Eklenme Tarihi : 1.09.2021
Okunma Sayısı : 163
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Mehmet ACAR
Mehmet ACAR
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Radyo Benim
Site İstatistikleri


Dışarıda kasvetli bir hava vardı. Gün boyu bulutlar toplanmış bir damla yağmur düşmemişti. Hava bulutlu ama yağmur yağmıyordu.

Mahkeme salonunun duvarları “itiraz ediyorum Hâkim Bey” sözü ile inledi. Herkes şaşkındı, zira daha mahkeme başlamamıştı bile, bu neyin itirazıydı. Oturduğu yüksek yerden dik dik sanık sandalyesinde oturan Siyaha baktı uzun uzun Hâkim Lacivert.

Hâkim Lacivert, daha başlamadık ne itirazı bu diye sordu. Sanık sandalyesinden hafifçe ayağa kalkan Siyah başladı sıkıntısını anlatmaya. “ Efendim, benim itirazım ne buraya habersiz apar topar getirilmem, ne avukat tutmama izin vermemeniz, ne içerisinin alakalı alakasız -benim tanıdığım bir kişi bile yok- tıka basa dolu olması ne de oturduğum şu sandalyenin ha kırıldım ha kırılacağım demesi. Benim itirazım boynuma takmış olduğunuz bu yağlı urgan. Belli ki mahkemenin sonucunu tahmine gerek yok. Olmayan suçumun olacak cezası boynumun borcu. Şimdiden geçirdiğiniz idam ipine de değil itirazım. Sizden isteğim bu ipi biraz gevşetilmesini söylemeniz. Zira nefes almakta zorlanıyorum. Sonu belli bu mahkemenin sonucu açıklayıncaya kadar dayanamaya bilir miyim inanın bilmiyorum. Sizin, beni mahkûm edip idam sehpasına gönderirken duyacağınız gurura engel olabilirim. Bu büyük sevincinize engel olmak istemem. O anki heybetli bakışlarınızı, gerçekten bende çok merak ediyorum ve bizzat görmek istiyorum. Belki o zaman gözlerim açık gitmez.”



İtirazı ret etmek için hiçte düşünmedi Hâkim Bey. Sanık sözlerini bitirir bitirmez “itiraz ret edilmiştir” diye mahkeme salonun duvarlarına sert bir şekilde bütün sözcükleri adeta çarptı. “Senin bu millete yaptıklarının yanında az bile o ip. Sende zamanında az kişinin boynuna çökmedin nefesini kesmedin. Nerede bir matem var sen orada. Nerede bir gam var sen orada. Adını zabıtlara siyah diye yazdırmışsın ama ben emir verip kâtiplere düzeltirdim Kara diye. Adın gibi sende karasın. Karabasan gibi çökmüşsün bu milletin boğazına. Ve bugün bitecek bu zulüm. Artık kimsenin hayatı kararmayacak. Kimse karanlıkta kalmayacak. Dünya çok daha mutlu çok daha aydınlık olacak. Bunca yıl herkes senden şikâyet etti ama kimse karşına çıkmaya cesaret edemedi. Neyse ki Pembe Hanım bütün bir cesareti ile sizin idam olmanız gerektiğini, mahkememize birkaç saat önce, yaptığı başvuru ile talep etti. İşte onun için buradayız. Şimdi de Pembe Hanımın o haklı gerekçelerini dinlemek üzere sözü ona bırakıyorum. Lütfen sessizlik.”



“Çok teşekkür ederim Hâkim Bey. Aslında siz bana söz bırakmadınız. Herhangi bir suçlama yapmama pek de gerek yok gibi görünüyor. Siz zaten bunun ipini çekmişsiniz gördüğüm kadarıyla. Ellerinize sağlık. Ben sizin gibi yasadan hukuktan pek anlamam. Benim dünyamda kurallar yoktur. Benim dünyam hayaller dünyasıdır. Pembe hayaller diye bayağı bir ün salmış lığım vardır ayıptır söylemesi.  Ancak o güzelim hayallerimi hep bu bozuyor. Her hayalimin sonuna bir karabasan gibi çöküyor. Ne zaman mutlu bir çift evlilikten, çocuk sahibi olmaktan, çocuklarının mutluluğundan konuşsa işin sonu hep simsiyah bir mateme ölüme varıyor. Kimi görsem üzüntülü arkasından hep aynı fısıltı yine karaları bağlamış. Tarihimizde ne kadar acı olay yaşadıysak hepsinin ortak adı kara gece. Nankörlüğü ile bilinen kedilerin adının başında bile kara olması sizce yeteri kadar büyük bir suç değil mi?



Hakim lacivert için aslında herhangi bir nedene gerek yoktu. Çoktan hükmü vermiş önünde duran kırık bir kalemi izliyordu sükunetle. Mübaşir kahverengiye emir buyurdu şahitler gelsin dinleyelim diye. İlk önce Sarı çağrıldı ama hasta olduğu için mahkeme salonuna gelememişti. O olmayınca Mor davet edildi hakimin huzuruna. Tüm ihtişamı ile girdi mahkeme salonuna. Sırmadan dikilmiş elbisesinin zarafeti gözleri kamaştırıyordu. Sanki dünyadaki bütün para kendi cebindeydi. Fazla uzun konuşmadı. Siyahtan bir şikayeti olmadığını, bu güne kadar hiçbir zararını görmediğini anlattı güzel bir lisan ile. Eğer siyahın af olması için bir kefaret gerekiyorsa fazlası ile verebileceğini söyledi. Bedeli ne kadar ise vereyim bu işkence bitsin dedi. Hakim lacivert sert bakışları ile bunun mümkün olmadığını muhatabına tek bir söz söylemeden cevapladı.



Mor’dan sonra tanık sandalyesine yeşil geldi oturdu. O da siyahı savundu. Yazıktır dedi günahtır dedi. Bir cana kıymanın kalan canlara ne faydası var ki dedi. Ne dediyse dinletemedi. Hakim lacivert, Önünde duran kırık kalemin bir parçasını bilerek aldı eline. Bundan sonra konuşmalarında hep o kalemi salladı durdu kararında ne kadar ciddi olduğunu gösterebilmek için. Son gelen tanıklar iyice sıkmıştı canını. Hep af edelim diyorlardı. Bir tane kendine hak veren yoktu. Neyse ki kırmızı yetişti imdadına. O tam da kendi istediği gibi konuşuyordu. Pembenin bütün suçlamalarına katıldığını fazlasının olduğunu eksiğinin olmadığını söylüyordu. Tek itirazı idamın yağlı urganla olmasınaydı. Ona göre boynu vurulsun her yer kıpkırmızı kan olsun istiyordu. Bu fikrinden siyahın kanının kara akma ihtimali üzerine vazgeçti. 



Turuncu da kırmızı ile aynı fikirdeydi. Siyahtan kurtulmanın herkes için iyi olacağını düşünenlerdendi. Yanında birçok arkadaşını da getirmiş ezberlettiği sözleri bir bir okutmuştu mahkeme salonunda. Hakim lacivertin neşesine diyecek yoktu. Sonunda hiç sevmediği siyahtan ömür boyu kurtulacaktı. Ve ona olan bütün ilgi alaka kendisine kalacaktı. Gururu, kibri mahkeme salonun aşmış neredeyse arşa değecekti. Ne derse desin dinlemeyeceğini bildiği için sanık sandalyesinde oturan siyaha söz bile vermedi. Boşa zaman kaybıydı onu konuşturmak. Bir an önce idam sehpasının başına gitmek için sabırsızlanıyordu. Yalı urganın ucunda sallanıp giden siyahın ardından siyahın olmadığı bir dünyayı düşündü ne kadar güzel olacaktı. Kararı okumak için son kez boğazını temizledi. Davudi sesini herkes duysun diye derin bir nefes aldı. Sözlerine başlayamadan salona davetsiz bir misafir girmişti. Nasıl unutmuşalardı onu çağırmayı. Oysa ilk o çağrılmalı ilk o dinlenmeliydi asıl. Belki de siyahtan en çok o şikayetçi olacaktı. Zira siyaha en uzak olanda oydu. Biri kış ise biri yaz. Biri gece ise diğeri gündüz. Biri garp ise öbürü şark. Biri ateş ise berisi su. Biri söz ise ötesi sükût. Biri siyah diğeri beyazdı.


Beyaz içeriye tüm aydınlığı ve siyaha tüm zıtlığı ile girdi. Gözlerinin en derinine baktı salondaki tüm tanıkların. Belli ki sözleri çok acı olacaktı. Herkes susmuş beyaz konuşuyordu.


Siz ne yapıyorsunuz? Nedir bu kendini bilmezlik? Siz kimsiniz ki bu kadar büyük bir hükmü verme cesaretini düşlemeye tenezzül ettiniz? Siyahı alıp atınca bitecek mi tüm acılar? Acılarımızın tek nedeni siyah mı? O olmasa bayram mı olacak her gün? Bir daha hiçbir anne ağlamayacak mı? Hiçbir çocuğun rüyası korkudan bölünmeyecek mi? Yetecek mi herkese ekmek ve daha adil bölüşe bilecek miyiz dünyayı? Duracak mı tüm savaşlar? Kilit vurulacak mı bütün yalan sözlere? Çiçekler daha mı güzel açacak? Her mevsim mi olacak bahar? Ne zamandır yağmayan yağmurlar mı yağacak? Bundan sonra dünyada hiç mi bir yetim olmayacak, hiç kimse mi öksüz kalmayacak?  Lâllar konuşup amalar göre bilecek mi tüm renkleri? Kin, haset, kibir, hırs, nefis sözleri sökülüp atılacak mı lügatten? Ne yani bu dünya cennet mi olacak? Cenneti ölmeden mi yaşayacağız dediğinize göre. Peki elimizde günahsız birinin kanı ile mahşerde ne diyeceğiz?


Siyah hep mi kötü, hep mi gam, hep mi yük? Seven, sevdiğinin kara gözünden nasıl vazgeçecek? Şairler kara zülüflere bir daha türkü söylemeyecek mi? Kışı yaza çeviren kömürleri de kaldırıp atalım, sılaları vuslata çeviren yolları da unutalım, bundan sonra hiç birimizin saçı, kaşı, sakalı siyah olmasında geceden nasıl vazgeçelim? Gecenin olmadığı bir yaşamı düşlediniz mi hiç? 


Her siyahtan vaz geçilir de hatta geceden bile. Peki Kâbe’nin örtüsü nasıl alınır üstünden? Hangi renk tutabilir siyahın yerini. O örtünün hatırına bile siyaha dokundurmam bilesiniz.


O olmasa biz olabilir miydik? Siyah olmasa beyazı, gece olmasa gündüzü kim bilirdi? Kurtulmak istediğiniz acılar, matemler, hüzünler olmasa hangi mutluluğunun farkında olurdunuz?


Hangimiz seçtik ne olacağımızı? Kim dedi ben yeşil olayım, ben sarı, ben kırımızı ya da ben mavi diye? Kimse dedi mi ben kırmızı isem heyecanı bana verin, ben mavi isem huzuru bana bırakın? Her birimiz geldik bu dünyaya ve bize biçilen ömür ne ise ona uygun yaşadık. Heybemize ne konmuş ise soframıza onu döktük. Siyah istedi mi siyah olmayı ya da soruldu mu ona siyah olmak ister misin diye? Onun siyah olmasını isteyene hiç isyan etmediği, vardır bir bildiği, ondan gelen her şey başım gözüm üstüne dediği için mi suçlu şimdi. Heybesindeki yükleri sessizce çektiği için mi bu yağlı urgana reva görmeniz? Oysa o heybeyi dolduranda biz değil miyiz?


Bu isyanınız siyaha mı yoksa onu yaratana mı? Siyahı ya da bir başkasını yargılamazdan önce neyi yargıladığınızın biraz farkına varın. Kendi seçimleri olmayan kaderleri için kimseye kem gözle bakmayın, kimseyi suçlamayın. Haydi siyah kalk gidelim biz olmamız gereken yerlere. Sen gecene ben gündüzüme, sen kapaklara ben sayfalara, sen sona ben başa, sen kendi kaderine ben kendi yazgıma.

Hâlâ dediklerimi anlamayan varsa Amentünün tefsirini hatim etsin bir kez daha…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Siyah başlıklı yazı Mehmet ACAR tarafından 1.09.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )