Eklenme Tarihi : 10.10.2017
Okunma Sayısı : 227
Yorum Sayısı : 7
Etiketler
Sami Bibero
Sami  Bibero
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 11.10.2017 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Hint Müzikli Türk Filmi-meera'nın Güğümleri Kalaylı---6. Son Bölüm ---
Hint  Müzikli  Türk  Filmi-meera'nın  Güğümleri  Kalaylı---6.  Son  Bölüm ---



İntikamım  acı  olur  demiştim ))))))))))))))

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

ADEM-  Abi,  senaryoyu  şarkı  türküyle  doldurdun.  Biraz  aksiyon  filan  koysaydık.  Tamam  Hint  filmi  ama  öyle  hep  şarkı-dans  da  olmaz  ki.
BEN-  Haklısın. Biraz da  aksiyon  yapalım. 


İmam  efendinin  Bülbül  kasidesini  okumasından  sonra  tüm  gözler  Jalaladdin'in  üzerinde  toplanmıştı. Acaba  o  da  İmam  ve  rahip  efendinin  sorduğu  ''  Meera'yı  eşin  olarak  kabul  ediyor  musun?''  Sorusuna  ''Evet''  Diyecek  miydi?

Jalaladdin  yavaşca  başını  kaldırdı  ve hüzün  içinde  çoook  eski bir  şarkıya  başladı:  ''  Sevdiğim  kız  gelin  olmuş/  benim  değil  elin  olmuş''  Ancak   annesi  Moj-Ella  Prakash,  şarkıyı  tamamlatmadı. Hemen  yan  tarafında  bulunan  küreği  kaptığı  gibi  Jalaladdin'in  ağzının  ortasına  yapıştırdı.

-A  benim salak  oğlum !  Kendine  gel.  Yoksa  kaçıracaksın  gül gibi  kızı.

Rahip  ve  imam itiraz  ettiler:

-Hatun,  hatun...Baskı  yok.  Çocuk  kendi iradesi ile  evet  ya  da  hayır  demeli.

Ağzının  ortasına  küreği  yiyen  Jalaladdin  bu  ani  şokla  ''  Görüyorum.  Vallahi  görüyorum''  Diye  bağırmaya  başlayınca  Moj-Ella  Prakash  yine  aldı  küreği  eline  ama  bu  sefer  vurmadan ''  Salakkk.  Sen  kör  değildin ki zaten. '' diye bağırdı.

Jalaladdin  hâla  kendinde  değildi.  İçinden  ''  Bu  teyze  de  kim?  Neden  bana  kürekle  vurup  duruyor? ''  Diye  geçirdi.  Ancak  yeni  bir  kürek darbesine  dayanamayacağını  anladığından  hafifçe  annesinin  kulağına  eğilip  sordu:

-Teyze,  evet  mi  demem  gerekiyor,  hayır  mı?

Moj-Ella  Prakash,  oğlunun kendisine  teyze  demesinden  zavallının  hâla kendine  gelemediğini  anlamış  olsa  da  şimdi  bunu  düşünmenin zamanı  değildi.  O  da  usulca  fısıldadı  oğluna:

-Evet  de.

Jalaladdin ''  Evet ''  dedi,  olay  da  burada  bitti  sanıyorsunuz  değil  mi?  Mümkün  mü?


Jalaladdin  tam  evet  diyeceği  anda  köyün  doksan yaşındaki ebesi  Gunara  Bijergi  telaşla  meydana  fırladı.

-Duruuunnn.  Bu  nikah  olamaz. 

Don  Barbargi  dayanamadı.

-Ohooooo.  İyice  suyunu  çıkardınız  olayın.  Neden  olamıyormuş  hanım  teyze?  Bu  ikisi  kardeş  mi yoksa?

Gunara Bijergi  Küçümser  bir  edayla  baktı  Don  Samhi  Barbarghi'ye.

-Ondan  değil  Don  efendi.  Yahu  bir  baksana  şu  dünyalar güzeli,  tatlı,  masum,  uysal  kızcağızın  kaynanası  kim  oluyor  bu  evlenme  gerçekleşirse?  

Don  Barbargi'nin gözleri  kocaman  kocaman  açıldı. Evet..Bunu  neden  akledememişti  ki.  Bu  evlilik  gerçekleşirse  Moj-Ella  Prakash, Meera'nın  kaynanası  olacaktı.  Moj-Ella  Prakasah  ve Kaynana  kelimelerini  yan  yana  koyunca  dehşetle  ürperdi.   Etrafa  serdiği  500  civarında  ceset  neyse  de  böyle  bir  şey  çok  büyük  bir günahtı.  Ama, ama  ok  yaydan  çıkmış  ve  Jalaladdain  herkesin  duyacağı  şekilde  ''Eveeeet''  Diye bağırmıştı.

İmam, ''  1000  Reşat  altını  Mihr-i  Müeccel  ile  Meera'yı  sana  verdim''  Dedikten  sonra  Jalaladdin  ve  Meera  Hindu  inançları çerçevesinde el  ele  tutarak  ateş  etrafında  yedi  kez  dolanma turlarına  bile  başlamışlardı.  Bu  saatten  sonra  artık  değil  ebe,  tanrıça  Krişna  gelse  bu  evliliği  bozamazdı.  Yüce  Allah  da  niye  bozsundu  ki  zaten.

Yani  artık  Jalaladdin  ve  Meera  resmi  olarak  kocakarı  olmuştu...Pardon  karı-koca  olmuşlardı.

ADEM-  Abi ! Gerdek,  zifaf  olayı olmadan karı- koca  olunuyor  mu?
BEN- Ne  yani  şimdi  onu  da  mı  anlatalım.
ADEM-  Madem  oldu  olacak,  kırılsın  nacak.  Filme  azıcık  erotizm  katsak  fena  mı  olur?
BEN-  Of be  Adem.  Hintlilerin  erotizminden  ne  olacak?  Meerayla  Jalaleddin  burunlarını  birbirlerine  sürterler  olur  biter.  İki  saniyelik  bir  sahne.  Araya  atarız  o  sahneyi. Sorun  değil.

Moj-Ella  Prakash  pis  pis  baktı  ebe  Gunara  Bijergi'ye.  O  nikah kıyılmamış  olsaydı resmen  zavallı  yaşlı  kadını  orada  didikleyecekti.  Ama  madem  ki  nikah  kıyılmıştı  o  halde  yeni  bir  maraza  çıkarmanın  gereği  yoktu.

ADEM-  Abi  güğümler?
BEN-  Tamam  merak etme.  Oraya  geliyoruz.

Don  Barbarghi  ve  adamları  Jalaladdin  ve  Meerayı  bir  deve  üzerine kondurdukları  ( ben  kulübe  diyim.  Asıl  adını bilmiyorum) bir  kulubenin  içine  koydular.  Moj-Ella  Prakash'ı  da  bir  Limuzin'e  atıp  artık  Deaway  köyünü  terk  etmeye başladılar.  Meera  yeni  yuvasına  gidiyordu.

Yolda  Jalaladdin  Meera'ya  sordu.

-Dedem  deve,  girmez  eve.  Kes  başını  girsin  eve.  Bil  bakalım bu  ne?

Meera  içinden  ''  Salak  bu  çocuk  ya.  Şu  saatte  insanın  aklına  deve  mi  gelir?''  Diye  düşünse  de  bunu  tabii  ki  zavallının  aldığı  darbelere  yordu.  Sevgisi  ve  aşkı  ile  tez  zamanda  Jalaleddin'i  iyi  edecekti. Ama  asıl sorun  bu  değildi.  Şimdi  gideceği  ev    nasıl  bir  şeydi  acaba?  Kaç  odalıydı?  Mesela  orada  da  babasının  evindeki  gibi  eşek  sütüyle  banyo  yapabilecek  miydi?  Bunu  acilen  Jalaladdin'e  sormalıydı.

-Jalaladdin.  Bana  nasıl  bir  ev  yaptırdın?

Jalaladdin,  dans  ekibine  işaret  verdi  ve  kıvrak  bir  Rumeli  türküsü   ile  dans  başladı.

Bir  evler  yaptırdım  more  Meera'm  sazdan  samandan
İçine  girilmez  more  Meera'm  tozdan  dumandan.

Bir  evler  yaptırdım more  Meera'm  kaleye  karşı.
Nasıl  çıkacaksın  more  Meera'm  o  yokuşları...

Meera  içinden  ''  Aha  da  moku  yedik.  Herif  beni  sazdan  samandan  kulübeye  atacak''  dedi.  Ama  yine  de  kalbinin  bir  yarısı  ''  Aşk  her  türlü  zorluğun  üstesinden  gelir''  Diye  düşünüyordu.

Derkene  efendim,  düğün  kafilesi   Jalaladdin'in  köyüne  geldi.  Don  Barbargi,  adamlarını toplayıp  Mumbai'ye  döndü  ve  olayın  en  heyecenlı  yeri  olan  gerdek öncesinde  Moj-Ella  Prakash, oğlu  Jalaaddin'e  ''  Sen  odana  çık.  Ben  gelinimle  bir  iki  kelime  konuşmak  istiyorum.  Beş  dakikaya  kalmaz  odana  gönderirim''  dedi.


Fıstık  gibi  bir  kızla  gerdeğe girecek  olmak  Jalaladdin'in aklını  başına  getirmişti  ama  şimdi  karşısında  şu  ana  kadar  karşılaştığı  sorunlardan  çok  çok  büyük  bir  sorun  durmaktaydı.  Anasının  ''  beş  dakika  ''  deyip  de  gerçekten  de  beş  dakikada  bitirdiğ  bir  konuşmayı  henüz  tarihler  kaydetmemişti.  O  beş  dakika  kaç  saat  sürecekti;  kendisi  gerdek  odasında  kaç  saat  bekleyecekti  Allah  bilirdi.  Ama  yapabileceği  bir  şey  de  yoktu.  Kaynananın  gerdek  öncesi  gelinle  konuşması  bir  gelenekti  oralarda.

Meera  merakla kaynanasının  yüzüne  bakıyordu.  Acaba  bu  yaşlı kadın  ona  neler  anlatacaktı.

Moj-Ella  Praksah  başladı  konuşmaya...

-Bak  kızım.  Birazcık  şişmansın  maalesef.  Ben  senin  yaşındayken  tığ  gibi  bir  kızdım.  İki  gözüm  önüme  aksın  48  kilodan  yukarı  çıkmadım  hiç, evlenene  kadar. İşte  bu  sebeple  de  beni  vakti  zamanında ne büyücüler,  ne  sihirbazlar,  ne  yoga  ve meditasyoncular  istedi  de  hiç birine  varmadım.

Ah  kızım  ahhh. Biz  zamanında  ülkemizin  istiklali  için  rahmetli Mahatma  Gandhi ile az  mı  mücadele verdik?  Gerçi  o  hep  silahsız  eylemden  yanaydı  ama...  Heey  gidi  günler  hey...

Haaa,  şeyi  anlatmayı  unuttum.  Pırasa  da  aslında  soğangillerden  oluğu  için   zeytinyağlı  pırasa  yaparken  ayrıca  soğan  doğramana  gerek  yok.  Pırasaları  bir güzel  yıka,  doğra,  üzerine  bir  avuç  pirinç  at,  bir  fiske  tuz,  bir  çay  kaşığı  toz  şeker,  isteğe  göre  minik  doğranmış  bir  havuç,  sonra  zeytinyağını  dök,  sür  ateşe.  Suyu  çok  az  koy. Zetinyağlı  pırasaya  salça  konmaz.  Tamam  mı  kızım?

Ahhh  aaah.  Zeytinyağı  dedim  de   aklıma  rahmetli  şeyh  Ziyaeddin  Efendi  geldi.  O  bana  hep  ''Zeytin  gözlüm'' Derdi. Fena halde  dest-i  izdivacıma  talipti  ama  o  zaman  benim  aklım  bir  karış  havada  tabii  ki.  Adama  hiç pas  vermedim.  İlle  de  ''  Ben  Elwis  Prestley'le  evleneceğim''  Diye  tutturdum.  Ben  öyle  deyince  o  da  bana  inat  Elizabeth Taylor  ile  evlendi.

Moj-Ella  Prakash  ''  beş  dakika ''  demişti  ama  tam    iki  saat  otuz  yedi  dakika,  elli  dört  saniye  konuşmuştu.   Öte  taraftan  konuşmayı  bitirip  zavallı  Meera'yı  azat  etmek  gibi  bir  niyeti  var  gibi  de görünmüyordu. Onun  hemen  yanına  koyduğu  semaverden  bardağını  doldurmasını  fırsat  bilen  Meera  bu  bir  saniyelik  boşluktan  faydalanıp  iki  buçuk  saat  sürmüş  olan işkenceye  son  vermek  için  hemen  atıldı.

-Ana,  ben  hemen  kalkayım  çeşmeden  su  getireyim.

Moj-Ella  Prakash  şaşırmıştı.

-Allahın  şapşalı !  Evde  sular  gürül  gürül  akıyor.  Niçin  çeşmeye  gideceksin ki?

Meera  cevap  vermeden  önce  Moj-Ella  Prakash,   zamanında  köyün  muhtarlığını yapmış  olan  rahmetli  kocasının  köye  nasıl  su  getirdiğinin  tarihini  de  bir  yarım  saat  kadar  anlattı.

Meera  bir  fırsatını  bulup  yine  araya  girdi:

-Ana,  bizde  gelenektir. İlk  geceden  sonra  yapılacak  banyonun  suyunu  kızlar  mutlaka  çeşmeden  getirmek  zorundalardır.

Moj-Ella  Prakash  şaşırdı  bu  geleneğe.  

-Tamam ama  bizim  güğümler  kullanılmaya  kullanılmaya  kalayları  hep  döküldü.  O  halde  su  doldurursan  o  su  vücudunuza  zarar verebilir.

Meera  işkenceden  kurtulabileceğinin  heyecanı  ile  atıldı.

-Ana  ben  kalaylarım  güğümleri.

Moj-Ella  Prakash'ın  şaşkın  bakışları  arasında  başladı  güğümleri  kalaylamaya.  Kalaylama  işi  biter bitmez  de    iki  güğümü  alarak  çeşmeye  doğru  koşmaya  başladı.

Çeşmeye   vardı.  Güğümleri  yere  koydu  ve  hızını  hiç  kesmeden  koşmaya  devam  etti. 

Koştu,  koştu,  koştu...

Bu  azaptan  kurtulmak  için  arkasına  bile  bakmadan  koşması  gerekiyordu.  Jalaladdin'in  aşkı  filan hiiiç  umurunda  değildi.  

Böyle  bir  kaynanaya  tahammül  edebilmesi nâ  mümkündü.  

Koştu...Koştu...Koştu...

Saatler    geçtiği  halde  Meera'nın  halen  sudan  gelmediğini  gören  Moj-Ella  Prakash  ve karısını  merak  eden  Jalaladdin  çeşmeye  geldiklerinde orada  iki  adet  kalaylı  güğümü  gördüler  ama Meera  çoktan  sırra  kadem  basmıştı.  Zaten  bir  daha  da  zavallı  kızı  gören  olmadı. En  son  olarak  Everest  zirvesine  yakın  bir  yerde  bir  Hindu  tapınağına  kendisini  kapattığı,  kalan  ömrünü  tamamen  sessilik  içinde  geçirdiğini  söyleyenler  olduysa  da  ne  derece  doğru  hiç  bilinemedi.

Meera'nın  kaçtığı  anlaşıldığı  anda  Jalaladdin  ve  anası  Hadjı  Moj-Ella  Prakash,  çok  hüzünlü  ama  tamamen  doğaçlama bir türküye  ve dansa  başladılar:

Meera'nın güğümleri kalaylı ah kalaylı
Fistan giymiş etekleri alaylı alaylı aman aman
Meera'yı aldatması kolay mı ah kolay mı

Ah alırım dedin de aldattın beni aldattın beni aman
Üç telli saz ile oynattın beni oynattın beni aman

Giyme dedim giydin sen bu alleri ah alleri
Başıma getirdin türlü halleri halleri aman aman
Düşman ettin bana bütün elleri ah elleri

Ah alırım dedin de aldattın beni aldattın beni aman
Üç telli saz ile oynattın beni oynattın beni.


Oh  be...Çok  şükür  bitti...

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Hint Müzikli Türk Filmi-meera'nın Güğümleri Kalaylı---6. Son Bölüm --- başlıklı yazı Sami Bibero tarafından 10.10.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. Sakaryada Firma Rehberi, Sakaryada Haberler Düşük Hapı İlacı Düşük Hapı İlacı