Eklenme Tarihi : 05.12.2018
Okunma Sayısı : 47
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
#eryld
#eryld
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
Mağara 35
Mağara 35





MAĞARA 35

    Ve sonra … Yağan yağmurların ışıltılı gözlerine dokundurdum ellerimi… bana neden oraya  ,buraya sataşıyorsun dediler. Neden İbrahim’in babasının tanrılarına avuç açıyorsun dediler. Durdum şaşkınca ve ne diyeceğimi bilemeyerek kalakaldım oracıkta. İbrahim dediler bir daha ayı ve güneşi bile tanımayan İbrahim dediler. Heybetle söylüyorlardı bunları. Kalp kapakçıkların uçlarında bir korku ve sızı hissederek irkildim. Ve sonra gecelemek istedim günün tepede olduğu bir dağın doruklarında , inziva istedim yağmurlardan . Onlar biz göklerden geliriz dediler. Bizler göklerin sekeneleriyiz dediler ve göğün yüzünü fırtınalı kalbinin içine indirmeye geldik dediler… Göklerin rahmeti senin ellerine dokunsun ve kaldır başını yüce olan İbrahim’ in Rabbine o seni şaşırtmaz ve aldatmaz dediler .Onlar doğru söylüyorlardı çünkü İbrahim de böyle söylüyordu. O diyordu ki ; Benim İlahım tektir ve onu kabul edenler göklerin rahmetine müstahak olur derdi. Ve son uğurlayarak onları ayrıldım oradan.
            Bir zaman sonra, güneşin batımına yaklaşıyordu yerin yüzünden ve gün çağırıyordu gecenin nuru olan ay’ı yanına ve batıyordu güneş ufuk çizgisinin ardına gizlenerek. Ve artık içe çekilmenin zamanı gelmiş idi. İzafi bir yayın üstünde veya ortasında kendi iç sesimi yaydan çıkan keskin uçlu bir ok  gibi özgürce gezinme vakti gelmişti bütün suni kavramlardan sıyrılarak. Bir dağın doruğunda yaşlanmış mağara gözlerime ilişti. Binlerce asırları taşıyor gibiydi bu onun ellerinin nasırlarından okunuyordu. Nice insanlar konaklamış idi o ıssız ve sessiz bin asırlık korunağın içinde. Ve sonra usulca mağaranın o akşam batan güneşinin yansıttığı tozları arasında  içeriye girdim. Baya soğuk ve karanlık bir mahzeni andırıyordu. İçinde duvarlara nakşedilmiş nice tanrı figürleri , kavimler arası yapılmış savaşlar ve bazı barış törenleri gözlerimin dikkatini selamladı. Ve bir direnç vardı içerimde tüm bu olanlara rağmen.

            Zaman geçtikçe üşümeye başladım ve ısınacak kadar bir ateş tutuşturdum soğuk taşların ortasına. Ateşin titreyen sıcaklığı arasında ısınmaya çalışırken duvara kazılı mistik bir hurafeye gözlerim denk düştü. Oturduğum yerden yavaşça kalkarak, alarak elime ateşi yakınlaştım ve gözlerinin içine baktım duvara kazılı olan şeyin. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu içinde barındırdığı süslü ve etkileyici ahengi ile. Her yakınlaştıkça gözlerimin pikseli daha da canlı ve net gösteriyordu figürü. Sonra Dağın doruğunda ay gibi bir şey parlıyor ve birileri secde ediyordu ona.  Sayıca fazla olan beşeriyet kavminin bu insanları arasında sadece biri ayakta avuçlarını semaya yöneltiyordu. Ve onun üzerinde parıldayan ışıkların nuru yansıyordu avuç içlerinde. Diğerlerinin ise  önlerinde topraktan yapılmış bir tanrı yükseliyordu ve onların  ilahının üzerinde zifiri bir karanlık hükmediyordu ancak göklerin Rabbinin nuru o zifiri karanlığı göbeğinden keserek nuru ile yakıyordu. O sıra avuçlarını göğe açıp secde etmeyen göklerin rabbinin kulu ağlamaya başlıyordu. Ve bir zaman sonra o aydınlık, benzersiz bir şekilde topraktan yapılı ilahın koltuğunu parçalıyordu ve secde edenler tutmaya çalışıyordu onu.  Ancak o kadar kudretli ve şiddetli bir nur idi ki dayanamazdı buna. Ve sonra parçalanarak ufak kum tanesine dönüşüyordu. Secde etmeyen göklerin rabbinin kulu avuçları hala göğe doğru bakıyordu. Bir zaman sonra diğer güruhun beşerilerinin gözlerine ilişti bu durum ve şaşkınlık içinde yakınlaşıyorlardı o kula aralarından bir temsilci seçerek. Yakınlaşan temsilci ,kendi ilahının dili ile selamladı göklerin rabbinin kulunu. Göklerin rabbinin kulu, ‘’Ve Aleyk’’ diyordu. kendi dili ile. Aralarında iki nefeslik bir mesafe vardı. Ve avuç içini kaldırarak göğe yanında duran temsilcinin kalbine dokunduruyordu. Bir anda çöküveriyordu  dizinin üstüne temsilci. Ve bende… Başı toprağa secde ediyordu temsilcinin ağlayışlar içinde .  Sen ne yaptın bana..! diye haykırıyordu. Bu duruma şahitlik eden diğerlerini fırtınalı bir korku sarıyordu. Telaş içinde sağa sola koşuşuyorlardı. Ve bu durum  bir anda beni de çarptı ,dizlerim tutamayacağım kadar hafifleşerek titriyordu ve kalbim bir tüy gibi yumuşamaya başlıyordu ve korkuyordum tüm olanlardan . Sanki o rabbin kulunun eli benim göğsüme de değmiş idi. Duvarın sağ tarafında artık yaşanan olayın son sahneleri yer alıyordu ve heyecan içinde okumaya çalışıyordum figürleri ve yaşanan olayı. Bir ses ayağa kalk diyordu temsilciye . Kalkmaya gayret etmeye çalışan temsilcinin kollarından tutuyordu göklerin rabbinin kulu. Ve bir anda iki kolunun arasına alıyordu göklerin rabbinin kulu temsilciyi sanki beni de kucaklar gibi …

            Ve şimdi daha fazla korkmaya başlıyordum anlamsız bir titreme sarıyordu bedenimi, göklerin nuru yayılıyordu tüm ateşi ile kalbimin derinliklerine ve yakan nur üşütüyordu beni. Titremeler , sancılar ve karıncalanmalar boy gösteriyordu mağaranın ıssız ikliminin derinliklerine doğru. Bir vakit sonra geri dönüyordum kendime , İbrahim’in Rabbine yaklaşır gibi yakınlaşıyordum göğün yüzüne. Böyle bir atmosferin arasında yağmurların sedaları çarpıyordu toprağa incitmeden iniyorlardı yerin yüzüne. Biriken yağmur tanelerini ufacık bir gölet oluşturarak içeriye doğru yayılıyordu .O kadar berrak ve o kadar pak bir şekilde ayak uçlarımın yanına geliyorlardı . Ve sonra dokundular bana. O sıra beyaz bir güvercin giriyordu içeri nerden geldiğini anlayamadan asilce bakıyordu ve birini selamlar gibi. Küçük ve şirin pençeleri  arasında bir not düşürdü ayaklarımın önüne. Yağmurların ıslattığı bir not idi bu. Usulca açarak içini kara mürekkeb ile yazılı harflerin danslarını okumaya başladım. Üzerinde 35 yazıyordu. Ne idi 35..? 

              Aniden gözlerim mağara duvarlarına ilişti tekrar. Göklerin Rabbinin kulunun elinde, temsilciye verdiği bir şeyler olduğunu fark ettim. Dikkatlice bakındım ve şaşkınlığım fazlası ile tatlı bir korkuya büründü, kalp atışlarımın ritimleri önü alınamayan bir hız ile çarpıyordu. Ne görmeliyim 35.. Katlanan merakımın düşünsel yolculuğu derinlere indirmeye devam ediyordu beni. Elimde ki not mağara duvarının üzerinde ki sayı neyi ifade ediyordu...? Bir an güvercinin getirdiği nota tekrar bakmak istedim ve dikkatlice görmeye çalıştım. 35 in altında silik harfler olduğu dikkatimi çekti ve okumak, anlamak ve bu düğümü çözmek için anlamaya gayret ediyordum. Dikkatimi topladım ve kekeleyerek de olsa okumaya başladım. Üzerinde. ‘’ Hani İbrahim demişti ki” yazıyordu. Biraz daha gayret ile çözecektim hepsini tekrar tutuşturdum nasırlaşan ellerime güvercinin notunu. Devamında şöyle yazıyordu; “Rabbim bu şehri güvenli kıl, beni ve torunlarımı puta tapmaktan uzak tut” işte o sıra... 
Büyük bir korku ve endişe sardı her yanımı ve irkildim ıssız mağaranın derinliğinde. Başımı kaldırdım duvarda puta tapanların göklerin Rabbinin kuluna eğildikleri gözlerime denk düştü. Ve sonra eğdim başımı göğün yüzüne ve yağmurlara ve İbrahim’ in Rabbine.. Ve şimdi düşünme vakti idi. İbrahim’in Rabbini tanıma vakti idi, beni ne kadar sevdiğini anlama vakti idi. Ve çekildim gecenin sessiz derinliğine, zihnimin bütün karmaşık yollarını temizlemeyerek ve nefesini açarak yüreğimin dönüşümlerine. Şimdi doğrularak ,  sesleniyorum iç sesime; Bu gece yüzleşme gecesi, bu gece sessizleşme, sessizliği ve İbrahim’in İlahını seslendirme gecesi. Bu gece iç sesine yönelme gecesi ve arayışın ateşinde yolu bulma gecesi.. Dilime dolanan kelimeleri günün derinliklerine sürdüm Bu gece sadece Onu anma gecesi. Fırtınalı kalbimin dümenini İbrahim’ in kıblesine yöneltme  gecesi .


ERKAM YILDIRIM 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıÖnceki Yazı
( Mağara 35 başlıklı yazı #eryld tarafından 05.12.2018 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
© 2008-2016 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir. diyarbakır nakliyat
Marmara Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı