Eklenme Tarihi : 05.03.2013
Okunma Sayısı : 3838
Yorum Sayısı : 19
Etiketler
GüneriYILDIZ
GüneriYILDIZ
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 06.03.2013 tarihinde
GÜNÜN HECE YAZISI
olarak seçilmiştir.
Özellik
Yıldızlı Yazı

Bu Yazı 06.03.2013 tarihinde
YILDIZLI YAZI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Nefes Biter Peyderpey
Nefes Biter Peyderpey

NEFES BİTER PEYDERPEY

 

-Her şey açık seçikken insan neden gafil ey-

 

 

Gülün ömrünü sormuş şafak yıldızlarına

Unutulmuş mazide yaslı duran bülbül, ey

Kimi de acımazken oğul ve kızlarına

Bilmez ki kardeşini öldürmüştü Kabil, ey

 

 

Dallar tomurcuklarla süslenirken güneşi

Bekler durur sabırla düşerken üçü, beşi

Geride kalanların istikbaldeki eşi

Silmez şebnem izini onlar ona sebil, ey

 

 

İnadı bırakmayan ters bakarken hayata

Kimisi de bitirir her şeyi yata yata

Kimi insan sıcak yer kimi hasret bayata

Sonunu düşünenler olurlar sersefil, ey

 

 

Varlık kendi dilinde her şeyi haber verir

Aşk ile yığılmış kar başlar içerden erir

Kardelen sabır ile kar içinde göverir

Gülmez ömrünce bülbül açmayınca al gül, ey

 

 

Gül ömrünün hesabı yapılır mı? Geçelim

Anamızın verdiği helal sütü içelim

Bol bol sevgi yayarak dünyamızdan göçelim

Aksi halde yukardan taş atar ebabil, ey

 

 

Cirmin kadar yer yaksan sıska umutlarının

Duvarına tutunup kalsan da putlarının

Bir deli rüzgâr ile kendi hudutlarının

Dışına atar seni bir gün gelir Cibril, ey

 

 

-Her varlığın aldığı nefes biter peyderpey-

 

 

(19.11.2011 / Elazığ)

Güneri Yıldız

EDİTÖR Tarafından Şiire Yapılan Yorum ( 10.06.2013 )
Merhaba Sevgili Şiir Dostları,

Bir hafta aradan sonra yeni bir şiirin tahliliyle tekrar sizinleyim. Peki neden şiir tahlili yapıyoruz? Bazıları der ki anlamı, duyguyu okuyucuya bırakmak gereklidir. Tabi ki herkes bir şiiri kendi yaşantıları ve bilgisi doğrultusunda algılar ancak şiir eleştirileri okuyanı biraz daha bilgilendirme ve farklı perspektiften şiiri irdelemesini sağlar.

Bugün Güneri YILDIZ şairimizin “ Nefes Biter Peyderpey” adlı soyut öğeleri içerisinde barındıran aynı zamanda didaktik yanının bulunduğu şiiri inceleyeceğiz.

Güneri YILDIZ kaleminde her zaman kendisine has bir duruş ve özgün imgeler bulmak mümkündür. Şiiri adeta sanatsal bir bakış açısıyla okuyucuya sunar. Sözcükleri nakış işler gibi yerleştirir dizelere. Bütün şiirleri irdelenesi, açıklanası şiirlerdir ancak hem çağrışım kuvvetinin fazlasıyla bulunduğu hem de “insanlık” adına nasihatlerin bulunduğu bu şiirin tahlilinin çoğu genç yazara ve farklı görüşleri önemseyen kalemlere örnek teşkil edeceği kanaatindeyim.

Hayat…

Nefes almakla başlar ana rahminden çıkıp ve o son nefesi soluyana dek devam eder. Kâh acıdır, kâh tatlı ancak şu bir hakikattir ki her başlangıcın mutlaka nihayete ereceği gibi ömür de bir gün son bulacaktır. Her şeyin çaresi bulunmuştur. Devasız denilen hastalıklar tedavi edilmiş, olmaz denilenler olmuştur her geçen gün ilerleyen bilimin ışığında… Peki ya ölümsüzlük? İnsanoğlu belki aya çıkmış, keşfedilmeyeni bulmuş, nice buluşlara imza atmıştır ancak ölümsüzlüğün sırrını bulamamıştır. Çünkü ölümsüzlük denen sadece izlediğimiz bilimkurgu filmlerinde, okuduğumuz fantastik romanlarda olağanüstü öge olarak kullanılmıştır.

Allah bize canı verdiği gibi, bir gün onu geri alacaktır…

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” adlı şiirinde ne güzel bahsediyor hayattan… Yaşam şakaya gelmez, bir tiyatro oyunu değildir yaşam… Yaşadığımız her anın, soluduğumuz her saniyenin büyük önemi vardır. Gençken kıymetini bilemeyiz çoğu şeyin, belki sağlığımızın belki kuvvetimizin ve mutluluğumuzun… Yaşlanınca sol yanımıza bir ölüm korkusu düştü mü işkenceye döner hayat. Gençliğini dolu dolu yaşayan, “keşke”lerle boğuşmayan, kabuslarında pişmanlıklarının acısını çekmeyen insanlar iç huzurunun verdiği kıvançla yaşlılıklarına hayıflanmazlar belki, ölümden korkmazlar çünkü rahattır gönülleri ve nefsleri durgun… Bunun aksi durumda ise ölüm sözcüğü dahi ürkütür insanı çünkü ölüm hesaplaşma vaktidir… Günahlarla, hatalarla, pişmanlıklarla hesaplaşma vakti…

TEMA ( ANA DUYGU) :
Şairimiz şiirinde fani dünyada her şeyin gelip geçici olduğunu belirtirken aynı zamanda yaşamın bir imtihan olduğunu vurguluyor. Tuzaklarla dolu, dikenlerle kaplı hayattan yaralanmadan kurtulmak için, huzurla ahrete göç etmek adına yaşadığımız evrende attığımız her adımın bilinçli atılması gerektiğini düşündürüyor biz okuyuculara.

Şiirin girizgâh kısmını aslında ana fikir olarak ele alabiliriz:
-Her şey açık seçikken insan neden gafil ey-


Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de dünyadaki her canlının ve her nesnenin bir uyum dahilinde bulunduğu şu ayette açıkça ifade edilir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.
(Mülk Suresi, 3-4)

Doğanın yaradılışı kusursuzdur. İnsanoğlu zaaflarına yenik düşmediği, tam imanla ve gönül gözüyle çevresindekileri incelediğinde her şeyin açık seçik olduğunu görebilecektir. Bunu reddeden insanları ise şairimiz “gafil” olarak nitelendirmektedir. Gafil sözcüğü ; Sözlükte "önemsemeyen, kasıtlı veya kasıtsız terk eden, farkına varmayan, kayıtsız kalan, ihmal eden, boş bulunan ve aldanan; dalgın ve dikkatsiz kimse" anlamına gelir. Kurân'da Allah'ın kınadığı ve azap edeceğini bildirdiği "gafiller" daha çok kâfir insanları ve onların inanç, söz, fiil ve davranışlarını ifade eder. Kâfirlerin gafleti; îmân esaslarını inkâr etmeleridir (Nahl, 16/107-108).
Şairimizin doğanın var oluşunu önemsemeyen ve olan bitene kayıtsız kalan insanlara hitap ettiği için gafil sözcüğünü sözlük anlamı ile kullandığını söyleyebiliriz.


ŞİİR TAHLİLİ ( NAZIM BİÇİMİ, ÜSLUP, HECE DÜZENİ) :
Şairimiz şiirinde anlaşılır bir dil kullanırken aynı zamanda dini sembolleri ve çağrışımları da ele almıştır. Kişileştirme ve benzetme gibi söz sanatlarının görüldüğü şiirde anlatımı zenginleştirmek ve anlatılanı vurgulayıcı hale getirmek için ünlemlerden de faydalanılmıştır. Her dörtlüğün sonunda bulunan “ey” ünlemi aynı zamanda bir çağrı anlamı ifade etmekte ve şiirin akıcılığını arttırmaktadır.
Şiir, 14’lü hece ölçüsü ile yazılmıştır. Ayrıca 7+7 durak mevcuttur. Şiirimiz altı dörtlük ve bir beyit olmak üzere toplam yirmi altı dizeden oluşmaktadır.
Kafiye düzeni ise (abab – cccb –dddb –eeeb –fffb –gggb) şeklindedir. İlk dörtlükte çapraz kafiye düzeni, diğer dörtlüklerde ise düz kafiye düzeni olduğu görülmektedir.
Şairimiz şiirini “soyut şiir” kategorisinde kabul etmektedir ancak didaktik ögelerinve tasavvufi unsurların da var olduğu şüphesiz bir gerçektir.
Giriş ve sonuç bölümlerinde tek dize mevcuttur ve bu iki dizeyi birbiriyle ilişkili olduğu için bir beyitin bölünmesi olarak algılayabiliriz. Çünkü dörtlüklerin vermek istediği mesaj bu dizelerde saklıdır.
“Her şey açık seçikken insan neden gafil ey
Her varlığın aldığı nefes biter peyderpey”
Şair bu iki dizede insan hayatının gelip geçiciliğini, elbet her canlının ölümü tadacağını vurgulamıştır. Azar azar, yavaş yavaş kesilecektir nefes ve ruh terk edecektir bedeni ecel geldiği zaman… Ölüm ne bir saniye erken ne de bir saniye geç yakalar insanı, kaderde yazılan yaşanacaktır vakti geldiğinde… Ve şairimiz, bunu bile bile, insanların gaflete düştüğüne inanmaktadır.
Bu iki dizeyi biçim olarak değerlendirirsek “ey” sesinin tam kafiye olarak kullanıldığını görebiliriz.

Şimdi dörtlükler halinde konu ve biçim açısından şiirimizi inceleyelim:

Gülün ömrünü sormuş şafak yıldızlarına
Unutulmuş mazide yaslı duran bülbül, ey
Kimi de acımazken oğul ve kızlarına
Bilmez ki kardeşini öldürmüştü Kabil, ey


Gül ile bülbül divan edebiyatının vazgeçilmez ikilisidir. Bülbül erkeği gülse dişiyi temsil eder ve bülbülün güle kavuşmak isterken, gülün dikenlerinin bülbüle batmasıyla aşkın ne kadar zor olduğu anlatılır, bazı eserlerde gülün tanrıyı da simgelediği öne sürülmüştür. Şairimiz bu dörtlükte bülbül ve gülü tasavvufi anlamlarıyla ele almıştır.
Üçüncü ve dördüncü dizelerde ise yine Kuran’da geçen dini bir olayı anımsatmaktadır şair bizlere. Günümüzde anne babaların evlatlarına yaptığı zulmü dile getirirken Habil ile Kabil olayını çağrıştırmaktadır. Peki Kabil kimdir? Kabil (Musevi kaynaklarında Kain, Kayn, Kayin) ile Habil (Musevi kaynaklarında Hevel), Tanah'ta, Eski Ahit'te, Kur'an'da ve hadislerde bahsi geçen dini şahsiyetlerdir. Kabil, Âdem ve Havva'nın büyük, Habil ise küçük oğludur. Kabil'in, kardeşi Habil'i öldürdüğüne ve tarihteki ilk katil olduğuna inanılır. Kardeş katlinin ve insanın canından, kanından birine zarar verebilecek zalimliliğe sahip bir canlı olduğunu vurgularken, insanlık tarihinde görülen bir vahşeti de anımsatmıştır bizlere.
Biçim olarak bakıldığında ise;
……………….. yıldızlarına
……………….. kızlarına
“-larına” redif, “ız” ise tam kafiyedir.

………………. Bülbül ey
………………. kabil ey
Burada ise “ey” redif, “bil” zengin kafiyedir.

Dallar tomurcuklarla süslenirken güneşi
Bekler durur sabırla düşerken üçü, beşi
Geride kalanların istikbaldeki eşi
Silmez şebnem izini onlar ona sebil, ey

İkinci dörtlükte bahar mevsiminin gelmesiyle ağaçların çiçek açtığını, güneşin dalları süslemesi olarak belirtmiştir şairimiz. Ve dalların meyvesini sabırla beklediğini söyler. Şebnemin yani su damlacıklarının ise izini asla silmediklerini, bu su damlalarının adeta dallara sebil (Eskiden işlek yollar üzerinde, gelip-geçenlerin su ihtiyâçlarını Allah rızâsı için ücretsiz olarak karşılamak üzere inşâ edilen çeşme.) olduğunu ifade etmiştir. Bir doğa olayı olarak algıladığımız bu ifadeleri bir de başka açıdan değerlendirelim. Sabır ruhun ilacıdır ve sabreden, olaylar karşısında sukûnet gösteren herkes mutlaka ferahlığa kavuşacaktır. Yaşadığı her şeyden bir ders çıkaran ve sabretmesini bilen kişiler elbet karşılığını alacaktır. Tıpkı sonbaharda sararan yaprakların bahar gelince yeşillenmesi gibi…

Gelelim dörtlükteki kafiye ve rediflere…
….. güneşi
…… beşi
…….eşi
“eşi” tunç uyak bulunmaktadır.


İnadı bırakmayan ters bakarken hayata
Kimisi de bitirir her şeyi yata yata
Kimi insan sıcak yer kimi hasret bayata
Sonunu düşünenler olurlar sersefil, ey

Üçüncü dörtlükte şairimiz açık bir şekilde kişilerin düştüğü hataları ve toplum yapısını işlemiştir. İnat etmek insanları her zaman yanlışa sürükler. Dediğim dedik, dik kafalı bireyler sorgulamadan, araştırmadan her şeyi kendi bildikleri gibi yaptığından hayatta olumsuzluklarla karşılaşırlar.

Bazıları vardır ki sevmez çalışmayı, birilerinin sırtından geçinmeye alışmışlardır. Elindekileri yitirdikleri zaman hayıflanmaya başlarlar ancak yine akıllarından geçmez çalışmak, uğraşıp çabalamak… Kimilerinin ise karnı tokken, birileri açtır. Toplumsal sınıf farklılıkları zengin kesimin yanında fakirlikle yüzleşen bir halk kitlesini de beraberinde getirmektedir. Şairimiz sadece kendisini düşünen, inatlaşan, bencil ve yardımseverlikten uzak insanların günü gelince sefaletle yüz yüze geleceğini belirtmektedir.
Dörtlükte;
…….. hayata
……..yata
……..bayata
“-a” redif , “yat” ise tunç uyaktır.

Varlık kendi dilinde her şeyi haber verir
Aşk ile yığılmış kar başlar içerden erir
Kardelen sabır ile kar içinde göverir
Gülmez ömrünce bülbül açmayınca al gül, ey

Dördüncü dörtlükte ise şairimiz, evrendeki tüm varlıkların hayata dair bize haber verdiğini söylemektedir. Güneşin doğuşu yeni bir günün habercisidir, batışı ise başlangıcıdır gecenin… Kara bulutlar kaplamışsa semayı, anlarız ki yağmur yağacak… Dünyadaki harikulade düzen bize sistematik bir hayatın şifresini vermektedir. Herkes kaçarken kardan, ayazdan, fırtınadan kardelendeki cesaret ve sabır her türlü zorlukların üstesinden gelineceğinin işaretidir. Son dizede ise şairimiz yine gül ile bülbülün aşkını çağrışım yoluyla bizlere hatırlatmaktadır.
…………verir
…………erir
…………göverir
“-ir” redif, “er” ise tam kafiyedir.


Gül ömrünün hesabı yapılır mı? Geçelim
Anamızın verdiği helal sütü içelim
Bol bol sevgi yayarak dünyamızdan göçelim
Aksi halde yukardan taş atar ebabil, ey
Beşinci dörtlükte ise öğüt verici, didaktik ifadelerle karşılaşmaktayız. Şairimiz fani dünyanın geçiciliğinden ve hayatta güzel izler bırakarak, etrafımıza sevgiler yayarak bu dünyadan göçmek gerektiğinden bahsetmektedir. Aksi halde ebabil kuşlarının taşlamasıyla karşılaşacaklarını söyler. Peki ebabil kuşları bize ne çağrıştırmaktadır? Kısaca hatırlayalım:
“Kâbe'yi yıkmak üzere büyük bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe'nin ordusuna saldıran kuşlardır.
Ebâbil, Arapça'da "bölükler, sürü, sürüler" demektir. Kelime, Kur'ân-ı Kerim'de Fil sûresinin üçüncü âyetinde geçmektedir. Fil sûresinde olay şöyle anlatılmaktadır: "Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üstlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Nihâyet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı." (el-Fil, 1I5/1-5).
Ebabil kuşlarının Allah tarafından gönderildiği ve zor durumda kalan inanç sahiplerine yardım ettikleri gibi hain ve kötülere de zulmettikleri inancı vardır.

………..geçelim
………..içelim
…………göçelim

“-elim” redif, “ç” yarım kafiye bulunmaktadır.

Cirmin kadar yer yaksan sıska umutlarının
Duvarına tutunup kalsan da putlarının
Bir deli rüzgâr ile kendi hudutlarının
Dışına atar seni bir gün gelir Cibril, ey

Son dörtlükte ise şairimiz her zaman umutlu olmak gerektiğini belirtmiş, insanın hacminden daha geniş umutlara sahip olmasının önemini vurgulayıp inancı olmayan putperestlere gönderme yapmıştır. Son dizede yine dini bir ögenin bulunduğunu görmekteyiz. Cibril ( Cebrail) İslam’a göre peygamberlere vahiy getirmek, Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melektir. Dört büyük melekten birisi ve en üstünüdür.
Cebrâil'in ismi Kur’ân'da ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta "Allah'ın kulu" mânâsındadır. Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir.

Herkesin günü geldiğinde ayrılmayacağını sandığı fani dünyadan göçeceğini , hiç kimsenin dünyaya çivi çakmadığını ve hepimizin misafir olduğumuzu belirtmiştir şairimiz son olarak…

………………….umutlarının
………………….putlarının
…………………hudutlarının
“-larının” redif, “ut” tam kafiye mevcuttur.

Bu güzel ve manidar şiiri kaleme aldığı için Güneri Yıldız şairimize teşekkür ediyorum. Şiirlerinin hemen hemen hepsinde engin bilgi birikimini görebilmek mümkündür. Okumak, araştırmak önemlidir tabi ki ama kullanılmayan bilgi değersizdir. Şiirde ise bu bilgilerin dizelere yerleştirilme şekli, duyguyu okuyucuya iletmesi çok önemlidir. Güneri Bey, bilgisini deneyimi ve ruhuyla bütünleştirerek oluşturduğu eserlerle ve hece ölçüsündeki titizliğiyle edebiyat camiasındaki nadide şairlerimizdendir.

Son olarak şiir ile ilişkin olmak üzere Mevlana’nın şu sözleriyle bu haftaki şiir tahlilini sonlandırmak istiyorum.
“Ey oğul, herkesin ölümü kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!
Ayna Türk’e nazaran güzel bir renktedir. Zenciye nazaran o da zencidir.
Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup kaçarsın ya; doğrusu sen, kendinden korkmaktasın.
Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün. Canın bir ağaca benzer; ölüm onun yaprağıdır.
İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir; kötüyse de. Hoş nahoş.. gönlüne gelen her şey senden, senin varlığından gelir.

Nice paylaşımlarda buluşmak üzere…
Saygılarımla.

Seda YÜKLER
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Nefes Biter Peyderpey başlıklı yazı GüneriYILDIZ tarafından 05.03.2013 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı