Eklenme Tarihi : 23.05.2019
Okunma Sayısı : 105
Yorum Sayısı : 2
Etiketler
şumercan
şumercan
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Site İstatistikleri
18.06.1988 : Başbakan Turgut Özal silahlı saldırıya uğradı.

Coğrafyanın Kendi(cinsi)ne Düşman Kadınları


Kadınca Bir Bakış

İçimdeki denizatı, sulara, dalgalara, saldırgan deniz canlılarına aldırmadan yazmamı söylüyor...Sen yüzme bilmesen de suya alışıksın, yağmurlara aşıksın diyor kıpır kıpır bir dalışla. Bugün tatil ve kelimelerin dibine vurmak için çok erken desem de beni dinlemiyor. Tatil demişken, yüreği kılçık batmış gibi rahatsız, yazmadan duramayan insanlar için tatiller bile huzursuzluk vericidir. Hem, iyi bir yazar olmak için, yazmaktan başka bir çaresi olmamalı insanın. Zihninde kelime savaşları başlatmalı öyle ki; kelime gurupları kurmalı, harflere komutlar vermeli, yeri geldiğinde. Bazen, bir noktada bitirmeli bütün cümlelerini ve bazen üç nokta ile sonsuzluğa bırakmalı içindeki harf karmaşasını...

Hayatı, 'mücadele' kelimesi ile özetleyebiliyorsak çoğu kere, bu mücadelenin gereklerini de yerine getirebilmeliyiz...Ben bu yazımda mücadeleyi kadınlar cephesinden anlatmaya çalışacağım. Fakat dilimizden bir türlü düşüremediğimiz, ataerkilliğin baskısındaki kadınlardan ziyade, kadının kadına düşmanlığından, yani kadınlar arası mücadeleden söz açacağım kalemim yettiğince...

Yolda yürüyorum mart ayına özgü bir üşütüp bir ısıtan havada...Kelimelerden imparatorluklar kurup, zihnimi esir eden düşünceleri ayıklıyorum birer birer, kendi mıntıkamdan. Sahi kendime ait bir mıntıkam var mı gerçekten? Çünkü o kadar kalabalığım ki, kelimeler sadece dünyamın görünen yüzü. Peki ya arkası? Orası pek kullanmadığım çatı katım. Ve malesef içerisi tozlu anılar, kirli raflar, yırtılmış mektuplar, hiç açılmamış sandıklar, yüzü görünmeyen pe(n)çeli yaratıklarla dopdolu...İnsanın zihin çatısı böyle olur mu demeyin lütfen, çünkü hepimizin uzun zamandır kapısını zorlamadığımız bodrum katlarımız, çatı altlarına terk edilmiş tavan arası yaşanmışlıklarımız olduğu muhakkak...

Bu şehirden tren, beş altı dakikada bir geçiyor. İçinde vagonlar dolusu kadın hayal ediyorum. Ve sadece düşünmesi bile hayalimi ürkütüyor, yüreğim deşiliyor. Dizilerde de yoğun bir şekilde işlenen, kadının kadınla rekabeti olgusu, günümüzde artık inkar edilemeyecek bir boyuttadır kanımca. 

Dünyanın başlangıcından bu yana kadınların hırsları yüzünden hemcinslerini ezip, basamak gibi görmelerine ya da kullanmalarına alışır gibi olduk sanki...Güç kimdeyse, yönetmek hakkı da ondadır sözünü benimseyen bu kadın tayfası, kendi isteklerine ulaşmak için her şeyi mubah görmekte bir beis görmüyor haliyle...Kötü yola düşmüş ya da düşürülmüş kadınların, ekmek paralarını bu yoldan kazanmalarını sağlayan başrol karakterlerin de bir kadın olduğunu, anlamakta zorluk çekmiyoruz hiçbirimiz hal böyle olunca...

Mevzu, kendi cinsimi anlatmak olunca, elim kaleme gitmekte hayli zorlanıyor desem. Çünkü birileri kendi cinsimi eleştirmemi farklı bir kadın düşmanlığı olarak algılayacak ya da hep, kaba saba diye yaftaladığımız erkek milletini kayırdığımı sanacak...Ben, erkeklerin gizliden gizliye birbirinin gözünü oyduğu bir öğretmenler odası görmedim henüz ya da bir çalışma ofisi ya da ya da bir sohbet meclisi...Lut peygamberin eşinin ispiyonculuk yapıp, kavminin erkeklerini evlerine çağırması da bir örnek sayılabilir mi sizce?

Malumunuz trafik hassas bir konu...Ama kaba diye nitelendirdiğimiz erkekler, yayalara yol vermekte kadınlardan bir tık öndeler desem. Geçiş hakkı kimdeyse yol da onundur işin doğrusu ve kimse geçiş hakkını vermek zorunda değildir...Ama istisnalar hariç, erkeklerin belki karşı cinse olan saygısından olacak, yol vermek çabasını görmemek ayıp olmaz mı? Ve tam tersine, kadın bir yaya olarak, aynı nezaketi kadınlar birbirine göstermiyorlar desem, haksızlık etmiş olur muyum kendi cinsime? İşte söylemek istediğim tam da buydu.

Kadınların birbirine bakış açısı; hiç durup düşünmeden, tam gaz yola devam, ezmeye, çemkirmeye, eleştirmeye, eksiltmeye, çimdikleyerek kopardıklarını, estetik niyetine suratına eklemeye devam niteliğinde sanki...Kötü niyete sormuşlar, nereye böyle? Geldiğim kuyuya demiş...Kim demiş, ne demiş, nasıl demiş orası muamma, fakat gerçek bir tane, o da iyilik daima kazanacaktır. Niyet hayır, akıbet hayır, sözü ile sonsuz iyiliğe niyet edelim o zaman biz de. Ve iyiliğe niyet eden pak kadınlarımızı, bu konunun finalinde anarak, yüreğimizdeki final tacını onlara giydirelim, ne dersiniz?

Şule Meryem Canpolat Şimşek

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıÖnceki Yazı
( Coğrafyanın Kendi(cinsi)ne Düşman Kadınları başlıklı yazı şumercan tarafından 23.05.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )