Eklenme Tarihi : 6.10.2021
Okunma Sayısı : 149
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Mehmet ACAR
Mehmet ACAR
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Radyo Benim
Site İstatistikleri

Çarpım Tablosu

Çarpım Tablosu


İkinci sınıfa gidiyordu Yusuf. Annesini daha kundakta iken kötü hastalıktan kaybetmişti. Çocuk aklı hep düşünüp dururdu, iyi bir hastalık var mıydı? Tek çocuktu. Babasını da küçük yaşta bir iş kazasında kaybedince amcası almıştı yanına. Kendi çocuklarından ayırt etmezdi Yusuf’u. Dağ gibi adamdı amcası. Okul okumamış, inşaatta çalışan, az konuşan, az yiyen amcasının hiç kahkaha attığını duymamıştı ama Allah var, hiç kızgın olduğunu da görmemişti. Kendince doğruları vardı amcasının.


Yusuf’un babası çalıştığı fabrikada bir iş kazasında vefat edince patronu amcasını yanına çağırmıştı. En babacan hali ile konuşmuştu. “Bak oğlum bilirim zor durum, ne desem boş. Ölenle ölünmüyor, dünyanın en büyük yalanı. Öyle bir ölünür ki hem de her gün her an. Hele böyle geride öksüz ve yetim birini bırakmışsa rahmetli, derdin daha büyür içinde. Büyür de büyür. Ne yapsak ne etsek geri gelmez kardeşin. Kardeşinin oğluna sahip çıkmışsın aferin sana. Gel uzlaşalım seninle. Bu işi mahkemeye taşımadan aramızda halledelim. Sen de ben de zamanımızı boşa harcamayalım. Şimdi sana akıl verenler olur, git mahkemeye ver dünyaları alırsın diye. Yok be oğlum, öyle bir dünya yok. Mahkeme dediğin yıllar sürer sonu da meçhul. Ben istiyorum ki bir an önce aydınlığına çıksın şu iş. Sordum soruşturdum hatta birçok kişiyi sıkıştırdım yeminle diyorum sana hiçbir kasıt yok valla. Olmuş bir kere, kader, ecel. Bir ev alıp vereyim size. Varsa borcun harcın ödeyeyim. Seni de burada işe alayım. Gel yok deme bana bugün kapatalım bu mevzuyu. Benim içim rahat olsun senin geçimin.”

Yusuf’un amcası kapkara gözleriyle karşısındaki adamı süzdü sessiz sessiz. Kötü niyetli birine benzemiyordu. Belli ki vicdanını rahatlatmak istiyordu. Her şeyi satın alabileceğine inanan adam vicdan rahatlığı içinde bir bedel sunmuştu. İtiraz olursa pazarlığa bile açıktı. Ama iş pazarlığa dökülürse ne tadı kalırdı ne tuzu diye de düşünmekten alamıyordu kendini. Sonunda sessizliğini bozdu alnı boncuk boncuk terleyen Yusuf’un amcası, kardeşinin abisi. “Bak beyim, belli ki kötü bir niyetin yok. Art niyetle çağırmamışsın yanına. Ama olmaz. Ne senin aldığın evde oturabilirim ne de yanında çalışabilirim. Zira o ev üstüme üstüme gelir her bir duvarının altında kalırım da gıkım çıkmaz. Kardeşimin toprağa düştüğü bu iş yerinde nasıl olur da çalışayım? Merak etme seni mahkemeye verecek değiliz, öyle bir niyetimiz yok. Benim sizden hiçbir isteğim yok. Ama yeğenimin rızkına engel olmak istemem. O büyüyüp evlenirken olur da unutmazsanız ne yardım etmek isterseniz ona yapın. Onla sizin aranızda artık o, ben karışmam.”


Babasının patronu ile amcasının görüşmesinden Yusuf’un hiçbir zaman haberi olmadı. Amcası kimseye tek kelime etmedi bu konu hakkında. Patronun Yusuf’a yardım edip etmeyeceğine daha çok uzun yıllar vardı. O şimdilik öğretmenin verdiği ödevle cebelleşip duruyordu. Bir haftaya kadar çarpım tablosunu sular seller gibi ezberlemesi gerekiyordu. Şu sıralar en büyük derdi matematikti. Gözünde kocaman bir dağ olmuş iki omzuna oturmuştu. Nerden bilsin keşke bütün dertler bu kadar kolay olsaydı. Yengesinden yardım istedi, işten güçten nasıl ilgileneyim oğlum benden hayır bekleme cevabını aldı. İki kuzeninden orta ikiye giden ablasının kapısında bekledi uzun uzun ama cevap alamadı. Arkadaşları ile olan sohbetine bir türlü ara vermedi. İndirmedi elinden telefonu. Abisinin gelmesini bekledi sabırla. Lise sona gidiyordu abisi. Dersleri iyi, matematiği de seven biriydi. O kesin çözümdü gözünde. Sonunda gelmişti abisi. Beraber çalışmaya onun da pek niyeti yoktu. Kendi dersleri fazlası ile yetiyordu. Yine de kırmadı bir iki kelam etti küçük kuzenine. “Bak Yusuf bu ezber işi beraber çalışmamıza gerek yok. Al eline bir çarpım tablosu önce ezberle sonra kendi kendine sorular sor eğer doğru cevaplar veriyorsan tamamdır bu iş. Sana küçük bir sır vereyim. Çarpım tablosunda yüz tane işlem var ama her işlemden iki tane olduğu için aslında elli işlemi ezberlesen iş bitiyor. İki kere dört sekiz ya, dört kere iki de sekiz. Ya da üç kere yedi yirmi bir olduğu gibi yedi kere üç de yirmi bir. Yani yarısını ezberlesen yeter. Zaten birleri ezberlemene gerek yok. Onlar ise çok kolay, ikilerle beşler de en az onlar kadar kolay. Sen biraz yedilerle sekizlere kafa yorsan bu iş iki güne kalmaz biter.” Yusuf’un iyice kafası karışmıştı. Ama tablonun yarısını ezberlemek kulağa hoş geliyordu.


Heyecanla akşamın olmasını bekliyordu Yusuf. Amcam gelsin o öğretir diyordu. Bu söze en çok yengesi gülüyordu. “Amcan mı hele önce kendi öğrensin de sana da öğretir.” derken kahkahalarına kahkaha katıyordu. Aklı almıyordu Yusuf’un, koca adam bilmez olur muydu çarpım tablosunu. O öğretirdi.


Sonunda akşam olmuş amcası gelmiş, yemekler yenmişti. Herkes kendi dünyasına çekilince elinde bir kitapla geldi amcasının yanına. Ödevinden bahsetti. Bir hafta dedi. Öğrenmeliyim ne olur öğret bana dedi. Kimsenin yardım etmediğini, abisinin de iyice kafasını bulandırdığını anlattı uzun uzun. Amcası tamam dedi ben öğretirim sana çarpım tablosunu bildiğim kadarıyla. Ama benim bildiğim biraz farklı olabilir sonra darılmaca yok. Önce benim tabloyu ezberleyelim sonra öğretmeninin verdiği ödevi nasıl olsa öğrenirsin. Yusuf kafası daha karışmış şekilde amcasını dinledi.


“Bak Yusuf, ben çarpım tablosunda bir tek iki kere ikiyi bilirim o da dört.

İnsan önce adam olmalı. Erkek de olsa kadın da olsa adam gibi olmalı. Elif gibi dimdik eğilip bükülmeden dosdoğru, dal gibi mütevazı ve mim gibi hep alnı şükür secdesinde olmalı. Yani insan fıtratına uygun olmalı bozulmamalı, iki kere iki dört.

Yalanın yuvası olmaz, yuvası olmayanın hayrı olmaz, iki kere iki dört.

Hırs insanı yer bitirir. Gözün elin kazancında, milletin yaşamındaysa ne huzurun olur ne bereketin ve sen ömür boyu mutlu olmayı unut, iki kere iki dört.

Çocuk gönlü en temiz gönüldür. O gönüller kirletilmemeli. Şu dünyada en nefret ettiğim gün çocukların doğum günü kutlamaları. Bir doğum günü oluyor, o çocuk için yapılıyor tüm hazırlıklar. Süsler püsler türlü türlü hediyeler… Tüm arkadaşları da çağrılıyor. Ya o doğum gününe gelen diğer çocukların gönlü ne oluyor. Düşünsene arkadaşına onlarca oyuncak veriliyor sana bir tane bile yok. Boynun büküp izleyip duruyorsun. Yediğin bir dilim pasta kursağından zehir olur da gitmez. Onu bunu bilmem, ya her çocuğa aynı hediyeler alınıp aynı ilgi gösterilmeli ya da hiçbir çocuğun doğum gününe başka bir çocuk gelmemeli, iki kere iki dört.

Araç olmalı para bu dünyada. Amaç olursa vah ki vah… İnsan parayı değil para ile yapabileceklerini sevmeli. Bir yetimi giydirebilmek, eskiyen bir camii halısını değiştirebilmek, fakir bir öğrenciye kitaplar alıp verebilmek, durumunda olmayan bir hastanın ilaçlarını alabilmek için ya da ne bileyim hiç sinema görmemiş bir çocuğu ailesiyle birlikte sinemaya götürebilmek için güzel, para. Biriktirmek için değil, doğru yerlerde bitirebilmek için para kazanmayı bilmeli insan, iki kere iki dört.

Doğru birdir ve ne sana ne de bana göre değişir. İnsandan insana değişmez doğru. Kendini kandırmanın âlemi yok. Az maaş alınca sızlanıp iş maaş dağıtmaya gelince kısarsan olmaz. Kendine ister gibi istemelisin ve empati yapmayı öğrenmelisin. Hep bana hep bana dersen hep kaybedersin de bilmezsin, iki kere iki dört.

En büyük korkun israf olmalı. İsraf ettiğin her lokma muhtaç olan her insanın vebalini boynuna yükler unutma. Açlıktan ölenlerin olduğu şu dünyada sen ekmeği nasıl olur da çöpe atarsın? Ekmek kadar kutsal olan zamanı da israf etmekten kaçmalısın. Saatlerce televizyonda, telefonda boşa harcadığın her anın hesabını vereceksin biliyorsun. Ve kendini o hesap gününe hazırlayarak yaşamalısın, iki kere iki dört.”

Bana kalsa bitmez, uzar da uzar liste. İşin özü, özünü iyi bilmelisin, kendini bilmelisin. Bu dünyaya niye geldiğini bilmelisin ve bildiğinle amel etmelisin iki kere iki dört.

Bir de bu çarpım tablosu öğretilmeden diğer tabloyu öğretmenin bir âlemi yok. Helal ile haramı bilmeyen bir çocuk ne yapsın yedi kere sekizin elli altı yaptığını, iki kere iki dört.

 

 

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıÖnceki Yazı
( Çarpım Tablosu başlıklı yazı Mehmet ACAR tarafından 6.10.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )