Eklenme Tarihi : 13.12.2017
Okunma Sayısı : 181
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
ipcierdoğan
ipcierdoğan
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri

Aga Daha Ne Yavralıyon

                                              AGA   DAHA NE YAVRALIYON….

          Bir urup buğdayı avuçlayacak kadar yaba gibi elleri  ,  kalın pazılı  uzun kolları vardı . İki metre olmasa da ona yakın boyu , üzerinde düven döner şapka girmez kafası , onu taşıyan sundurma  kalınlığında boynu , kepçe gibi kulakları , ataların deyimiyle “ beş garış gelir “ sırtı ,kaç batman hesapsız gövdesi ,en az otuz bazlama alır midesi , bunları taşımakta zorlanmayan adaleli kalın uzun bacakları ve çocuk mezarı büyüklüğünde ayakları…                                                                                                

         Geriden bakınca adeta bir insan azmanı gibi görüntüye  sahip ti  . İkindi vakti meydana dikilse gölgesi iki kişi yatacak büyüklükte yer  tutardı   Mustafa nın . Diğerleri analıktan olmak üzere biri oğlan üç ü kız toplam beş kardeştiler .                                                                                                                                                         

          Yaşadıkları köy sırtını dağlara yaslamış önü dümdüz ovayı  andırırdı .  Arazinin çok dar oluşu , tarım ve hayvancılığın karın doyuramaması yüzünden fakirliğin diz boyu olduğu bu köyde onlarda kendilerine düşen bu paydan fazlasıyla nasiplerini almışlardı .                                                                                  

           Babası “ ileride bir köy imamı olurda o bari muhannetlik   çekmez “ diyerek Mustafa yı kulağından tuttuğu gibi bir başka köyde bir hayır severin açtığı kuran kursuna  götürür .                                     

          Mustafa  ,  ana baba kardeş ve köy hasretliğinin yanında bir de oradaki sefilliğin rezilliğin zorluklarına fazla dayanamaz  . Daha   doğru dürüst bir şey öğrenmeden aradan henüz   üç ay bile dolmadan   bir arkadaşıyla oradan  ayrılarak soluğu köyünde alır  . Bu  vesile ile babasının kendisi için beslemiş olduğu tüm ümitleri boşa çıkarır . Yalnız lakap takmada rakip tanımayan köylülerinin kendisine münasip gördüğü “ Şıh “ı kuran kursundan kalma hatıra diye itirazsız kızmadan kabul gördü       

          Babası sağlığında kendisi ve kardeşi Duranı evermiş zamanla çoluk çocuğa karışmışlardı  . Babaları ölünce gönüllü gönülsüz  ev , bağ  , bahçe tarla gibi taşınmazları bölüştüler. Köylülerin tek geliri çiftçilik ve hayvancılık sonrasında da amelelik olduğundan Şıh Mustafa da vakit geçirmeden işe sarıldı .            

        Şıh Mustafa tarlaya tohumunu ektikten sonra ara dere işlerini bitirip kar düşünceye kadar birkaç köylüsüyle beraber çalışmak üzere Ankara nın yolunu tuttuğunda askerlik hariç hiç gurbete çıkmadığından hanımı ve çocuklarıyla vedalaşırken gözünden akanları onlara göstermemeye çalışıyordu  .Bahar ayı geldiğinde  yatmaktan  hamlayan vücudunu ufak tefek işlerle biraz olsun iş görür hale getirmişti. Kar ve kıştan hasar gören evinin yala yanlış sağını solunu düzeltti . Fakir köylülerden eli iş tutanlar ekin biçimine kadar gerek köylerinde gerekse civar köylerde amelelik , kerpiç kesme ,bağ bahçe belleme gibi işlerde çalışıp evlerini geçindirirlerdi .                                                    

        Şıh Mustafa çalışmayı pek sevmezdi  .  Ağır çalıştığını ve  kendisini işe  tam vermediğini bilen köylüleri  ona köyde çalıştıracak amele bulamadıkları zaman ancak iş verirlerdi.Bu durumlara alışkın olan Şıh Mustafa akrabası ve aynı zamanda yarım yamalak inşaat ustası olan Hallo dayısıyla beraber başka köylere çalışmaya giderdi.Mustafa’ nın boyuna , pos una  bakan köylüler içlerinden maşallahı çekerlerse de onun çalışmasına bakınca “ eyvah ki eyvah  “  ı ardı ardına sıralasalar da başka amele bulamadıklarından kadere  boyun eğmek zorunda kalırlardı.                          

      Zalim yıllar çarçabuk geçerken Mustafa da farkında olmadan elli yaşına girmişti . Fakirliğin mükafatı olan yeterli gıda alamamasından dolayı omuzları düşmüş , beli bükülmüş , kanı çekilmiş haliyle elde ayakta derman bitmeye yüz tutmuş ,eli yüzü yer yer kırışmaya başlamış , üstelik eskisi gibi sakal tıraşına da pek önem vermez olmuştu.                                                            

       Bunca zaman zarfında altı oğlu , üç te kızı olmuştu . Yetişkin kızları başka köylere gelin gitmiş ,oğullarından biri Ankara da işe girerken diğer üç oğlu öğretmen olmuş , ağabeylerini  örnek alan iki küçük oğlu da zor şartlarda okumaya çalışıyorlardı                               

      

       Şıh Mustafa artık eskisi gibi el kapısında çalışmıyor , evinin geçimini tarlasından   çıkan  mahsulü satarak ve oğullarının verdiği az buçuk harçlıklarla temin ediyordu .Nasıl olsa un , bulgur  yufka ekmek gibi yiyecekler tarladan ,süt yoğurt , yağ gibi gereksinimler de evdeki iki inekten temin ediliyordu.                  

       Babadan kalma kerpiç ev liğme liğme her gün biraz daha dökülüyordu   .Yeni ev yapmaya gücü yetmezdi.Bir de bunun yanında               her yağmur yağdığında ev elek gibi elenip akıyor,dama attığı çorak ve tuz bunun önüne geçemiyordu.Evin hasarlı yerlerini tamir ettirirken konu komşunun aklıyla iki göz ev de buna ilave ettirmiş “evdeki hesap çarşıya “ uymayınca usta,amele ve malzemeciye haliyle borçlanmıştı.Oğullarının biraz ödünç  para istemeye utandığından yüzü tutmadı “evlat babadan isterde baba evlattan isteyemezmiş” derdi atalar.Onları dara sokmanın bir alemi yoktu.Ne de olsa oğulları da ev bark sahibi olmuşlar.Memur maaşıyla zaten zor geçiniyorlardı.Bütçesi bayağı daralmış eve gelen alacaklıya artık sığınacak yalanı da kalmamıştı.                                                                                   

        Nahit Hoca çok zor şartlarda İstanbul da okumuştu  . Zamanın  aydınlarıyla beraber  dönemin padişahına karşı gelmişler ,  haklarında idam fermanı çıkarılan kendisi gibi  birkaç arkadaşıyla beraber bir yolunu bularak Bulgaristan’a kaçmışlardı.Cumhuriyet’in ilanından sonra yurda dönüş yapmış,  öğretmen olduktan sonra  çeşitli vilayetlerde görev almış  sonrasında da köyüne yerleşmişti   . Nahit Hoca  köylülerin katkısı ile köye bir ilk okul yaptırır . Bazı cahil kimselerin kışkırtmasıyla okul  üç kez  bir deliye yaktırılsa da bu Nahit Hocayı yıldırmamış zamanla  okul mezunlarını vermeye başlamıştır  .Yaptırdığı okuldan mezun olan çocukların babalarının rızası olmasa da ellerinden tuttuğu gibi  Ankara Hasan oğlan ve Kayseri Pazar ören ilk öğretmen okullarına kayıt ettirmiş , ilerde onların ekmek sahibi olmalarına vesile olmuştur.Köyünden  göçmemiş,çocuğu da olmadığından hanımıyla bir edi,bir büdü baş başa yaşamışlardır.Köyün tek maaş alan kişisi oydu.Fazla masrafı olmadığından üç-beş kuruşu bir arada tutmasını biliyor,okulun masraflarına orada okumaya hevesli ihtiyaç sahibi çocukların defter,kalem,kitap gibi  eksiklerini gideriyordu.                                                                                        

        Atalar,”para adama düşman “derler.Fakir köylüden paraya ihtiyacı olanlar hergün hocanın kapısını çalıyorlardı.İlk önceleri iyi niyetle geleni boş çevirmiyordu,alacağını alamayınca yerine göre bu kişilerle küsüyor haliyle çevresi de boşalıyordu.                                                                                    

        Para bulmadan ümidini kesen Şıh Mustafa küçük oğlu Yasin ini de yanına alarak her köylüsü gibi o da Nahit Hoca’nın evinin yolunu tuttu.Onun kimseye ödünç para vermediğini biliyordu.Hocaya ilk defa işi düşmüştü.El değdi ya,ne de olsa aynı soyadı taşıyan emmi uşaklarıydılar.Boş çevirecek değildi ya.Belki de hoca Yeğeni küçük Yasin’e acır ellerini boş bırakmazdı herhalde.Çaydı,kahveydi,hal ve hatır sormaydı derken Şıh Mustafa utana,sıkıla terleye terleye mevzuyu açtı.Taştan,duvardan ses çıkardı da hoca’dan tık ne mümkündü.Yalvarıp yakarmak nafileydi.Oğluyla beraber kör pişman evin yolunu tuttular.Alacaklıları onun,onun da  Nahit hoca’nın evinin eşiğini aşındırmasının ardı arkası gelmiyordu.                                                                                

          Bu gel  git işinden sıkılan sekiz , dokuz yaşlarındaki Yasin’e artık gına gelmişti  .  Babasının Nahit Hocaya yalvarmalarına dayanamaz olmuş,o evden her defasında ellerinin boş çıktıklarında onun ağlamaklı oluşuna artık tahammül edemiyordu.                                   

           Evden eli boş ayrıldıkları günün birinde kendisinden umulmayacak bir kızgınlıkla“  bu adama ne yalvarıp duruyon  ağa  , sen gendini yırtsan da adam parayı vermiyor işte….” Oğlundan bu öfke  ve çıkışı ummayan Şıh Mustafa cebinden çıkardığı tütün tabakasın dan elleri titreyerek bir sigara  sarıp çakmak taşıyla güç bela yaktıktan sonra     derin bir nefes çekti.”Aaaaaaah Yasin’im ahh , ben bu parayı Nahit emminden bir alabilsem yok mu ,  bak o zaman  o  bana ne kadar yalvaracak , ne kadar peşimde kıvranacak ” derken  gözlerinden akanı oğluna göstermemeye çalışıyordu.                         
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Aga Daha Ne Yavralıyon başlıklı yazı ipcierdoğan tarafından 13.12.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat