Süreyya'yı Taşlamak, Farkhunda'nın Farkında Olmamak ---2. Bölüm ---
Süreyya'yı  Taşlamak,  Farkhunda'nın Farkında  Olmamak  ---2. Bölüm ---



Ömrümün  on üç  senesi  İmam-  hatip  Liselerinde  öğretmen  olarak  geçtiği  için  din  görevlileriyle  pek  içli  dışlıydım.  Bir  gün  görev  yaptığım  bir  yerde  bir  müftü  arkadaşla  sohbet  etmek,  bir  çayını  içip  hal  hatır  sormak  üzere  müftülüğe  gittim.

Müftü  arkadaşla  oturup  çay  içip  sohbet  ederken  kapı  çalındı.  Gelen  müftülük  görevlilerinden  biriydi.  Müftüye  '' Bir  vatandaş  geldi  sayın  müftüm.  İlle  de  sizinle  görüşmek  istiyormuş.  Çok  önemli  ve  acil  bir  meselesi  varmış''  dedi.  Müftü arkadaş ''  İçeriye  al''  deyince  odaya  adeta  bir  canlı  cenaze  girdi.

Evet..İçeri  giren  adam  45-50  yaşlarında  oldukça  çökmüş,  bitmiş,  ayakta  zor  duran  mecalsiz  bir  insandı.

Müftü  ''Buyurun.  Mesele  nedir?''  Diye  sorunca  adam  önce  bana  baktı.  Müftü  anlamıştı.  Bana  ''  Hocam  sen  çık  istersen.  Anladığım  kadarıyla  özel   bir  mevzu''  dedi.  Ben  kalktığım anda  adam  ''  O  da  kalsın.  Madem  hocaymış,  onun  da  duymasında  bir  sakınca  yok''  deyince  Müftü  ''  Ama  o  din  görevlisi  değil.  Öğretmen ''  dese  de  adam  ''  Olsun,  neticede  hoca  değil mi?  Bir  fikir de o  söyler  belki  dedi.  Bunun  üzerine  müftü  arkadaşım  bana  başıyla  ''  otur ''  işareti  yaptıktan  sonra  adama  ''  Seni  dinliyorum.  Buyur''  dedi.

Adam  anlatmaya  başladı  ve  müftü  arkadaş  ile  aralarında  şöyle  bir  diyalog  geçti:

-Müftü  efendi.  Karım  zina  yaptı.

Benim  de   müftü  arkadaşın  da  gözleri  faltaşı  gibi  açılmıştı.  Müftü sordu.

-Bu  çok  ağır  bir  suçlama.  Vebali  oldukça  büyüktür.  Böyle  bir  şeyi  gözlerinle  gördün  mü?

Adam  cevap  verdi:

-Gördüm.  Kendi  öz  kardeşi  ile  aynı  yatakta  uygunsuz  vaziyette  gördüm.

Müftü  öfkeyle  ayağa  kalktı.

-Kendi  öz  kardeş,  ile hem  de...Bu  çok  daha  ağır  bir  suçlama.  Peki  şahidin  var  mı?

Adam  boynunu  büktü:

-Hayır..  Şahidim  yok.  

Müftü  Gürledi  adeta.

-O  zaman  zinaya  hükmedemeyiz. Sen  de  artık  ''  Karım  zina  yaptı''  deme.  Bu  çok  büyük  bir  günahtır.

Adamın  ''  Tamam  müftü efendi  ''  deyip  oradan  ayrılacağını  umuyordum  ama  öyle  olmadı.  tekrar  konuştu  o  süklümpüklüm  haliyle:

-Şahidim  yok  ama  kendisi  bu  suçunu  itiraf  etti.

Müftü  de  ben  de  şok  olmuştuk.

-Kendisi  itiraf  ediyorsa  zina   var  demektir.  Peki  kendisi  nerede? 

Adam  kapıya  yöneldi  ve  dışarıda  bekleyen  karısını  içeri  soktu.  Kadın  da  bitkin  vaziyetteydi.  Yavaş  adımlarla  Müftüye  doğru  yanaştı.  Müftü  bu  sefer  kadına  sordu:

-Hanım !   Kocanın  bize  anlattıklarını  sanırım  biliyorsun.  O  bakımdan  tekrar  ettirmeyeceğim.  Sana  tek  bir  sorum  var:  Zina  yaptın  mı?  Bir  başka  erkekle -ki  kocan  bunun  senin  öz  kardeşin  olduğunu  söylüyor-   evet,  bir  başka erkekle  cinsi  münasebette  bulundun  mu?  Aynen  karı koca  arasında  olduğu  gibi.

Kadın  durdu... Başladı  ağlamaya.  Sonra  yutkundu  ve  nice  sonra  cevap  verdi:

-Bilmiyorum.

Müftü  kadına  bir  daha  sordu:

-Kocan  seni    erkek  kardeşinle  aynı  yatakta  uygunsuz  vaziyette  görmüş.  Bunu  da  sen  itiraf  etmişsin  doğru  mu?

Kadın  ''  Evet  doğrudur''  dedi  yine  ağlayarak.

Müftü  bir  daha  sordu:

-Peki  zina  ettin  mi? 

Kadın  bir  daha  ''  Bilmiyorum ''  dedi.  Bunun  üzerine  müftü  adama  döndü:  

-Şüphe  varsa  zinaya hükmedemeyiz. 

Adam ''  Ama  bana  itiraf  etti.  Az  zorlarsanız  size  de  itiraf  edecektir ''  deyince  Müftü  kızdı.

-Bir  kez  ''  Bilmiyorum''  demişse  ikinci  kez sorulmaz.  Şüphe  varsa  da  zinaya  hükmedilmez.  Öte  taraftan  ülkemizde  medeni  hukuk  geçerli  olduğuna  göre  biz  ''zina'' desek  bile  yapacak  bir  şey  yok.  Şimdi  buraya  neden  geldin  onu  anlat.

Adam  boynunu  büktü.

-Müftü efendi  ben  bu  kadını  affetmeye  hazırım.  Ancak  böyle  bir  zinakar  ile  evli  kalmak  dinen  caiz  midir  değil  midir  diye  sormaya  gelmiştim.

Müftü,  karı  kocayı  oturttu.  Onlara da  birer  çay  söyledikten  sonra  fetvayı  verdi:

-Ortada  bir zina  yok  ki  ben  sana  zinakar  bir  kadınla   evli  kalınır  mı,  kalınmaz  mı  diye  fetva  vereyim.  Şimdi  yapacağın  şey  şu:  ''Bu  şüphe  ile  yaşayabilirim,  ben  bunun  üstesinden  gelebilirim.''   diyorsan  herşeyi  unut  evliliğini  sürdür.  Yok  '' Ben bunun  altından  kalkamam''  diyorsan  karar senin.  Ama  şurası  kesin:  ŞERİATA  GÖRE  zina  yok bu  olayda.  Zinaya  hükmedilemez.  Şeriatın  zina  diyemediği  bir  şeye  de   sen  zina  diyemezsin. 

Evet..Aynıyle  vaki  olan  bu  olay  aslında  Şeriatın  zina  denen  fiile  nasıl  yaklaştığını  göstermesi  açısından  oldukça  ilginç  bir  hatıraydı  benim  için.  

Şimdi  bu  yazıyı  okuyanlar  içinde  ''  Böyle  bir  olay  Hristiyan  dünyasında  olsaydı  kesinlikle  rahip  ve  o  adam  ile  karısı  arasında  kalırdı.   Tamamen  özel  bir  konu  konuşulurken  senin  orada  bulunman  medeni  Avrupa  ile  aramızdaki  farkı  gösteriyor''  Diyebilirler.  Doğrudur...O  da  benim  ve  müftü  arkadaşımın kabahati  olsun.  

Bu  olayı   öncelikle  Süreyya'yı  Taşlamak filminin  yapımcı  ve  yönetmenlerinin  neleri  atladığını  izah  edebilmek  adına  anlattığım  gibi aslında  şeriat  hükümlerine  göre  zina'nın  en  zor  karara  bağlanabilen  davalardan  olduğunu  açıklayabilmek  amacıyla  anlattım.  Daha  da  doğrusu  gerek  Süreyya'yı,  gerek  Farkhunda'yı  öldürenin  şeriat  değil  cehalet  olduğunu  izah  edebilmek için anlattım. 

Süreyya,  Süreyya  derken  Farkhunda'ya  gelemedik  bir  türlü  değil  mi?  O  zaman  şimdi  de  Farkhunda'yı  ele  alalım.  

Bizim  lisanımızdaki  söylenişiyle  Ferhunde  Muhammed  Afganistan'ın  başkenti  Kabil'de  yaşayan  28  Yaşında  bir  İlahiyat  fakültesi  öğrencisiydi. Hatta  okulu  bitmiş,  din  dersleri  öğretmeni  olmaya  hazırlanıyordu.  Aynı  zamanda  da  hafize  idi.  Yani  Kur'anı  ezbere  okuyabiliyordu.

Efendim  gerçi  bizim  ülkede   İlahiyat  Fakültesi  öğrencisi,  din  dersi  öğretmeni  adayı   ve  hafize  bir  bayan  için  ''Aydın ''  ifadesi  asla  kullanılmaz  ama  Ferhunde (  Bazen  Ferhunde bazen Farkhunda olarak  yazacağım.  Karıştırılmaz  umarım. )  aydın  bir  kızdı.  Başını  yiyen  de  aydın  bir  insan  olmasıydı  zaten.

19  Mart 2015 de  bir  cami  önünde  muska  satan  bir  adam  gördü  Ferhunde.  Aldığı  eğitim  ona  muskacılığın  doğru  bir  şey  olmadığını  öğretmişti.  Muska  satan  adama  ''  Bu  yaptığın  doğru  değil.  İnsanları  kandırıyorsun''  dedi.  Bu  arada  öyle  anlaşılıyor  ki  eline Kur'an  alıp  ondan  ayetler  göstererek  muskacıya  cami  önünden  defolmasını  söyledi. Ancak  muskacının  böyle  bir  niyeti  yoktu.  Farkhunda'nın  Kur'an  yaktığını  söylerek  yaygara  yapmaya  başladı.

İşte  bundan  sonrası  hiç  kimsenin  hiçbir  şekilde  itiraz  edemeyeceği  vahşet  sahneleriyle  dolu    ve  görüntülerini  her  yerde  bulabileceğiniz  bir  katliama  dönüştü.

Farkhunda  feci  şekilde  dövüldü,  bir  çatıya  çıkarılıp  oradan  aşağı  atıldı,  üzerine  benzin  dökülerek  ateşe  verildi...Tüm  bunlar  olurken  ''Allahuekber ''  Nidaları  yine  göklere  yükseliyordu.

Şeriatın  emri  olarak  ''  Muska  satmak,  insanların  umutları  ile  oynamak,  bu  yolla  gelir  elde  elde  etmek  doğru  değildir ''  Diyen  Farkhunda    şeriat  adına (!) ,  şeriatçılar(!)  tarafından  feci  şekilde  öldürülmüştü.

Tıpkı  ''  Hüküm  Allahındır  Ya  Ali''  Diyerek  Hz.  Ali'nin  kafasına  zehirli  kılıcını  vuran  İbn-i  Mülcem  gibi  Farhunda'nın  katilleri  de  ''  Kur'an  yaktı,  Amerikan  ajanı  kaltak.  Vurun..Allahuekber''  Diyerek  Farkhunda'yı  katlettiler. 

İbn-i  Mülcemler  hortlamıştı  adeta...

11  Polis  durup  olayı  seyretti.  Pek  çok  insansı  varlık   bu  katliama  ya  doğrudan  karıştı  ya  da  durup  seyretti.
Bu  olay  21.  Yüzyılda,  sadece  iki  sene  önce  cereyan  eden  bir  olay  olduğu  için  tüm  dünyada  yankılandı. 

Türkiye'de  ''  İşte  istediğiniz  şeriat''  diye  paylaşıldı  Ferhunde'nin  katledilişinin  videoları, bir  avuç  azınlık  dışında  Türkiye'de  şeriat  isteyen  filan  olmadığı  halde...Hele  hele  böyle  İbn-i  Mülcem'lerin,  Yezidlerin  getireceği  bir  şeriatı  hiç  kimse  istemediği  halde...

Hiç kimse  cehalete  yine  dikkat  çekmedi. 

Farkhunda'nın  baş  katili  olan  muska  satıcısı  da  dahil  dört  kişinin  bu  olaydan  dolayı  idam  cezası  ile  cezalandırıldığı,  sekiz  kişinin  16  yıl  hapis  cezası  aldığı b u  cezaların  da yine  şeriatla  yönetilen (!)  bir  devlet  idaresinde  verildiği  de  konuşulmadı  hiç. ( Böyle yazınca ''Pek  üzülmüşe  benziyorsun  o  katillerin   dördüne  idam  cezası  verilmesine''  Diye düşünenler  olabilir.  Değil  efendim.  Keşke  o  katiller  tekrar  tekrar  diriltilip  hem  de  yakılmak  suretiyle  cezalandırılsalar.) 

''  Batı  medeniyeti ''  Diyen  hiç  kimsenin  aklına  14.  ve  15.  Yüzyıllarda engiziyon  mahkemelerinin  kararlarıyla,  evet evet  öyle  galeyana  gelmiş  bir  kaç  cahilin  değil, zamanının yüksek öğrenim  görmüş  insanlarınca  oluşturalan  mahkamenin verdiği  kararlarla   halkın  gözleri  önünde  cayır  cayır  yakılan  kadınlar  (  ya  da  erkekler ) gelmedi.

Aslında  yazılacak  şey  çok  ama  bitireyim.

14.  ve  15  Yüzyıllarda  Avrupa'da  kadınlar  büyücü,  cadı,  içine  şeytan  kaçmış  diye  yakılarak  öldürüldüler.  Amerika'da  1692  yılında  on  dördü kadın, beşi  erkek  toplam    on  dokuz  kişi  cadı  oldukları  gerekçesiyle  hem  de   mahkeme  kararıyla  öldürüldü. (  Salem  Cadıları  davasını  okumanızı  tavsiye  ederim ) 

Onlar  en  sonunda  içlerinden  bir  Martin  Luther  çıkardılar.  Martin  Luther   pek  çok  şey  söyledi  ama  özellikle  ''  Kul  ile  Allah  arasına  hiç  kimse  giremez''  dedi.  Söylenebileceklerin  hepsinin  özeti  de  buydu  zaten.

Ne  Hristiyanlık  yıkıldı,  ne   Vatikan'a  ne  Fener'e  dokunuldu.  Ama  Batı  dünyası  karanlıktan  aydınlığa  çıktı.

İslam  dünyasında  da  eninde  sonunda  bir  Martin  Luther  çıkacak.  Biz  artık  ona  Mehdi  mi  deriz,  Hz.  İsa  mı deriz ya  da  başka  bir isimle  mi  çağırırız bilemem ama  bu  gün  Avrupa'nın  ortaçağda  yaşadığı  karanlığı  yaşayan  İslam  dünyasında  eninde  sonunda  Avrupa'da  yaşanan  gibi  bir  aydınlık  dönem  yaşanacaktır.  Bu,  yüz  yıl  sonra  mı  olur,  beş  yüz  yıl  sonra  mı  olur  bilemem  ama  böyle  kalmayacaktır  islam  dünyası.

Çünkü  Kur'an  çok  açık  şekilde der  ki  ''  Kafirler istemese  de Allah  nurunu  tamamlayacaktır. ''  [ Saff  Suresi  8.  Ayet. ] 

Nur, yani  ışık,  aydınlık  eninde  sonunda  İslam  dünyasında  da  egemen  olacaktır.  O  güne  kadar  ''Hepiniz   Allahın  ipine  sımsıkı  sarılın.''  [ Âl-i  İmran  Suresi  103.  Ayet ]

Süreyya'lara,  Ferhunde'lere,Edibe  Sulari'lere, Muhibe  Akarsulara, Serap  Eser'lere, Özgecan Aslan'lara   ve daha  nice  mazluma  uzanan  eller  kırılsın.[*]

[*] Süreyya  taşlanarak,  diğerleri  yakılarak  öldürülmüş  kadınlar/  veya  kızlardır. 


RESİM: 

Ortada  yazan'' İslanıc  Bastards have  killed  me ''  yazısının  Türkçesi  ''  İslamcı  Piçler  beni  öldürdü''....Bir  İlahiyat  öğrencisi  ve  hafıze  olan  Farkhunda  Muhammed  kendisi  bir  İslamcıyken  ''  İslamcı ''  ve  ''Piç ''  kelimelerini  yanyana  kullanır  mı  sizce?

Hedef  cehalet  değil  de  doğrudan  doğruya  İslam  olursa    o  söylemez  ama  söyletirler.

Alttaki  yazıda  da '' Justice for Farkhunda''  yani   ''  Farkhunda  için  adalet ''  yazıyor. 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Süreyya'yı Taşlamak, Farkhunda'nın Farkında Olmamak ---2. Bölüm --- başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 24.08.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.