Eklenme Tarihi : 03.07.2017
Okunma Sayısı : 587
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Bir Garip Öldü Diyeler, Kahkaha İle Güleler - 2. Bölüm-
Bir  Garip  Öldü  Diyeler,  Kahkaha  İle  Güleler  - 2. Bölüm-


BENİM  ÇILGIN  İMAMLARIM


Cami  cemaati ve  öğrencilerim  ikindi  namazından  sonra  cenaze  namazını  kılmak  ve  kıldırmak  üzere  caminin  bahçesine  çıktılar.  Çıkmasına  çıktılar  ama  asıl  maraza orada  başladı.  Hepsi de  ''  Hocamızın  namazını  ben  gıldırceen''  diyordu  da  başka  bir  şey  demiyordu.

Hay  Allah.  Okulda  birbirlerine  en  kızdıkları  zamanlarda  bile  kavga  etmeyen  bu  çocuklar  şimdi  bir  cenaze  namazı  için  neredeyse  kavga  edeceklerdi.  

Gözlerim  Nevzat  Necati  Hocayı  aradı.  Bu  kavganın  ancak  o  önüne  geçebilirdi.  Zira  ''Çayda  dem  askerde  kıdem ''  Sözü asker ocağı  için ne  kadar  geçerliyse  imam-hatip  liseleri  için  de  o kadar  geçerliydi.  En  kıdemli  o  olduğuna  göre  ''  Susun  len  gari.  Ben  gıldırcen  o  gadar''  dediği  anda  olay  biterdi.  Lakin  o   yüzünde  '' Ben  size  gösteririm  bebeler'' dercesine  bir  ifade  ile  diğer  okuldaşlarına  bakıyordu.

İşte  o  anda  Mümin  yine  ortaya  çıktı.

-Hocalar !Bakın  ne diyeceğim?  Madem  hepiniz  bu  namazı  kıldırmak  istiyorsunuz,  o  zaman  şöyle  yapalım.  Sami Hoca  içinizden  en  fazla  hanginizi  seviyorsa  namazı  o kıldırsın.  Yoksa  bu  münakaşa  akşam  namazına  kadar  sürer.    O  zamana  da  rahmetlinin  cenazesi  kokar  burada. Şimdi  işi  uzatmadan  karar  verin  bakalım.  Sami  Hoca  içinizde  en  çok  kimi  severdi?

''Sami  Hoca  mı?  Rahmetli  adaşımmış  demek  ki.  İyi  de  benim  dönemimde  adaşım  bir   öğretmen  olmadı  ki  okulda  hiç.  Garip...''

Yusuf  Atıldı:

-En  çok  beni  severdi  ramatlı.  Son  anına  gadar  konuştuk  onuyla  face  bookta.

Halil  Cevap  verdi.

-He he  seni  severdi.  Ulen  oolum  etüdden  gaçıp gaçıp  gaplıcaya  gittiğin  açin  az  mı  dayak  addıydı  sene?

Erol  da  Halile  itiraz  etti.

-Sen  hiç gonuşma  bi  kere.  Seni  de  gaç  defa  gavede  okey  masasından  galdırmadı  mı?

Mehmet  daldı  lafa.

-Hiiiç  boşuna  çene  yormeyin.  Hoca  en  çok  beni  severdi. Onunla  maçlarda  az  mı  beraber  bizim  takıma  tezahürat  yapverdik.

Erol  yapıştırdı  itirazı.

-He, he  tezahürat  yapverdiniz...  Iramatlı  hocamız    güzel  güzel  ''Fincanı  daşdan  oyeler.  İçine  bade  goyeler''  Derdi  de  sen  onun  gulaklarının  az  işidmesinden  istifade  ne  derdin:  ''  Fincanı  daşdan  oyeler.  Liseye  böyle  goyerler''  demez  miydin? 

Mehmet  de  Erol'a  itiraz   etti. 

-Ya  sene  ne  demeli? Bir  nöbetinde hocadan  ''  Belgesel  seyredecez Hocam.''  Diye  rica  minnet  televizyon  dolabının  anahdarını  aldıktan sonra televizyonda  millede  ''Temel  İçgüdü'''yü seyreddiren  kimdi?  Daha  sonra  hoca   salona  girip  kendi  de  on  dakka  seyreddikten  sonra  hepimize  ''  Vay  edepsizle  vay''  Diye gızvermemiş  miydi?  

Nevzat  Necati  hoca  ''Aneeey  len  iyi  ki  de  bizim  dönemde  öğretmen  değilmiş  ırahmatlı''  Dedi  içinden  ama  onun  içinden  dediklerini  duydum  bu  sağır  kulaklarıma  rağmen.

Sonra  yine  Nevzat  Necati  Hoca  ortaya  çıktı.  Nihayet  ağabeyilerinin  farkına  varan  benim  öğrenciler  toparlandılar  tabii  ki. 

Nevzat  hoca  konuştu:

-Hoceler !  Maşallah  hepiniz  sabıgalısınız.  O  sebeple  namazı  ben  gıldırcen.  

İşin  doğrusu  mutlaka  onun  da  talebelik  dönemine  ait  sabıkaları  vardı  ama  ben  bilmediğim  gibi öğrencilerim de  bilmiyordu.

Nevzat  Hoca  devam  etti.

- Namazı  ben  gıldırıyon.  Namazdan önce  nasıl  gılıneceğini  İlyas  Hoce  anladıvercek.  Namazdan  sonra  duayı  da  Gadir  Hoce  yapcek.  Tamam  mı?

Bir  büyük, görev  taksimatı  yapar  da  ona  itiraz  olur  muydu?  Hepsi  ''  Tamam  ''  dediler.  

İlyas  başladı  anlatmaya.

-Muhterem  cemaat.  Cenaze  namazı  her  zaman  gılınmıyo  malum.  O  bagımdan  kısaca  tarif  ediyon. Zaten  çok  goleydir:   İki  salla,  bir  bağla,  üç  salla,yat.

Erol,  gözleri  kocaman  kocaman vaziyette  fırladı  ortaya.

-Len  cemaaat.  Sakın  ha !  Agedeş  şaşırdı  da  bayram  namazını tarif  ediverdi.  Unudun  siz  o  söylenenleri.  

Mehmet  safların  arkasından  seslendi.

-Allah  için  namaza,  meyyit  için  duaya,  dört  tekbir  cenaze  namazı  için  uydum  hazır  olan  imama.  Er kişi  niyetine...

Nihayet  Cenaze  namazı  başlamıştı  ve  tabii  ki  herhangi  bir  aksaklık  olmadan  namazı  kıldırdı  Nevzat  Necati  hoca.  

Sıra  duasına  gelmişti.  Kadir  aldı  mikrofonu.

-Sayın  kaymakamım,  Sayın  Belediye  Başkanım,  Çok  değerli  İlçe  Milli  Eğtim  Müdürüm  Pek  Muhterem  Müftüm. Basınımızın  güzide  mensupları  ve  sevgili  Öğrenciler !  Bu  gün  burada  muhterem  Sami  Hocamızı...

Hüseyin  hemen  olaya  müdahale  ettti.

-Len  ne  ediyon  sen?   Bu  nasıl  dua böyle?

Kadir  Cevap  Verdi.

-Ne  va.  Ne  olmuş.  Iramatlı  hocamız  hep  böyle  hitap  etmez  miydi  milli  bayramlaada? 

Hüseyin  kaptı  mikrofonu  hışımla  ve  dua  kısmını  o  yaptı.

-Aslanlar  yerde gezer. Kanarya  zaten uçmasını  unuttu. Kartallar  yüksek  uçar.  Ve  ıramatlı  hocamız  da  bir  kartal  misali  bu  fani  alemden  ebedi  aleme  ucverdi... 

Şimdi  ben  sorcen  siz  cuvap  verceksiniz.

Iramatlıyı  nasıl  bilirdiniz?

Müminin  sesi  geldi:

-Şeker  gibi  adamdı  valla.

Hüseyin  devam  etti

-Birikmiş  haklarınızı  helal  ediyo  musunuz?

-Helal  olsun.

-O  zaman  başta  bu  tabutun  içinde  ebedi  aleme  yolcu  ettiğimiz  Sami  Biberoğulları  hocamız  içün,  uzaktan  yakından  cenazemize  iştirak  etmiş  cemaatimizin  tüm  geçmişlerinin  ruhu  içün,  kaffe  ehl-i  islam  ervahı  içün, hasseten  Allah  rızası  içün  el    Fatihaaaa.

''Allah  Allah.  Ne  yani  ben  mi  öldüm  şimdi?  Olamaz  ama.  Ben  buradayım.  Olan  biten  herşeyi  görüyorum.  Dur  önümdekine  sorayım  bakayım  kimmiş  bu  hem  adımı  hem  soyadımı  kullanan rahmetli.   İyi  de  ben  ileri gitmek  isterken  arkamdan  omuzlarımdan  tutup  sallayan  vatandaş  da  kim.  Derdi  ne?''

*********
-Abiiii.  Abiiii.
-Aaaa  Şenay?  Sen  de  mi  geldin  cenazeye?
-Ne  cenazesi  abi?
-Camideki  cenaze?  Sami adlı  bir  hocanın  cenazesiymiş.
-Abi  camiden  cenaze  filan  çıkmadı.  Çıksaydı  görürdüm.Bir kaç  cemaat  çıktı  bir  de  sen.
-Öğrencilerim  nerede?
-Bilmem.  Öğrencilerin  mi  vardı  camide?
-Mümin  de  oradaydı.  
-Abi, Mümin  abi  daha  yeni  geldi.  O  camide  değildi.

Mümin  de    Şenay'ın  yanındaydı  ve  o  da  konuştu.

-Çok  şükür  kendine  geldi.

Kendine  gelmek  mi?  Ne  oldu  ki?  Hem  neden  böyle  yüzüm  gözüm  sırılsıklam?  

Mümin  devam  etti.  

-Korkuttun  bizi  hocam.  Ama  şimdi  iyisin   maşallah.  Bu  arada  senin   ne  güzel  takken  varmış.  İlk  defa  seni  böyle  takkeli  görüyorum.
- Nasıl  ilk  defa?  Camide  görmedin  mi?
-Yok  hocam.  Ben  camide  değildim.  Daha  şimdi  geldim.
-Peki  öğrencilerim?
-Valla  öğrenci  möğrenci  yoktu.  Olsalardı  herhalde  buraya  gelirlerdi?
-Allah  Allah...Bu  cami  avlusuna  masa,  sandalye,  şemsiye  koymuşlar.  Millete  çay,  kahve  gazoz  veriyorlar?  
-Hocam  ne  cami  avlusu  yahu.  Burası  Katibim  Kafe.
-Nasıl  Katibim  Kafe?  Ümraniye  Refiye  Soyak  Camii  değil  mi  burası?


Mümin  Şenay'a  döndü.  

-Ohoooo.  Daha tam  kendine  gelememiş.  

Sonra  bana  döndü.

-Hocam !  Burası  Üsküdar.  Ümraniye  değil.

Mümin  doğru  söylüyordu.  Tam  karşımızdaki  cami  Şemsi  Paşa  Camiiydi.  Ben  az  önce  oradaydım.  İyi  de  o  cenaze?  Öğrencilerim?

Şenay  Mümin'nın  kulağına  eğildi.  

-Ben  şimdi  onu  kendine  getiririm

Sonra  bana  döndü:

-Abi  pasta  ısmarlıyayım  mı  
-Pasta  mı?  Pasta  da  ne?  ( Bu  soruyu  sormuşum  gerçekten  de. Bu  aslında  benim  gerçek  manada  öldüğüme  dalalettir ) 

Şenay  son  bir  atak  daha  yaptı.

-Abi eteğim  nasıl?  Güzel  mi?  Yakışmış  mı  bana?

Hafifçe  doğruldum.

-Ne  eteği  kızım?  Üzerinde  kot  pantolon  var.  Ben  ne  bileyim  evdeki  eteğin  nasıl?

Mümin  de  Şenay  da  sevinçle  sıçradılar.

-Oh  çok  şükür  kendine  geldi.

Şaşkınlıkla  sordum.

-Ne  olmuştu  ki?

Şenay  Cevap  verdi.

-Abi,  namazdan  çıkıp  ayakkabılarını  giyerken  sendelemiş,  kafanı  caminin     giriş  kapısındaki  sütuna  vurmuş,  az  kendinden  geçmişsin.  Cemaat  seni  aldı  buraya  getirdiler.  Ben  '' Onu  tanıyorum''  Deyince  de  bana  teslim  edip  gittiler. Az  sonra  da  Mümin  abi  geldi.  Olay  bundan  ibaret.

-Peki  öğrencilerim.  Onlar  niçin  beni  bırakıp  da  gittiler?
-Ah  abi  ah...Öğrencilerin  burada  değil.  Olsalar  seni  hiç  bırakırlar  mıydı?
-Haklısın.  Asla  bırakmazlardı.
-Ama  ne  var  biliyor  musun  abi?  Eğer  son  nefesini  veriyor  olsan  hatırına  ilk  gelecek  olan  şey    öğrencilerin  olacak  herhalde.  Onları  çok  mu  özlüyorsun?
-Hem  de  nasıl  Şenay.  hem  de  nasıl?  Oğlunu  askere  gönderen  bir  anne  ne  kadar  özlerse  o  kadar?  Eşini  gurbete gönderen  bir  kadın  ne  kadar  özlerse  o  kadar.  Hatta  daha  da  çok...

BİTTİ.

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bir Garip Öldü Diyeler, Kahkaha İle Güleler - 2. Bölüm- başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 03.07.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. Sakaryada Firma Rehberi, Sakaryada Haberler Düşük Hapı İlacı Düşük Hapı İlacı