Çakıl Taşları
Çakıl Taşları

Adım Kadir 11 yaşındayım, Mersin den dün gece yarısı trene kaçak olarak binip İstanbul'a geldiğimde cebimde haftalardır sakladığım sadece bir lira olan, uğur param vardı. Belki trenin içinde çok kişi yoktu ama hemen saklanmam gerekti. Cılız ve çelimsiz olduğumdan köşeye konulan temizlik kovasının, toz bezleri, faraş, çöp torbası ve süpürgenin arasına gizlenerek kondüktörden kaçmayı başarmalıydım, uyumamaya gayret etmiştim ya, maalesef aç karnına dalıp gitmişim. Gözlerimi açtığımda sessizliğin tam ortasındaydım, Allah'tan kimseler farkına varmamış, etrafı kolaçan ederek trenden derin bir nefes alarak inmiştim. 

Haydarpaşa garı bana kocaman azameti ile bir bedesten, kapalı çarşı gibi gelmişti. Mersinden trene benim gibi binip gelen karı koca ve çocukları sığ bir köşede çıkınlarını cam kenarında buldukları gazete kağıtlarının üzerine açmış oldukları, küçük sofra bezine; Peynir, zeytin, domates, salatalık, yumurta köy ekmeğini ve evde yaptığı lokum, pişiyi çıkarıp dizdiğinde annelerinin elinden daha yer sofrasına koyamadan iştahla kapıp yiyen çocukları gözlemleyip izlerken! Benim yutkunarak, onların yiyeceklerine baktığımı fark eden küçük çocukların annesi - Gel oğlum gel, sende bizimle beraber ye. Karnım o kadar çok acıkmıştı ki sofraya nasıl oturup neyi, ne kadar  yediğimi hatırlamıyorum. - Aman oğlum kendine sıkı mukayyet ol, burası İstanbul Allah a emanet olasın diyen, o mutlu aileye teşekkür ederek sofradan kalkıp koşar adımlarla garın merdivenlerinden indim. 

Nereye gideceğimi kestiremedim, ya ihtiyaç halinde orada burada tuvalet (WC)bulamazsam? Aslında elimi yüzümü yıkayıp birde su içebilseydim tam olacaktı, nasıl olsa karnımı da doyurmuştum. Acıkan yerle acıyan yer aynı değil derdi anacığım. Karnım tok olunca şimdi acıyan yerim depreşti. Kendimi bildim bileli babam beni pek sevmezdi, anama sorduğumda - Sever oğlum, sever deyip geçiştirirdi - Anne küçük bir kardeşim olsaydı oynardık, abilik yapardım ona. Annemde bana - Sen biraz daha büyü de  düşünürüz annem. Henüz yaşım altı, daha okul çağına gelmemişken, babam beni bakkala ÇIRAK olarak koymuştu. Yüzümdeki şaşkın ifadeye bakkal Ahmet amca - Maşallah çıra gibi çocuksun, komşuların ekmeklerini apartmandan sarkıttıkları sepete aman ha bir yanlışlık yapmadan koyarsın değil mi Kadir? Başımı okşayan babam sıkı sıkıya bakkala tembih ederek - Ahmet abi, artık hafta sonu kadir e benim için bir şişe şarap verir, oğlundan babasına kendi haftalığından bir hediye gelmiş olur . Bakkal amca - Senin oğlan bir şişe şaraba çalışacak demek ki diye gülmüş bana dönen bakkal amca - Hadi bakalım ufaklık, üçüncü kata iki ekmek götür, parayı da kap gel demişti. Bir hafta sonra bir şişe şarabı babama götürmüştüm. Aslan oğlu olmuştum, bu bir kaç hafta devam etti, annem bana - Bir daha şarap alma, onun yerine eve ekmek, zeytin, peynir getir demişti. Cebimdeki bir lira, işte o haftalığım-dan artan paraydı ve bu bir lirayı tam beş yıl uğur parası olarak gözüm gibi saklamıştım. Ev için aldığım erzakları getirirken babam beni sokakta eve gelirken görünce sert bir şekilde durdurup - Ne o lan şarabım nerede, bunlar ne? - Erzak aldım baba, anam istedi de. Daha lafımı bitirmeden beni yol ortasında dövmüş, elinden beni komşular kurtarmıştı. 

O gece kapı komşumuzun evinde yatmıştım, sabaha kadar anamı düşünüp, o düşünceyle uyumuşum. Uyandığımda komşu teyze kocasına - Vah garibim, Kadirin anası yine dayağı yemiş, kadersiz birinci kocadan ne görmüş ki ikinciden ne görsün. Ve daha neler, neler duymuştum o küçücük yaşımda! Meğer, annem kendi babamı hiç sevmemiş, aile baskısıyla evlendirmişler. Bu adama, üvey babama da gönlü düşüp sevdiği için varmış. Hemde ben bir yaşında bebekmişim, üvey babam anamın aklını çelip kaçırmış resmi olarak da evlenmişler.Yataktan fırlayıp anamın yanına koştum, anamın ağzı, burnu, gözü şişmiş ağlıyordu, ona - Ağlama sana ben bakarım ana, bu evden gidelim. Bana sarılan anam daha çok ağlamaya başlamış - Hatalıyım hemde çok demişti, sevmez olaydım. 

Artık anlamıştım. Divanın üzerinde yatan ayyaş adam demek üvey babammış! Öksürüp tıksırarak uyanmış ve bana - Ne o lan, yoksa beni dövmeye mi geldin? Anam kocasına - Karışma el kadarcık çocuğa, ben temizliğe gider senin şarabını da, rakı denen zıkkımı da alırım, yeter ki oğluma karışma, okuyup hiç olmazsa yavrum ilkokulu sorunsuz bitirsin. 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Çakıl Taşları başlıklı yazı GülsenTunçka tarafından 08.01.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat