Eklenme Tarihi : 08.04.2012
Okunma Sayısı : 4108
Yorum Sayısı : 13
Etiketler
Şükran Aydoğan
Şükran Aydoğan
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 09.04.2012 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Gönül Yarası
Gönül Yarası

 

Benim birikmiş acılarım var
Sancılarım
Güz yangınlarım
Sakın bakma yüreğime
Gizli hücrelerinde
Dile gelmiş ağıtlarım var
Bir kaşık suda boğuldu
Ümitlerim
Şimalden esen rüzgâr savurdu
Hepsi bir yana dağılmış hislerimin
Yaz günü bile üşüten
Ayazları var
 
Ağrılar tutmuş
Sızlıyor hatıralarım
Dizlerimde senelerin
Yorgunluğu var
Kırık bir plak en sevdiğim şarkı
Melodiler aynı, sazlar aynı
En yakın yol bile uzak
Almış başını gidiyor ömrüm
Onlarca hüsranın
Gönül yarası var
 
Kör bir kuyu belleğim
Adı maziymiş
Dibe vurmuş
En sadık dostlarım,
Sadakat kara bir pelerin giymiş
Etekleri sürünüyor
Vefasızların
Nereye baksam
Buruşmuş ayrılıklar
Kokusu sinmiş odama yalnızlığın
O yalancı gözlerin
Gözlerimde izi var.
 

Ş.AYDOĞAN ( GÜLCENAZ )

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 09.06.2012 )
KRİTİĞE GİRİŞ:

Bildiğiniz gibi her kritik yazımın girişinde sanata, sanatçıya, yaratıcı düşünceye, şaire ve şiire dair kısa notlar sunuyorum sizlere. Bir sohbetten ilham alarak bu gün size şiirde kelime seçiminden bahsetmek istiyorum. Özellikle modern devirde kelime dağarcığımızın ve kitap okuma düzeyimizin çok düşük olduğu bir dönemdeyiz. Şiir yazabilmek, bir yetenek işi olduğu kadar birazda bilgi ile doğrudan ilgili olduğu hepimizce fark edilmiş bir gerçektir. Bilgi ise kişinin zihinsel olarak çevreden edindiği verilerde saklıdır. Bir aşk şiiri de olsa salt duygularla yazılan bir şiirin çırılçıplak olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bu çıplaklığı bilgi ve çeşitli kelime kompozisyonuyla tasarımlayıp en şık şiirlere imza atmak şairin elindedir.

Kelimeleri farklı anlamlarıyla desenlemez isek o kelimeyi eskitmekten başka hiçbir işe yaramaz yazdıklarımız.

İlerlemek ve kendimizi yenilemek için yıllardır kullanılan kelimelerin mayasını yeniden yoğurmak bizim elimizdedir. Çünkü bir kelimenin başına gelebilecek en kötü şey, o kelimeyi şiirde eskitmektir. Bunu engelleyebilmek şiire taze anlamlar katarak ortaya çıkar. Yıllardır kullanılan bazı kelimeler vardır. Örneğin “yalnızlık, Leyla, gül, bülbül, hüzün, sevda vs…” Bu kelimeler artık yenilikçi bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Çünkü yıllardır her şiirde konuk oldukları için son dönemde şiire gönül veren kişilerin kelimelere yeni bir soluk vermelerine ihtiyacı vardır.

Peltek Vaiz kitabında yer alan "Eline sağlık Tanrım, Leyla çok güzel olmuş" dizesi, işte bu çabanın ürünüdür.

Çok kullanıldığı halde eskimeyen kelimelerde vardır, bizim bahsettiğimiz konunun dışında bıraktığım bu kelimeler şiirde manaya yardımcı olmak için mısraların içinde çok fazla göze batmayan ancak yokluğunda şiirin yarım kalacağı kelimelerdir. Fakat şiiri düz yazıdan ayırt etmek için şiirin özünü oluşturan kelimeler sıradanlığı aşarak yeni anlamlarla kapımızı çaldığı vakit şiirde yenilikçi yanlarımızı ortaya çıkartabiliriz.

Bir de başlı başına şiirde kullanıldığında bir şiir değeri oluşturan kelimeler vardır. Bu kelimeleri kullanırken şiirdeki mevcut tınıyı korumak bütünlükten o kelimeyi uzaklaştırmamak şairin görevi olmalıdır.

Kelimelerle ilgili dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şudur: Bazı kelimeler, adeta bazı şairlerin mülkiyetine girmiştir. Örnek verecek olursak; fayton deyince Ece Ayhan, balkon deyince Sezai Karakoç, gümrah deyince İsmet Özel, merdiven deyince Ahmet Haşim, çile deyince Necip Fazıl, beyaz deyince Ziya Osman Saba, kar deyince Ahmet Muhip, zaman deyince Ahmet Hamdi Tanpınar, sessiz gemi deyince Yahya Kemal akla gelir. Bunlar, tehlikeli kelimelerdir. Kullanan kişiyi (şairi) ezebilir. Bu noktada, ortaya bir fark koymanız icap eder. Mesela Sezai Karakoç, "balkon" kelimesini mimari anlamda kullanmıştı. Aynı kelimeyi bizlerin kullanması için şairin kullandığı anlamdan daha farklı anlamda kullanmamız bizi hem geliştirir hem yüceltir kanısındayım.

Kelimelerle ilgili dikkat ettiğim bir diğer husus da şudur: Bazı kelimelerin ikinci ve üçüncü anlamları, birincisinden daha kuvvetli, daha çarpıcıdır. Örneğin "alışmak" kelimesinin bir diğer anlamı da tutuşmaktır. Yine, "okumak", davet etmek anlamına da gelir. Bu durum, güzel bir imkân olarak şairin karşısında durmaktadır. Her kelimenin, insanlar gibi kendine has bir karakteri, bir sesi vardır. Kimi kelimenin sesi şiire müsaittir, kimininki değildir. Beş-altı açık heceden oluşan bir kelimeyi şiirimizde kullanırsak, ritim düşer ve nesre yaklaşmış oluruz. İşte bu noktada, aruzun imkânları aklımızda olmalıdır. Şahsen ben, ritmi daima canlı tutmak için, iki ve üç hecelik kelimeleri tercih ediyorum. Uygun kelimeyi tercih etmenin ne kadar hayati bir mesele olduğunu asla unutmamalıyız.

Macar dilbilimci İvan Fonagy, harfleri "ses" olarak gruplara ayırır. T, K ve R sesleri sert/saldırgan; L ve M sesleri ise yumuşak seslerdir. Yazara göre; İ aydınlık, U karanlık, R erkeksi, L kadınsıdır. Buna göre değerlendirecek olursak, sözgelimi "sevgili" kelimesinin, İ ve L harflerinden dolayı aydınlık ve kadınsı olduğunu söyleyebiliriz. "Şiir"in de, İ ve R harflerinden dolayı aydınlık ve erkeksi...

Mesela "Şu adam ne şanssız, işte karısı" dersek, 'karı' kelimesindeki K ve R harfleri, dizeyi oldukça sert ve saldırgan yapar. Karı kelimesinin yerine 'hanım' kelimesini tercih edersek, anlamı da, sesi de yumuşatmış oluruz: "Şu adam ne şanssız, işte hanımı..."

Ayrıca bir başka husus ise yazılan şiir ile şiirde geçen kelimelerin anlamca birbirlerinden uzakta olmaları konusudur. Örneğin bu bir aşk şiiri ise ve şiirde duygulara hitap eden kelimeler yerine taşlama şiirlerinde kullanılan kelimeler mevcut ise okuyucu bunu hemen fark eder ve yadırgar.

“Gül kıskanır tenini
Usanmaz sırtını keseler.”


Görüldüğü gibi ilk dize ile ikinci dize kelime seçimi bakımından çok alakasız ve anlama ihanet etmektedir.Bu nedenle yazılan şiirlerde kelime seçimlerine çok daha dikkat etmek şiirlerimizin daha üst seviyelere çıkmasında yardımcı birer merdiven niteliği taşır.

Unutmayalım ki; şair en büyük dil işçisidir. Şiirin hakkını vermek aynı zamanda dilin de hakkını vermektir.


KONU:

Yine sitemizin değerli bir şairi; sevgili Şükran Aydoğan’ın bir şiiri ile her zaman olduğu gibi şiirlerin bizi kendimizden geçiren manalarıyla kritik yolumuzda ilerliyoruz. Şükran Hanım, şiirinin başlık seçimini çok başarılı bir şekilde yapmış. Konusuyla ve içinde saklı kelimelerin dizelere yansıyan manasıyla şiir başlı başına bir gönül yarasıdır. Hayatı boyunca karşılaşılan kederler, dostlardan vuku bulmuş hançerler, canandan kaynaklı yaralar şiire mısra mısra yayılarak baştan sona hayal kırıkları ve ruhsal acılar şiirin konusu olmuştur. Bu yanıyla şiir aslında içimizde sakladığımız travmatik ukdelere ve acılarımıza ışık tutmuştur.



İÇERİK:

//Benim birikmiş acılarım var
Sancılarım
Güz yangınlarım
Sakın bakma yüreğime
Gizli hücrelerinde
Dile gelmiş ağıtlarım var
Bir kaşık suda boğuldu
Ümitlerim
Şimalden esen rüzgâr savurdu
Hepsi bir yana dağılmış hislerimin
Yaz günü bile üşüten
Ayazları var//

Şairin şiirini okuduğumuz ilk anda ben dilini kullandığını hemen fark edebiliyoruz. Dolayısıyla şiirde duygusal anlamda bir anlatıcı söz konusu olup biz okurlar onu dinleyen konumundayız. Ancak şiiri derinlemesine okuduğumuzda şiirdeki anlatıcının aslında şairde saklı olan bir başka kişiye kendisini ifade ettiği de dikkatimizden kaçmıyor. Ancak bu düşünce şairle duyguları arasında bir gizem, her şiirde olduğu gibi… Şiirin ilk bölümü niteliği taşıması ve konunun giriş bölümü olması vasıfları bu bölümde şiirdeki anlatıcının iç dünyası ve o dünyada geçen kederlerin kelime kelime ifade edilerek acının insan ruhunda yarattığı hüznü ve hüznün derinliğini, anlatıcının kendi duyguları da olsa kendimizden, kendi yaşadıklarımızdan fotoğraflar belirleyip hissederek yaşamın geceye dönen tarafını görmekteyiz.

“Gizli hücrelerinde
Dile gelmiş ağıtlarım var”

Bu iki dizeyi okuduğumda aklıma Behçet Necatigil’in “Sevgilerde” şiirinin bir bölümü geldi.

“Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.”

Gizli hücre, gizli bahçe, saklı dünya… Ne dersek diyelim anlam hep aynı… Her insanın yaşadıklarını sindirdiği, kendisi gibi olduğu, maskelerinden arındığı ve duygularını rahatça yaşadığı bir dünya vardır. Burada yaşadıklarını sindirdiği demekle aslında yaşamadıklarının acısını sindirmekten bahsedebiliriz. Hatta uğradığı hayal kırıklıklarından… Bu özel alan, kişinin varlığının durmadan aktif olarak eyleme geçtiği gizli dünyası olması ve sadece kendisi ile paylaştığı çok değerli bir alandır.

Kişi hissettiği duygularını eyleme dönüştüremediği müddetçe bu duyguları betimler ve bilinçaltına atar. Bilinçaltına betimlenip atılan duygu ve hislerin en yoğun olanı “ sevgi”dir ve orada gizliden gizliye yaşar. Ancak Adler bu durumu şöyle ifade eder:

“İnsanlar farkında olmaksızın, kendi içlerinde hiç durmadan faaliyet gösteren birtakım güçler geliştirirler. Bu güçler onların bilinçdışı alanlarında gizlenir, hayatlarını etkiler ve ışığa çıkarılmadıkları zaman bazen daha da acı sonuçlara yol acar.” (Adler, 1997: 217). Kişinin içsel dünyasında durmaksızın gizliden gizliye faaliyet gösteren duygu ve hisler, genellikle kişinin yalnız kaldığı anlarda ortaya çıkar. Kişi çekingenliğin ve tutukluluğun yapmış olduğu baskı neticesinde tekrardan o gizli mabede çekilerek kendini saklar. Gizli mabet, kişinin her yalnız kalışında, öteki benliğinin ortaya çıktığı bir mekândır. Kişi bu mekâna dar ve karanlık düşüncelerden hatta korkulardan geçerek ulaşır.

Mekânın karanlık olması onun gizliliğinden kaynaklanır. Gizli ve karanlık olan mekân nesnelerin ve duyguların gizlenmiş gerçek görünümlerini ortaya çıkarır. Onları gün yüzüne döker. Kişinin bilinçaltı da karanlık bir deniz gibi değil midir? Kişi bütün söyleyemediği veya eyleme dönüştüremediği duygularını, düşüncelerini, sevgilerini, geç kalınmış yaşamların özlemlerini bu karanlık denizin diplerinde yaşatır. Fakat karanlık ve bulanık olan mekân, dışarıdan gelen etkiler sonucunda sevginin tam anlamıyla doyuma ulaşmasına engel olur.

Sonuç olarak şiirin ilk bendi yaşanılan acılar, hayal kırıklıkları, beslenilen duyguların aynı karşılığı ve duyguyu taşımaması sonucu insanın yüreğinde adeta bir oyuk açılması olarak adlandırabileceğimiz yoğun bir keder görüntüsünü içerik olarak okuyucuya sunmaktadır..


//Ağrılar tutmuş
Sızlıyor hatıralarım
Dizlerimde senelerin
Yorgunluğu var
Kırık bir plak en sevdiğim şarkı
Melodiler aynı, sazlar aynı
En yakın yol bile uzak
Almış başını gidiyor ömrüm
Onlarca hüsranın
Gönül yarası var//


Bu bölümde anlatıcının içindeki kedere biraz daha yön verdiğini ve hüzne sebep olan etmenleri çeşitli başlıklar altında sıraladığını görmekteyiz. Yaşanmış hatıraların akla geldikçe ya da yaşanılıp bittikten sonraki zamanlarda kişiyi duygusal anlamda incittiğini, zaman geçtikçe hayatın içinde yıl yıl eklenen tecrübelerin olumlu anlamda kişiye bir olgunluk ve bilgi olarak geri dönse de duygusal anlamda yıpranma payları eklemesi, hayal kırıklıkları ve kişinin bir süre sonra eylemsizliğe(atalete) sürüklenişini görebilmekteyiz.
“En yakın yol bile uzak.”

Hayattan beklediklerimizin duygularımızı tatmin etmediği anlarda, yaşamın belli aralıklarında özellikle motivasyonumuzun negatif güçler ve sebepler nedeniyle düşüşe uğradığı zamanlarda çoğunlukla hep bu dizedeki bize sunulan mananın penceresinden bakarız dünyaya. Hayatımızda tek bir yaprak bile kımıldamaz gibi gelir. Bir bardak su alıp susuzluğumuzu gidermeye takatimiz olmaz. Tüm terslikler öyle ritmik bir şekilde ilerler ki yaşamımızda aydınlık bir ana ulaşmak imkânsızlaşır, en ufak bir olay bile, gözümüzde büyür. Konu konuyu açmış gibi olacak farkındayım ancak çok kısa bir konudan bahsedeceğim.Kişisel Gelişim Uzmanı bir arkadaşımla bir toplantıda karşılaştık. Epey zamandır görmüyordum kendisini. Toplantının bir bölümünde konuşmaya başladı: “Okul yıllarını düşünelim. Bir kitap ve nereden geleceğini bildiğimiz yerlerden çıkan sorular... Ve birinin kalkıp yüzümüze karşı konuşarak verdiği notlar. Oysa hayat okulu öyle mi? Nereden çıkacağını biliyor muyuz soruların, nasıl bir sınavdayız, aldığımız notları arkamızdan kimler veriyor biliyor muyuz? Hayır. Kartlar gizli. Nasıl bir kart hangi zamanda ve inadına en hazırlıksız olduğumuz anda çıkıyor karşımıza. Sen bu işte başarılı kalabilmek için kaç defa yol denedin diye soruyor bir arkadaşıma. Arkadaşım gayet kendinden emin bir şekilde : “Abartısız elli defa” diye yanıt veriyor. Elli bir olmamış ama diyor. Elli birinci denemede daha da donanımlı ve her hatanın sana kattığı tecrübeyle kazanacaksın.

Bu basit bir örnekti. Uğradığımız hayal kırıklığının sebepleri değişiyor hayat boyu. Bazen aşkta kaybediyoruz bazen dostlarımız tarafından bazen iş hayatında, bazen ailemizden beklemediğimiz bir davranış görüyor yıkılıyoruz, bazen ölüm acısı tadarak, bazen engelli bir yakınımızın kederi, bazen maddi sıkıntılar çekerek, bazen taksitler artık sabrımızı taşırıyor.
Fakat burada özgürlüğümüzü belirleyen, kaliteli yaşadığımızı gösteren tek unsur; o an verdiğimiz tepki. Diyor. Sonra soruyor salondakilere:

Kaçınız kaliteli bir yaşam sürüyor?

Kendisi dâhil otuz beş kişilik salonda sadece beş kişinin eli kalkıyor. Devam ediyor konuşmaya; Patronunuz sizi yarın iki saat erken işe çağırdı. Hayatınızın iki saatlik kısmını ele geçirmiş olabilir ama burada ne düşüneceğinizi ele geçirmesi size bağlı. Verdiğiniz tepki yaşam standartlarınızın kalitesini belirleyecek en önemli unsurdur.”

“İnsandan her şey alınabilir, ama insan özgürlüklerinin sonuncusu
–belirli bir koşul altında kendi tavrını seçme, kendi yolunu belirleme özgürlüğü alınamaz.”

”Victor Frankl”


Değerli dostlar; fark etmişsinizdir ben aslında şiir kritik yapmıyorum. :) Sizlerle hayatı paylaşıyoruz. Şiirler bizden parçalar, bizim çocuklarımız, duygularımız, yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız, beklentilerimiz, beklemediklerimiz ve belki de acı kayıplarımız… Şiirler bizim mutluluğumuz, en özel sırlarımız, hafızamızda unutamadığımız anılarımız… Şiirlerin dar ve uzun soluklu koridorlarında yürüdükçe aslında hayatımızın sağanak sağanak bizi etkisi altına alan kısımlarında ilerliyor yine kendi yaşamımızı ele alıyoruz.


//Kör bir kuyu belleğim
Adı maziymiş
Dibe vurmuş
En sadık dostlarım,
Sadakat kara bir pelerin giymiş
Etekleri sürünüyor
Vefasızların
Nereye baksam
Buruşmuş ayrılıklar
Kokusu sinmiş odama yalnızlığın
O yalancı gözlerin
Gözlerimde izi var.//


Bu bölümde şiirimizde ki anlatıcımız yaşadıklarını kabullenme aşamasına gelmiştir. Adeta tüm bunları ben yaşadım şeklinde bir vurgu yaparcasına karşılaştığı zorlukları bir bir mısralara sıralanmıştır. Ancak burada dikkatimizi çeken içerikteki anlamın son mısralarda daha kuvvetli olması.



“Buruşmuş ayrılıklar
Kokusu sinmiş odama yalnızlığın
O yalancı gözlerin
Gözlerimde izi var”



Bu bölümde ki kuvvet, anlatıcının duygularını yıllar önce duygusal anlamda paylaşımda bulunduğu bir sevgiliye anlattığını ispatlıyor. Şiir başından sonuna dek; sevgiliden ayrı kalındığı çok uzun geçen zamanlarda sevenin hangi duygu ve düşüncede olduğu nasıl bir yaşam ve ruh taşıdığını okuyucuya akıcı bir dille sunulmaktadır.

Şair şiirinde Türkçe sözcüklere yer vermiş yabancı bir sözcük kullanmamıştır. Şiir serbest müstezat ile yazılmış olmakla birlikte üç bentten oluşur. Her bent konu ve içerik bakımından kendi ile bağlantılıdır. Şiirde anlatım sade ancak zaman zaman etkili söylem ve teşbihlere rastlanılıyor. Şiir başlı başına sevgiliyle konuşmalar gibi gözükse de bu aslında şairin ya da anlatıcının iç konuşmalarıdır. Bu yönüyle şiir ruhsal duygu fotoğrafı ve hayatın verdiği sorumlulukların kişide yarattığı olumsuz atmosferle iç içedir.


Herkesin kaliteli ve özgür bir yaşam sürdüğü, değerli şiirlere imza atacağı ve her anı kendisine mutlulukla ödüllendireceği bir yaşam diliyorum.

En güzel paylaşımlar adına…






KAYNAKÇA




*Adler, Alfred (1997), İnsan Tabiatını Tanıma, ( Çev. Dr. Ayda Yörükan), Türkiye İş
*Bankası Kültür Yay., İstanbul
*Aktaş, Şerif (2002), Edebiyatta Dil ve Üslup ve Problemleri, Akçağ Yay., Ankara.
*Formm, Erich (2001), Sevme Sanatı, ( Çev. Saatçi Karadana ), İlya Yay., İzmir.
*Gasset, Ortega (1995), İnsan ve Herkes, Metis Yay., İstanbul.
*Jung,C.G.(1997), Bilinç ve Bilinçaltının İşlevi, ( Çev. Engin Büyükinal), SayYay İstanbul.
*Kaplan, Mehmet (2000), Şiir Tahlileri 2, Dergah Yay., İstanbul.
*"İnsanın Anlam Arayışı" Victor E.Frankl Okuyan Us Yayın 2012






// Sevgi Özlem ÖZCÜ //

“GizLi ÖzNe “



Bu kritikten sonra;
Huma (Sevda Gasimova) ve Melahat TEMUR üyelerimizin bir şiiri değerli editörümüz //Sevgi Özlem ÖZCÜ // " gizLi özNe " tarafından kritik yapılacaktır.

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Gönül Yarası başlıklı yazı Şükran Aydoğan tarafından 08.04.2012 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı