Ömrünü Sadece Vatanına Milletine Adayan Kahramanları Karalamak İşin Ucuzluğu Ve
Ömrünü Sadece Vatanına, Milletine Adayan Kahramanları Karalamak İşin Ucuzluğu Ve Kolaycılığıdır;  

Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür; 

Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşını yöneten, yönlendiren ve başkomutanı olan Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrası Cumhuriyeti ilanıyla, ilkeleriyle ve bir dizi inkılâplarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aydınlık geleceğe doğru ilerlemesini sağlamıştır. 

İçerisinde bulunduğumuz dönemde Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, Atatürk ve Türklük üzerinde çeşitli söylemlerle kafa karışıklığı yaratılmak istenmektedir. Bu kafa karışıklığı, bazı Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı gerici kesimlerle, bölücü ve teröristleri destekleyenler tarafından özellikle kişisel hak ve özgürlükler, insan hakları gibi değerler ön plana çıkarılarak yapılmaktadır. 

Bu zihniyet Kurtuluş Savaşı döneminde Anadolu’yu işgal eden emperyalist güçlerle işbirliği yaparak Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk ve arkadaşlarına o dönemde de karşı çıkmış, çıkardıkları isyanlarla, ihanetleriyle Kurtuluş Savaşını sekteye uğratmaya çalışmışlardı, aynı zihniyet bugünde emperyalist güçlerle işbirliği içerisinde Türkiye Cumhuriyetinin bölünmesine, parçalanmasına çalışmaktadırlar. 

Atatürk, Atatürkçülük, Türklük, Cumhuriyet, Türk Bayrağı, Türkçe bazı kesimleri fazlasıyla rahatsız etmektedir. Kişisel hak ve özgürlükler, insan hakları gibi söylemler altında sistemli olarak Atatürk’ü, Atatürkçülüğü ve Türklüğü karalama, yıpratma ve yok etme kampanyalarına hız verilmiş olup yine demokrasi söylemleriyle de bu sistemli karalama, yıpratma ve yok etme kampanyası maskelenmeye çalışılmaktadırlar. 

Yine son zamanlarda ulus devletinin birlik ve beraberliğini tehdit edici söylemlerin fazlasıyla arttığı açıkça gözlemlenmektedir. Bazı kendini bilmez kesimlerle, bölücüleri ve teröristleri destekleyenler içerisinde bulunduğumuz dönemin özelliklerinden de yararlanarak Atatürk’ü, Atatürkçülüğü ve Türklüğü karalayıcı ve aşağılayıcı söylemlerine hız kazandırmaktalar, daha da öteye giderek Atatürk’e, Atatürkçülüğe ve Türklüğe alenen hakaret etmektedirler. 
** 

İhanet ve alçaklığın paye edinildiği bir dönemden geçmekteyiz. Daha dün emperyalist dünyanın özelliklede emperyalist ülkelerin kuklası işgalciler ve içeride bunların uşaklığını, yardakçılığını yapan gerici ve bölücü işbirlikçilerinin desteğiyle ülkemizi işgal ederek Türkleri bağımsızlıklarından mahrum bırakıp boyundurukları altına alarak köle etmeye çalışırlarken, bu amaçlarına ulaşmak içinde Anadolu’yu bir baştan bir başa işgal etme planlarının uygulama aşamasındayken ilk şiddetli tokadı Çanakkale’de yemişler, daha sonrada Anadolu’yu işgal etme sürecinde Atatürk’ün başkomutanlığında Kurtuluş Savaşının kazanılması ve sonrasında Cumhuriyetin ilanı, çağdaş, aydınlık genç Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğe emin adımlarla yürümesi için Atatürk’ün yaptığı inkılâplarla peş peşe yedikleri tokatların acısıyla Türklerin bağımsızlığının savaş ve işgal yoluyla yok edilemeyeceğini anlayarak geri adım atmak zorunda kalmışlar ve hayal kırıklığı içerisinde derin bir sessizliğe bürünmüşlerdir. Tabi doğal olarak emperyalist işgalcilerle onların kuklalarının, uşaklarının, yardakçılarının içlerinde kalan kuyruk acısını unutmaları imkânsız olduğundan bu sessiz süreç içerisinde yeni planlar geliştirerek yıllar içerisinde zaman ve yer mefhumlarını da çok iyi ayarlayarak (su uyur düşman uyumaz)   ağır ağır günümüze kadar ulaşmışlardır. 

** 

Milli, kültürel ve ahlaki değerlerimizin büyük çöküntüye uğradığı/uğratıldığı amansız bir süreçten geçiyoruz. Meydanlarda alenen Atatürk’e, Atatürkçülüğe ve Türklüğe hakaretler edilmesi bir yana, içerisinden geçtiğimiz süreçte sinsi planlar dâhilinde bunların kaldırılması gündeme getirilmekte ve bunlarla ilgili yasaların çıkarılması bile istenmektedir. 

Türklüğe, Atatürk’e ve Atatürkçülüğe karşı duyulan aşırı kin, nefret ve alerji emperyalist dış güçlerin tetiklemesiyle içinde bulunduğumuz dönem özelliği bakımından da fazlasıyla hız kazanarak daha etkin hale gelmiştir. İnternet ortamına baktığımız zaman yapılan bu saldırı ve hakaretlerin ne derece büyük boyutta olduğunu rahatlıkla görmekteyiz. Yine günlük yaşantımızda meydanlarda bazı kesimlerin söylemlerinde bu konular durmaksızın ısıtılarak aralıksız gündemde tutulmaktadır. 

Ulus devlet bütünlüğünü bozucu söylemlerin fazlasıyla dillendirildiği ve faaliyetlerin etkin şekilde arttığı bu süreçte kimileri özerklikten ve iki dillilikten bahsederken, kimileri tehditkâr söylemlerle sınırların ayrımına kadar varan söylemleri çekinmeden dillendirmektedirler. Yine bu ortamı en büyük nimet sayan bir kısım Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı düşüncelilerde alenen Atatürk’e, Atatürkçülüğe, Türklüğe, en ağır söz ve eylemlerle saldırmaktan geri kalmadıkları gibi hakaret dolu söz ve eylemlerini çekinmeden her alana taşıma cesaretini de kendilerinde bulmaktadırlar. 

** 

Cumhuriyetin ilk kuruluş süreci içerisinde ki tek partili dönemin fazlasıyla eleştirildiği, faşist söylemleriyle de suçlama bombardımanına tutulduğu gözlemlenmektedir. 

Günümüzde Atatürkçülük, Atatürk ilke ve inkılâpları bazı kesimler tarafından planlı ve bilinçli olarak fazlasıyla yıpratıldığı ve çarpıtıldığı gibi Atatürk’ün söylediği her sözde çarpıtılmaktadır. 

.’’ NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’ sözü bu çarpıtılmaya en güzel örneklerden biridir; Osmanlı döneminin ümmet anlayışı sebebiyle Millet olmanın bilincini ve gururunu açıkça anlayamayanlar olduğu gibi yine millet olmanın özellik ve nimetlerini benimseyemeyip, özümseyemeyenlerde ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’ sözünün faşist ve ırkçı bir söylem olduğunu ve Türkiye Cumhuriyetinde her hakkın sadece ve sadece Türklere ait olduğunu çarpıtarak ortaya atmaktadırlar. Oysaki Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanların tümüne baktığımızda ülkemizde ki her alanda, her haktan herkesin fazlasıyla yararlandıkları açıkça gözlenmektedir. 

“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE ”sözünün özünü irdeleyecek olursak;

* ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’; emperyalizme karşı koyuştur, emperyalizme indirilen güçlü tokadın sesidir, 

* ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’; köleliğe karşı haykırıştır, 

* ’’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’; asaletin ve insanlığın onurlu haykırışıdır, 

* ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’; millet olma bilincinin benimsenerek, özümsenmesidir, 

* ‘’NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’; güç ve birliğin özü ve temelidir, 

Hiç kimse Türk’ün tarihini, kültürünü, bayrağını, dilini, dinini elinden alamaz, yok edemez ve buna da kimsenin gücü yetmez / yetmeyecektir de. Bizler Türk olarak köklü tarihimizle, bayrağımızla, dilimizle, dinimizle, kültürümüzle, insanlığa hizmetimizle gurur duymaktayız ve bunu da her ortamda çekinmeden açıkça söylemekteyiz, bu hakkın da elimizden alınmasına sessiz kalacağımız ve birileri istedi diye de boyun eğeceğimiz sanılmasın. Böyle bir düşüncede olanlar çok büyük yanılgı içerisindedirler ve bu yanılgılarını da yine Türklerden yiyecekleri şiddetli tokatla bir kez daha anlayacaklardır. 

** 

Topluma içki sofrasından kalkmayan, din düşmanı, modern kıyafetli, kadınlarla konuşan, dans eden, salon beyefendisi, faşist ideolojiyi benimseyen ırkçı bir Atatürk profili empoze edilmek istenmektedir ki bunların altında ki sebeplerde, bunları ortaya atanların amaçları da, arkalarında bulunan güçlerin kim oldukları da bellidir… 

Vatanını / milletini canından çok seven, vatanına / milletine hizmeti tek asli görevi olduğu bilinciyle hareket ederek yaşayan ve ömrünü sadece vatanına / milletine adayan kahramanları karalamak işin ucuzluğu ve kolaycılığıdır; İçkici, zevk ve sefaya düşkün bir adam nasıl olur ki İstiklal Savaşı gibi bir savaşı planlar, yönetir ve yedi düveli yenerek başarı edebilir, yine içki sofrasından kalkmayan bir adam nasıl olur ki Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurabilir; içki masasından kalkmayan bir adam nasıl olur ki bizzat savaş meydanlarında bulunarak Çanakkale, Sakarya savaşlarını yöneterek kazanabilir, içki sofrasından kalkmayan bir adam nasıl olur ki yüzyıla sığmayacak onca büyük ve zorlu birçok işi on beş yıl gibi kısa bir sürede yaparak başarabilir; içki sofrasından kalkmayan bir adam nasıl olur ki kütüphane dolusu onlarca kitabı okuyabilir, içki sofrasından kalkmayan zevk ve sefaya düşkün bir adam nasıl olur ki dünyada ki siyasi ve ekonomik meseleleri yakından takip edebilir… 

Din düşmanı bir adam olsaydı Türkiye de İslam dini nasıl olabilirdi; ırkçı ve faşist bir adam olsaydı kendini Kürt, Arap, Ermeni,Rum,…olarak tanımlayanlar Türkiye’de nasıl yaşayabilirdi. 

Kurtuluş Savaşı neticelendikten sonra Türkiye Cumhuriyetinin kurulması sonrasında sınırlarımız dışında kalan halkların Türkiye’ye iltica, mübadele ve kabulleri sırasında ırk, soy gibi unsurlar gözetilmemiş sadece Müslüman olmaları dikkate alınmıştır ve bunlar (Arnavut, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Azeri, Laz, Arap, Türkmen, Kürt, Pomak, gibi.)       Türk Milletinin asli unsurunu oluşturmuşlardır. Türk Milletinin asli unsurunu oluşturmayan Gayri Müslim (Ermeni, Yahudi, Rum gibi,)       halklarda azınlıklar olarak kabul edilmişlerdir. 

Cumhuriyet öncesinde Anadolu’nun orta ve doğu kesimlerinde yaşayan nüfusun yaklaşık % 30’u,Ege ve Marmara bölgesinde yaşayan nüfusun ise % 60’ı Gayri Müslim halklardan oluşmaktaydı. Cumhuriyet sonrası nüfusumuzun % 99’unun Müslüman olduğu açıkça ortadadır. 

Şimdi o Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı gerici kafalılara soralım; din düşmanı bir adam nasıl olur ki Türkiye Cumhuriyetini kurduktan sonra Müslüman halk nüfusunu % 99’lara çıkarır 

** 

Evet bunlar Atatürk’ün dehasını ve kahramanlığını karalayan Türk ve İslam düşmanı emperyalistlerin oyunudur, o emperyalist düşmanlar öyle bir zihniyete sahiptirler ki dünyada tek bir Türk’e ve Müslüman’a dahi tahammülleri yoktur. İşte böyle büyük kin ve nefrete sahip emperyalist işgalci güçlerle, bunların işbirlikçi kuklaları, içimizde ki yardakçı ve uşağı olan bir avuç kendini bilmez bölücülerle, Cumhuriyet ,Atatürk ,Türk ve İslam  düşmanı kesimlerdir. 

Bizler bu Türk Ve İslam düşmanlarının oyunlarına gelmeyeceğimiz gibi, bunların oyunlarını bir kez daha bozarak hayal kırıklığına uğratacağız. 

Türkiye Cumhuriyeti, Türk Bayrağı, Atatürk ve Atatürkçülük, Türklükle, İslamiyet emperyalist güçlerin ezeli korkulu kâbusudur ve ebediyete kadar da emperyalist güçlerin korkulu kâbusu olacaktır. 

**** 


[ '' Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; 
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! 
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. 
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 
'Medeniyet! ' dediğin tek dişi kalmış canavar? '' (M.A.ERSOY)       ]


Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Ömrünü Sadece Vatanına Milletine Adayan Kahramanları Karalamak İşin Ucuzluğu Ve başlıklı yazı kafkaslar tarafından 05.11.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )