Eklenme Tarihi : 11.10.2017
Okunma Sayısı : 169
Yorum Sayısı : 8
Etiketler
Gülalkan
Gülalkan
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 12.10.2017 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri

19.10.2003 : Bosna-Hersek'in eski cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç vefat etti

19.10.1961 : Eski başbakanlardan Şemsettin Günaltay vefat etti.

19.10.1448 : Osmanlı Sultanı II. Murat, Kosova Zaferi'ni kazandı.

19.10.1781 : Amerikan Bağımsızlık Savaşı, İngilizlerin George Washington'a teslim olmalarıyla sona erdi.

Yoluma Işık Olan Kadın

Anneannem, zor şartların güçlü kadını...  

Anneannem 15 yaşlarındayken henüz askere gitmemiş bir gençle evlendirilir. Bundan sonrasını bir bölüm halinde kendi anlatımıyla aktarmaya çalışayım:  

-"Daha bir yıl olmadıydı, askere aldılar O'nu... Seferberlik (savaş) zamanıydı... Çok geçmedi, haberi geldi, dönemedi... Erim, (kocam) ilkimidi O benim... İlk başka oluyor, başka... (Derin bir iç geçiriyor.) Burası küçük yer, dul bayanlara kolay dil uzatırlar. Çok geçmeden, uzaklardan bir akrabamızın yine askere gitmemiş oğluna eş oldum. Bir yılı tamamlayamadıydık, askere çağırdılar. O da dönemedi, birincisi gibi O da seferde (savaşta) kaldı.  

Kısa zamanda ikisinin acısıyla, karnımda bebeciğimle kalakaldım. Öyle acılı zor günlerdi. Bağ-bahçe işleri bir yandan, acılarım bir taraftan."...  

Böyle anlatmıştı anneanneciğim. Ben O'nun ilk torunuydum, O beni, ben de O'nu çok severdik birbirimizi. Yaşantımda en çok sevgiyi veren kişiydi O, kalbimde yeri büyüktür. Aramızda iki nesil zaman farkı olmasına rağmen sohbetimizde frekanslarımız tam çakışırdı ve rahat anlatırdı anlatabileceklerini...  

Sonra bebeği doğmuş yani teyzem.... (Sonraki yıllarda evlenen teyzem, ne yazık ki, anne olamamıştı...)  

Bebek biraz büyüyünce aile büyükleri üçüncü evliliğe baskı uygulamaya başladıklarında:  

-"Beni biraz yaşlı biriyle evlendirin ki, o askere gitmesin" demiş. Ve karısı ölen, dört çocuklu orta yaşlardaki dedemle evlenmiş. Annem aracılığı ile ben, bu evliliğin ikinci kuşağıyım.  

Onun anlatımından devamla:  

- Kırk yaşıma gelmediydim, iki gün hasta yattı, üçüncü günü deden de öldü. Annen, teyzen, dört de oğlan... Allah yardım etti de, arka arkaya dört oğlana birer gelin getirdik. Teyzen de evlendi gitti, en son annen de babanla evlenince yine kaldım tek başıma. Ama artık evlilik defterini kapattım. Damatlar var, gelinler var, sen varsın...:-)))"  

Burada gözleri ışıldıyor, bana sarılıyor, beni koklayarak öpüyor, canım anneannem...:-(((((  

O'nu yalnız günlerinde iyi tanıdım. Erken yatar, erken kalkardı. Sabah ezanı bitince O da namazını kılar sonra hayvanlara sabah yiyeceklerini verirdi. Bir sağılı inek, bir eşek, üç veya dört koyun, bir köpeği ve tavukları vardı...  

Önce koyunlar sonra inek, gün doğmadan sürüye dolayısiyle çobana teslim edilirdi. Yaz tatillerinde ben orada olduğum zamanlarda bu teslim etme işi bana aitti. Evde kalan eşek, bağ-bahçe işlerinde "taşıma" görevlisiydi. Köpek çok sadıktı, ufacık bir tıkırtıyı haber verirdi. Sesler yaklaştıkça köpeği zaptetmek zor olurdu, bağlı olduğu zinciri bile kopardığı olmuştur.  

Yaşantısında gerçek anlamda paranın adı ve rolü olmadı anneannemin.  

İneğin sütünden yoğurt, kaymağından yağını yapardı. Fazla olduğunda talep halinde komşulara süt ve yoğurt verirdi.  

Koyunların en yaşlısı kurban bayramının "kurbanı" olurdu.  

Tavukların yumurtaları mutfağa yardımcı gıdalardandı. Yumurtlamayan yaşlı tavuk, gelen misafire sofrada ikram edilirdi.  

Bahçedeki ağaçların meyvelerinden meyve kuruları (kak) yapılırdı. En çok zerdali ve elma, ayrıca kuru üzüm...  

Harım denilen, eve en yakın bahçede sebzeler yetiştirilir, fazlaları kış hazırlığı olarak kurutulurdu. Salça el yapımı harımın domateslerinden. Bağdaki üzümler cinsine göre dayanıklı olanlar hevenkler halinde tavana asılır, loş yerde, nisan ayına kadar biraz buruşuk olsada taze üzüm olurdu. Katışıksız, en natürel pekmez, bağdaki üzümlerden... Keza sirke ve turşu... Ayrıca badem ve çokca da ceviz... Kış boyu, sofrada çeşitli şekillerde ceviz, bazen bütün olarak, bazen dövülerek makarnanın üzerinde veya yine dövülerek pekmeze karıştırılarak... Pekmez zamanı taze cevizlerden "ceviz sucuğu" olarak...  

Ovada hasat edilen buğdayların yarısı ve samanlar ortakçı tarafından evimize kadar getirildiğinde; buğdayların bir kısmı bulgur, bir kısmı nişasta yapılır, diğer kısmı ekmek için un yapımına ayırılırdı. Kepekli esmer ekmek, en sağlıklısı...  

Koyunların yünü kirmende eğirilerek çorap ve hırka örülürdü.  

Tütün ve gül çiçeği ziraati satışından, giyim, tuz, sabun, gaz yağı gibi ihtiyaçlar çoban hakkı gibi harcamalar karşılanırdı.  

Atatürk'ün kıyafet devrimiyle "sako" adını verdiği güzel bir manto diktirmiş, özel zamanlarda ama itinayla ömrünün sonuna kadar giymişti.  

Zamanın bilge kadını, O'ndan çok şey öğrendim;  

İngiliz kavak ağacının yapraklarına bakarak kışın şiddetini belirlemeyi,  

Yumurtaların, elma, ayva, nar, kavun, karpuzun ve hayvanlara kışın verilecek büyük kabakların küle gömülerek aylarca saklandığını,  

Toprak zemini genişce kazıp sertlleştirdikten ve suyla doldurduktan sonra oraya yerleştirilen süt tavasıyla bir haftaya yakın süre, aynı buzdolabındaymış gibi, aynı tazelikte sütü korumasını, aynı yöntemle yaz sıcağında testide buzzz gibi su oluşturabilmeyi,  

Keza bahçede, ağzı sıkıca kapatılarak ağaç altındaki toprağa gömülüp gece ayazlatılan testide gayet soğuk su elde edilmesini,  

Yavrulayan ineğe, ocakta özel pişirilen ılık lohusa bulamacı içirildiğini,  

Sabah ayazında yeni biçilmiş çıtır çıtır yoncaların hayvanlara verilmemesi gerektiğini, ( hayvanlarda gaz yapıyor)  

Karlı kış günlerinde, çok soğuk havalarda, dışardaki köpeğin üşümemesi için mamasına (yal) acı toz biber karıştırıldığını, Farelerle mücadelede, un haline getirilmiş cam kırıklarının kıymaya karıştırılarak farelere ikram! edilişini,  

Çatlayan toprak kapların, küplerin sağlamlaştırılması için özel doğal tutkal (lök) yapımını.  

Çalı ateşinde pişen bulgur pilavı ile yanındaki ayranın en doğal ve en ideal beslenme olduğunu, hep O'ndan öğrendim.  

Hayvanların aşımı (döllenmeleri), hayvan hastalıkları ve yeni doğan bebek sağlığı bilgileri fazlaydı... Bu konuda çevreye de faydalı olurdu...  

Kendi kendine yetmesini bilen, kaderine tam inanmış, mütedeyyin bir kişiydi. Acılarını kendine saklar bizlere belli etmemeye çalışırdı. Kendi işini mümkün olduğunca kendisi görür, başkasına minnet etmezdi. Çok da onurluydu, başkasından bir kuruş borç almadığını sözlerinin arasına sıkıştırırdı.  

Beline doladığı kalın kuşağının özel yerinde bir çakısı olurdu. "Belki bilmediğim bir düşmanım vardır" diyerek...  

Uzun boylu, mağrur duruşuyla bana güven verirdi. Sayılıp sevilirdi. Yolda yürürken erkekler bile önünden geçmezlerdi.  

Çok genç iken, saçlarının gür oluşu yakınlarının dikkatini çekmiş kendisine Tülü Kız demişler. Yaşlılığında da Tülü anne dediler...  

Eğitimi yoktu ama yaşadıkları O'na çok şey öğretmişti. Kimseyi incitmez, gönül kırmazdı. Bazı kritik durumlarda "sessiz" kalmayı tercih ederdi. Çok belirgin bir mağduriyeti varsa, hakkını adliyede arardı.  

Hakka-hukuka, harama-helale çok dikkat ederdi.  

Bir gün... Bağ bozumu tamamlanmış, avluda, geniş büyük tavada çalı ateşiyle pekmez kaynatıyoruz. Ara ara karıştırıyoruz, köpüğünü (kefini) alıyoruz. Durdu bana bir soru sordu:  

- Bak Gül, bu koskoca şıra (üzüm suyu) tavasına bir kepçe şu karşı köşede gördüğün ziftten karıştırsak ne olur? Ne diyeceğimi şaşırdım, durakladım:  

- Olur mu öyle, bu tavadakilerin tamamı bozulmaz mı?  

- İşte aynen öyle... Kazancına az da olsa haram karıştırdın mı, diğer helal kazandıkların da bozulur... Hiç hayır getirmez...  

Uygulamalı olarak ilk O'ndan aldım manevi terbiyeyi... İlk O'ndan öğrendim haramı helali...  

"İnanma dayına, ekmek al yanına" derdi, tedbiri öğretmek için.  

"Susmanın altın" olduğundan bahsederdi, söz gümüşse, sükût altındır anlamında...  

O'nunla çapa çapaladığımız, bel bellediğimiz, tütün ve gül topladığımız o günler tadına doyulamayacak güzellikteydiler...  

Dik duruşlu, kimseye muhtaç olmayan, iç dünyasının "aklarını" bize gösteren, "karalarını" kendine saklayan, özverinin sembolü, acıların kadını anneannem...Beynime rehber, yoluma ışık olan bir köylü kadın, idolüm benim...  

Rahmetle anıyorum, nurlar içinde yatsın.  

Selam ve saygılarla...  

Yurdagül Alkan.  

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıÖnceki Yazı
( Yoluma Işık Olan Kadın başlıklı yazı Gülalkan tarafından 11.10.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. Sakaryada Firma Rehberi, Sakaryada Haberler Düşük Hapı İlacı Düşük Hapı İlacı