Eklenme Tarihi : 15.05.2018
Okunma Sayısı : 225
Yorum Sayısı : 1
Etiketler
mihrimah
mihrimah
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 16.05.2018 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
19.07.1934 : Fransız empresyonist ressam Edgar Degas doğdu.

19.07.1928 : Mısır'da Kral Fuat parlamenter yönetime son verdi.

19.07.1982 : Dünya Şairler Kongre'si açıldı.

19.07.1987 : Uluslararası San Francisco Maratonu'nu Mehmet Terzi kazandı. Terzi'nin derecesi 2 saat 14 dakika 7 saniye.

İblisin Orduları;

İBLİSİN ORDULARI;

     1-ŞEYTAN ŞEYTANLAR.

     2-CİN ŞEYTANLAR. ( TAĞUT )

     3-İNSAN ŞEYTANLAR. ( TAĞUT )

26/ŞUARÂ-95: Ve cunûdu iblîse ecmeûn(ecmeûne).                                                                             Ve iblisin ordularının hepsi.

     Allah'a karşı savaş veren bütün ordular, iblisin ordularıdır. Ya Allah için savaşılır ya da Allah için savaşanlarla savaşılır. Allah için savaşanlarla harbedenler, iblis için savaşanlardır. Onlar şeytanın ordularıdır. Hidayetullah için çalışanlar, Allah'ın ordularıdır. İblise yardım etmek için çalışanlar da iblisin orduları (insan ve cin şeytanlar, taguttur).

7/A'RÂF-202: Ve ihvânuhum yemuddûnehum fîl gayyi summe lâ yuksirûn(yuksirûne).              Ve onların (şeytanların) kardeşleri onları cehenneme sürüklerler. Sonra (bundan) vazgeçmezler.

     Burada gayy adıyla geçen, cehennemin dibindeki o yol ile Allah'ın irşad yolu birbirinden ayrılmıştır. Aynı konu, A'raf Suresinin 146. ayeti kerimesinde de geçiyor: "Ne zaman onlar Allah'ın irşad yolunu görseler, onu yol olarak kabul etmezler, ne zaman gayy yolunu görseler onu kendilerine yol olarak kabul ederler." diyor. İrşad yolunun karşıtı gayy yoludur. İrşad yolu ve gayy yolu olarak, Bakara Suresinin 256. ayet-i kerimesinde de A'raf Suresinin 146. ayet-i kerimesinde de aynı ifadeler yer almaktadır. Şeytan ve şürekâsı (ortakları), bütün insanları cehennem yoluna sürüklemektedirler.

7/A'RÂF-27: Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).                                                                                                                                  Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü'min olmayanlara dost kıldık.

     Allahütealâ, burada çok açık bir şekilde şeytanın bir tek iblisten değil, kabileden, milletten oluştuğunu ifade etmektedir.

     Şeytanın fizik vücudu dumansız ateşten yaratılmıştır. Cinlerin de vücutları dumansız ateşten (enerji) yaratılmıştır. Aynı takımın ayrı ayrı taifeleridir. Şeytanlar düzelmeleri mümkün olmayan, Allah'ın kendilerinde hiçbir şekilde hayır görmediği, her zaman şerre çalışan mahlûklardır. Ama cinlerin bir kısmı hayra çalışır ve aralarından Resuller de çıkar. Şeytanların arasından fitneden, kötülükten başka hiçbir şey dışarıya ulaşamaz. Herkese, her şeye ve cinlere de düşmandırlar. Cinlerin de, insanların da yoldan sapmalarına, çıkmalarına şeytanlar sebebiyet verir.

     Şeytan tek başına değildir. Cinlerden şeytana uymuş olan, cin şeytanlar; insanlardan şeytana uymuş olan, insan şeytanlardan oluşan bir millet vardır. Şeytana tâbî olan, onun emrine giren, insanları onun öğrettiği o gizli ilimlerden zarara sokan, mutlaka cehenneme götürecek şeyleri öğrenip, başka insanların da dünyada mutsuz olmalarına sebebiyet veren insan şeytanlar, cin şeytanlar ve şeytanın kabilesi söz konusudur.

     İnsan şeytanlar, gerçekte insanlardır, büyü, hüddam yaparlar, insanlara ve cinlere her türlü kötülüğü reva görürler. Cinlerden de hem cinlere, hem de insanlara zarar veren şeytanlar vardır. Onlar da gerçekte şeytan değil, cinlerdir. Bu insan şeytanların, cin şeytanların ve gerçek şeytanların hepsine birden Kur'an'da tagut deniyor. Bu ayette bahsedilenler ise gerçek şeytanlardır.

     Bu ayet, çok açık bir şekilde, şeytanın sadece mü'min olmayanlarla dost olduğunu söylemektedir. Şeytanın kimliğinin açıklanması istikametinde önemli bir ayet-i kerimedir. Birtakım insanlar, şeytanın bir melek olduğunu iddia etmektedirler.

     Şeytan, Allah'a asi olmadan evvel, Allah ona ilm-i ledûnu öğretmiştir. Gizli ilmi öğrenmiş oldukları, uzak ve bizim onları göremeyeceğimiz bir yerden bizleri gördükleri burada kesinlik kazanmaktadır.

2/BAKARA-14: Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).                                                                    Ve âmenû olanlarla buluştukları zaman: “Biz îmân ettik.” dediler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki biz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay eden kimseleriz.” dediler.

     İnsan şeytanlar, cin şeytanlar ve şeytan şeytanlar olmak üzere 3 grup şeytan türü vardır. Bunların hepsine birden tagut diyor, Kur'an’ı Kerim. Aslında insan olan ama Allah'ın yolunda değil de şeytanın yolunda olanlar, başka insanları da şeytanın yoluna ulaştırmak için gayretle çağıranlara "insan şeytanlar" diyor Allahütealâ. Bu ayet sefih olan insanların sadece akılsız olmalarını değil, aynı zamanda iki yüzlü olduklarını da vurgulamaktadır. Onların hepsi münafıklardır.

     Münafık; düşünceleri başka, davranışları başka olanlardır. Bunların durumları Maide-41 ve Fetih-11'de verilmektedir:

5/MÂİDE-41: Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuk(ye’tuke) yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııh(mevâdııhî), yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti azâbun azîm(azîmun).                                                                                                                                       Ey Resul! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve Yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah'tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.

48/FETİH-11: Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â(nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ(habîren).                                                                                              Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar. De ki: “Eğer Allah, size bir zarar veya fayda dilerse, bu taktirde sizin için Allah'tan (gelen) bir şeye kim mani olabilir (fayda veya zararı önleyebilir)? Hayır (öyle değil), Allah yaptığınız şeylerden haberdardır.”

     Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e onlar da tâbî olmuşlar, önünde diz çökmüşler, el öpmüşler, "lâ ilâhe illallah Muhammeden Resulüllah" demişler ama âmenû olmamışlar, Allah'a ulaşmayı dilememişlerdir. Hiçbir zaman ruhları vücutlarından ayrılıp Allah'a doğru yola çıkmamıştır. Hiçbir zaman mü'min olmaları, Allah'ın evliyası olmaları mümkün değildir. Ve hayatları boyunca küfürde kalacak olan bu zavallı insanlar, sahâbeyi aldatmaya çalışanlardır. Ve burada iki yüzlülükleri çok açık bir şekilde ortaya konmuştur. Allah'ın yolunda olmayanlarla beraber oldukları zaman "biz sizinle beraberiz" derler; sahâbeyle beraber oldukları zaman da "biz sizinleyiz, biz de sizin gibi âmenûyuz, biz de mü'min olduk" derler. Böyle bir iddiaları olduğunu Allahütealâ açık açık söylemektedir:

49/HUCURÂT-14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).                                                               Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.”

     Bir insan âmenû olmasa ama tövbe etse, dış davranışı bunu gerektirdiği için İslâm dairesinin içinde kabul edilir. Öldüğü zaman onun cenaze namazı kılınır. Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin iç davranışı ise kişiyi hedeflere götürür. İç davranış, iç düşünce sistemi, o kişi mürşidine ulaştığı zaman 7 tane şahit tarafından tespit edilir.

     Böyle bir olay hiçbir zaman münafıklar tarafından gerçekleştirilemez. Çünkü hiçbirisi Allah'a ulaşmayı dilemezler. Ve ne yazık ki bugün İslâm âleminin büyük kısmı insan ruhunun Allah'a ölmeden evvel ulaşmasının Allahütealâ tarafından üzerlerine 12 defa farz kılındığının şuurunda değillerdir. Ve böyle olduğu için de dünya üzerinde İslâm ülkelerinde, Allah'ın yoluna girmek usül haline gelmemiştir. İslâm ülkelerinde.

2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).                                                                                                            Onlar Süleyman (a.s)'ın mülkü üzerine şeytanların tilavet ettiği (okuduğu) şeylere tâbî oldular (uydular). Süleyman (a.s), inkâr etmedi (sihir yapmadı ve kâfir olmadı). Fakat şeytanlar insanlara, sihri ve Babil şehri'ndeki iki meleğe, Harut ve Marut'a indirilen şeyleri öğretmekle kâfir oldular. Ve oysa onlar, “Biz sadece bir fitneyiz (sizin için bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın.” demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden, bir erkek ile onun karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir. Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Ve andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne kötü, keşke bilselerdi.

     Şeytanın zulmanî ilimlerinin adı occultizmdir. Bugün dünyada occult kültürün temsilcileri bütün insanlara düşmandır. Transandantal meditasyon yapanlar, reenkarnasyona inananlar, şeytanla ilişki kuranlar, şeytana tapanlar, büyü ve sihir yapanlar, hüddamla cinleri insanların üzerine saldırtanlar zulmanî ilimlerle meşgul olanlardır. Bunların hepsi, ne yazık ki; kendilerini cehenneme atan insanlardır. Dünyada süflî bir hayat yaşayacaklar, kıyâmet günü mutlaka cehennemin en alt katına gideceklerdir. Çünkü bunlar, başkalarına sadece Allah'ın yolundan saptırmakla kalmayan, onlara zarar veren ilimlerle mücehhezdirler. Ve insanlar artık sırf başkalarına zarar vermek üzere yaşamaktadırlar. Başkalarını devamlı bir huzursuzluk içine atarak ömür tüketmektedirler. Şeytandan aldıkları telkinlerle insanlara bu kötülükleri reva görenler, cehennemde en çok cezaya muhatap olanlar olacaklardır.

4/NİSÂ-51: E lem tere ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yu’minûne bil cibti vet tâgûti ve yekûlûne lillezîne keferû hâulâi ehdâ minellezîne âmenû sebîlâ(sebîlen).                       Kitaptan kendilerine pay verilen kimseleri görmedin mi? Cibte (kâhinlere, putlara) ve tâguta (insan ve cin şeytanlara) inanıyorlar ve inkâr eden kimseler için de, "Bunlar îmân eden kimselerden daha doğru bir yoldadır." diyorlar.

17/İSRÂ-27: İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).                                                                                                                      Muhakkak ki israf edenler (gereksiz yere savuranlar, haksızlık ve fesat çıkarmak için kullananlar), şeytanların kardeşleri oldular. Ve şeytan, Rabbine (karşı) çok nankör oldu.

     Allahütealâ, savurganların şeytanın kardeşleri olduklarını söylemektedir. Çünkü savurganlık varsa savuranlar zaten doğru yolda olamaz. Gereksiz yerlere (içkiye, kumara) ve belki de başka insanların yoldan çıkarılmasına para harcarlar.

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).                                                                                                                              Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

     Bu ayet sahâbeden bahsetmektedir. Burada taguta kul olmaktan Allah'a ulaşmayı dileyerek kurtulup Allah'a kul olma noktası ifade edilmektedir. Bu nokta aynı zamanda kişinin takva sahibi olduğu yerdir.

 

Allah razı olsun.

Burhan AKSU

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( İblisin Orduları; başlıklı yazı mihrimah tarafından 15.05.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı