‘’bağımsız Bir İsrail Devletinin Yolu Çanakkale’den Geçer’’----‘’zion Mule C
‘’BAĞIMSIZ BİR İSRAİL DEVLETİNİN YOLU ÇANAKKALE’DEN GEÇER’’----‘’ZİON MULE CORPS’’ YANİ ‘’SİYON KATIR BÖLÜĞܒ’---3. BÖLÜM.
YAHUDİLER 2000 SENE SONRA İLK KEZ HANGİ MİLLETE KARŞI ELLERİNE SİLAH ALDILAR?
1902 Yılına kadar Sultan II. Abdülhamit ile tam beş kez görümşe isteğinde bulunan ve ondan 30 milyon Sterlini bulan Osmanlı Devletinin dış borçlarının ödenmesine karşılık Kuzeyde Kapadokya Dağlarından, güneyde Süveyş Kanalına kadar olan alanın Yahudi yerleşmesine açılmasını isteyen Teodor Herzl red cevabı alınca artık son çareye baş vurdu: Filistin topraklarını, toprak sahiplerinden para ile satın almak...
Evet... Filistin’de Türk vatandaşı olan Yahudiler de vardı ve bunların toprak alıp satması yasak değildi. Dolayısıyla bu Yahudilere para verilerek toprak satın alınabilir ve alınan topraklara mülteci Yahudiler yerleştirebilirdi.
Ancak bu hususta önemli bir sıkıntı vardı: Filistin topraklarında rahat bir hayatları olan Türk vatandaşı Yahudiler dışarıdan gelecek Yahudilerin başlarına bela olacağını düşündüklerinden onlar adına toprak alma işine çok da sıcak bakmıyorlardı.
O halde? O halde direkt olarak para için her şeylerini satabilecek kapasitedeki bazı Araplardan toprak satın alınabilirdi. Mesela bir Arap'a diyelim ki Mısır'da bir şato alabilecek para verilirse Kudüs'teki derme çatma kulübesini satma konusunda hiç de nazlanmazdı. Ancak bu hususta da bir sıkıntı vardı: Bu gibi katakulliler Padişahın kulağına gittiği anda pek çok konuda merhamet timsali olan II. Abdülhamit’in bu konuda affı yoktu. Anında ‘’Alın kellesini’’ diyordu. O halde rüşvet çarkını çevirebilmek için çok çok para harcanmalıydı ki bu para, Herzl’ın padişaha teklif ettiği 30 Milyon Sterlin’den çok değildi. Yani Padişahın kabul etmediği parayı rüşvet olarak Osmanlı vatandaşı Yahudilere, Osmanlı vatandaşı Araplara ve Osmanlının bölgedeki idarecilerine dağıtırsa bu iş olur muydu? Olurdu. Hani Türk atasözünde der ya ‘’ Ayağıma yer edim. Gör bak sana ne edim.’’ İlk iş ayaklarına yer edinmekti. Gerisi kolaydı.
Ancak II. Abdülhamit Yahudilerin dolaylı yollarla Filistin'den toprak satın aldıklarını öğrenince çıkardığı bir fermanla Osmanlı Yahudilerine de yasakladı Filistin’den toprak alıp satmayı. Ama maalesef Arap faktörü vardı...
Rüşvet çarkı sayesinde Yahudiler kısa süre içinde doğrudan doğruya Kudüs olmasa da Yafa ve Hayfa şehirlerinde fazlasıyla mülk sahibi oldular.
Padişah II. Abdülhamit Yafa ve Hayfa’da bir hayli nüfusa sahip olan bu Yahudi göçmenlerini oldukça tehlikeli görüyor ve Mısır’a ya da Mısır üzerinden yapılacak bir saldırıda İngilizlerin tarafına geçeceklerinden endişe ediyordu. O bakımdan da bu mültecilere karşı sert tedbirler aldı. Çoğunu sürdürdü bu topraklardan.
II. Abdülhamit bu Yahudilerden çok evhamlı bir kişi olduğu için çekinmiyordu ( Evet maalesef II. Abdülhamit’i pek çok tarihçi yanında Mehmet Akif Ersoy bile ‘’ Gölgesinden bile korkan korkak.’’ Diye nitelemiştir. ) Yahudi önderlerinden Aaron Aranson tarafından kurulan NİLİ ( Netzah Yisrael Lo Yeshaker ‘’ "İsrail'in Ebedi Olanı yalan söylemeyecek---I Sam. 15:29" Adlı örgüt İngiltere hesabına casusluk faaliyetlerinde bulunduğu gibi ‘’ Osmanlı Devleti Yahudileri katlediyor’’ şeklindeki propagandaları ile özellikle Avrupa Devletlerinin ve ABD’nin dikkatlerini Yahudiler üzerinde toplamaya çalışıyordu.
Bu arada 1904 Yılında Teodor Herzl bunca emeğinin karşılığını göremeden öldü. 1909’da da II. Abdülhamit bir darbeyle tahttan indirildi.
Yahudiler hemen II. Abdülhamit’i tahttan indiren İttihat ve Terakki’ye yaltaklanmaya başladılar ama bir hayal kırıklığı da onlardan yaşadılar. İttihatçılar hem Türkçü olduklarından hem de Arapları karşımıza almanın Osmanlı Devletine zarar vereceğine inandıklarından Yahudilerin Teodor Herzl hayattayken sunduğu teklifin benzerlerini reddettiler. Yani Yahudilere hiç yüz vermediler.
Böylece yıllar geçti ve I. Dünya Savaşı patlak verdi.
1915 Yılının hemen başlarında Çanakkale’de İngiliz, Fransız ve onların sömürgelerinden oluşturdukları kuvvetlerle ölümüne bir savaş içindeyiz. İşte böyle bir ortamda Yahudiler havayı çok iyi kokladılar ve bakın Vladimir Jabotinsky adlı Siyonist lider( Az sonra bu kişinin Siyon Katırcıları ile ilişkisini de okuyacaksınız ) bu savaş hakkında neler dedi:
‘’I. Dünya Savaşı’nın çıkış nedeni, İtilaf devletlerinin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, “şark meselesidir. Bu savaş Osmanlı Asyasını paylaşmaktaki ahenk yoksulluğundan çıkmıştır. Almanya, tüm Osmanlı’yı himayeye almak bahanesiyle Şark’ın zenginliklerine sahip çıkmak isterken; Fransızlar Suriye’ye, İngilizler Mezopotamya’ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlar’a, Yunanlılar ve İtalyanlar da İzmir’e göz dikmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu artık parçalanmaya yüz tutmuştur. “Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasını isteyen, Türk halkının düşmanı değil dostudur” Osmanlı artık bölünmeli ve milli devletlerin kurulmasına izin verilmelidir. O halde Yahudiler de Osmanlı’ya karşı savaşmalıdır.’’
1914 yılının Aralık ayında, İskenderiye’de dörtte üçü Rus Yahudisi olan yaklaşık 12.000 göçmen toplanmıştı. Bu Yahudilerden 8 Kişilik bir heyet Gabbari kampında, bir akaryakıt firmasının temsilcisi olan Mordehay Margolin‘in odasında toplandı.
Görüştükleri husus Çanakkale Savaşında İngiltere’nin yanında savaşa katılmak kararıydı.
Evet...Viladimir ya da İskenderiye’de artık Ze’ev adını kullanan Ze’ev Jabotinsky’nin önerisini görüşüyorlardı. Bu öneriye göre Yahudiler MS.70 Yılından bu yana yani yaklaşık 2000 sene sonra ilk kez ellerine silah alacaklardı. Kime karşı peki? Türklere karşı...
Joseph Trumpeldor, Dr. Weitz, Victor Gluskin, G. Kaplan, Z. D. Loventin ve Akiva Ettinger gibi siyonist ileri gelenleri Bir Yahudi Lejyonu kurulmasını ve bunun herhangi bir cephede İngilizlerin yanında savaşa katılması gerektiğini konuşup kabul ettiler.
Karar önce Mısır’daki İngiliz güçlerinin komutanı General Sir John Maxwell’e iletildi. Maxwell, konuyu yanlış anlamıştı. ‘’ Şu anda Filistin’e bir saldırı söz konusu değil. Ayrıca kanunlarımız yabancu uyruklu askerleri ordumuza almaya izin vermiyor.’’ Dedi. Ancak daha sonra kafasında bir şimşek çaktı. ‘’ Ne Filistin’i yahu? Bunlardan Çanakkale’de rahatlıkla faydalanılabilirdi. Hem onların isteği de bu gibi görünüyor.’’ Dedi ve kararını değiştirdi.
‘’Tamam sizin lejyonu savaşta yanımıza alacağız. Ancak yapacağınız iş bir katırcı bölüğü oluşturarak savaşta bizim için silah ve malzemeden suya kadar her türlü ihtiyaç maddesini taşımak olacaktır. Size bir de isim verdim: Asuri Mülteci Yahudi Katır Birliği’’
Jabotinsky ve komite üyeleri bu aşağılayıcı tavrı hiç beğenmediler. Böyle bir görev ve böyle bir ismi kabul edemeyeceklerini bildirdiler. Ancak komitenin asker üyesi Trumpeldor şöyle dedi: ‘’ Filistin’e özgürlüğünü vermek için Türkler’i yok etmeliyiz. Ve onları nerede, güneyde mi kuzeyde mi yeneceğimiz sadece teknik bir mesele… Herhangi bir cephe bizi Zion’a ulaştırır…Madem ki Çanakkale diyorlar o halde Çanakkale...’’ Dedi. Yani kısaca ‘’ Bağımsız bir Yahudi Devletinin yolu Çanakkale’den geçer.” Diyordu.
Trumpeldor haklıydı. Konan ismin veya verilecek görevin önemi yoktu. Önemli olan Siyon hedefine vasıl olmaktı. Bunun için de her yol mübahtı.
19 Mart günü, Mafruza kampında göçmenlere hitaben yapılan bir toplantıya katılan İngiliz Yarbay Patterson, “savaşta ileri hatlara cephane ve malzeme taşıyan bir kişinin, ileri hatta düşmana kurşun sıkan kişi kadar cesur olması gerektiği“ni vurgularken, onlara eşlik eden General Alexander Godley de, “Bugün, İngiliz halkı, Yahudilerle bir akit imzalamıştır.” dedi…
Bundan sonraki aşamada artık gönüllüler toplanmaya başlandı. Toplanan gönüllüler Hahambaşı Prof. Raphael de la Pergola’nın huzurnda yemin ettilirip kutsandıktan sonra hahamın, II. Musa ilan ettiği Yarbay Patterson’un komutasında kısa bir eğitim için Kahire’ye gönderildiler.
Birlik, 737 Yahudi asker, 5 İngiliz ve 8 Yahudi subaydan oluşacaktı. 20 at ve 750 yük katırı, eyer ve yük sandıkları, her biri 4 galon su alan bidonlar İskenderiye’de temin edildi. Artık yeni bir adları da vardı: ‘’ZİON MULE CORPS. Yani ‘’ SİYON KATIRCILARI BÖLÜĞܒ’
Siyon Katırcıları Bölüğü 17 Nisan 1915’de yani Çanakkale Kara Savaşları başlamadan bir hafta önce Gelibolu’ya doğru yola çıkarıldı.
Gelibolu’da bunlar iki kola ayrıldı. Bir kol İngilizlerin 29. Tümeni emrinde Seddülbahir’de diğer kol ise Anzaklarla birlikte Arıburnunda hizmet edecekti. Ancak Anzaklarla birlikte olan grup hemen geri gönderildi zira avanak Anzaklar bu Yahudileri Türk zannederek keklik gibi avlıyordu.
İngilizlerle birlikte savaşın içinde olan Siyon Yahudi Katırcıları görüldüğü gibi sayı olarak ağıza bile alınmayacak bir yekun tutuyorlardı. Ancak savaş boyunca İngilizler için yaklaşık olarak tek ikmal birliğinin Siyon Katırcıları olduğunu göz önünde bulundurursak yaptıkları hizmet çok büyüktü.
Çanakkale Savaşlarında 2000 sene aradan sonra ilk kez Türklerin karşısına savaşmak için çıkmış olan Siyon Katırcıları Bölüğü 15 er ve 47 Katır kaybetmişlerdi bu savaş boyunca.
Şimdi denilebilir ki ‘’ Hocam ! Adamlar ellerine silah almamışlar ki?’’
Çanakkale’de savaşmak için değil ama kendilerini korumak için mutlaka bir silahları vardı ama asıl silahı ellerine almaları bu savaştan sonra oldu.
İngiliz General Allenby’nin Filistin ve Kudüs’ü Türklerden almak için yaptığı harekat öncesi Yahudiler bu orduya katılmak ve İngilizlerin yanında savaşmak için dünyanın dört bir tarafında kampanyalar düzenlediler. Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanan Yahudi dergilerinde boy boy posterler basılıyor, bu posterlerde Yiddish dilinde “Sion’un kızı eski ülkesini istiyor. Yahudi Alayı’na katıl!!!” yazıyordu.
Sadece 400-500 Katırcıdan ibaret olan bir birliğin İsrail Devletinin kurulmasındaki rolüni sanırım anlamayan kalmamıştır. O bakımdan hiç bir zaman ‘’ İsrail ne ki? Bizim bir mahallemizden İsrail’in tamamı kadar asker çıkartırız.’’ Gibi saçmalamalar yapılmamalı...
BİTTİ NOT: Bu yazıyı keşke sizlere fotoğraflarıyla birlikte sunabilseydim
Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( ‘’bağımsız Bir İsrail Devletinin Yolu Çanakkale’den Geçer’’----‘’zion Mule C başlıklı yazı Sami Biber tarafından 21.07.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
 
Bu sayfadaki tüm yazı ve içerikler Sami Biber sorumluluğundadır. Sami Biber hakkında bilgi ve yazılarına ulaşabilirsiniz.
Yukarı/
© 2008-2022 Edebiyat Evi | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.