Ne Mutlu Müslümanım Diyene



Osmanlı toprakları 2nci Abdulhamit dönemindeki gibi bizim olsaydı, günümüzde nasıl bir portre önümüzde olurdu? Suriye, Irak, Ürdün, Filistin, Arabistan, Yemen, Gürcistan, Kıbrıs bizde olsaydı… Bizim devlet politikamızda Avrupa Birliği gibi bir oluşumdan söz edilmez, süper güç gibi kavramlarla uğraşılmaz, İngiltere modeli gibi bir yönetim sistemi olurdu belki de… Ne Bandırma vapuru ne de kurtuluş savaşı mücadelesinden söz etmezdik. Gençlerimiz başka ülkelerde istikbal aramaz, ilimde yarışır, hatta Arapların bize ihanet ettiğinden konuşmazdık… Mekke, Medine ve Mescid-i Aksa bizde olurdu. Kabe’nin görüntüsü yüksek binalarla bozulmaz, etrafındaki dağlar ortadan kaldırılmaz, Mescid-i Mualla ve Cennet-i Baki mezarlarında kimler yatıyor bilinir, tarih dokusu asla bozulmaz, hiç bir ülkeye tarihi kaçakçılık yapılmazdı.  Filistin diye bir dava güdülmez, onlar pisi pisine öldürülmez, Yahudiler bu bölgeye devlet kuramazdı. Balkan Birliği oluşturulurdu. Belki de birinci, ikinci dünya savaşlarını önler, haksızlık üzerine kurulmuş Birleşmiş Milletler ya da NATO gibi oluşumlar olmazdı. Tarihini bilen gençlik, aşağılık kompleksi duymadan övünerek etrafında ki ülkelere göğsü kabara kabara şanlı geçmişini anlatırdı. Düşünsenize hiç bir terörün girmediği bir Orta Doğu olduğunu… Müslümanların pisi pisine ölmediğini… Irkçılık yerine, İslam sancağının vatanın her toprağında dalgalandığını… Nerede haksızlık yapılırsa, oraya adalet götüren bir devlet oluşumuzu! 


Ben Türk’üm ama başka ırklardan gelen insanlarla kardeşçe yaşadığımız, kin ve düşmanlığı yok ettiğimiz, ayrışımın asla aramıza girmediğini… Alevi-Sünni düşmanlık algısı ile, Sivas’ta ki Madımak otelde, Kahraman Maraşta kanlar akıtılmaz, tahriklere kapılmazdık. Kürt-Türk gibi suni düşmanlığa  kanmayarak, teröristlerin kendi dağlarımızda yerleşmesine izin vermez, tutuklayıp hapishanelerde boşuna beslemez, binlerce sivil, asker ve polis şehit edilmezdi… Teknoloji bizim ürettiğimiz yer olurdu… Kullandığımız paranın gücü, her yerde itibarımızı sağlardı. Ülkemde, İslam’ın aşağılanmasına izin verilmez, aksine İslamı okuyup samimi yaşayan bir halkımız olurdu…


Maalesef buna kimse izin vermedi. Bizi bir gecede cahil bıraktılar, tarihimizi unutturmak için projeler geliştirdiler. İslamı aşağılamak için ellerinden geleni ardına koymadılar. Öylesi aşağılık kompleksine soktular ki, hep boynumuz eğik, ne dedilerse yapan, tarihinden utanan, güçlü ülkelerin tarihinden övünç duyan halk olduk. Bir fırsat bulup, başka ülkelerde ekmek derdine düşmeyi göze alan, onlarında kazandıkları ile vatanımda elde ettiği zenginliğe imrenen, kardeşliği bozan görüntüler meydana geldi. Ülkemde her yerde dolaşan, mühendis, doktor, dil bilimci kılığında ajanlarını yerleştirip, kültürümüzü keşfedip, onların bilgisiyle bize algı oluşturan düşmanlar üredi. Üstelik bu kişilerin ülkemizde yaşamasını abartıp, onların kötü niyetini görmeyip onlara kucak açan safi gönüllerine insanlarım sevgi yerleştirdiler. Dost görünüp arkamızdan vurdular. 


Barış Pınarı harekatı ile, bu güç artık ellerini havaya kaldırdı. Artık adaletsizliğe boyun bükmeyen, Allah yoluna yol arayan, gücünü insan gücünden alan, kardeşliği pekiştiren görüntüler ile görüldü ki, bu aklı selim yoldu. Her başarıda asker selamı verdikçe, bunlar bunu nasıl yapar gibi ayağa kalkan, insanım diyerek gezen ama insanlıktan bi haber olan devletlere ağzının payını verdik. Bizim hiç bir ülkenin toprağında, parasında, namusunda gözümüz yok, olamadı da. Bizi dedik, kendi halimize bırakın, bizimle uğraşmayın mesajını verdik. Yaptıklarımızı gördükçe, elimizde ki güçleri gördükçe geri adım attılar. Eğer bizde bu güç olmasaydı, kim geri adım atabilirdi ki… Hayalimde ki topraklar olmasa da, vatanımda ki topraklar ile bir çok güzel değere ulaşmaya ve yücelmeye hazırız. Yeter ki, Allah’ı dost bilelim, kardeşliğimize sahip çıkalım.  Dosdoğru olalım. Kur’an öğütleri ile hedefi gözetelim. Mülkün sahibi Allah ve eğer biz o mülkü istiyorsak, yalnızca ona kul olmanın yolunu bulmalıyız. Hayalin gerçek olması, ancak Allah’ı bilmek, tanımak ve bu aşkı keşfetmekle yaşanabilir. Düşünün lütfen eğer asker şehit olmanın yüceliğini bilmese savaşarak ölümü göze alabilir miydi… Hangi şehit anası oğlunun ölümüne katlanabilirdi…


Allah bizi düşmanın şerrinden korusun, savaştan korusun, kendisinden başkasına muhtaç etmesin…Amin. 


Kudüs şairi Nuri Pakdil’in, Allah rahmet eylesin, dediği gibi, “Ne mutlu Müslümanım diyene…”  diyorum.


Saffet Kuramaz

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ne Mutlu Müslümanım Diyene başlıklı yazı safdeha tarafından 19.10.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )