Eklenme Tarihi : 15.01.2013
Okunma Sayısı : 2494
Yorum Sayısı : 11
Etiketler
DursunTİFTİK
DursunTİFTİK
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 16.01.2013 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Berîa

***************Nefesin gül kokuyor ilhâm almışsın Aşk'tan

                                          ***************Leylâ sana özenmiş bir idolsün Berîa
                                          ***************Âsûde yıldızınla oldun kılavuz kaptan
                                          ***************Saygın âşıklar için bir ekolsün Berîa 
                                          ***************Seninle anlam bulur öksüz kalan tüm sözler
                                          ***************Kevser'e akar nehir mehtap yolunu gözler





kânundur pervâneler

usulca tükeniverir mum

çehrelerde titrek bir âteş oluverir sunum




tûfân mevsiminde yangının adımı olur

âsuman yıldırımlar yağdırır katından

nice sular akar bahânenin altından

giyotinler kefen giydirir mi Berîa

riyâkâr pişmanlıklar ardından




oysa sessiz yalnızlıklar delikanlıdır

satmaz beş paraya esrârlı ağlayışları

çokça görmüştür boranı , hazânı ve karı

her zerresiyle korur nâmusuna gizlediği a r ı





vuslatın kapanan yollarını açmaya gelir misin Berîa

söz veriyorum

- şâhidim olsun ay-

kapatacağım dünyâya açılan tüm dükkânlarımı

taş kesilen yüreğimi merhametle parçalarsan

bayram muştusuyla yıkacağım bütün zanlarımı


Berîa Aşk'la dolduruver damarlarımı





Dursun Tiftik



EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 17.07.2013 )


Merhaba Değerli Şiir Dostları,

Bu hafta Dursun Tiftik şairimizin “Berîa” adlı şiirinin tahliliyle sizlerleyim. Bir şiiri irdelemek, o şiirle bütünleşmek ve uzun uzadıya görüş bildirmek, şairin kimliğine bürünüp duygularını ölçmeye çalışmak zorlu bir süreçtir. Ancak dikenlerle kaplı, mayınlar döşenmiş bir yol değildir bu. Duygulardan oluşturulan bir labirenttir şiiri çözme serüveninin yolu ve bu labirentten geçerek doğru yola beraber ulaşacağız değerli okurlarım.

Dursun Tiftik şairimizin şiirlerinde genellikle hece ve serbest şiir tarzlarını iç içe görmekteyiz. Serbest şiirlerinin çoğunun giriş ya da final kısımlarında hece ölçüsünün özelliklerini barındıran bir dörtlük ya da beyit kullanmaktadır. Şairimiz serbest şiirde de gayet başarılı olmasına rağmen hece şiirlerinin tadı başkadır. Hatta serbest vezinle yazdığı şiirlerin çoğunda, dizelerin son sözcüklerinde ses uyumu bulunduğunu da söyleyebiliriz. Bu husus da hece şairlerinin çoğunda var olan bir alışkanlıktır. Şairimiz şiirlerinde genellikle aşkı konu edinmektedir. Bu aşk beşerî aşk olduğu gibi bazen de tasavvufî aşka yönelen duygu yoğunluğu da söz konusudur.

Şiirimizin başlığı öncelikle bizlerde merak unsuru oluşturuyor. Berîa… Peki Berîa ne demek? Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgiliye, kadına verilen isimdir. Şiirin başlığı ile içeriği arasındaki uyum yüksek düzeydedir. Şair sevdiğini bir idole, bir ekole benzetirken aynı zamanda aşkı layığıyla yaşayan ve yaşatan sevgilinin diğerlerinden farkını da okuyucuya yansıtmaktaıdr.
Şiirin girişinde hece ölçüsüyle yazılan bir altılık olduğunu görmekteyiz. Şairimiz Berîa’ya aşkla seslenmektedir.

***************Nefesin gül kokuyor ilhâm almışsın Aşk'tan
***************Leylâ sana özenmiş bir idolsün Berîa
***************Âsûde yıldızınla oldun kılavuz kaptan
***************Saygın âşıklar için bir ekolsün Berîa
***************Seninle anlam bulur öksüz kalan tüm sözler
***************Kevser'e akar nehir mehtap yolunu gözler

Gül kokusu denilince insanın aklına en güzel kokulardan biri gelir. Gül, aşkın simgesidir adeta. Şairimiz sevdiğinin aşktan ilham aldığını söyleyerek aslında aşk için yaratıldığı düşüncesini de hissettiriyor. Leyla ise bilindiği üzere Leyla ile Mecnun adlı efsanevi tarzda yazılan aşk hikayesinin kahramanlarından biridir. Birçok kişi tarafından işlenmiş olan konuyu Fuzulî,1535 yılında mesnevî türünde kaleme almıştır. Mesnevî tarzına ve Türk diline yenilik getirmiştir. Şairimiz ise Berîa’nın aşkını Leyla’nın Mecnun’a karşı yaşadığı yüce aşktan bile daha kutsî, daha hakiki olduğunu belirtmektedir. Üçüncü dizede şairimiz sevdiğini gökyüzündeki sessiz, sakin bir yıldıza benzetmektedir. Kendi halinde yaşarken birden hayatına yön veren, yaşamın rotasını değiştiren bir kaptan olmuştur artık.Bu yaşanılan aşk öyle müstesnadır ki şair “aşk” denildiğinde akla gelen ismin Berîa olduğunu düşünmektedir. Bir düşünürsek insan aşık olduğunda gerçekten de yaşadığı aşkı tüm aşklardan üstün, sevdiğini herkesten güzel, yegâne hatta kutsanmış, tapılmış bir canlı olarak görmez mi?

Bazı sözler vardır ki hissedilmediği sürece değersizdir. “ Aşk” sözcüğü eğer onu yaşamıyorsanız tatsız tuzsuz, anlamsız bir sözcük gibi gelir. Ancak duyduğunuz anda çarpıyorsa kalbiniz, elleriniz titriyorsa, gözlerinizdeki ışık huzmesi aydınlatıyorsa çevrenizi bu sözcüğün anlamını hakkıyla, yürekle, saflıkla yaşıyorsunuz demektir. Evrenin can bulduğu gibi aşk söz konusu olduğunda canlanır sözcükler, anlam bulur, can bulur.

Son dizede ise şairmiz yine dini bir motif işlemiştir. “Kevser'e akar nehir mehtap yolunu gözler”… Kevser, İslam dinine göre, cennette var olduğuna inanılan kutsal nehirdir. Kevser için 'bir havuzdur' diyenler olduğu gibi 'bol hayır ve bereket, kesilmez soy sop, sayısız ümmet' anlamlarına geldiğini söyleyenler de vardır. Buhârî, Müslümanların peygamberi Muhammed'in, Kevser'in iki yanında inciden kaplar bulunan bir ırmak olduğunu, bu kapların yıldızlar kadar sayısız bulunduğunu söylediğini belirtir. Ayrıca Kuran’ı Kerim’de bulunan Kevser Sûresi (Bismillâhirrahmânirrahîm İnnâ a’taynâkel-kevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel ebter.)’nde yer alan “kevser” kelimesi, “pek çok iyilik ve hayır” anlamına gelir. Pek çok iyilik ve hayrın içinde olanlar şöylece özetlenebilir:

Kevser, cennette bir nehrin veya havuzun ismidir. Çünkü Peygamberimiz Kevser’i anlatırken: “O, Rabbimin bana (cennette) verdiği bir nehirdir; onda çok hayır vardır. O bir havuzdur; kıyamet günü ümmetim gelip ondan içecektir, onun kapları yıldızlar sayısıncadır.” demiştir. Bu yüzden, İslâmi gelenekte kevser, havuz olarak yorumlanmış ve Peygamberimizin kıyametteki havuzuna “Kevser Havuzu” denilmiştir. Hadislerde belirtildiğine göre, Peygamberimizin havuzu çok geniş, suyu sütten daha ak, kokusu miskten daha güzel, kadehlerinin sayısı da gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir kere içen, bir daha sonsuza kadar susamayacaktır.

Görüldüğü üzere şairimiz beşerî aşkı anlatırken dinî ögelerle çağrışımlarda bulunarak manevi boyutuna ağırlık vermiştir. Cennetteki kutsal nehre akarken aşk, mehtap dahi ortak olur, gözler sevilenin yolunu…


“Cemâatler kölendi: Kâ'be'ler haclen... Gel ey Leylâ;
Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ!
Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,
Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan.”

Mehmet Akif Ersoy’un “Leyla” adlı şiirinde de aşkı anlatırken tasavvufî ögelere ve dinî çağrışımlara yer verdiğini görebiliriz. Uzaklarda olan sevdiğine yaptığı “gel” çağrısı öylesine içten ve samimidir ki, Leyla gelince ömür boyu sürecek bir baharın yurda ineceğini, her yerin yeşillenip gönüllerin rehavetten arınacağını düşünmektedir.

Giriş bölümünün biçim özelliklerini ele alırsak bu altılıkta şairimiz 7+7 duraklı 14’lü hece ölçüsünü kullanmıştır. Uyak düzeni ise ababcc şeklindedir.
………..Aşk’tan
………..kaptan

“tan” zengin kafiye

………… idolsün Berîa
……….. ekolsün Berîa

“-sün Berîa” redif

“ol” tam kafiye


………………sözler
……………...gözler

“-ler” redif , “öz” tam kafiye




Giriş kısmından sonra serbest forma geçişin ilk bölümü ise düşündürücü bir felsefe barındırmaktadır içinde. Mumun titrek alevi, pek aydınlatmaz ortalığı, tıpkı sevisi az olan aşk ateşi gibi… Eğer pervaneler esintisini hissettirmişse gönülde, o aşk ateşinin söndüğü yerde yüze yansır karanlık, hüzün ve keder… Bu bölüm Sezai Karakoç’un “Mecnun Mum ve Pervane” adlı şiirini anımsattı bana. Bu üç döngünün izahı şu şekilde baş gösteriyordu şiirde:

“Bir gece Mecnun'un yaktığı
Bir mumun etrafında
Dönüyordu
Zavallı incecik bir pervane
Mumsa devrilmek istiyordu
Pervane yerine
Mecnun'un üstüne üstüne
Sevgili mum
Dedi Mecnun
Sevdim seni
Acıdığın için pervaneye
Bende önerirdim
Kader izin verseydi
Beni yakmanı
Onun yerine
Ama acele etme vakit var
Sayılıdır saatler dakikalar
Azrail bile senden sabırlıdır
Burada sencileyin benim de işim var
Ben herkes için
Değişik ve ayrı dozda
Soyut bir otobiyografyayım
Herkesin yaşadığı bir iç tarih
Herkesin yüreğinden geçen bir coğrafya
Gidip gidip varacakları
Fakat ulaşamayacakları
Bir panorama
Kaderin zaman zaman
Kabaran kanlara uyguladığı
Nirengi noktaları batmış
Beyaz bir karanlığa batmış
Mutsuzca mutlu bir topoğrafya

Sonra gece bitti mum söndü
Bu söyleşilerle tan atarken
Pervane Mecnun'a
Mecnun pervaneye döndü”

Mum ile pervanenin mücadelesinde kazanan pervane olur çoğu kez… Çünkü hiçbir ateş dayanamaz fırtınaya, kasırgaya, borana… Hele ki bu güçsüz bir mum aleviyse…

Tufan bilindiği üzere , birçok yerel efsaneye ve kutsal kitaplara göre Allah tarafından bir kavmi, milleti ya da tüm insanları cezalandırmak amacıyla gönderildiğine inanılan büyük felakettir. Tufan'ın detayları farklı kültürlerde farklılıklar arz etmekle beraber en çok bilinen şekli Nuh tufanı'dır. Şairimiz ise şiirinde çağrışımlardan yola çıkarak tufanı, aşk yolunda yaşanan büyük bir felaket olarak görmekte, yangınların, yıldırımların sebebi olarak sevdiğini adletmektedir. Aşkta bahanelerin olduğunu söyler şair. Peki hangi aşk bahanelere sığınacak kadar güçsüzdür ki altından akan sularda boğulmasın?...

Can alıcı kısım ise şu dizelerdir bu bölümde:

“giyotinler kefen giydirir mi Berîa
riyâkâr pişmanlıklar ardından”

Giyotin, idam mahkumunun başını kesmek amacıyla geliştirilmiş bir çeşit idam aracıdır. Şair bu bölümde ikiyüzlü pişmanlıkların kefensiz ölümlere eş değer olduğunu anlatmaya çalışırken sevdiğine sorduğu sorunun cevabının aslında kendi içinde yattığını bildiğini de görmekteyiz… Özgün bir imgedir bu ve idam mahkumunun aşkta affedilemez suç işleyen birinin kefensiz öleceğini belirtiyor ki bu affedilemez suç da kesinlikle ikiyüzlü, samimiyetten uzak pişmanlıklar ve tavırlardır.

İnsan bazen yalnız kalır, hatta bu yalnızlık öylesine büyür ki içinde, kalabalığın arasında dahi kabuğuna çekilir, kimse bilmez halini, ben yalnızım diye ağlamaz, bağırmaz, acındırmaya çalışmaz kendisini ki erdemdir bu kanaatince… Şairimiz de üzüntüyü, efkârı, acıyı çok gördüğü, yaşadığı halde sessiz yalnızlığa sığınıp, her şeyi kendi içinde yaşadığını ifade etmektedir. Bu bölümde kendimi buldum diyebilirim… Zordur aslında sıkıntıları tek başına göğüslemek, kendi içinde yaşamak acısını da mutluluğunu da… Ancak insan tabiatı eğer “esrarlı ağlayışların” riyakârlığından uzak durma taraftarıysa ve sevmiyorsa acınmayı, acındırmayı; en iyisi kendi içsel yolculuğunda duygularını yaşamasıdır…


vuslatın kapanan yollarını açmaya gelir misin Berîa
söz veriyorum
- şâhidim olsun ay-
kapatacağım dünyâya açılan tüm dükkânlarımı
taş kesilen yüreğimi merhametle parçalarsan
bayram muştusuyla yıkacağım bütün zanlarımı


Berîa Aşk'la dolduruver damarlarımı

Şairimiz son kısımda artık ayrı düştüğü sevdiğine içten bir çağrıyla “gel” diyor, gel ki açılsın vuslatın kapadığı yollar… Eğer dönersen dünyaya dair ne varsa unutup, her şeyi bırakıp ömrümü sana adayacağım diyor şair. Ve hilalin şahitliğinde ant içiyor taş kesilen kalbinin merhamet zinciriyle kenetleneceğine, aşkla ve sevgiyle…

Son dizede ise aşikâr bir çağrı… İliklerine kadar aşkla dolmaktan, damarlarında aşkın kudretini hissetmekten başka ne ister ki insan?

Tahlilin finalinde, sonuç olarak bu güzel çağrışımlarla örülü şiiri kaleme aldığı için Dursun Tiftik şairimize teşekkür ediyorum.

Nice paylaşımlarda buluşmak dileğiyle…


Seda YÜKLER



Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Berîa başlıklı yazı DursunTİFTİK tarafından 15.01.2013 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı