Eklenme Tarihi : 5.05.2021
Okunma Sayısı : 171
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
muscalk
muscalk
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Radyo Benim
Site İstatistikleri

Semaya Mektup

SEMAYA MEKTUP

         Gözlerini aniden açtı. Başı yıllarca yastıktaymış gibi hissetti. Her yanını yorgunluk denen o illet şey sarmıştı. Zor olanı yaptı ve yataktan kalktı. Güneş batmak üzereydi. Sokak satıcıları son satışları yapıp eve gitmek için dakika sayıyorlardı.

     Gözleri ağrıyordu. Elleriyle usulca ovaladı gözlerini. Derin bir nefes aldı. Nefesini öyle bir geri verdi ki sanki yaşadığı tüm sıkıntıları kendisinden, içinden atacakmış gibi.

     Deniz, yalnız yaşıyordu bu küçük evde. Evi eski Türk mimarisiyle özene bözene yapılmış 2 odalı, şirin bir evdi. Ama Deniz için bu evin en güzel tarafı, O’nunla bu evde yaşamış olmasıydı. Ve bir de denize kıyısı olması. Deniz bu evde şimdi yalnız yaşıyordu. Yalnızlıktan üşüyordu bu dört duvar arasında. O’nun sıcaklığı ısıtıyordu kalbini, bedenini. Ama şimdi içini ısıtan o sıcaklık yaşama sevinci gibi yok olmuştu. Kendisi de biliyordu ki bu sıcaklığı artık hiçbir nesnede, hiçbir kişide bulamayacaktı.

   Yatağından kalktı ve saate baktı. Saat epey ilerlemişti. Üzerine bir hırka alıp dışarı çıktı. Kimsenin olmadığı sokaklarda ağır ağır ilerliyordu. Sokakta yaşam belirtisi yoktu. Tıpkı Deniz’in ruhu gibi. Bir bankın önünde durdu. Oturmaya karar verdi. Semada yıldızlar görünmüyordu. Belli ki derdini yıldızlara anlatacaktı. Bunu daha önce de yapmıştı. Ama şimdi yıldızlar da onu yalnız bırakmıştı. Gözlerinden yılların birikimi gözyaşları akmaya başladı. Gözyaşlarına semadan inen su damlaları eşlik etti. Ağladı, ağladı ve ağladı.

  Biraz rahatlarım düşüncesiyle ayrılmıştı evden. Ama düşüncesinin tam tersi gerçekleşmişti. Her şey bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Üzüntülü, sıkıntılı ve çok az mutlu sahneleri olan bir filmdi bu. Üşüdüğünü hissetti. Banktan ayrılıp yürümeye başladı. Yol yer yer çukurdu ve bu çukurlar yağan yağmurla birlikte dolmuştu. Sema bulutlardan arınmış Ay’ın yansıması küçük su göletlerine düşmüştü. Ne güzel bir hadiseydi bunlar. Yaşama sevinci azalmış olan Deniz için bunların bir önemi yoktu.

   Başını dert ortağı yastığa koydu. Gözleri beraber oldukları fotoğrafa ilişmişti. Uzun uzun baktı. İçinden büyük keşkeler geçiyordu. Kalbi sıkışıyordu çektiği üzüntüden. Gözkapakları ağırlaştıkça ağırlaştı ve kapandı. Bir uykuya daldı sıkıntılarından biraz da olsa arındığı.

    Güneşin ilk ışıkları evin penceresinden içeri bir davetsiz misafir gibi girdiği sırada Deniz çoktan uyanmıştı. Gözlerini denize dikmişti. Lime lime olan denizin her kıvrımında güneşin etkisiyle renk cümbüşü oluşmuştu. Martılar uçuyor, vapurlar bir o yaka bir bu yaka gidip geliyorlardı. Hızlıca hazırlanıp dışarıya çıktı.

   Beraber bindikleri vapura geçti. Elinde martılar için aldığı simit vardı. Semada en ufak bir bulut dahi yoktu. Hava sıcak, deniz durgundu. Deniz’in duyguları tüm bunlara tezatlık oluşturuyordu. Duyguları hırçındı, soğuktu.

  Vapur serüveni bitmişti. Beraber gittikleri yere O’nsuz gidince anlamıştı onun yokluğunu. Yine aklına O gelmişti. Defalarca olduğu gibi. Evin önüne geldi. Vardığı yer ,evi, hep O’nunla geçirdiği anılarla doluydu. Her şeyin O’nunla bir anlamı vardı. Şimdi bir anlam ifade etmeyen hayatının da .

   Eve girip kendini yatağa attı. Düşünceleri yine deniz kendisi yine kaybolmuş balıktı. Sonra aklına bir şey geldi. Bu Denizi biraz heyecanlandırdı yapacağı şeylerden ötürü.

   Nihayet bitmek tükenmek bilmeyen gece sona ermişti. Gece boyunca bir sağına bir soluna dönmüştü. Bugün Deniz için özel bir anlam içeriyordu. Biraz rahatlayıp giysilerini giydi. Evden ayrıldı. Bugün yürüdüğü yol bir başka güzel, kokladığı çiçek bir başka hoş kokuyordu.

   Deniz kıyısına çok az kalmıştı. Şimdi ise Deniz’in ayakları birbirine dolaşıyordu. O heyecanı ve sevinci bir anda gitti. O’nunla son kez oturduğu bank önündeydi. Baktı, baktı, baktı. Son dakikalarını yaşadığı o bankın yanındaydı işte. Ellerini sıcak bank demirlerine sürüttü. Banka tutunup güçlükle oturdu. Şimdi Deniz’in kaderine ortaktı kainat. Kuşlar uçmuyor, deniz hırçın, hava rüzgarlı. Denize uzun uzun baktı. O da denizi çok severdi. Sık sık buraya gelip, bu banka oturup gün boyunca denizi seyrederlerdi. Bıkmadan, usanmadan, saatlerce… Günler sayılıdır. 1, 2, 3 … Ama O Deniz’e bu sayılı günleri sonsuz yaptı.

    Önünden geçen baloncu çocuğu yanına çağırdı ve bir tane kırmızı renkte olan bir balon aldı. Deniz elinde olan kağıda yüreğinde olan acıları döktü gözyaşlarıyla. Balonun içine koydu yüreğindeki acıyı. Keşke acıları da birazdan havaya atacağı balon gibi uçup gitseydi. Balonu semaya bıraktı. Kalmamış umutları gibi balon uçup gitti.

   Banktan kalktı. Gideceği yere atacağı her adım bedeninden bir parça sökecekti. Ama gitmezse, O’nu ziyaret etmezse daha kötü olacaktı kendisi için. Adımlarını yavaş yavaş attı. Mezarlığın kapısını açtı. Ve O’nun mezarının başına geldi. Gözleri taa yüreğinin derinliklerinden gelen gözyaşlarıyla doldu. Mezarın içinde patlamış kırmızı bir balon bir de kağıt… İçindeki notta ise şunlar yazılı:

‘’Üzüntü yok, keder yok seninleyken kalbimde

Martı semaya tutsak, bense şefkatine

Melekler ulaştırsın bu mektubu canım anneme ‘’

   Başını ellerinin arasına aldı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Tüm kainat emindi ki annesi de mezarında aynı şekildeydi. Oğluna acıyordu. Kalbi kesinlikle onunlaydı. Her zaman , her yerde …

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Semaya Mektup başlıklı yazı muscalk tarafından 5.05.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )