Eklenme Tarihi : 10.08.2017
Okunma Sayısı : 271
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Bu Kadar Çikolataya Ancak Bu Kadar---bir Rüşvet Öyküsü
Bu Kadar  Çikolataya  Ancak  Bu  Kadar---bir  Rüşvet  Öyküsü



Önce  şu  ''Çikolata ''  kelimesinden  başlayalım. Şu  yaşıma  geldim  bu  kelimenin  doğru  yazılışı  nedir  tam  olarak öğrenemedim.  Meşhur  ''Püskevit''  gibi  bu  ''  Çikolata'' da bizim  ülkemizde  yaklaşık  herkes  tarafından  farklı  şekillerde  yazılır.  

Neyse...Ben  nasıl  söylüyorsam  öyle  yazıyorum.  Sanırım  neden  bahsettiğim  anlaşılıyordur.

Efendim  geçen  yaz  bizim  apartmanın  bahçesine  inenler  arasında  5  yaşında  bir  Ayşe  vardı.  Benim  torun  esmer  olduğu  halde  Ayşe  sarışın  bir  çocuk  olmasına  rağmen  torun  hasretimi  gidermek  için  Ayşe'nin  bahçeye  inmesini  dört  gözle  beklerdim.  O  bahçede  diğer  kardeşleri  ya  da  apartman  sakinlerinin  ondan  yaşça  daha  büyük  olan  çocuklarıyla  cıvıldaşırken   ben  de  onların  cıvıldaşmalarını  seyrederek  ''Ah  şimdi  benim  Elif  Nur'um  da burada  olsaydı  da  şunlarla  oynaysaydı  ne  güzel''  diye  içimden  geçirirdim.

Onların  böyle  cıvıldaşmaları  apartmanda  bir   canlı  türü  hariç  hiç  kimseyi  rahatsız  etmezdi.  Sadece  ve  sadece  benim  -  evde  beslemek  zorunda  olduğum  ve  otuz  iki  senedir  benimle  birlikte  yaşayan-  2  No  lu  Kangalımı  rahatsız  ederdi.

Otuz  iki  sene  önce  adını  Tuğrul  koyduğum   2  No  lu  Kangalım,  Ramazan  ayında  tam  da  onun  yattığı  odanın  penceresi  önünde  çalan  Ramazan  davulunun  sesine  bile  uykusundan  uyanmaz  da  ben  ''  Oğlum  sahur  vakti.''  deyip burnuna  sucuklu  yumurtayı  dayadıktan  ve  o,  kokuyu  aldıktan  sonra  ancak  uyanabilirken çocuklar  bahçede  oynamaya  başlayınca  hemen  yatağından  fırlar,  dişlerini  gösterip  hırlamaya  başlardı  ama  ben  ''  Hoşt  lan !  Çocuklara  karışma  yoksa  değil  sucuklu  yumurta,  kemiğe  bile  hasret  kalırsın''  deyince  çaresiz kuyruğunu  bacaklarının  arasına  kıstırıp  uyumaya  devam  ederdi.

Şimdi  tabii  ki  aklınıza  bazı  sorular  geldi.  Mesela  ''  Sahurda  sucuklu  yumurta  yenir  mi?''  Normalde  yenmez  elbette.  Ama  dedik  ya  benim  kangal  apayrı  bir  tür.  O  yer.  Hatta  üzerime  biraz çemen  sürseniz,iki de  yumurta  kırsanız  sucuklu  yumurta diye  beni  bile  yer.  Öyle  bir  şey  işte...

İkinci  olarak:  ''  Bu  Kangal  gündüz  vakti  neden  uyuyor?''  Efendim  bu  Kangal,  özel  güvenlik  görevlisi  olduğu  ve  bazı  geceler  nöbet  tuttuğu için  bazı  gündüz  vakitlerinde  uyur. 

Evet..Geçen  sene  bahçede  sarışın  bir  Ayşe'miz  vardı.  

Bu  seneye  gelince:  Bu  sene  bahçeye  bir  fındık  kurdu geldi.  Onun  gelmesiyle  birlikte  de  Ayşe'nin  papucu  dama atıldı.  Zira  bu  fındık  kurdu  daha  yeni  yeni  yürümeye  başlayan  müthiş  güzel  bir  bebek.  

Müthiş  güzel  olmasına  müthiş  güzel  de maalesef  bana  asla  pas  vermiyor.  Oysa  bebekler  ve  çocuklarla  aram  oldukça  iyidir.  Yalnız bu  fındık  kurdu  maalesef  gıcık  kaptı  benden.  Ne  zaman  bahçeye  çıkıp  biraz  seveyim  desem  hemen  kaçıp  annesinin  kucağına  sığınıyor.

Ha  bu  arada  unuttum  söylemeyi:  Benim  Rize'li  komşu  kadınlar  artık  benden  kaçmıyorlar.  Ben  bahçeye  çıktığımda (  Maalesef  bir  yere  gitmem  gerektiğinde  ya  da  çamaşır  asmak  için  bahçeye  çıkmak  zorunda  kalıyorum  bazen.  Yoksa  bahçe  genelde  hep  onların ) artık  yüzlerini çevirip  ağızlarını  başörtüleriyle örtmüyorlar.  Yani  bir  sene  içinde  benim  zararsız  bir  nesne  olduğuma  hükmettiler.  İşte  bu  sebeple  onlarla  konuşuyorum  da  zaman  zaman.  

Efendim bu  fındık  kurdunun  adı  Zeynep  imiş.  Annesi  '' Haçan  kaçma kizim.  Dede sevsun  seni  biraz.  Bak onin  da  torini  varmiş''  filan diyor  ama  ı  ıh.  Zeynep  ne  zaman  beni  görse  çirkin  ördek  yavrusu  gibi  paytak  paytak  annesinin  kucağına  zıplıyor.

Yok..Bu  böyle  olmayacak.  Benim  o  tombul kolları ısırmam  lazım.   Mutlaka  bir  şeyler  yapmalıyım (  Allahtan  benim  Elif  Nur  buralarda  değil  ve  bu  satırlarımı  okumuyor.  Yoksa  bir  başka  çocuğa  gösterdiğim  bu  ilgi  yüzünden  kabak  gibi  oyar  beni.)  

Ne  demişti  bir  büyüğümüz:  ''  Vaasa  evinizde  fare,  buluruz  ona  da  çare''  Demokrasilerde  elbette  ki  çareler  tükenmiyordu.  Yapacağım  şey  kanunen  suç  olsa  da  bana  başka  seçenek kalmamıştı :  Zeynep'i  rüşvete  alıştıracaktım. 

Bir  gün  markete  gittim  ve  bir  sürü  çikolata  aldım.  İkindi  üzeri  Zeynep,  Ayşe  ve  apartmanın  diğer  çocukları,  anneleriyle  birlikte  indiler  bahçeye...  Onlar  bahçeye  iner  inmez  ben  de  evin  penceresinden  seslendim.  ''  Çocuklaaar.  Gelin  size  çikolata  vereyim''

Çikolataları  gösterdim...Çocuklar  önce  annelerine  baktılar  ''Alabilir  miyiz?''  dercesine.  Bu  hareketleri  çok  hoşuma  gitti.  Yabancılardan  birşeyler  almamaları  gerektiği  öğretilmişti  besbelli.  Anneleri  ''  Alabilirsiniz ''  deyince  hepsi  pencerenin  kenarına  geldiler  ama  Zeynep  annesinin  yanından  ayrılmıyor.  Seslendim:  ''  Zeynep  gelmezse  hiçbirinize  yok''

Annesi  ''  Kizim  sen  da  cit. ''  dedi  ama  Zeynep'in  gözü  çikolatada  olmasına  rağmen  gelmiyor.  

Ayşe  ve  bir  başka  çocuk  Zeynep'in  ellerinden  tutarak  pencere  kenarına  kadar  getirdiler. Çikolatayı  uzattım  aldı....Heyooooo.  Zafer,  inananlarındır.  Sonunda  başarmıştım.  

Başarmasına  başarmıştım  ama  çikolatayı  kapar  kapmaz  yine  paytak  paytak  annesine  koştu.  Olsun...Rüşvetin  tadına  bakmıştı  bir  kere.  Bundan  sonrası  kolaydı.

Daha  sonraki  günlerde  de  bir  kaç  kez  bizzat  elimden  rüşvetini  aldı.  Ama  hâla  daha  o  tombiş kolları  ısıramadım  bir  kerecik  olsun.

Sonunda  kol  ısırmak  gibi  bir  vahşet  yerine  bir  fotoğrafını  almak için  uğraşmaya  başladım.  Bu  yüzden  de  bazen  dört  beş  çikolata  verdiğim  oldu  lakin  nasıl  beceriyordu  o  minicik  boyuyla  bilemiyorum,  çikolatayı  kapar  kapmaz  şimşek  hızıyla  kendisini  annesinin  kucağına  atıyordu. 

En  sonunda   bir  kaç  gün  önce    yeni  bir  plan  yaptım:  Ben  çikolatayı  uzatırken  2  No  lu  kangal  çekecekti  fotoğrafı

Ben  içeriden   yine  tam  beş  çikolata    kaptırdıktan  sonra  ancak  altıncısında  yukarıda  gördüğünüz  pozu  yakalayabildik. 

''Bu  kadar  çikolataya  ancak  bu  kadar''  der  gibi  bir  poz...

Anlayacağınız  Zeynep'i  tam  anlamıyla  tavlayabilmek  için  sanırım  ona  bir  şekerlemeci  dükkanı  açmam  gerekiyor. 

Ah be  çocuklar...Siz  ne  kadar  güzel  ve  insana  huzur  veren  varlıklarsınız.

Bu  arada  sevgili  Zeynep !  Kasım  ayına  kadar  o  yanaklardan  öptürdün  öptürdün,  öptürmezsen  senin  de  papucun  dama  atılıyor  haberin  olsun.  Kasımda  1  No  lu  Kangalımın  bir  kız  çocuğu dünyaya  gelecek. ( İnşallah )  

Yok  yok  ben  o  zaman  da  seni,  Ayşe'yi,  Elif  Nur'u,  doğacak  yeni  torunumu,  hepinizi,  tüm  çocukları çok  severim.  Sen  rüşvetini  alıp  keyfini  çıkarmaya  devam  et.  Sıkıntı  yok....  

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Bu Kadar Çikolataya Ancak Bu Kadar---bir Rüşvet Öyküsü başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 10.08.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. Sakaryada Firma Rehberi, Sakaryada Haberler Düşük Hapı İlacı Düşük Hapı İlacı