Papaz Büyüsü 1. Bölüm
Sene  2012

1 No lu  kangalım ( Yani  Büyük  oğlum Cihangir )  Henüz  bekar.

Sabah  kahvaltısından  hemen  sonra...

*******
SİR AĞDA FASLI

-Baba bu sefer çok ciddi. Bu daha öncekilere benzemiyor.
-Yavrum, evladım ben senden bu sözleri belki yirmi defa duydum. Maymun iştahlı adamsın sen. İyi düşün kesin kararını verdiysen öyle çıkalım yola.
-Yok baba bu sefer tamam.
-Oğlum, evladım, iyice düşündün mü? Araştırıp soruşturdun mu. Sonra bak sakata gelmeyelim.
-Ya bana internette her gün konuşuyoruz. Bana ‘’niyetin ciddi ise beni istemeye gelin’’ dedi.
-Senin niyetin de ciddi yani.
-Ya baba sen bana güvenmiyor musun? Bu güne kadar sana hiç şu kızı isteyelim, şuna görücü gidelim dedim mi?

Allah için dememişti. En az beş tane kız ‘’ baba’’ diyerek elimi öpmüştü ama oğlum hiç birisi için ’’istetelim’’ talebinde bulunmamıştı.

-Ya oğlum tamam da ben bu işleri hiç beceremem. Nasıl edeceğiz ki?
-Yav baba ne var bunda. Alacağız bir kutu çikolata, bir de çiçek. Dayanacağız kapılarına. Sen malum sözleri söyleyeceksin ‘’Allah’ın emri, Paygamber’in kavli ve can  havliyle’’ falan. Kız zaten hazır. Bana dedi ki ‘’ siz istetin gerisi tamam. Ben ailemi ayarladım. Hiç bir zorluk çıkarmayacaklar.
-Hepsi bu kadar mı?
-Hepsi bu kadar. Haa o gün bir de çok şık olmak lazım. Şöyle kuaföre gidersin. Güzel bir sinekkaydı olursun. Saçı sakalı nizam ve intizama sokarsın. Bir de afili takım elbise… İşlem tamam. Olmazsa Kani Amcama söyleriz ( Abime yani ) Onlar da gelir yengemle. Sana destek olurlar.

Aman Ya Rabbim! Ben oğluma kız istemeye gideceğim ha? Ne zaman büyüdü bu eşşek sıpası yahu? ( Yaşı yirmi sekiz )

-İyi tamam madem…Ne zaman gidiyoruz?
-Bu Pazar.
-İyi tamam. Haydi Allah rast getire.

Durumu ağabeyime anlattım. Uçtular sevinçlerinden. Onlar da neredeyse tohuma kaçacak olan yeğenlerinin evlenecek olmasından mutluluk duydular doğal olarak. ‘’ Tamam…Biz Pazar günü erkenden sana geliriz öğleden sonra da isteriz kızı’’ dediler.

Derken efendim Cumartesi’den hazırlıklar başladı. Özel günler için elbise dolabında hiç giyilmemiş olmanın burukluğu ile kendi kendisini intihar etmiş olan takım elbisemi darağacından indirdim. Pantolon , gömlek ve kravatı en itinalı bir şekilde ütüledim. Ayakkabılar boyandı. Sıra saç sakal tıraşına gelmişti. Genelde Ümraniye- Çarşı durağı civarındaki ucuzcu berberlerde tıraş olurdum ama bu sefer mahallemizin sosyete kuaförüne gidecektim. ( Daha  doğrusu: Hair  Style )  İlk defa kız isteyeceğim kolay mı? Tıraşın en iyisini olmalıyım. Öyle bir sinekkaydı çektirmeliyim ki değil sinek, rüzgar bile konsa yanağıma kaymalı.

Pazar sabahı erkenden sosyete kuaförüne ilk kez gittim. Sabah namazında kafama geçirdiğim takkenin hâla kafamda olduğunu içeri girince fark ettim. Aynada takkeli ve sakallı bir hacı baba görüntüsü vardı çünkü. Bu gibi vatandaşlar sosyete kuaförüne hiç uğramazdı bizim oralarda. Dolayısıyla çok şaşırdılar beni görünce.

Kuaförün bir tarafı erkeklere, diğer tarafı kadınlara ait…Camında koca koca harflerle Fön, Röfle, Manikür, Pedikür filan gibi yazılar var. Bunlar nedir pek de bilgim yok. Lakin uzun zamandır kafamı taktığım ve hep merak ettiğim bir şey var: Sir ağda.

İçeri  girdim

-Buyurun beyefendi. Hoş geldiniz. Şöyle oturun.

Daha önce hiç oturmadığım konforda bir koltuğa oturdum. Sanırsın Topkapı  Sarayındaki  altın  taht. Koltuğa oturur oturmaz bir titreşim başladı. Meğer masaj yapıyormuş o koltuk.

-Ne arzu etmiştiniz?
-Valla delikanlı bu gün süper yakışıklı olmam gerekiyor. Fön, röfle, manikür, pedikür ne varsa yapın. Lakin ille de o sir ağdadan isterim…

Der  demez  kuaför  yok  oldu.

‘’Kuaför nereye gitti yav…Daha biraz önce koltuğun arkasında değil miydi? Hay Allah’ım. Zavallı yere düşmüş. İyi de mosmor kesilmiş. Vah zavallım vah rahatsız galiba nefes alamıyor.’’

-Evladım…Evladım kendine gel...

On beş dakikalık bir uğraşıdan sonra garibim kendine geldi. Tabii ki bu arada diğer elemanlar da başımıza toplanmıştı.

-Amca sen sir ağda istemiştin değil mi?
-Evet.. Bir  sakıncası  mı  vardı?

Bu sefer öteki elemanlar da yerlerde. Hay Allah ne oluyor bunlara yav.

-Yahu çocuklar kalkın. Ne oluyor böyle sizlere? Niçin bu kadar gülüyorsunuz anlamadım ki?
-Yav amca sir ağda genelde kadınlara yapılır.
-Hımm…Buldunuz saf amcayı dalga geçeceksiniz aklınız sıra. Oğlum bu güne bu gün bizim de az buçuk İngilizcemiz var. Sir ( okunuşu Sör ) ne demek ? Adam yani erkek değil mi? O zaman sir ağda erkeklere yapılan ağda olmuyor mu?
-Yav amca Allah senin canını alsın e mi? Öldürdün bizi. Sir ağda bütün vücuda uygulanan ağdadır ve genelde kadınlara yapılır. Nadiren erkekler de göğüslerindeki sırtlarındaki tüyleri aldırırlar.
-Aman ha çocuklar.Ben sakal tıraşını hiç sevmem. Sir ağda lafını okuyunca her halde ağdayla da oluyor sanmıştım. O zaman sakın benim, sizden sir ağda istediğimi kimselere söylemeyin. Hay Allah yahu. Anasını sattığıma madem Lady ağda deseler ya. Sir’ü de nereden çıkarmışlar.

Tıraşımı olup eve geldim ki ağabeyim ve bizim Naci de evde.( Naci  babamın  dört  no  lu  oğlu.  Dolayısıyla da  benim  kardeşim )  Naci beni öyle kaymak gibi görünce atıldı hemen.

-Oooo Sami Hoca Efendi…Ne bu hal böyle sanki sir ağda olmuşsun gibi?
-Eşşeoğlu eşekler ben daha eve varmadan hemen arayıp söylediler demek ha? Söz vermişlerdi güya kimseye söylemeyeceklerine.

Abim aptal aptal baktı suratıma.

-Kim, neyi söylemiş. Anlamadım ki?
-Kuaför olacak namussuz. Yanlışlıkla sir ağda istediğimi hemen duyurmuş bakıyorum.

Ağabeyim bi mok anlamamıştı bu konuşmadan. Onun bu taraklarda hiç bezi olmazdı da Naci karnını tutmaktaydı gülmekten.

-Yav abi alem adamsın vesselam. Ne mok olduğunu bilmediğin şeyi ne diye istersin ki?

‘’Namussuz köpek. Bilmediği bir şey de yok maşallah. ‘’

Ağabeyim atıldı.

-Haydi her şey hazırsa gidelim artık. Oyalanmayalım.

-Lan oğlum hakket nereye gideceğiz biz?
-Göztepe’ye gidiyoruz baba.
-İyi o zaman. Bir taksi tutalım. Aynı paraya gelir nasılsa. Hem daha zahmetsiz gideriz.


ÇİROZ SEYFULLAH VE AVANESİ FASLI

On beş dakika kadar sonra müstakbel gelinimizin evindeydik. Kapıyı çaldık. Belli ki kapı arkasında hazır ol vaziyetinde beklemekteydiler. Kapıyı çalmamızla açılması bir oldu.

Bizi karşılayanlar sırasıyla: Tıp Fakültelerinde talebelerin eğitim amaçlı olarak kullandıkları bir kadavra, Bir adet bayan sumo güreşçisi ve 12-13 yaşlarında bu aileyle hiç de mütenasip olmayan bir kız çocuğu. ( Civciv  gibi  bir  şey.)

 Kadavra elini uzattı.

-Hoş geldiniz efendim. Ben maliyeden mütekait Seyfullah Şişman ( Ne şişman ne şişman…Mübarek tuzlanmış çiroz sanki )

Ağabeyim kendini tanıtmakla başladı işe.
-Ben de İski’den Mütekait Kani Biber…Eşim,Hacı Gülsüm Hanımefendi…Kardeşim Sami Efendi, Muallimdir kendileri. Diğer Kardeşim Naci Efendi. O da plastik sanatlarla iştigal eder ( Yani plastik fabrikasında işçi ) Ve yeğenim Cihangir. Polistir kendileri ( Ağabeyime anlatamamıştık bir türlü özel güvenlik görevlisi ile polisin ayrı şeyler olduğunu )

Adamın parmakları kırılmasın diye oldukça zarif ve naif bir şekilde tokalaştık tek tek. Sonra da Sumocu kız bizim parmaklarımızı kırmamaya özen göstererek tokalaştı bizlerle. Ve nihayet civcivin tüylerini de okşayarak içeriye avdet eyledik.

Ben sabırsızlıkla gelin adayımızın da huzur-u şâhâneye avdet eylemesini bekliyorum. Her halde utanıyor garibim. Bu arada civciv içeri gitti. Sanırım Mutfağa… Seyfullah Çiroz ( pardon Şişman ) ile Sumocu yan yana oturuyorlar. Adam konuya girdi hemen.

-Havalar da ne kadar soğudu değil mi?

Ağabeyim cevap verdi

-Allah-ü Teala’nın takdir-i ilahisi.

Ve ben…

-Efendim 70 bin yıldan beri sürmekte olan buzul çağı son 20 binincisi senesi içerisine girmiş. Bundan sonra artık her sene kış mevsimleri daha da soğuk olacakmış. 2050 yılında dünya adeta buz tutacakmış. Sonra tekrar her şey bir düzen ve intizama girecekmiş. Haa bu arada küresel ısınma da devam ediyor. Zaten Küresel ısınma ile dünyadaki soğumanın bir ilgi ve alakası yokmuş. Küresel ısınma atmosferdeki bir olaymış…derken Cihangirden bir dirsek darbesi geldi.

-Baba sadede gel.

-Haa efendim. Biz buraya kızınız Saadeti…

Bir dirsek daha geldi.

-Ne Saadeti yav.
-Kızın adı Saadet değil mi?
-Değil…Aysel.

Ağabeyim atıldı.

-Kardeşimi mazur görünüz. İlk defa bir kız isteme olayı yaşadığı için heyecanlı biraz.

Kadavra konuştu:

-Estağfurullah efendim. Normaldir. Ben de heyecanlıyım. İlk kez bizim kızı istemeye birileri geliyor da.

Bir dirsek darbesi de Seyfullah Efendi yedi. Belli ki kızın anası çok kızdı kocasına.

Kadavra daha sonra mutfağa doğru seslendi.

-Kızım kahveleri getir artık. Nasıl alırdınız efendim?

İşi uzatmamak için hepimiz ‘’şekerli’’ dedik. Kadavra tekrar seslendi.

-Hepsi şekerli olacak kızım. Sonra bana döndü.

-Siz yalnızsınız sanırım. Eşiniz öldü mü?
-Hayır efendim ben boşandım eşimden. Beş sene kadar oluyor.
-Yaaa öyle mi. Üzüldüm. Benimki de iki sene oluyor rahmet-i rahmana uçalı. Ben de bekarım sizin gibi anlayacağınız.

‘’Bekar mı? Allah Allah o yanındaki sumocu kim o zaman?’’

Hay Allah kim ki acaba?


*******

''Bu  hikayenin  papaz  büyüsüyle  ne  ilgisi  var?''  Diyorsunuz  değil  mi?   Onu  üçüncü  bölümde  öğrenebilirseniz  öpün  de  başınıza  koyun. )))

Devam  edecek  tabii  ki. 
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Papaz Büyüsü 1. Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından 4.01.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.