Eklenme Tarihi : 16.05.2018
Okunma Sayısı : 147
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
mihrimah
mihrimah
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
19.07.1934 : Fransız empresyonist ressam Edgar Degas doğdu.

19.07.1928 : Mısır'da Kral Fuat parlamenter yönetime son verdi.

19.07.1982 : Dünya Şairler Kongre'si açıldı.

19.07.1987 : Uluslararası San Francisco Maratonu'nu Mehmet Terzi kazandı. Terzi'nin derecesi 2 saat 14 dakika 7 saniye.

Orucun Farz Oluşu


ORUCUN FARZ OLUŞU

Ramazan orucu, 624’te farz oldu.

     Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. (2/BAKARA-183)

     Allahüteàlâ Hazretleri buyuruyor: (Yâ eyyühellezîne âmenû) “ey iman edenler! (Kütibe aleyküm) Sizlerin üzerinize de yazıldı.” “Sizlere de farz kılındı. “

     Nedir farz kılınan?. . (Es-sıyâmu) “Oruç sizlerin üzerine de yazıldı, farz kılındı. “ Sıyâm ve savm; Arapça’da insanın kendisini tutması mânâsına gelen bir kelime.Tabii buradaki mânâsı; ibadet maksadıyla belirli zamanda, sabahın vaktinin girdiği imsak zamanından, güneşin battığı akşam vaktine kadar yemekten, içmekten ve ailevî, cinsî ilişkiden insanın kendisini tutması mânâsına geliyor. Zâten, imsak da yemekten, içmekten insanın kendisini tutması mânâsına bir kelime.

 

     Biz Türkçe’de savm kelimesini biliyoruz, ama sıyâm kelimesi daha nadir kullanılıyor. Savm-ı Aşûre diye biliyoruz. Daha ziyade Farsça’dan geçme oruç kelimesini kullanıyoruz.

 

     Oruç kelimesi, Farsça bir kelimenin Türkçeleşmiş halidir. Farsça’daki aslı rûze’dir. Farsça’da rûz, gün demek. Rûze; bir günde tutulan oruç, Türkçede “r” ile başlayan Türkçe kelime yoktur. “R” ile başlayan kelimeleri, Türkler komşu milletlerden çeşitli sebeplerle almışlardır. Tabii her millet lisânına başka lisanlardan kelime alır. Biz de bu gün birçok Latince, Yunanca, İngilizce, Almanca, Fransızca kelime kullanıyoruz. Meselâ istasyon kelimesi, meselâ iskele kelimesi o dillerden geçme. Eskiden de Arapça’dan ve Farsça’dan kelimeler geçmiş.

 

     Rûze kelimesi Türkçe’ye geçmiş ama, Türkçe’de r harfini kelimenin başında kullanılmıyor. Dilin yapısında, alışkanlığında bu yok. L harfiyle, R harfiyle başlayan bir kelime yok. Böyle bir kelime Türkçe’ye girerse, tabiî konuşmada bu kelimenin başına bir harf ekliyerek r harfini telaffuz ediyor Türk zevki. Meselâ limon demez, ilimon der; Receb demez, İreceb der. Daha uzuyor ama, bir harf ekleyince telaffuzu kolay oluyor. Ramazan demez, Iramazan der, köylümüz konuşurken. Yâni bu işleri kendiğiliğinden, tabiî olarak konuşurken böyle yapar. Meselâ j harfi olmadığından Türkçe’de, jandarma yazılsa bile, candarma der. Bunun gibi.

 

     Bu rûze kelimesini de urûze olarak, başına u ekleyerek almış. Sonra o urûze de, oruç haline gelmiş. Oruç; yâni bir günde yemekten, içmekten uzak durarak yapılan ibadet mânâsına.

 

     Biz oruç kelimesini kullanıyoruz. Kökeni Farsça, rûze kelimesi. Arapça’sı siyam ve savm. Siyam, savm, oruç sizin boynunuza farz kılındı ey iman edenler!.

ORUCUN ESKİ ÜMMETLERE DE EMREDİLMESİ

     Demek ki Peygamber Efendimiz’e bağlı ümmet-i Muhammed, bizler bu ayetle beraber oruç tutmak vazifesine, şerefine mazhar olmuş oluyoruz. Bu oruç tutmak, bir farz bir ibadet olarak bize emredilmiş oluyor.

 

     (Kemâ kütibe alellezîne min kabliküm) “Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazıldı. Farz kılındı “

 

     Demek ki bizden önceki milletlere, ümmetlere, Peygamber Efendimiz’den, ümmet-i Muhammed’den önceki ümmetlere de oruç ibadeti yazılmış. Allahüteàlâ Hazretleri oruç ibadetini onlara da farz kılmış, onlar da tutmuşlar.

 

     Bizden öncekiler kimler?. Âdem AS’dan beri insanların oruç tuttuğu bildiriliyor. Biizden önceki milletler de bu oruç ibadetini emir olarak almışlar ve tutmuşlar.

 

     Mûsâ AS’ın kavmi, Aşûre orucu tutarlarmış. Tabii Aşûre orucunu ne maksatla tutuyorlar?. Firavun’un gözlerinin önünde helâk olduğunu görüp, Firavun’dan kurtuldukları gün oluyor Aşûre günü. Ondan tutmuşlar. Ama ondan önce de oruç ibadeti varmış. Hristiyanlarda da oruç ibadeti varmış.

 

     Ve bize de onlara yazıldığı gibi yazılmış. Acaba oruçlarımız aynı zamanda mıydı, aynı miktarda mıydı, aynı sıfatta, aynı şekilde miydi?. . Bazı rivayetlerde geçiyor ki, Allahüteàlâ Hazretleri, daha önceki ümmetlere de farz kılmış. Nitekim Abdullah ibn-i Ömer RA’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber SAS buyurmuşlar ki:

 

     (Siyâmu ramadàn ketebehullàhu alel-ümemi kableküm) “Ramazan orucunu Allah-u Teàlâ Hazretleri sizden önceki ümmetlere yazdı. “ diye bir uzun hadis-i şerif. Kısa bir cümlesi bu. Böyle bir rivayetten bahsediliyor.

 

     Bu Ramazan orucu hristiyanlara da yazılmış, farz kılınmış. Fakat bu Ramazan döndüğü için, zamanla oruç tutulan mevsimler değişir. Çünkü kameri olarak ay hesabıyla olan sene 354 gündür. Güneş yılı olan 365 günden, onbir gün eksik. Bu her yıl onbir gün eksik ola ola, biraz daha çabuk başlıyor. Ocak, şubat, mart, nisan. . gidişine göre ters istikamete doğru gelir. Meselâ, Ramazan kışlarda tutuluyor diyelim, son bahara doğru gerileyecek. Ondan sonra tam yazın çatır çatır sıcaklarında oruç tutulacak. Çünkü her yıl onbir gün daha erken başlayacak ay takvimine göre. Böylece 33 yılda, bir sene farkedecek, mevsimleri değişecek.

Orucun tutulduğu mevsimler değiştiği için, onların alimleri oturmuşlar, “Mevsimin çok sıcak olmadığı, orucun zor tutulmadığı, çok soğuk olmadığı, üşünülmeyen, terlenmeyen bir zamana nakledelim!” diye ilkbahara nakletmişler. Bu değiştirmeden dolayı da, keffaret olsun diye Ramazan orucunu kırk güne çıkartmışlar.

Sonra, hükümdarlarından bir tanesi rahatsızlanmış, ağzı yara olmuş. Orucu tutamayınca demiş ki:

“Bu orucu ben tutamıyorum, ama iyileştikten sonra bir hafta fazlasıyla tutacağım!” demiş.

Böylece 7 gün ilavesiyle 47 gün olmuş. Ondan sonra bir başka hükümdar gelince:

“Bu yedi gün ne oluyor? Bunu ona tamamlayalım!” demiş.

Üç gün daha ilavesiyle 50 gün olmuş, hamsîn diyorlar. Sonra bu oruç tutmayı da, perhize çevirmişler. Bilmem yumurta yemeyecekler, hamur yemeyecekler vs. haline getirerek  değiştirmişler.

Eski ümmetlere de böyle emredilmiş olan bu ibadet, demek oluyor ki, bu rivayetlere göre miktar bakımından da, zaman bakımından aynıymış. Ama onlar değiştirmişler.

Onun için, bu Ramazan hilali göründü mü, görünmedi mi diye ilk gün tereddüt ediliyor.

“E canım görünse de, görünmese de ihtiyaten bu tereddütlü günde oruç tutsak olmaz mı?. . “

Olmaz! Peygamber Efendimiz yasaklamış. Yevm-i şek orucu; “Ramazansa Ramazana sayılsın, değilse ihtiyaten bir oruç tutmuş oluruz. “ gibi bir şey olmaz! Çünkü eski ümmetler ibadetlere böyle ekleyerek, ibadetlerin vasıflarını değiştirdiler, bozdular. Böyle bir şey yapılmasın diye, âlimlerimiz kesin hadis-i şerifler rivayet ederek bu hususu beyan etmişler. Yâni emredileni aynen yapmak, herhangi bir sebeple değiştirmemek ve güzel bir şekilde edâ etmeye çalışmak lâzım!

(Lealleküm tettekùn. ) “Tâ ki, ola ki sizler sakınırsınız; yâni kendinizi korursunuz, müttekîlerden olursunuz, korunabilirsiniz. “Oruç tutarsanız, nefsinize hakim olursunuz, iradeniz kuvvetlenir. Böylece günaha düşme tehlikelerinden kendinizi korursunuz, sakınırsınız, Allahu Teàlâ Hazretleri böyle nefsinin hevesına hakim olan, kendisini tutan; gönlüne göre hareket eden kullarından olursuınuz.

Oruç insanın nefsini zayıflatır, nefsânî arzularını zayıflatır. Böylece kötülüklere meyli azalır. Nefis kuvvetlendikce, insanı çekip sürükler. Ama zayıfladığı zaman da mecâli olmadığından yapamaz. Böylece onun en çok sevdiği, istediği yemek, içmek gibi arzuları ona vermemek suretiyle; yanlış şeyler istediği zaman, yapılmaması, istenmemesi gereken şeyler istediği zaman tutma melekesini de insan kazanmış olur.

Yâni bu bir idmandır. İnsan bu idmanı yapa yapa, yapılmaması gereken bir işle karşılaştığı zaman, düşünür; “Bu yapılmamalı, bu günah, bu yanlış bu zararlı diye nefsine hakim olur.

“Oruç tutmak size farz kılındı; tâ ki böyle sakınıp korunabilen, günahlardan uzak durabilen takvâ ehli insanlar olabilesiniz. “ diye birinci ayet-i kerimede böyle bildiriliyor. Yâni oruç, takvâya götüren bir yol olmuş oluyor.

Oruç tarih olarak ne zaman farz kılındı?. . Medine-i Münevvere’de farz kılındı. Hicretten birbuçuk sene kadar sonra, Şa’ban ayında farz kılındı.

Peygamber SAS Efendimiz Mekke’de oruç tutmaz mıydı?. . Rivayetlere göre, Hazret-i Aişe-i Sıddîka Vâlidemiz’in bildirdiğine göre, Mekke’de Kureyş, Aşûre orucunu tutarlardı. Peygamber SAS Efendimiz de tutardı. Medine-i Münevvere’ye gelindiği zaman da, daha oruç ayetleri inmeden önce, eyyâm-ı biyz oruçları denilen, Arabî ayların onüç, ondört ve onbeşinde oruç tutardı.

Arabî aylar, yâni Muharrem, Sefer, Rebiül-evvel, Rebîül-âhir, Cumâdel-ûlâ, Cumâdel-âhire, Receb, Şa’ban, Ramazan, Şevval, Zilkàde, Zilhicce. . . Bunlar kamerî aylardır. Ayın hilal olarak ilk doğuşundan, kayboluşuna kadar geçen süre bir aydır. Tekrar yeni hilâl doğunca, yeni ay başlamış oluyor. Bir yeni hilalden, ikinci yeni hilale kadar geçen zamana bir ay deniyor.

Bu ayın süresi yirmidokuzbuçuk gündür. Küsüratlı olduğundan, bazen bu küsürat yaşanılan aya eklenir, ay bir gün uzar. Onun için bazen yirmidokuz olur, bazen otuz olur. Ama başlangıç için esas, hilalin görünmesidir.

Bu ayın ondördü dolunay zamanıdır. Onbeşi dolunayın biraz eksildiği zamandır. Onüçü de birazcık bu tarafından eksik olduğu zamandır. Ondördünde tamamlanır. Gece içinde de yavaş yavaş büyümeye ve değişmeye devam eder. Fakat biz o değişmeyi gözümüzle farkedemeyiz. Belki fotoğraf makinesiyle tesbit edilse, resimler ince ölçeklerle incelense; bir gece içindeki değişiklik, gecenin evveliyle sonrası arasındaki iki resimden anlaşılabilir.

İşte bu onüç, ondört ve onbeşinci geceleri mehtaplı geceler. Yâni mehtabın en büyük olduğu, ayın en yuvarlak olduğu zamanlar. Ondördü en yuvarlak, onüçü biraz az, onbeşi biraz az. . . Bunların gündüzlerine eyyam-ı biyz deniliyor. Biyz kelimesi ebyaz kelimesinin, veya beyzâ kelimesinin çoğuludur. Ebyaz beyaz demek, erkek varlıklar için kullanılan sıfat Arapça’da. Beyzâ da yine beyaz demek ama, dişi, müennes olan kelimeler için kullanılan sıfat.

Beyzâ beyaz demek ama, müennes kelime. Ebyaz da beyaz demek ama, müzekker kelime. Bu ikisinin çoğulu biyz olur. Eyyâm-ı biyz; beyaz günler. Gecelerinin mehtaplı olması.

Eyyâm-ı biyzde, gecelerin mehtaplı olduğu zamanda kalkacak, sahurunu yiyecek; ondan sonra oruca niyetlenecek, ertesi gün oruç tutacak. Bugünlerde oruç tutulurdu Ramazan orucu gelinceye kadar. Sonra Ramazan orucu gelince, Ramazan orucu farz oldu. Ötekileri isterse tutar; tutanlar sevap kazanır “Sevap kazanmak maksadıyla insan bir şey yaparsa, Allah-u Teàlâ Hazretleri o gayretinden dolayı onu mükâfatlandırır. “ Fazla yapılan şeylerin, yapılması yasaklanmamış, ifrat olmayan iyi şeyleri fazla yapanlar, az yapanlara göre daha çok sevap alır.

Ramazan orucu esas alınsa da, Peygamber Efendimiz ve sahabesi nafile oruçları hiç bırakmamış.

Hatta, Peygamber efendimiz ve Sahabe-i kiram her hafta perşembe oruç tutmuşlar, ve buna Pazartesi günlerini de eklemişlerdir. Daha sonra Tabiin, Tebeüttabiin, Etbeüttabiin ve tüm tasavvuf ehli günümüze kadar Perşembe ve kandillerde nafile oruçları tutmuşlar ve tutmaktadırlar.

 

2/BAKARA – 183: Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumus sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn (tettekûne).

Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

âmenû: Allah´a (cc) ulaşmayı dileyen kimse

 

2/BAKARA – 184: Eyyâmen ma’dûdât (ma’dûdâtin), fe men kâne minkum marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) ve alellezîne yutîkûnehu fidyetun taâmu miskîn (miskînin), fe men tatavvaa hayran fe huve hayrun leh (lehu), ve en tesûmû hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).

(Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Fakat sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı), diğer (başka) günlerden (oruç tutarak) tamamlanır. (İhtiyarlıktan veya iyileşmesi umulmayan bir hastalıktan dolayı) ona (oruç tutmaya) güç yetiremeyenlerin, bir yoksulu (sabah, akşam) doyuracak (kadar) bir fidye vermesi (gerekir). Artık kim isteyerek (gönülden) bir hayır yaparsa (orucunu veya fidyeyi artırırsa), işte o, kendisi için bir hayırdır. Oruç tutmak sizi için daha hayırlıdır, keşke bilseydiniz.

 

2/BAKARA – 185: Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân (furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).

Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah'a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur'ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah'ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.

beyyine: ispat vasıtaları

Furkan: Kutsal kitap, Kur´ân, Tevrat

hidayet: Ruhumuzun Allah´a ulaşması

 

2/BAKARA – 186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb (karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn (yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

 

2/BAKARA – 187: Uhılle lekum leyletes sıyâmir refesu ilâ nisâikum hunne libâsun lekum ve entum libâsun lehun (lehunne) alîmallâhu ennekum kuntum tahtânûne enfusekum fe tâbe aleykum ve afâ ankum, fel âne bâşirûhunne vebtegû mâ keteballâhu lekum, ve kulû veşrabû hattâ yetebeyyene lekumul haytul ebyadu minel haytıl esvedi minel fecri, summe etimmus sıyâme ilel leyli, ve lâ tubâşirûhunne ve entum âkifûne fîl mesâcid (mesâcidi), tilke hudûdullâhi fe lâ takrabûhâ kezâlike yubeyyinullâhu âyâtihî lin nâsi leallehum yettekûn (yettekûne).

Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmamanız size helâl kılındı. Onlar sizin için, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah, sizin nefslerinize ihanet ettiğinizi bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Şimdi artık onlara (eşlerinize) yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı (takdir ettiği) şeyleri isteyin. Fecr vaktinde beyaz iplik, siyah iplikten tebeyyün edinceye (size belli oluncaya, gündüzün aydınlığı, gecenin karanlığından sıyrılıncaya) kadar yeyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikâfta iseniz geceleri onlarla (kadınlarınızla) mübaşeret etmeyin. Bu Allah'ın hudududur (yasaklarıdır). Artık ona (yasaklara) yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece onlar takva sahibi olurlar.

 

 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Orucun Farz Oluşu başlıklı yazı mihrimah tarafından 16.05.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı