Güneş Her Gün Aynı Yerde Doğuyor Sabah Saat Altı Zoraki Uyanma Kalkma Vakti
Güneş Her Gün Aynı Yerde Doğuyor Sabah Saat Altı Zoraki Uyanma Kalkma Vakti


Güneş Her Gün Aynı Yerde Doğuyor Sabah Saat Altı, Zoraki Uyanma Kalkma Vakti


Güneş her gün aynı yerde doğuyor sabah saat altı, zoraki uyanma kalkma vakti, gel gör ki güneş gibi vaktinde doğmak ve sıcacık yataktan uykudan kalkmak ne mümkün, güneş şevkle her gün doğarken her gün kalkıp işe gitmek için lavaboya gitmek tıraş olmak, kahvaltı için hanım yatarken yaylanmış uzunlamasına rahatlık içinde kaldırmaya kıyamazken, birkaç lokma atıştırmak o kadar kolay gelmiyor. Güneş her gün mütemadiyen şaşırmadan her gün aynı şevkle doğarken sabah bizler aynı şevkle işe gidemiyoruz. İşte dolmuş geldi, şoför de ben gibi üşengeç kalktığına bin pişman, yolda yolcular dolmuşa binerken binmek için bin bir zahmete katlanırken, sabah güneş gibi dinç kalkmayı beceremiyoruz. Hele işte bugün yoğun ve şef yine hanımından bin bir fırça yemiş gece yatakta sırtlarını dönmüş yatmış ise-bu suratından belli oluyor- bugün ne akşam olur ne işin kahrı çekilir. Oysa güneş daha gülümseyerek akşama doğru ilerlerken, bizler daha gülümsemenin kapısını açmak yerine kapatırken güneş kadar ilerleyemiyoruz. 


Hele birde liseye giden kız çocuğu –babacığım yıl sonu balo var elbise ayakkabı almam gerek-Diyemiyorsun ki –Kızım bu son sene baloya gitsen ne olur ne olmaz, bir daha birbirinizi ne zaman göreceksiniz-anlatamazsın ki. Güneş ışığını tüm âleme yayarken, dertler kederlerde yayılıyor. Hele birde şef Müdürden hanımından fırça yemiş gibi fırça yerse vay anam vay, ye fırçayı öğle yemeği yerine, akşam iş bitmeden gitmek yok, iş biter mi, onca insan ölüyor hala iş bitmiyor… Bu evde karı kocanın gece yaptığı iş mi ki hemen bitsin bir boy abdesti alınarak sırtlar sırt sırta dönülsün yatılsın… Atıyoruz hepimiz güne şöylesine küskün bir bakış küs halimizle, haliyle gülümseyen gülümseten yok, güneş ne yapsın! Her gün kuru fasulye yiyen Süleyman’ın yellemesi, Suat’ın işin yoğun zamanında bir mazeret uydurarak izin alması, yetişmeyen işin yetişmesi için arapsaçına dönerek çözülmemesi say say bitmez…

 

Şöyle iş başı yapmadan önce Cemal Süreya’dan


Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında...

 

Hatta Can Yücel Üstattan

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de…
***
Tam zamanında öpmelisin…
Mesela güzel gözlünü…
***
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini…
Gözlerinin içine baka baka…
***
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin…

***
Düşmemek için,
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın…
***
Tam zamanında okşamalısın başını…
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına…
Tam ağlamak üzereyken…
***
Tam zamanında koymalısın
Elini omzuna…
En sevdiğin dostunun babası
öldüğünde…
***
Tam zamanında tutmalısın
düşerken…
Üç yaşında sehpaya tutunan
çocuk…
***
Tam zamanında acımalı
yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’in evi
yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatsın elini bir parça…
***
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere…
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya
başlayanları…
***
Tam zamanında affetmelisin
kardeşini
biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu
söylediğinde…
***
Tam zamanında öğretmelisin
oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü
bebesi
Misketlerini zorla almaya
çalışırsa…
***
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince
Filmin bir yerinde…
***
Tam zamanında yatmalısın
yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin…
***
Tam zamanında bırakmalısın
içmeyi…
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan…
Tam zamanında ayrılmalısın
misafirliklerden…
***
Tam zamanında terk etmelisin
gerekiyorsa
Annenin, babanın evini,
Tam zamanında başka bir
şehre gidip
Ayaklarının üstünde durmaya
çalışmalısın…
Tam zamanında dönmelisin memleketine…
***
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında âşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel
gözlünü…
***
Tam zamanında toplamalısın
oltanı
Belki de seni şampiyon
yapacak
En büyük balığı kaçırmadan…
***
Tam zamanında yaşlandığını
hissetmeli…
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı…
***
Haydi, şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın
yorgunluğunu…
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım…
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…

Şiirlerini okutmalı, sonra iş başı yaptırmaları gerekir, gerçi okuma özürlüyüz okumaz baştan savarız. Ah Üstat Necip Fazıl ne güzel anlatmışsın halimizi!


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.


Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.


İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.


Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.


Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!


Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.


Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.


Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

 

 

Güneş bunca insanın kahrına rağmen doğarken, bizler doğan güneşle kahır dolu mesaimize yeniden başlıyoruz, şef her sabah gülümsese geç kalınca aman dünyanın sonu mu geldi önemli değil, iş sizden önemli mi? Değil yeter ki size bir şeyler olmasın, bugün maaşlara yüzde almış zam, önümüzdeki ay yüzde otuzda prim zammı var diyerek güneş üstümüze doğsa, sabaha kadar çalışır, gerektiğinde iş yerinde uyur, güneşten önce uyanırız da, öyle bir dünya var mı? Ben bilmem! Var mı öyle bir yer ey güneş, sen söyle ve bize haber ver, söz senden önce uyandığımızı kimseye söylemeyiz senden önce uyur senin işini de kolaylaştırırız!

Mehmet Aluç

 


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Güneş Her Gün Aynı Yerde Doğuyor Sabah Saat Altı Zoraki Uyanma Kalkma Vakti başlıklı yazı kul mehmet tarafından 15.10.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı