Canıma Cennet

 

 

-Bana bir duada bulun, dedi.

-Ömrün ömrüme nasip olsun, dedim.

-Nasıl ama? diye sordu.

-Canın yandığında canım yanıyorsa, gözyaşların döküldüğünde gözyaşlarım dökülüyorsa ve kanın aktığında kanım akıyorsa ömrüm ömrüne karışmıştır demek. Sen ben yoktur anlayacağın biz vardır.

-Ama bu mümkün değil, dedi.

Tutup da ellerinden sımsıkı baktım gözlerine sıkı fıkı:

-Ömrün ömrüme katılsın! Ben buna inanıyorum senin de inanman lazım! dedim.

Dondu kaldı olduğu yerde.

Açtı gözlerini yeşil yeşil, sanırsınız bahara büründü âlem!

-Nasılmış dedim âşık olmak! Benden ala âşık mı var bu âlemde? Ömrün ömrüme karışsın! Kulağın bu duaya alışsın be sevgilim! Günlerin günlerime bulaşsın, kokun kokuma, sesin kulağıma… Nefesin nefesime değsin.

-Dur, dedi ‘Bu kadarı yeterli, anladım.’ sustu yine. Gözleri dağların arakasında uzanan yemyeşil bir ovaydı sanki! Düşünceli düşünceli kalakaldı öyle!

-Sana Mevlana’dan bir şiirle cevap vereyim arzu edersen, dedim.

“Ben dilek tutmadım hiç!

Hep dua ettim:

Ömrün ömrüme nasip olsun! diye.”

Düşünceli başını kaldırdı işkenceli gözlerini gözlerime dikti. Az kalsın ölüyordum o nazardan!

-Ne kadar güzel ve bir o kadar da özel konuşuyorsun. dedi bana!

-Dudu dillin olayım senin hoşuna gittiyse ben sevinçten dört köşe olurum. dedim hınzırca!

Derin bir sessizliğe girdi. Bekledim inadına! Belki de söylediklerimi anlamaya çalışıyordu, kendine göre yorumlamaya… İçimden bir ses ‘Bekle’ dedi. Bende sessizliğim ekledim ömrüme. Kaç dakika öyle geçti, bilmiyorum. Kaç ay belki de, yıl!

-Ömrün ömrüme nasip olsun çok hoş bir dua, dedi çok sonra usulca. Gözlerindeki şaşkınlık gitmişti, yüzündeki mahcubiyet ve belirsizlik silinmişti, sözlerindeki fluluk yitmişti. Gayet netti bana karşı, iyi de etti.

-Sen en güzel şeyleri söylüyorsun bana! Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Allah senden razı olsun. Kalbim sana aksın, ömrüm de! Kabul ediyorum nasip olmayı, kısmetin olmayı arzu ediyorum. Talihin olmayı… Yârin.

Sevinçten uçayazacaktım.

Mutluluktan öleyazacaktım.

-Ve bana bir dua da bulun.  dedi.

-Ömrün ömrüme değsin! dedim

Derin derin gözlerime baktı. O baktıkça kendimi bir zümrüt ormanında gördüm. Yok böyle bir şey, yok böyle bir yeşil, yok öyle bir bakış ve yüreğe çakış! Can yakış, ah ediş, içe işleyiş… Kahve gözlerimi iri iri açtım ve arzı halimi beyan ettim o an ol cana:

-Allah’ın emri peygamberin kavliyle… diye başladım. ‘Ömrün ömrüm olsun, ömrüm ömrün olsun! Bir ömür boyu ikimiz sevelim doya doya, kana kana, yaşaya yaşaya… Son sözüm bu olmalı sana karşı, elimi uzatacağım eline, gözümü dikeceğim gözüne, sözümü söyleyeceğim yüzüne ve haykıracağım cümle âleme: Ömrün ömrüme aksın su gibi!’ diye.

O ağlamaya başladı, benim gözümden yaşlar döküldü.

O gülmeye başladı, ben kahkaha attım.

Elini uzattı elime, kalbini kalbime verdi. Aklını aklıma doladı, gözlerini gözlerime kilitledi.

-Nasibinim senin sonsuza değin, dedi.

-Eyvallah kabulümsün, dedim.

-Duamsın her daim, dedi.

-Canıma cennet amin, dedim.

 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Canıma Cennet başlıklı yazı GürhanGürses tarafından 28.08.2013 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı