Eklenme Tarihi : 30.08.2019
Okunma Sayısı : 229
Yorum Sayısı : 10
Etiketler
(-MELEK-)
(-MELEK-)
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Özellik
Günün Yazısı

Bu Yazı 31.08.2019 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Son Yazıları
Site İstatistikleri
18.09.1790 : Yergöğü Mütarekesi. 1787’de başlayan Osmanlı-Rus savaşları sırasında Avusturya ile Yergöğü’de yapılan savaşta Avusturya’nın yenilmesiyle sonuçlanmıştır.

18.09.1851 : Amerikan gazetesi New York Times yayımlanmaya başlandı.

18.09.1948 : Pakistan'ın Kurucusu Muhammed Ali Cinnah öldü.

18.09.1993 : Hamza Yerlikaya Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonası'nda 26 yıl aradan sonra Türkiye'ye altın madalya kazandırdı.

Kim İcat Etmiş Bu Huzursuz Evleri! Herkes Okumalı!
Kim İcat Etmiş Bu Huzursuz Evleri! Herkes Okumalı!
Kim icat etmiş bu huzursuz evleri!


AĞLAMADAN OKUMANIZ DİLEKLERİMLE ÇOK HÜZÜNLÜ ÇOK, UMARIM DERS OLUR İNSANLARA ANNE BABAYA SAHİP ÇIKAR YAŞLILIĞINDA EVLATLAR, YAZANIN ELLERİNE SAĞLIK ÇOK GÜZEL YANSITMIŞ... 

HUZURSUZ ODALAR 

Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki;


“Anne-baba, Cennet’in orta kapısıdır. Artık sen o kapıyı ister zayi et, ister muhafaza et.” (Tirmizî, Birr, 3)
Buz gibi odalarla dolu kocaman binalar diktiler ülkeme. İçine ömürlerinin son demlerinde olan anneleri, babaları doldurdular. Adına huzur evi dediler.

Oysa huzur hiç uğramadı oraya. Eskiden yaşlılarımızı kapatmazdık başka yerlere. Onların yüzü suyu hürmetine belalar def oluyor der, onları nimet bilirdik. Boyunlarını bükük bırakmazdık.


Dışardan huzurlu gibi görünen, bu sessiz sakin binalarda, ne fırtınalar kopuyor kimbilir. Kaç anne anlatmak, haykırmak istedi duygularını, kaç anne yazmak istedi bilinmez. O annelerin adına yazdım bu satırları. Bu mektup huzursuz odalardaki yüreği yorgun annelerin sessiz çığlıklarıdır….

♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥


Takvime baktım da 5 sene olmuş buraya geleli. Nasıl geçti o 5 sene bir de bana sor. Çok bakmıyorum takvimlere. İçim sıkılıyor, zaman geçmiyor. Eskiden su gibi akıp geçiyor zaman derdim. Şimdi öyle düşünmüyorum. Demek insan mutluyken çabuk geçermiş zaman. Hapishanedekileri şimdi daha iyi anlıyorum.

Beni buraya bıraktığın gün anneler günüydü hatırlıyor musun? O günden beri anneler günü denen gün benim için daha da bir anlamsızlaştı. Her sene bugün anne olmak ayrı bir acı veriyor bana…


Sen küçük bir çocuktun daha. Hiç bir yere bırakmazdım ben seni, öyle savunmasız, öyle masumdun ki, kimselere güvenip yollamazdım. Yanımdan hiç ayırmazdım. Şimdi beni nasıl olupta tanımadığın insanlara teslim ettiğini düşünüyorum. Gözden çıkarılmış eski bir eşya gibi hissediyorum kendimi. Yıpranmış, işe yaramaz. Kırgınlık mı? Belki, kırgınım biraz…


Geçen gün eski komşumuz Mevlüde teyzenin kızı Şükran geldi. Yolda görmüş seni. “Neden bıraktın anneni” diye sormuş sana. “Kendisi istedi” demişsin. “Maaşı da var bakıyorlar, yeri sıcak, her işi görülüyor içim rahat” demişsin.

Kendim istemiştim evet, bazen naz yapma kabilinden ” Yaşlanınca huzur evine gönderin beni, kimseye yük olmak istemem” derdim. Ama içten içe hiç konduramazdım bu durumu, ne kendime, ne sana. “Bırakmaz beni bir yere” derdim. Tıpkı küçükken benim seni bırakmadığım gibi, beni hiç bırakmazsın sanırdım.  

Yaramaz bir çocuktun sen. Yerinde duramayan serseri bir mayın gibiydin.Kaç kez ısırdım dudaklarımı sana bağırmamak için, kaç kez sıktım yumruğumu vurmayayım diye. Ama hiç vurmadım sana, hiç kırmadım kalbini… Komşulardan biri sana “çok yaramaz” dedi diye aylarca onun yüzüne bakmamıştım. Kimse laf söylemesin, incitmesin isterdim. Tahammül edemezdim sana dikilen sert bir bakışa bile…


Geçen gün bana “bunak kadın” dedi bakıcının biri. Hasta bezini lavaboda unutmuşum. Arada oluyor tutamıyorum diye vermişlerdi. Diğerleri de duydu ya, nasıl utandım bir bilsen… 

Daha ne laflar söylüyorlar da dilim varmıyor söylemeye. Kırar mıyım, incitir miyim diye kim düşünüyor ki? Çok hassastım eskiden bilirsin, çabuk alınırdım. Hem benden titizi mi vardı? 
Kimselerin işini beğenmezdim. Şimdi yemek yerken bile yoruluyorum,üstüme döküyorum. Bazen yatarak kılıyorum namazlarımı. Secdeye başımı koyup uzun uzun öylece kalmayı ne çok özledim…


Yaşlansam da geleceğe dair umutlar besliyordum buraya gelmeden evvel. Evladımı büyüttüm nasıl olsa, artık yorgunluklar biter, ben rahat otururum torunlarımı severim, sen sorarsın “anne ilacını getireyim mi, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye. arkama yastık koyarsın, kesemediğim tırnaklarımı sen kesersin sanıyordum. Şimdi çoğu kez tırnaklarımı keserken kanattıklarını bilmezsin tabi…


Gerçi benden daha beterleri de var burada. Emine Bacı vardı mesela. Köyden gelmişti. Bir ay kadar oldu öleli. Bir sene evvelde Alzheimer hastası olan kocası ölmüştü. Çok çekti zavallı. Üç oğlu varmış Emine Bacı’nın. Aslan gibiymiş hepsi. Ben görmedim, gelmezlerdi hiç.

Üç adam bir anayı sığdıramamışlar evlerine. Bağ bahçe gezmeye alışmış kadın. Hiç oturup kalmamış yerinde.
Burada nasıl zorlandı, neler çekti Allah biliyor. Her yaz köyüne gidecek diye umut ederdi. Haber göndermiş oğlu, “Annemin ancak ölüsü çıkar oradan” demiş.

Köylülerden çıkarıp bakmak isteyenler olmuş, ona da izin vermemişler. Bir keresinde pencereden atlamaya kalktı da zor tuttu bakıcılar. En son oğlu bayramlık göndermişti, “zıkkım olsun ondan gelen” dedi, giymedi elbiseyi. Hiç oğlum, yavrum demedi. “Köyüm” dedi, “evim” dedi durdu gariban. Bir sabah yatağında ölü buldular. Ölümü bile yalnız oldu Emine Bacı’nın.(*) Ooof off hangisini anlatsam, daha neler var neler…


Şu bakıcı kadını sevemedim bir türlü. Sanki özel olarak seçmişler. Bu kadar mı merhametsiz olur bir insan ? Hiç mi gülmez yüzü ya hu? Her gün odaya gelince burnunu tutuyor.
 Pis kokuyormuş. Pencereyi sonuna kadar açıyor. Mutlaka yarım saat açık tutuyor. Çok üşüyorum. Zaten parmaklarımda da can kalmamış sanki, kolay kolay ısınmıyor eskisi gibi… 
                                
Hatırlar mısın ilkokula gittiğin o yılları. Kışın kuzine sobayı yakardım. Sen gelmeden yemeği hazır eder, sobanın üzerine koyardım. Sen seviyorsun diye sobanın fırınında bir kaç tane küçük patatesi pişirirdim muhakkak.
 Okuldan gelir gelmez sobanın yanına koşardın. İlk işin tencereye bakmak olurdu. Genelde sevdiğin yemekleri yapardım. Ellerin üşümüş diye avuçlarımın içine ellerini alır ısıtırdım, öperdim öperdim…


Sık sık uğrarım demiştin. Tam 8 ay olmuş uğramayalı. İşlerin yoğunmuş, zamanın yokmuş. Torunlarım da sormuyorlar demek. Yeni eve taşınmışsın aldım haberini. Arkadaşın Zehra söyledi. Vefalı kızdır, arada geliyor sağ olsun. Annesi de babası da yanında vefat etmiş. Hiç bırakmamış bir yere, yanından ayırmamış. İmrenmedim desem yalan söylerim…


“Evi çok büyük” dedi. Kocaman odaları, geniş bir balkonu varmış evinin. Yeni mobilyalar almışsın, eskileri elden çıkarmışsın.Tıpkı beni çıkardığın gibi…
 Her şeyi sığdırdın da evine, bir beni sığdıramadın a kuzum. Hadi onu da geçtim. Bir kere “Anne gel evimi gör, bir kaç gün kal” bile demedin… Zehra’ya “Anneler gününde görmeye gideceğim” demişsin…


Ben anneler gününü hiç beklemiyorum biliyor musun? Anne olmak acı verir mi insana? O gün bana acı veriyor yavrum.
 Artık kendimi bir anne gibi hissedemediğim için belkide… Bir evlat bir torun sevemezsen, çevrende anne diyen olmazsa sana, ne anlamı var anne olmanın?


Ölene imrenilir mi hiç? İmreniyorum işte. Kimin öldüğünü duysam “darısı başıma” diyorum. Hayaller umutlar, mutlu zamanlarmış insanı ayakta tutan. Onlar yoksa yaşamak zulüm olurmuş meğer…

Kim icat etmiş bu huzursuz evleri? Rahat yüzü görmesin deyip her gün beddua ediyorum. Huzur eviymiş. Her gün ölüp ölüp diriliyorum bu huzursuz odada. 
Hiç tanımadığım, mizacımın uymadığı insanlarla yatıp kalkıyorum. Hiç bir şey bana ait değil. Söz hakkım yok, elbiselerim bile benim değil sanki. “Allahım al emanetini ne olur, bu yükü taşıyamıyorum…”


Bu huzursuz evleri icat edenler mi çıkarmış anneler günü denen yalancı günü? İnsanlar yaşlı annelerini bu evlere kapatsın da sonra anneler günü olunca ziyaret etsinler diye öyle mi?

Bak yine geldi o uğursuz gün. Zehra geleceğini söylemişti. Gelsen de bir, gelmesen de artık. Ben anneler gününü hiç sevemedim biliyor musun?
 Dünyalara sığmayan anne yüreğim huzursuz bir odaya hapsedildi. Ne sevmenin, ne anneliğimin bir anlamı yok artık… Çok üşüyorum. Hem parmaklarımda da can kalmamış sanki, kolay kolay ısınmıyor eskisi gibi…


Yazan: Cahide Sultan

Alıntıdır.
------
"Bir anne veya bir baba bütün çocuklarına bakar da onca evlat bir anneye bir babaya bakamaz" derlerdi büyüklerimiz... 

Ben bir anneyim ve bir gün elden ayaktan düşsem bile "Allah kimseyi düşürmesin." Huzur evinde değil sevdiklerimin evinde olmak isterim...
Babam rahmetli oldu kanserden her şeyiyle ben ilgilendim önce evlatlık  sonra insanlık görevim, layıkıyla yaptığımı düşünüyorum.. 

Babam ölmeden 2 gün önce sarıldı bana ve ilk ve son defa kızım hakkını helal et dedi, onu canlı son görüşümdü. Mekanı cennet olsun! 

(Benimde annem var ve sağ çok şükür 7 evladı var bu kış bendeydi ve çok hastaydı şimdi iyi çok şükür Allah'ım bir daha hasta düşürmesin ama her şey bizim için..
Diğerleri bakmasa demeyeceğim bakarlar biliyorum şayet bakmadılar ben bakarım anneme!) 

..........Bu yazıyı yazdığımda rahmetli annem sağdı, Annemin varlığına duygulanarak bu yazıyı tüm evlatların okumasını isteyerek alıntılayarak paylaştım.   

18.06. 2016 da annem yoğun bakım odasında vefat etti. 75 yaşındaydı mekanı cennet olsun inşallah.

Benimde iki oğlum var ikisi de evli, 3 tane de torunum var.
Rabbim cümlemizin evlatlarını anne babasına hürmet edenlerden eylesin...


Biliyorum ve eminim ki benim çocuklarımda bakarlar bana, ama duam herkese sonra kendime...
Allah'ım elden ayaktan akıldan etmeden sağlıklı bir ömür nasip et herkese hastalığında sağlığında, ömrün de en hayırlı olanından nasip et cümlemize...Amin.

Evladı olanlara hayırlı evlatlar nasip et, olmayanlara da sevdikleriyle olmayı nasip et... 

Allah kimseye başka evlerde olmayan huzuru aratmasın, huzur evleri sadece ve sadece kimsesi olmayan hiç bir yakın akrabası, seveni sayanı olmayan veya kalmayan yada onlarca dışlanan insanlara, devletin sunduğu bir iyilik güzellik olsun.. 

Allah'im yakını olanı huzursuz; huzur evlerinde yaşamak zorunda bırakmasın... Amin.

Bu yazıyı okuyunca herkesin okumasını istedim, çok uzun ama okumalısınız hepimiz insanız ne olacağımız belli değil... 

Ders niteliğinde bir yazı diye düşünüp, alıntı yaparak paylaşmak istedim... Saygılarımla!

30 Ağustos 2019
Melek Tiryaki
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Kim İcat Etmiş Bu Huzursuz Evleri! Herkes Okumalı! başlıklı yazı (-MELEK-) tarafından 30.08.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )