Babam....

                   
.
Küçükken, dik rampalı yollarımın yokuşlarında
Yalnız ve yaşlı bir adamın pişmanlıklarını sakinleştirmek için
Bir şeylerin eksik olduğuna dair o hissimi yaşardım...
.
İşte babamla olan maceram tam da buradan başlardı
Tepenin yamacında kestane renkli ahşaptan evimiz içinde
Babamın doldurduğu karanlıkların tam ortasında
Büyüyememenin o garip zorluklarıyla savaşırdım...
.
Babam ki sanki şaraba batırılmış da ve kafası şişmiş biri gibiydi
Onun mum ışığında ve akşam karanlığında ki bedeni
Sanki şehirle birlikte büyüyordu
Tokatı heybetine uygun oldukça ağırdı bu yüzden ,
Enseme sözüm ona şakayla attığı şaplaklarının parmak izini
Tüm gün boyunca kızarmış bir sızı olarak taşırdım...
.
Belki bu yüzden babamı fazla sevemedim
Onun "mütalaa zamanlarının" baş konuğu olmak zorunlu bir eziyetti
Bazen biraz olsun sesimin şekil almasını beklerdim lakin
Soluğum düşerdi sesim hiç çıkmazdı benim
Sanki adeta zavallı bir masumiyettim...
.
Oysa o oldukça garip görünüşlü biriydi
Gözlerinde siren lambalı ışıklar vardı
Dikine baktığında dönüyormuş gibi yanıyorlardı...
.
Bir akşam hiç unutmam, evin önünde ki fundalıkta uyudu
Yüzüne konmuş bir arının anteni kulaklarını okşarken
Uyandığında rüyasında gördüğü açık tenli kızın ağzının
Aslında meraklı bir kirpinin sıcak ve nemli burnu olduğunu anladı...
.
Çok gülmüştük tabi, bu yüzden kendimize bulaşıcı kahkahalar atmıştık
Oysa onun yüzüne tam oturmamış bir maskesi vardı sanki
İyi niyetini kaybettiğinde hep beraber
Uzun bulunmazlıkları yaşardık evde...
.
"R" leri uzatan çeşitli aksanlar konuşurdu
Yudumlamadan kadehini dudaklarında dolaştırırken
Birden fazla kabul etmeme cümlesi vardı her zaman
Bu yüzden karanlık taraflı bir adam kadar gizliydi...
.
Bazen de kasım ayında açmış laleler gibiydi
Bir tavus kuşu kuyruğunu çiçek diye anneme hediye ederdi
Bazen geceleri sessizce yataktan kalkıp
Mutfakta kendi sandaviçini icat eden adamdı...
.
Tam zamanlı aylak komşusuyla tavla oynadığı zamanları da unutamam
Bazen tavan arası kirişten baş aşağı doğru sarkarak
Purosunu yakmaya çalışan bir adamdı babam...
.
Duvara pinpon topunu sektirmek için her attığında
Kolonlar kırılacak diye korkan komşuları vardı...
.
koyu renkli sert ve aksi bakışlıydı
O acı sözlerinin hepsi önce bakışlarından başlardı...
.
Dudaklarının köşesinde ki sürekli beğenmezlik ifadesi
Gün boyunca benim çelimsiz halime takılırken
Annem huzursuzluğuyla savaşan bir sakinlik çabası gösterirdi
Bense ırksal bir şakanın ardından duyulabilecek o hazin duyguyu yaşardım...
.
Koltuğunun altına aldığı şişe ve iki kadehle karşıma otururdu
Ve sonra kadehini kaldırır kendi cümlesine içerdi
Kadehin biri benimdi ve sanki benim büyüme günlerimdi...
.
Babam öldüğünde bir gece yarısıydı
Annem akıttığı en iffetli ve değerli göz yaşlarıyla
Sabaha kadar onun bedenini yıkadı
Bense onun bütün sözlerini boğazımda dondurarak yuttum
O an beynimde binlerce cevap kurbağalar gibi zıpladı
İçime doğru bir hapşırma hissi gibi sıcacık aktığını hatırlıyorum...
.
Bana en çok vermediği şey belki de bir damak tadıydı
Bu yüzden hep şunu demişimdir kendime gizlice
Keşke annem babamla hiç evlenmeseydi...
.
Vedat Dündar
DİP NOT :
.
1- Yukarıda ki baba, benim değildir
2- Kim bilir, kimindir ?
3- Birilerinin mutlaka olmuşudur...
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıÖnceki Yazı
( Babam.... başlıklı yazı Vedatdündar8 tarafından 10.10.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )