğin içinde alevlenir, nasıl ki yangına dokunmanın yangın olan yüreğe işlemediği anlatılır, nasıl ki en uç duyguları yaşamanın bile aşkı tarif etmeye yetmediği anlatılırken şair “yandım” demek istenmiştir.

Hayatta her şey zıttıyla kaimdir. “Ayaza kesen dudakların çöl olması” mısrasında bunun en güzel örneklerinden birisini görebilmekteyiz. Şiirin diğer bentlerinde de buna benzer anlatımları göreceğiz. Nirvana; Budizm’de, her türlü istek, tutku ve duygulanımlardan kurtulup, ben'in ortadan kalktığı en yüksek ruh durumuna erişme olarak anlaşıldığında yaşanmamış aşkın rotasının da çizildiği ortaya çıkacaktır. Aşk aşkın bir duygunun yüreklerde oluşturduğu bir çağlayan olarak akacaktır. Sonunda gerçek aşkın durağında son bulacaktır.

Ben yandım
Tam da Kolik ağlamalarda
Zirvesinde kızıl uçurumların
Bir aşkı zerk ederek kanıma
Üşümek sesinde
Kaç kez uyanmak titreyerek
Hastalanmak ömrün yarısında
Ve gömerek bir düşe hasreti
Mağripten kalk maşrığa gel benim için


Kolik sözcüğü sözlükte kalınbağırsakta, genellikle, karın boşluğunda aralıklı duyulan güçlü sancı olarak anılsa da ben bunu aşkın karşısında şairin ruh halini tasvir için kullandığını acı ve sancı olduğunu düşünüyorum. Çünkü kana zerk edilen aşkın damarları istila ederek üşümeyi ve titremeyi geçirmesi ve gerçek aşka tutulmayı sağlaması biraz zaman alacaktır. Şair onu da hastalığa tutulmak olarak anlatmıştır. Ancak işte o gerçek anlamda sağlığa kavuşmaktır. Bir düşe hasreti gömmek ve akabinde mağripten maşrığa gelmek bu güçlü duygunun düşündüklerini hayata geçirebilmek adına neleri göze alabileceğinin de en büyük delilidir aslında…

Ben yandım
Ay dinlenirken gamzelerinde
Aynadaki yüzün
Buğulu cama yazılan isim
Biliyorsun
Hep kutsal kalacak bu mevsim
Diyorum ki… Tek sana kaçağım
Girerken açık bir kapıdan içeri
Gökyüzünde bir yeryüzü kur benim için


Bu bölümde şair biraz da tasvir yaparak sevdiğine yönelmiştir. Onunla özdeş kıldığı mısraların varlığını görebiliyoruz burada. Ayın gamzelerinde dinlenmesi, buğulu cam da yazılı olan isim, kutsal kalacak mevsim gibi. İsim, mevsim ve ay sevgiliye dair bize meçhul ancak şaire malum yaşanmışlıkların kodları olarak durmaktadır şiirde. Sonlara aşka benliğinden sıyrılmış bir şekilde yönelmesi yani yukarıda değindiğimiz nirvana burada ayan beyan ortaya çıkmıştır. “Açık bir kapıdan içeriye girerek gökyüzünde bir yeryüzü kurma” isteğini bir kez daha okumanızı öneriyorum. Tek olana kaçmak ve tek kaçmak…

Ben yandım
Islak zeminde yalınayak
Ruhumu yollara düşüren aşk
Ört üzerini masalların
Çocukluğun dibine düşerek
Yüzünü avuçlarıma bırak
Gözyaşıma anlam katan
Kaldır ellerini semaya
Bozulmaz bir yemin et benim için


Şiirin diğer yerlerinde de olduğu ve söylediğim gibi zıtlıklar yine devam etmektedir. Islak bir zeminde yanmak mısrasında yine aynı anlam vardır. Tüm benliğiyle bu aşka yöneldiğini en güçlü bir şekilde ifade eden şair “Ruhumu yolara düşüren aşk.” mısrasıyla bunu itiraf etmiştir. Masalların üzerinin örtülmesi, geçmiş yaşanmışlıkların geride bırakılarak yeniden bir çocuk masumluğuyla yola çıkmaya delalettir. “Çocukluğun dibine düşmek.” bu anlama gelmektedir. Gözyaşları masumdur biliriz ve masumluğa, arınmışlığa, samimiyete engin bir ruhla sevgiliye çağrı yapılmıştır. Kaldır ellerini semaya derken aşkıma teslim ol denilmek istenmiştir. Çünkü “Bozulmaz yemin.” ancak ciddi teslimiyetle olan bir duygudur.


Dağ rüzgârım
Ilık nefes
Devşir beni yeniden
Topla kendini avuçlarıma
İç elimden ay ışığı…
Elimden ay ışığı iç derken anlatılan nirvanaya ulaşmak için seçilen basamakta durana son çağrıdır. Devşirmek yeniden dirilmek, değişmek anlamalarına geldiği düşünüldüğünde toparlanmak için bir nedene ihtiyaç vardır o da uğrunda yanılan, yanmamış bir aşk için çağrı yapılan, mağripten maşrığa gelinen, gökyüzünde bir yeryüzü kurulan, bozulmaz bir yemin edilendir. Aşktır..

Şiirde ahenk unsuru gayet güzel bir şekilde kullanılmıştır. Hatta iç ses dediğimiz kafiyeli sözcüklerin şiirin okunuşuna kattığı özelliği de göz ardı etmememiz gerekmektedir. Örneğin bu bentte:

Ben yandım
Islak zeminde yalınayak------------------yak
Ruhumu yollara düşüren aşk-----------aşk
Ört üzerini masalların
Çocukluğun dibine düşerek---------------rek
Yüzünü avuçlarıma bırak------------------rak
Gözyaşıma anlam katan
Kaldır ellerini semaya
Bozulmaz bir yemin et benim için….
ekleri şiiri dediğim gibi daha okunabilir kılmıştır. Kaldı ki şiirede ahenk unsuru vazgeçilemez bir unsurdur diye düşünüyorum…


Ancak bazı sözcüklerin çok fazla kullanımı örneğin bir sözcüğü 8 defa, şiirin son bentinin diğer bentler gibi bitirilmemiş olması, 1. bentin 10 mısra 2.3.4. bentlerin 9 mısra ve son bentin 5 mısradan oluşması hem şiirsel söyleyiş hem de görsellik açısından nazar boncuğu olmuştur. Elbette serbest şiirde böyle bir kalıp ve uygulama yoktur. Ancak bence tercih edilmelidir diye düşünüyorum.

Şairin seslendirme konusunda başarısı ise gözden kaçmamakta ve şiire bambaşka bir hava vermektedir. Sitemizin değerli yazarını tebrik eder başarılarının devamını dilerim…



Zekeriya EFİLOĞLU



Bu kritikten sonra;,
Müjgan Akyüz - “Ölüm İstanbul Olsa”
Mustafa Sade - “Gelmedin” isimli şiirlere // Sevgi Özlem ÖZCÜ // " gizLi özNe " tarafından kritik yapılacaktır.
Hüseyin Durmuş- Sonun Değil mi?
Himmet Aygüt- Sonbaharda Ellerim...
Ahmet İdrisoğlu-Gün Sabah Olsun şiirleri Zekeriya EFİLOĞLU tarafından kritik yapılacaktır...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Senin İçin başlıklı yazı Sebahat tarafından 14.02.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı