İnsanın Süperegoya Esir Oluşu



İnsan yaklaşık olarak M.Ö. 5000 bin yıllarından bugüne kadar süperegonun esiri durumuna düşmüş bulunmaktadır. Ancak ego esareti ilk başlangıçtan son 50 yıla kadar, genelde belirli insan gruplarında görülen bir durumdu. Bu bakımdan toplumun çoğunluğu rahatsız olmadığından üzerinde fazlaca bir tartışma yürütülmemiştir.


Ancak günümüzde süperegoya esir düşmemiş insan kalmadığı için, sosyolojik ve psikolojik açıdan büyük huzursuzluklara neden olan bu hastalıklı yapı, bundan sonra her gün tartışma konusu olmaya devam edecektir.


Çünkü eskiden zengin kategoride olanlar ego esiri olurken, şimdi fakir ve orta sınıftan olanların hepsi aynı esaretin altında birbirini aldatarak ve yiyerek yaşamaya devam etmektedirler. Bu da yalan, hile, kavga, çatışma ve savaş demektir. Onun için insanlık ya savaşarak neslini yok edecektir veya tartışarak süperego esaretinden kurtulmak zorundadır.


İnsanın beyini içerisinde bulunan duyu, his, güdü gibi ruhsal ve enerjik yapılar her ne kadar soyut şekilde düşünülse de, aslında bunların hepsi somut birer yaşamsal pratiklerdir. Beyin denilen yapı et, damar, sinir, kas, kan ve sıvıdan oluşan biyolojik duyu mekanizmasının adı Ego'dur.


Egonun etkisi ve hareketi olmadan yaşayan canlı duyarsızlaşacağı gibi bazen yaşaması dahi söz konusu olmayabilir. Bu yüzden Ego diğer tüm yaşam duygularımızı canlı tutan, ne yapmak istemesini organize eden temel güdülerimizdendir.


İnsan yaşamı için egonun bu kadar büyük bir önemi olduğu bilinciyle hareket edilip, nereye kadar gerekli olduğu çok iyi kavranmalıdır. Ego insanın sosyal ve ortak yaşam mantığına göre eğitilmeyip serbest bırakılması ya da aşırı derecede uyarılması durumunda, egonun aynı zamanda insanın düşmanı haline dönüştüğü unutulmaması gerekir..


Psikolojik bilimsel çalışmalarıyla dünya insanlığının bilinç yapısının nasıl hareket ettiğini en iyi şekilde incelemiş bilim adamlarından Sigmund Freuf'un şu öz deyişi aslında her şeyi daha net bir şekilde açıklamakta.


Freud derki; Ego şahlanmış at üstünde bir Şövalye gibidir. Ve bunun formulasyonunu üç biçimde şematikleştirilmiştir. İD, EGO ve SÜPEREGO. Bu öz deyişiyte kısaca şuna dikkat çekilmektedir.


Eğer bir insan egosunu belirli bir seviyede tutmayıp, aşırı derecede uyarması durumunda, süperegoya dönüşmesiyle kolayca dizginlenemeyen ve son sürat giden bir savaşçı ya da canavardan başka bir şey değildir. Şimdi sırasıyla her üç bilinç yapısını kısaca incelemeye çalışalım.


İD; aynı zamanda kişideki bilinç (Ben) demektir. Ben ya da İd, işlevsel olarak bilinçli bir kontrol yapısıyla açlık ve cinsellik başta olmak üzere diğer temel güdülerimizi çalıştıran biyolojik sinir mekanizmasıdır.


Ego ise; koşmak, gezmek eğlenmek, sevinmek, korkmak, savunmak, yemek, içmek, öğrenmek gibi tüm duyularımızı canlı tutan ve sürekli hareketlendiren ikinci temel biyolojik güdüdür. İfade edilen bu doğal hareket ve temel ihtiyaçlara sahip olma güdüsü hayvanlarda da mevcut olan bir durumdur. Ancak insanın bu noktada büyük bir özelliğe sahip olduğu asla gözardı edilemez.


İnsanın diğer canlılardan en büyük özelliği İd'e (Bilinç) sahip olmasıdır. İd her zaman ne nedir, nereye kadar, nasıl ve niçin yapıp yapmayacağını kontrol edebilen bir düşünceyle en büyük değeri taşımaktadır. Bunu kendisine yakışır şekilde kullanmayıp süperegoya esir olan insan, başta şahsi yaşamına düşmanlaşmaktadır.


Çoğu insan yaşamak için uyarılan egosunu normal seviyede tutmayı beceremediğinden ya da tutmak istememesi nedeniyle, süperegoya dönüşüp, hem kendi yaşamını hem de toplumun başına telafisi mümkün olmayan sorunlar çıkarmaktadır. Çünkü insanın doğal ego seviyesi olan İd ve Ego ile yetinemeyip, süeregoyla daha iyi yaşayacağına inandırılmıştır.

Süperegonun devreye girmesiyle; normal insan anormalleşmiş demektir. Böylece her seferinde bir şeylerin en çoğuna sahip olmak isteyen insan, maddi ve manevi açıdan duymuş olduğu hazla, daha fazlasına kavuşmak için ne doğa ne ahlak ve de insani duyguyu tanımamaktadır.


Halbuki her şeyin sınırı olduğu bir dünyada, sürekli daha fazlasına sahip olma üzerine düşünmek, hem kendi doğasına aykırı hareket etmektir hem de dünyanın koşullarına ters yaşamaktadır.


Süperegonun vermiş olduğu bilinç ve düşünce hazzıyla (Hedonist) hareket eden insanlar, içerisinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda, dünya toplumlarının çok büyük bir oranını oluşturmaktadır. İnsanlığa tamamen hakim olmuş bu düşünce ve yaşam, hem doğal insan yaşamını hem de doğal zevk ve haz duygusunun özünü bitirmiş durumdadır.


Bunun sonucunda büyütülmüş olan mekanik robotumsu yarı insan anlayışı, sürekli en çoğuna ve en büyüğüne hakim olmak istemesiyle zevksiz, düşüncesiz maddi bir yaşamla insanlıktan tamamen çıkarmanın sınırına dayanmıştır.


İnsanı; ifade edilen duruma düşüren en büyük etkense, süperegonun hareketlendirme cazibesine kapılıp, daha çok parasal maddi değerlere teslim olmuş kapitalistlerden başkası değildir.


Bilindiği üzere kapital; anamal demektir. Anamal ise parayla alınıp satılan ürün olduğundan, burada temel güç olarak para devreye girmektedir. Paranın devreye girmesi ve gücününün büyütülmesi demek, tanrısal güç kadar etkin olması anlamına gelmiştir.


Parasal tanrı gücünü elinde bulunduranlar her şeyi kendilerinin belirleyeceğine inanıp, tüm insanlığı bu mantık doğrultusunda yönlendirmektedirler. Tek yaşam dayanağı olarak tercih edilmiş olunan maddiyatçı yapıyı, her yerde hayata geçirmek için para, asker ve savaş mantığını devreye sokarak başarmaktadırlar.


Anamal, Para, Askeri Güç ve Siyaseti birleştiren süperegonun yaratıkları, insanlığı tamamen esir almış durumdadırlar. Bu yüzdendir ki, dünya insanlığı süperego sayesinde insanlıktan çıkmıştır. Aklı başında insanca yaşamak isteyenler, bu çirkinliğe alet olmamak ya da buna dur demek için, yapılması gereken tek bir yol kalmıştır, o da şudur.


Modernizm ve teknolojinin çok fazla olmadığı çağlarda, insanlar nasıl ki lüks yaşam ve konforlu hayat olmadan mutlu, mesut yaşamışlarsa, günümüzde bu daha kolayca yapılabilir. Örneğin eskiden insanlar aile, akraba, arkadaş, dost ve tanıdıklarla bir araya gelmek için adeta can atarlardı.


Ve bu insanlar birbirlerine yapmış oldukları ziyaretlerde küçük sürprizlerle, sanki dünyaları vermiş gibi anlatılmayacak bir sevgi, bağlılık ve mutluluktan uçarlardı. Belkide çoğunun karnını doyuracağı günlük ekmeği ya vardı ya da yoktu.


Fakat herkes aşırı derece mutlu, neşeli, moralli ve birliktelik içerisinde hayatlarını sürdürürlerdi. Şimdi ise üst düzey zenginlerden orta ve alt katmandakilerde dahil hepsi, birçok imkana sahip olduğu halde, en yakın aile, akraba arkadaş ve dostunu ne görmek istemektedir ne de bu duyguyu yaşatmak için bir çabaları söz konusu değildir.


Günümüzde çevresiyle görüşenlerse yüksek çıkarlarını hesap ederek menfaat doğrultusunda buluşup konuşmaktadırlar. Büyük küçük aşırı derecede menfaat ve çıkarın hesap edilmesi, ne insanidir, ne ahlakidir ne de düşünce yapısıyla ifade edilmesi mümkün değildir. Tamamen süperegoya dayanan ahlaksızlıktır ki bunun tek bir anlamı vardır, o da mekanik yarı akıllı robotlaşmış insanlar demektir.

İfade edilen bu ahlak dışı yarı robotumsu insandan uzak durmak isteyen her birey, tüm bunlara sebep olan süperegonun ana kaynağını derin bir felsefi incelemeyle açığa çıkarıp deşifre etmesi gerekir.


Böylece hem insanlığı yok olma noktasına getiren süperegocu kapitlazm hem de bunun doyumsuzluk yaşam anlayışı itibarsızlaştırıp, toplum yaşamından tamamen atılmalıdır. Mevcut bu yaşama dur denilmediği sürece, şu örneğe benzer bir durumu yaşamak artık kaçınılmaz olmuştur.


Nasıl ki bundan 200 veya 150 milyon yıl önce Dinazorlar gereğinden fazla beslenmeleri neticesinde, anormal vücut ve mide yapısına sahip olup, sonunda yiyecek bulamayınca birbirlerini yeyip sonlarını getirmişlerdir. İnsanlığı da böyle bir tehlike beklemektedir. Aynı şekilde süperegoyla sınırsız zenginleşip büyümek isteyen insan da, sonunda doğada sahip olacağı maddi ve içeceği temiz su bulamayıp birbirini öldürerek sonunu getirecektir. Bu düşünce ne bir hayaldir, ne de ütopya.


Dünya insanlığı bu tarz süperego mantığıyla hareket ettiği sürece, kısa zaman içerisinde belirtilen kötü sonun yanacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Egoyla ilgili böyle bir gerçekliğin mevcut olduğunu herkes bilmelidir. Marksizmin mimarı olan Karl Marks'ın şu ifadesi paranın ne olduğunu çok güzel bir şekilde özetlemektedir. İhtiyaçtan az olan parada kıymetsidir, fazla olan parada.


Aramer







Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( İnsanın Süperegoya Esir Oluşu başlıklı yazı Aramer tarafından 05.12.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.