Eklenme Tarihi : 15.02.2012
Okunma Sayısı : 4046
Yorum Sayısı : 39
Etiketler
MüjganAKYÜZ
MüjganAKYÜZ
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 16.02.2012 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Ölüm İstanbul Olsa
Ölüm İstanbul Olsa


  

Hüzün var İstanbul'un heybetli havasında
Çatıda elmas gözler, duvarlarda tarihi
Küçük taklidi yapan büyük zat edasında
Masumiyeti bitmiş, döndü derken talihi


Nasıl uyur İstanbul? Her ân gözleri açık
Gece-gündüz ayakta oyununun yazarı
Ufukta damla damla düşen koyu kızıllık
Girift olmuş mekânlar... Cami, kilise, barı


Gözler çoktan kurumuş, yürekler ıslanırken
Şehrin görkemine zıt, kambur olmuş insanlar
Minik öykülerini büyük roman sanırken
Aşkın iç denizinde mahsur kalmış insanlar


Her tarafta (y)akıyor iyi-kötü serüven
Tutkuyla yaşayanı sevdiği şey öldürür
Kumaşı yırtık kente kalmadıysa da güven
Ölüm İstanbul olsa ölmek beni güldürür




2012
Müjgân Akyüz




Deniz Uzuner Hanıma seslendirme için teşekkürlerimle



EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 21.03.2012 )
ŞAİR’DEN:

Değerli dostlara selamlar;
Edebiyat ile ilgili tek bir cümle kurmam istendiğinde söyleyeceğim şudur: ”Şiir dilini seviyorum, şiir dilini nesirde de seviyorum.” Bizden önce yetişmiş ve değerli eserler vermiş üstatların şiir hakkındaki görüşlerini çok önemsiyorum. Öncelikle bunları araştırdım kendime bir yol çizebilmek için. Öğrendiklerim ve tecrübelerime göre; insanda şiir yazabilme doğal yeteneği olsa bile mutlaka bunu bilgi ile desteklemesi gerekiyor. Serbest ya da hece, bütün şiir türlerini seviyorum ve yazmaya çalışıyorum. Her iki türün de kuralları olduğuna inananlardanım. Şiir hakkında toparladığım bilgileri site üzerinden yayınlıyorum. Eşim, Samsun’da bir lisede idareci olarak görev yapıyor. Bir oğlumuz var, İTÜ Telekomünikasyon Mühendisliğini bitirdi ve bu yıl kısa dönem askerliğini de yapıp geldi. Samsun doğumluyum, Sinop Öğretmen Lisesini bitirdikten sonra Konya Selçuk Ü. Mimarlık bölümünü bitirdim. Konya’daki kendi şirketimizde inşaat takipleri ve proje çizimleri yaptım. Memleketime döndükten sonra öğretmenlik mesleğine geçtim. Mimar olarak çalıştığım yıllar ile öğretmenlik yıllarını birleştirerek emekliliği hak ettim. Şu an tekrar Samsun’da bir inşaat şirketinde Yapı Denetimi bölümünde mimar olarak görev yapıyorum. Kalan zamanım kitaplarla şiirlerle geçiyor.

KİTAPLARIM
İlk şiir kitabım ''Aşkını Helal Et'' ortak bir çalışmadır.
İkinci şiir kitabım “H.ECE”
Üçüncü Kitabım “Aşkkör”
Bitirmek üzere olduğum bir romanım yaz aylarına doğru sanırım hazır olacak.
Şiir kritikteki emeği için değerli dost şairimize emekleri için çok teşekkür ediyorum. Üzerimizde gerçekten çok emekleri oluyor, kendilerine sonsuz başarılar dilerim. Sevgilerle…

Müjgân Akyüz


TAHLİL:

Uzun bir ara gibi gelen iki haftalık moladan sonra tekrar aranızda olmaktan mutluluk duyuyorum. Epey bir zamandır sizlerle şiir isimli genç ve güzel bir kızı çekiştiriyoruz. Zaman zaman duygulanıp, kederli bakışlarında teselli arıyor, zaman zaman coşkulu bir ruh halimizle bambaşka duygu diyarlarına seyahat ediyoruz.

Bu genç kızı yetiştirip bizlerin beğenisine sunan şairin, şiirlerinde yarattığı güzelliklere şahit oluyoruz. Duyguların yolculuğunda şair bize önderlik eder gibi gözükse de duygularımızın yansımasını aralıyor mısralarında...

Yüzyıllar boyu şairler bize dünyayı anlattılar, betimlediler; kalemleri fırça misali, kelimelerle resimler çizdi: konuşan resimle. Nice resimler için şiirler yazıldı, nice şiirleri okuyan ressamlar dizeleri fırçalarına döktüler. Ressamın fırçası ve şairin kalemi birbirinden hiç ayrılmadı uygarlık tarihi boyunca.

Şöyle geçmişe yapacağımız yolculukta adına imgeler biriktirip birçok şiir yazan şehirlerden hemen hemen ilk sıraya İstanbul’u rahatlıkla alabiliriz. Çünkü bu şehir, tarihi ve duyguyu ayrılmaz bir bütün olarak bir mücevher gibi üstünde taşır. İstanbul şehirlerin şahıdır ve her güzel ve hüzünlü olgunun peşinden koşulduğu gibi üreten sanatçılar bu şehrinde peşinden koşmuşlardır.
Bu hafta kritiğimize Sevgili Müjgan Hanım'ın "Ölüm İstanbul Olsa" isimli şiirinde konaklayacağız. Fakat şiirin başlığında fark ettiğimiz gibi bu güzel şiirin perdelerini aralamadan İstanbul'a bir göz atmalıyız.

İstanbul denizin ve yeşilin yeryüzünü güzelleştirmek için yarıştığı muhteşem bir coğrafyadır. Dünyanın ‘Altın Boynuz’ adıyla tanıdığı Haliç gibi nefis bir deniz kıvrımıyla ikiye bölünen Avrupa yakası, bir şehir için düşünülebilecek en güzel konumdur. Bu şehre sanatçıların, ediplerin, şairlerin derin bir emeği geçmiştir… İstanbul için yazılmış şiirler, İstanbul’u yazan seyahatnameler, İstanbul’u anlatan hikâyeler, romanlar da, tıpkı Boğazdaki renk renk yalılar, İstanbul’un tepelerine serpilmiş büyük küçük camiler, sokak aralarına kondurulmuş çeşmeler, sebiller gibi İstanbul’un eşsiz güzelliğinin birer parçasıdır.

Şüphesiz ki İstanbul’a dair yazılan şiirlerde her şairin şiirlerinde anlattığı İstanbul farklıdır. Yahya Kemal, Orhan Veli ve İlhan Berk gibi İstanbul şairleri farklı dönem ve farklı kültürü yansıtmışlardır. Örneğin, kimi şairler, İstanbul’u, medeniyetin eşyaya sinmiş hali olarak görürken; kimi şairler, aynı şehri, doğal ve sıradan yaşamların mekânı olarak görürler. Şehri, insanda güzellik ve uyum düşüncesi uyandıran manzaralar olarak gösteren şairler olduğu gibi; yoksulların ve varlıklıların uyumsuzluk içinde yaşadıkları bir çatışma alanı olarak gören şairler de vardır. Bazı şiirlerde, şehir, insanı bireyleştiren ve özgürleştiren yer olarak görünürken; bazı şiirlerde, insanî değerleri yiyip bitiren yok edici bir mekân olarak görünür. Hatta kültürel arka planı aynı olan şairler bile, İstanbul’u farklı algılayıp anlamlandırabilmektedirler. Bu farklılıkları etkileyen başka bir öğe de, şairin modernizm karşısında aldığı veya mecbur kaldığı tutumdur. Bazı şairlere göre, yeni olan her şey, hafızaya ve ruha yapılan bir saldırıdır. Bazılarına göre ise her şeyi, hiç durmadan yıkıp yeniden yapan modernizm, insan doğasının gereğidir. Bu düşüncelerle kritiğimize geçelim.
Sayın Müjgan Hanım’ın İstanbul’a bakış açısını anlamlandırmaya çalışalım.


KONU:

Edebiyatımızda birçok yazar ve şair kendi bakış açısı ve bulunduğu döneminde etkisiyle farklı hallerde İstanbul’u konu alan şiirler kaleme almış olduğundan yukarıda söz ettik. Gerek kültürü, gerek görsel güzelliği, gerek harabeleri ve yıkıntıları konu edinen şiirlere bakıldığında bir şehri yazınsal zenginliklerle şairlere pelesenk eden uçsuz bucaksız bir ummanla karşılaşmaktayız.
Şairimiz bu şiirinde adeta Tevfik Fikret’in “Sis” şiirinde olduğu gibi İstanbul’u hüzünlü ve kederli bir dille kaleme almıştır.

“Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?”

Şehrin metropolüne ve zengin tarihi kaynaklarının tersine insanların ve duyguların fakirliğine değinerek, yaşamın dışardan göründüğü gibi olmadığını, birçok sebebe bağlı olarak aşkların, dostlukların ve yaşamın Anadolu’daki gibi olmadığını şiirsel bir dille ifade etmektedir.
Şairin bakış açısında şehir birçok hayatı içinde yaşatması nedeniyle kendi içinde tezatlıklar oluşturur.
Necip Fazıl Kısakürek’in “Canım İstanbul” şiirinden bir bentle şairin duygularına tercüme olalım:
“Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...”
Şatafatlı bir hayat ve gecekonduların içinde göz ferlerinin solgun ışıklarında aydınlanmaya çalışan karanlık yaşamlar. Görkemli kalabalığında böylesi tezat hayatları barındırır.
İstanbul’u tanımayanların İstanbul’a çeşitli umutlarla göç edip değişen yaşantıları, uğradığı hayal kırıklıklarını konu edinmiştir.


İÇERİK:

//Hüzün var İstanbul'un heybetli havasında
Çatıda elmas gözler, duvarlarda tarihi
Küçük taklidi yapan büyük zat edasında
Masumiyeti bitmiş, döndü derken talihi //

İstanbul’un talihi ilk defa Fatih’le döndü… Bizans’ın kanlı ellerinden çekip kurtardı şehrin tutsak yanını… Şair çağ kapatıp çağ açtıran bu olayla başlamış aslında İstanbul’un hüzünlü tarafını anlatmaya. İstanbul’un kendi içine doğru kapandığını, insanların, oradan oraya durmaksızın sürüklendiğini, sürekli gelişme ve ilerleme tutkusunun, din, toplum, birey ya da bütünüyle insanlık değerlerini zayıflattığını gören şair, gerçekçi ya da izlenimci bir tutumla, doğal ya da hayalî olan “yitik cennet”ini aramaya başlar. Bu yitik cennet, modern öncesi mekânlarda olabileceği gibi, düşlerde de olabilir. İstanbul’u hüzünlü bir bakış açısıyla gözlemleyerek ona bu yakıştırmayı layık gören şairimiz İstanbul’da yaşanılan çeşitli olayları bir bir aklından geçirerek ve hatta bizzat yaşayarak şehrin günden güne masum olmaktan çıkıp insanlığın sayesinde lekelendiğini ima etmektedir. “Küçük taklidi yapan büyük zat edası” dizesiyle aklımıza İstanbul’da yaşayan şehrin masumiyetini alan insanlar gelmektedir.
Şair Abdulhak Hamit Tarhan bir şiirinde bu durumu çok güzel ifade etmiştir:


“Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.”



//Nasıl uyur İstanbul? Her ân gözleri açık
Gece-gündüz ayakta oyununun yazarı
Ufukta damla damla düşen koyu kızıllık
Girift olmuş mekânlar... Cami, kilise, barı//


Uyku ve İstanbul hep yan yana getirilmeye çalışıldı. İstanbul’u dizelerine konuk eden tüm şairler gibi Müjgan Hanım’da İstanbul’u kişileştirerek uykuyla yan yana getirmiştir.

“Bir devri lânetiyle boğan şâirin Sis’i
Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi
Hülyâma bir eza gibi aksetti bir daha;
-Örtün Müebbeden uyu! Ey şehir- O beddua”


Yahya Kemal “Siste Söyleniş” isimli şiirinde de aynı durum söz konusudur. Şehir birçok sırrı içinde taşıdığı için uykuyla özdeşleştirilmiştir. Ancak şairimiz Yahya Kemal’in bakış açısının tersine İstanbul'u huzursuz bir ruh resmi çizmiştir. Beyatlı’da gördüğümüz İstanbul aşkı bu şiirde daha çok kaygıya dönüşmüş İstanbul’un günden güne değişen ve insanlara olumsuz bir hayat veren yanıyla karşılamıştır.

Mekânların giriftliği, cami kilise ve barın yan yana getirilerek birçok hayatı içinde barındırmasını ifade eden şair İstanbul’u bir kaosun içinde görmektedir. İstanbul’u Türk şehri yapan idrak ve iradenin mekânlara sinmiş ruhunun kaybolmasından endişe duyan şair, bütün
gücüyle manzara ve yapılara sinmiş bu ruhu kendi çerçevesinden şiirleştirmiştir.


//Gözler çoktan kurumuş, yürekler ıslanırken
Şehrin görkemine zıt, kambur olmuş insanlar
Minik öykülerini büyük roman sanırken
Aşkın iç denizinde mahsur kalmış insanlar//

Şair bu bölümde bize Orhan Veli’nin İstanbul’undan bahsetmektedir. Yahya Kemal’in tersine Orhan Veli’de İstanbul tamamen yaşam kavgasıdır. Bu kıtada da Müjgan Akyüz; “Şehrin görkemine zıt, kambur olmuş insanlar” dizesiyle bu yaşam kavgasını ifade etmektedir.
Orhan Veli;

“İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir fakir Orhan Veli’yim
Veli’nin oğluyum
Tarifsiz kederler içinde. “
…
“Başıma da konuyor, konuyor aman martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halim” (Kanık 1989: 66)


İstanbul Türküsü adlı şiirde, bir kıyıda melül mahzun oturmuş olarak görünür. İnsanların sıkıntısı, ekmek derdinden, mahzunluğu ise aşk derdinde doğar. Eve tuz ekmek götürmeyi unutan avare âşık, kırılmıştır. Bu kırıklık, yalnızlık ve kimsesizlik duygularını harekete geçirir. “Veli’nin oğlu” “ Fakir Orhan Veli” gibi ifadelerle, sıradanlığını, yoksulluğunu; “edalı” yar ile duyarlığını ortaya koyan öznenin tarifsiz kederi anlaşılır hale gelir.
Bu kıtada şairimizin “Aşkın iç denizinde mahsur kalmış insanlar” dizesi Orhan Veli’nin kederine rastlamak mümkündür. Çünkü hayatın ritmini duysa da, mekânları hep zevk veren boyutuyla duyumsasa da, işsizlik, parasızlık ve aşkın acı tarafı onu kederlendirir. Pek çabuk mutlu olması, pek çabuk kederlenmesi, yaşamayı sevmesine ve imkânsızlıklarına bağlıdır. Koca şehre adeta bütün bedeni ve arzularıyla bağlı olan insanlar şairin bu bölümüne konuk olmuşlardır., Yoksunluklarının baskısı arttığında kendini “terkedilmiş” hissetmişlerdir.


// Her tarafta (y)akıyor iyi-kötü serüven
Tutkuyla yaşayanı sevdiği şey öldürür
Kumaşı yırtık kente kalmadıysa da güven
Ölüm İstanbul olsa ölmek beni güldürür//


Şairin bu kıtasında anlatılan İstanbul çok daha farklıdır. İlhan Berk’in İstanbul’unu dizelerde görmek mümkündür. Şairimiz hem tutkuyla yaşayıp sonrasında karşılaşılan hayal kırıklığına hem kumaşı yırtık kent benzetmesiyle insanların bencilliği ve asla güvenilmez olduğuna değinmiştir.

“Sultanahmet’te darağaçları hazırlanıyor
Çarşıkapı’da üç serseri karakolluk oldu
Bütün Fatih’i derin uykularda görüyorum
…
Yeniden katledilecek emeği
Fukara halkın
Bir takım adamların elindeki İstanbul’u”
“İlhan Berk”

İlhan Berk’e göre bugünün İstanbul’u pistir, vahşidir; çünkü insanı yozlaştıran kapitalizmin şehridir. Sermaye denilen dev ayaklı çamur, İstanbul’u baştanbaşa kirletmiş, yozlaştırmış; şehri, düş kıran bir mekâna dönüştürmüştür. Bu algının, şehri, sınıfsal çatışmanın ve proleterleşme sürecinin modern mekânı haline dönüştürmüştür.

Ancak şairimiz her ne kadar İstanbul’u hüzün ve kederli bir ruhla ifşa etse de son dizedeki “Ölüm İstanbul olsa ölmek beni güldürür” dizesiyle içindeki İstanbul sevgisini ölüme gülerek giderim ölmek İstanbul olsa diyerek ifade etmiştir.

Sevgili şairimize bu güzel şiiri için ayrı bir teşekkür etmeliyim çünkü bu kritik epey uzun bir çalışmanın ürünü bu saye de İstanbul’a ve bir takım şairlere yolculuk yaptık. Bu yolculuk sırasında çeşitli şiirler okuduk ve bu aşamaya geldik.


DİL VE ŞEKİL:
Dil: Şair yalın bir konuşma Türkçesine yer vermiştir. Türkçe’yi kurallarına uygun olarak kullanmış olup dil sapmalarına yer vermemiştir. Ayrıca kendisiyle konuşur gibi muhatapla konuşma ve ben diliyle zaman zamanda üçüncü şahıs dilini kullanarak gözlem şeklinde duygularını anlatma üslûbunu tercih etmiştir.


NAZIM ŞEKLİ VE KAFİYE ÖRGÜSÜ:

Şiir, çapraz kafiye sistemiyle 7+7=14’lü hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kafiye ve redifleri şöyledir:

a- havasında
b- tarihi
a- edasında
b- talihi
hava-sında/ eda-sında
-sında: redif ( “s” kaynaştırma harfi, “ı” iyelik eki, “n” kaynaştırma, “da” bulunma hal eki)
-a: yarım kafiye
tarihi/talihi
-i: redif ( belirtme hal eki)
-ih: tam kafiye


c-açık
d-yazarı
c-kızıllık
d-barı
açık/kızıllık
-ık: tam kafiye
Yazar-ı/bar-ı
-ı: redif (iyelik eki)
-ar: tam kafiye


e-ıslanırken
f-olmuş insanlar
e-sanırken
f-kalmış insanlar
ıslan-ırken/san-ırken
-ırken: redif ( “ır” geniş zaman eki, “ken” zarf fiil eki)
-an: tam kafiye
Ol-muş insanlar/ kal-mış insanlar
-mış insanlar: redif (“mış” öğrenilen geçmiş zaman eki)
-l: yarım kafiye

g-serüven
h-öldürür
g-güven
h-güldürür
serüven/güven
-üven: zengin kafiye
Öl-dürür/gül-dürür
-dürür: redif ( “dür” fiilden fiil yapım eki, “ür” geniş zaman eki )
-l: yarım kafiye



Çok keyif aldığım bir şiirdi. Şairine hürmetlerimle. Herkese sevgiler…



// Sevgi Özlem ÖZCÜ //
“ gizLi özNe “




KAYNAK:
Berk, İ. (1992). Uzun bir adam. İstanbul: Yazko yayınları.
Berk, İ. (1992a). İlhan Berkle Söyleşi, Defter, S.19 Kı
Beyatlı, Y. K. (2003). Kendi gök kubbemiz. İstanbul Yapı Kredi Yayınları.
Beyatlı, Y. K. (2003a). Eski şiirin rüzgarıyla. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Kanık, O.V. (1989). Bütün şiirleri. (7. baskı). İstanbul: Adam Yayınları.
Hızlan, D. (1996). Saklı su. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Oktay, A. (2002). Metropol ve imgelem. İstanbul: İş Bankası Yayınları.





Bu kritikten sonra;
Mustafa Sade - Gelmedin
Hüseyin Durmuş- Sonun Değil mi?
Himmet Aygüt- Sonbaharda Ellerim...
Ahmet İdrisoğlu-Gün Sabah Olsun isimli şiirleri // Sevgi Özlem ÖZCÜ // " gizLi özNe " tarafından kritik yapılacaktır.




Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ölüm İstanbul Olsa başlıklı yazı MüjganAKYÜZ tarafından 15.02.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat